Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5135

Diseksiyon! II
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.587

Noah, önünde süzülen bağlanmış BU İlkel Mimarlar’a bakarken, gözleri parlıyordu.


Başının üstünde, Hadean Sonsuzluk Sütun’u, bir sonraki Darbesi’nden hemen önce bir Demirci Ocağ’ının yumuşak uğultusuyla vızıldıyordu. O, Sütun’un içinde barınan Medeniyetler’i çağırdı ve üçü onun çağrısına uyarak, dışa doğru açıldı. İlk olarak Farklılaşmamış Kader; Altın ışığı, uzun erimiş şeritler Hâlinde Sütun’dan aşağı dökülüyordu.


Sırada Görelilik vardı; Mor akıntıları, Mesafe’yi itaatkar Hâle getiren şekillerde etrafındaki Alan’ı Katlıyor’du. Son olarak Outerversal, Obsidyen Örgüler’i Sütun’un derinliklerinden, dipsiz bir Okyanus’tan çıkarılmış bir şey gibi yükseliyordu.


Üç Medeniyet, önündeki Varoluş’ta birbirine dokunarak, Zincirler Hâline geldi.


Altın, Mor ve Obsidyen. Uzunlukları boyunca örülmüş, her bir halka üç Medeniyet’in Ağırlığ’ını birden taşıyordu.


Sonsuzluk Sütun’u, sahip olduğu her gerçekleşmiş Medeniyet’i barındırıyordu. Onu bu şekilde inşa etmesinin amacı da buydu. Onları tek tek çağırabilir, istediği gibi Katmanlayabilirdi ve her biri yine de Sonsuzluğ’un tüm ağırlığını taşıyacaktı çünkü Sütun, Sonsuzluk ile Medeniyet’in buluştuğu yerdi.


Zincirler hareket etti.


HUUM!


Zincirler, yüzen Ada’nın üzerinde dışarıya doğru uzandılar; Tam da bu tür bir iş için yetiştirilmiş avcıların kararlı güveniyle donmuş Varoluş’ta çözülerek ilerlediler. Önce Octavius’u sardılar. Sonra Valeria’yı. Ardından yıkık cihazın üzerine dağılmış diğer Kâlmiânlar’ı!


Sonra baygın Rhyacian. Sonra hâlâ yukarıda asılı duran İğrençlik, Çeneler’i hâlâ ısırma hareketinin ortasında donmuş Hâl’de idi. Her bir Varoluş kendi ayrı koşum takımına sarıldı, donduğu yerden kaldırıldı ve Alan’da sırt üstü düz bir şekilde yatırıldı.


Ona göre. Artık onların üzerinde süzülüyordu.


Onun altında, tepsilerdeki Numuneler gibi, onun konumunun altında düzgün bir sıra hâlinde süzülüyorlardı!


Gözlerinde şaşkınlık vardı. Şaşkınlığın ardında kasvet. Her biri, Hâki’sinin ağırlığı altında yukarıya bakıyordu ve her biri, Zincirler uzuvlarına dolanmadan önce tam olarak inanmadıkları bir şeyi o Ân’da anlamıştı.


Seçilmiş Unvan’ının Sınırlar’ı vardı. Bu Sınırlar az önce kendilerini göstermişti!


Noah, içindeki gerginliği kontrol etti.


Bu, Zihni’nin derinliklerinde her bir bağlanmış BU İlkel Mimar’ı yerinde tutan görünmez bir kas gibiydi; Her biri, dikkatinin gergin tuttuğu bir İplik’ti. Doğal olarak en fazla Güc’ü Octavius aldı. Açgözlülük’le güçlendirilmiş BU Mimar, grubun en sağlam Temel’ine sahipti ve Mühendisliğ’i, Sonsuzluğu’nun kontrolüne karşı en uzun süreli direnişi gösterdi. Ama o bile kontrol edilebilirdi!


Elini salladı.


Octavius’un bağlanmış Beden’i Varoluş’ta ona doğru kaydı; Altın, Mor ve Obsidyen Zincirler onu, Noah’ın süzüldüğü konumun tam altına gelene kadar yaklaştırdı. BU Mimar’ın Soluk Altın rengi gözleri, Açgözlülüğ’ü henüz hiçbir şeyden ödün vermemiş bir Varoluş’un meydan okuyan ışığıyla ona bakıyordu.


Meydan okuma işine yarıyordu. Meydan okuma, Ego’nun hâlâ aktif olduğu, hâlâ uğuldadığı, hâlâ Noah’ın incelemek istediği Yapılar’ı sergilediği anlamına geliyordu.


Octavius’un altında, Sonsuzluk dalgalandı.


BU Wyld’ın ortam akımlarından toplandı, Ada’nın nehirlerinden yukarı doğru aktı ve parlak Mavi bir ışıltı masasına yoğunlaştı. Masa, bir ameliyat masasının teslim edilmesindeki sessiz kesinlik ile, onun Varoluş’ta asılı bedeninin altında somutlaştı. Octavius’un sırtı, parlayan yüzeye yaslandı. Zincirler ayarlandı, onu daha da düzleştirdi, kollarını yanlara doğru bağlayarak, numune olmak üzere olan deneklerin Varoluşsal duruşunu aldı.[Not: Dexter gibi olmadı mı? Yoksa bana mı öyle geldi]


Noah ona baktı.


“İnsan Vücud’u sayısız şeyden oluşur.“


Sesi Ada’nın her yerine sakin bir şekilde yayıldı, telaşsız ve sohbet ediyormuş gibi.


“Mana olmasa bile. Hiçbir Otorite ya da İncelik olmasa bile. İnsan vücudu tek başına bir mucizedir ve çoğu İnsan, aslında neyin içinde dolaştıklarının farkına bile varamadan kısa hayatlarını yaşar. Sıradan Et ve Kemik. Sıradan Kan. Her şey Sıradan. Yine de o sıradan vücudun bileşimi, yeterince geriye giderseniz, Evren’in Tüm Yaşam’ı boyunca uzanan bir Târih’i anlatır.“


Octavius’un gözlerinde bir ilgi belirtisi olup, olmadığını izledi ama hiçbir şey görmedi, yine de devam etti.


“Vücut büyük ölçüde Oksijenden oluşur. Kütle olarak yaklaşık Yüz’de Altmış Beş. Ardından Karbon, yaklaşık Yüz’de On Sekiz. Hidrojen, yüzde On Civar’ında. Azot, Yüz’de Üç. Sonra Kâlsiyum, Fosfor, Patasyum, Kükürt, Sodyum, Klor, Magnezyum. Demir, Çinko, Bakır, Selenyum, İyot gibi eser miktarlarda bulunan Elementler ve daha Niceler’i. Bu Elementler’in her birinin bir Hikâye’si vardır. Her biri, yürüyen bir İnsan’ın Vücud’una girmeden önce bir yerlerde oluşmuş olmalıydı.“


Konuşurken, parmakları dalgın bir şekilde Varoluş’ta hareket ediyordu, kendi sözlerini Sonsuzluğ’un dallarıyla yönlendiriyordu.


“Hidrojen ve Helyum’un çoğu, Büyük Patlama’dan sonraki ilk üç dakika içinde oluşan Erken Evren’in kendisinden geldi. Daha ağır olan her şey Yıldızlar’ın içinde oluştu. Karbon, Oksijen, Nitrojen, hepsi Milyarlar’ca yıl boyunca yaşayıp, Ölen Yıldızlar’ın Çekirdekler’inde pişirildi. Kemikler’deki Kalsiyum mu? Yıldız Füzyon’unda oluşturuldu. Kan’daki Demir mi? Devasa Yıldızlar’da üretildi ve sonra o Yıldızlar Süpernova olarak patladığında Uzay’a dağıldı. Tiroidde’ki İyot, Selenyum, daha Ağır Elementler mi? Bunlar Nötron Yıldız’ı birleşmelerinden ve En Büyük Yıldızlar’ın Ölümler’inden geldi.“


Konudan sapmasına neredeyse gülerek, bir Ân durdu.


“Eski Dünya’da, geçmişte yanından geçtiğim her İnsan’a tek bir şey söyleyebilseydim, onlara Akıl Almaz Derece’de muhteşem olduklarını söylerdim. Ve bu... Bir şey başardıkları için değil. Bir şey Yetiştirdikler’i için bile değil. Sadece... Yıldızlar’ın Maddesi’nden Yaratıldıklar’ı için. Vücutlar’ındaki her Atom, bir noktada bir Yıldız’ın içinde bulunmuştu. Kalsiyumlar’ı Yıldız Ateş’inde dövülmüştü. Demirler’i, bir Süpernova’yla Kozmos’u Aşmış’tı. Kemikler’inde Öl’ü Güneşler’in Küller’ini taşıyarak dolaşıyorlardı ve çoğu bunu hiç düşünmeden ölürdü.“


Octavius’un gözleri sabit duruyordu, arkalarında hâlâ bir meydan okuma parlıyordu.


“Her bedenin ve Varoluş’un bir Yaş’ı vardır. Her Beden’in ve Varoluş’un bir Târih’i vardır. Bu masada yattığın Beden, Octavius, senin hakkında anlatabileceği her şeyi anlatır. Neleri yaşadığını. Sana hangi Modifikasyonlar yazıldığını. Nasıl tasarlandığını. Nasıl Doğduğ’unu. Eonlar boyunca Ne yediğini, Ne Emdiğ’ini,  içinden geçip, iz bırakanları. Bir Varoluş yeterince yakından incelenirse, tüm bunlar çıkarılabilir. Hepsi.“


Hafifçe öne eğildi, üstündeki Sütun daha parlak bir şekilde yanıyordu.


“İşte üzerinde düşündüğüm soru bu. Bir BU İlkel Mimar neyden oluşur? Octavius neyden oluşuyor? Bileşenler’ini Temel Dokumalar’ına kadar Parçalarsam, bir BU İlkel Mimar tasarlayabilir miyim? Tüm Bileşenler’ini, tüm Otoriteler’ini, BU Yaldızlılar’ın Varoluşsal Yapı’na yazdıkları tüm Mühendisliğ’i hesaba katarsam, seni Sıfır’dan tamamen Tasarlayıp, Kopyalayabilir miyim?“


Gülümsemesi yumuşaktı!


“Ne düşünüyorsun?“


...!





Not: Infınıte Mana’yı niye seviyorum? Bu Yüzden işte. Daha Önce de Adui bunun Hakkında bilgi vermişti hatırlıyorum ama bu kadar Detay’lı değildi. Resmen Dexter olması, verdiği Bilgiler ve Noah Hangi Varoluş Tür’ünü incelerse incelesin neyden oluştuklarını bulunca o Tür’ü Yaratabilmesi ya da Sıfırdan Değiştirebilme’si...  Tüm bunları boşverin. Âllah Aşkına bu Novel hakkında ne düşünüyorsunuz? Çok çok merak ediyorum. Ne düşünüyorsunuz? O çok okunan seriler ismini vermek istemiyorum Anladınız siz Âllah Aşkına sizi o Seriler Sorgulatıyor mu? Yeterince Bilgiler veriyor mu? Okumadım ben o tarz Seriler’i pek merak ettim. Ben verdiklerini düşünmüyorum. Belki 1 2 tanesi anca. Infınıte Mana o Seriler’den en az Sonsuz Kat daha iyi. Güç Seviye’si olarak bakmayın. Bilgi, Sorgulatma açısından bakın.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi