Bölüm...
Action,Demons,Fantasy,Magic,Martial,Monster,Novel,Space,Vampires,War

Bölüm 178

Hayranlık!
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.476

>>Tanıklığa Dair: Antlaşma Arşivlerinden Parçalar.>>


Dünya’nın onlara asla göstermemesi gereken şeyleri görenlerin üzerine çöken bir sessizlik vardır. Bu, ağzına kadar doldurulmuş, hâlâ çatlayıp çatlamayacağına karar veremeyen bir kabın sessizliğidir.


Böyle şeyleri tek başına görenlere acıyın. Hâlâ sevmeyi öğrenmekte olduğu birinin yanında bunları görenlere daha da acıyın.


- İlk Taş Antlaşması’nın Dördüncü Arşiv’inden, Yazar Bilinmiyor.


---


Serala... Nasıl nefes alacağını tam olarak hatırlayamıyordu.


Damian’dan biraz uzakta süzülüyordu, Beyaz-Altın rengi kanatlarında Yeşil İplikler örülmüş ve onu hala şaşırtmaya devam eden Kanatlar tarafından havada tutuluyordu. İnanılmaz derecede genişlemiş bedeninin altında, çocukluğundan beri Kutsal Kızlar’ın ölçülü disiplinine alıştırılmış bir kalp, o disiplinden hiç de uzak olmayan bir şekilde atıyordu.


Bir Adam’ın bir Ata’yla konuşmasını izliyordu!


Sanki Antlaşma’nın koridorunda herhangi biriyle konuşuyormuş gibi, o kadar rahat bir şekilde konuşuyordu. İmparator Zuku Vakochev’in Yemyeşil-Mavi silueti Beşiğ’in üzerindeki Gökyüzünü dolduruyordu ve Damian, sanki o köprü onun rahatlığı için inşa edilmiş gibi, Yaşayanlar ve Ölüler arasındaki Köprü’den sözler alışverişinde bulunuyordu.


O, bu Hikayeler’le büyütülmüştü. Şamanlar, sesleri çatlayana kadar günlerce oruç tutup, Yazılar yazıp, ilahiler söyleyerek bu tür ritüellere hazırlanırlardı; Hatta Antlaşma’nın en yaşlı Sangoma’sı bile, bir Amadlozi Ruh’una kısa bir süre dokunduğunda kendini bir arada tutmanın zorluğundan saatlerce ağlamıştı.


Damian bunu Eski Dil’de birkaç cümle ile başarmıştı.


Çocukluğundan beri içine işlenmiş her içgüdüsü, aşağıdaki kabile üyeleri gibi diz çökmesi gerektiğini ısrarla söylüyordu. Bunun yerine Hava’da süzüldü, izledi ve gözlerini ayıramadı.


O... Başka Dünya’dan gibi görünüyordu.


Düşüncelerinde sürekli dönen Kelime buydu. Orada kendinden emin bir şekilde asılı duruyordu; Yemyeşil Alevler, yakmadıkları derisini yalıyordu; Yemyeşil-Mavi Ateş’ten Kanatlar’ı arkasında yarı açık duruyordu ve duyguları kabardıkça, daha da genişliyordu. Bu sabahki boyutunun iki katı büyüklüğündeydi; Bu, Taş Toprakları’nın nesillerdir üretmediği bir şeydi ve bir Ata’ya, sanki sadece katılmak için doğru Beden’e ihtiyaç duyduğu bir sohbetmiş gibi konuşuyordu.


İmparator’un gürleyen sözleri ona sadece yankı olarak ulaştı; Sözler’in çoğu sadece Damian’a yönelikti, ancak zulüm, görev ve yağmura muhtaç yanan Topraklar hakkındaki parçalar, Damian’dan neyi üstlenmesinin istendiğini anlaması için Bulutlar’ın arasından sızmaya yetti.


Sonra onun ulumasını duydu.


Bu uluma, onun soğukkanlılığının altında hissettiği ve hissetmediği her şeyin öfkesiyle içinden fışkırdı. Uluma bittiğinde, sesi Eski Dil’e dönüştü ve bir söz verdi.


Hepsini yok edeceğim. Dünyalar’ını yakacağım. Baba, Atalar adına yemin ederim, onlar yaşamayacak!


Kalbi daha hızlı atmaya başladı! Kanatları, izni olmadan bir kez titredi ve etrafındaki Bulutlar’ın üzerine Altın-Yeşil’i bir ışık saçtı.


O, İblisler’i yakıp, kül edecekti! Krallıklarının bulunduğu yerde Nehir Küller’in üzerinden akıncaya kadar Dünyalar’ını yakıp, kül edecekti!


Kalbi daha da hızlı çarptı.


O kadar görkemli görünüyordu ki!


Bu düşünce tam olarak şekillenmiş bir şekilde geldi ve kafasından çıkmak istemedi. Daha önce de ona çeşitli isimler takmıştı; Koruyucu, Müttefik, Tokoloshe ve dost... Ama Babası’nın Âurorası’nın altında, arkasında Yemyeşil Alev kanatları yayılmış hâlde dururken, o, kelime dağarcığının henüz ulaşamadığı bir şeydi.


“Muhteşem“ en yakın kelimeydi. Yeterince yakın değildi, ama öyle kalmasına izin verdi!


Aurora solmaya başladı.


İmparator Zuku Vakochev’i oluşturan İplikler gevşedi, desenler şeritlere dönüştü, şeritler yukarı doğru yükselen ve Amadlozi’nin yürüdüğü yere geri emilen ışık noktalarına dönüştü. Varoluş’unun son bir titreşimi sadece Damian’a ulaştı ve sonra Âurora kayboldu.


Kara Bulutlar titredi ve geri çekilmeye başladı. Onlarca Mil boyunca karanlık inceldi, daha yumuşak bir ışık sızmaya başladı ve aşağıdaki Cennet, Akasya, Baobab ve Mavi Saplı Otlar görünür dünyada yerlerini geri kazanırken, Renkler’ini yavaş yavaş yeniden keşfetti.


Damian gökyüzünde kaldı.


Babasının önünde durduğu yerde asılı kalmıştı; Yeşilim’si Âlevler hâlâ teninde dans ederken, solan bulutlar sanki ona dokunmalarına izin verilmeyen bir Varoluş’muş gibi etrafında dağıldı.


Sonra döndü.


Kanat şeklindeki göz bebekleri, uzaktan onun gözlerini buldu; Uluması sırasındakinden daha yumuşaktı.


Konuştuğunda, Eski Dil’de konuştu; Ses’i, sadece onun gelişmiş işitme duyusunun yakalayabileceği bir tonda çıkıyordu.


“Lungela, Nkosazana. Umzimba wami wobuntu nawe, sizohamba siye eCovenant yaseTshe Lokuqala emahoreni alandelayo. Umzimba wami wesilo uzosala lapha, ukuze ukhulume nezilwane ezizayo.“


Hazır ol, Kutsal Kız. Benim İnsan Beden’im ve sen, önümüzdeki bir saat içinde İlk Taş’ın Antlaşması’na gideceğiz. Canavar Beden’im burada kalacak, bize gelen Canavarlar’la konuşmak için.


...!


Düşünceleri vızıldıyordu. Mana’yı Varoluş’una aktardı.


Bu, Beden’in reddettiği Ânlar’da Mana’nın netlik sağladığını öğreten, eğitilmiş bir Refleks’di. Beyaz-Altın parıltı bedeninden akıp, Evrim’inin kattığı Yemyeşil parlaklıkla iç içe geçti.


Dudaklarının kendiliğinden açıldığını fark edince, başını salladı.


“Ngilungile.“


Hazırım.


Damian başını bir kez eğdi, sonra hâlâ aşağıda diz çökmüş olan Adam Amca ve Essun Büyükanne’nin yanına indi. Serala onun gidişini izledi, sonra bakışları onun üzerinden, kabile duvarlarının ötesine, arkalarındaki yükselen dağa, diğer bedeninin yattığı yere kaydı.


Canavar formu.


Onu daha önce, Asil Simba Fiziği’nin izin verdiği her boyutta görmüştü ve Damian’ın var olması gerektiğine karar vermeden önce var olmayan bir dağda uzanan devasa Altın Aslan’ın görüntüsüne, herkesin yapabileceği kadar alışmıştı.


Bu o Aslan değildi.


Yeşil-Mavi Alevler artık Canavar Formu’nu kaplıyordu; Damian’ın insan vücudundaki aynı Ateşler bu vücuda da uzanıyordu. Altındaki Altın rengi kürk daha koyu ve zenginleşmişti; Sanki saç tellerinden değil de erimiş güneş ışığından dokunmuş gibi parlıyordu. Her zaman Ateş gibi dalgalanan yelesi artık gerçekten Ateş’tir. Dokuz Kuyruk, arkasında yavaş yaylar çizerek sallanıyordu; Her biri eskisinden daha uzundu ve her birinin ucunda kendi küçük Alev’i sallanıyordu.


Mesafeye rağmen, gözlerini görebiliyordu. Damian’ın insan göz bebekleriyle aynı kanat şeklindeki Yeşilim’si-Mavi renkte parlıyorlardı, ihtişamdan çok avlanmak için yaratılmış bir Yüz’e yerleştirilmişlerdi. Sadece daha önce taşıdığı hayvani havayı yaymakla kalmıyor, daha eski bir şey yayıyordu!


Konsantrasyonu bozuldu.


Aşağıdaki topraktan bir ses yükseldi.


“Exelissomai!“


BOOM!


Başını aşağıya çevirdi.


Damian, Adam Amca ve Essun Büyükanne’nin önünde duruyordu; Çimler’e kadar inmiş, dönüşmüş bedeni onların üzerinde yükseliyordu. Yaşlı savaşçı diz çöktü, Büyükanne de onun yanına diz çöktü ve Damian, ikisinin toplam kütlesinin iki katından fazla ağırlığıyla aralarında durdu; Eller’i bir tanesi Adam Amca’nın grileşmiş başının üzerinde, diğeri de Essun Büyükanne’nin başının üzerindeydi.


Diz çökmüş iki figürün etrafında, hiçbir yerden Yeşil Alevler fışkırıyordu ve onları, o günün erken saatlerinde Serala’yı Yutan Alevler’in aynısı gibi yutuyordu.


Adam Amca’nın ağzı, ses çıkarmadan şaşkınlıkla açıldı. Essun Büyükanne’nin gözleri inanılmaz bir şekilde büyüdü. Damian’ın ellerinin altında şekilleri değişmeye başladı; Ateş, yeni yakıt üzerine salınan Alevler’in açlığıyla onları Yutuyor’du!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi