Bölüm...
Action,Demons,Fantasy,Magic,Martial,Monster,Novel,Space,Vampires,War

Bölüm 184

Bölünmüş Antlaşma! I
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.193

En sağlam Surlar asla dışarıdan Aşılmaz. Onlar içeriden Aşılır; Bir zamanlar inşasına yardım eden eller tarafından, bir zamanlar övgülerini söyleyen sesler tarafından, sadakatten çok açgözlülüğün daha rahat olduğuna karar veren kalpler tarafından.


Şimdiye kadar yıkılmış her büyük Kale, Anahtar’ı olan biri tarafından bir Kapı’nın kilidinin açılmasıyla çöküşüne başlamıştır.


-İlk Taş Antlaşması’nın Üçüncü Arşivinden, Yazar bilinmiyor.

---


İlk Taş Antlaşması kendi kendini parçalıyordu.


El değmemiş Beyaz duvarlar hâlâ Gökyüzüne bir Mil yükseklikte yükseliyordu ve Kutsal Yazıtlar Hâlâ Hafıza’nın başladığı günden beri burayı kutsayan Atalar’ı onurlandırıyordu, ancak o duvarların nesiller boyunca barındırdığı huzur yok olmuştu. Onun yerine çirkin, gürültülü ve tehlikeli bir şey yerleşmişti; Kâle’nin gölgesinde, sakinlerinin çoğunun farkında olduğundan daha uzun süredir büyüyen bir şey.


Her şey bir gün önce başlamıştı.


İkinci Alev’in Azize’si Obara, İlk Şafak Katedrali’nin dışındaki büyük meydanda toplanan kalabalığın önünde durmuş ve Antlaşma’yı ortadan ikiye bölen sözler sarf etmişti. Beyaz Cüppe’si lekesizdi, sesi sağlamdı, Kultivasyon’u ise Antlaşma Hiyerarşi’si içinde on yıllarca iktidarın Zirveler’ine tırmanmış birinin kontrollü otoritesini yansıtıyordu. Yüzbinlerce yas tutan inananın üzerine bakmış ve onlara Kutsal Ses’in yoldan saptığını söylemişti.


İblisler’le işbirliği yaptığını.


Kutsal Kız’ın ortadan kayboluşunun ve Taş Aziz’e yapılan saldırının dışarıdan gelen düşmanların saldırıları değil, Kutsal Ses’in Dünya Nehri’nin ötesindeki güçlerle yaptığı gizli anlaşmaların sonuçları olduğunu. Kanıtlar bulunmuş, tanıklıklar toplanmıştı ve çoğunun hatırlayabileceğinden daha uzun süredir güvendikleri kutsal lider, insan ruhlarıyla beslenen yaratıklara inançlarını satıyordu.


Meydan ayaklandı!


Herkes buna inanmadı. Binlercesi bu suçlamayı reddederek, Kutsal Ses’e olan bağlılıklarının kelimelerle kesilemeyecek kadar derin olduğunu gösterdi. Ancak binlercesi ise tereddüt etti ve bu tereddüt içinde çatlak bir kanyona dönüştü. On Yıllar’dır hırs besleyen Âzizler, fırsatı gördü ve onu değerlendirdi. Sadakatler’i her zaman Antlaşma’nın misyonundan çok kendi ilerlemelerine yönelik olan Kutsanmışlar, Aziz Obara’nın iddialarını desteklemek için öne çıktı. Birkaç Saat içinde Kale fraksiyonlara bölündü ve Bir Gün içinde bu fraksiyonlar silahlandı.


Şimdi İlk Şafak Katedral’i, başlamak üzere olan bir savaşa çok benzeyen bir olayın merkezinde duruyordu.


Sadık olanlar Katedral’e en yakın duruyorlardı. Ömür boyu adanmış bir inançla Kutsal Ses’e hizmet etmiş Kutsal Kadınlar ve Yüksek Paladinler iç çemberi oluşturuyorlardı; Beyaz ve Altın rengi Manalar’ı, Kutsal Yapı’nın etrafında savunma düzenlerinde parıldıyordu. Mana Nehirler’i hâlâ Katedral’in etrafındaki zemine oyulmuş Kanallar’dan akıyordu ve sadık olanlar kendi Kultivasyonlar’ını bu Nehirler’e dokumuş, herhangi bir doğrudan saldırıyı Akıl Aşmaz Derece’de pahalı hale getirecek bariyerler oluşturmuşlardı. Yüzlerce Yedinci Çember ve Altıncı Çember Savaşçı’sı, Organ Kutsama Savaşçılar’ıyla omuz omuza duruyordu ve hepsinin yüzündeki ifade, içerideki adama kimsenin dokunmasına izin vermeden, bulundukları yerde ölmeye hazır olduklarını gösteriyordu.


Onları çevreleyen suçlayıcılar da kendi güçlerini toplamışlardı.


Ve bu güçleri tek başlarına toplamamışlardı.


Kızıl Taş Hakimiyet’i, yardım çağrısına, aklı başında herhangi birini derinden rahatsız edecek bir coşkuyla cevap vermişti. Bir düzineden fazla Sekizinci Çember İmparator’u, Katedral’in üzerindeki Hava sahasını yavaş, avcı hareketleriyle dolaşan, boyun eğdirilmiş dinozorların sırtında oturuyordu; Kızıl Rünler’le süslenmiş Prerozorlar’ı, aşağıdaki Beyaz taşların üzerine gölgeler düşürüyordu. Yüzden fazla Yedinci Çember İmparator’u, Katedral’e giden meydanlarda ve sokaklarda saflar oluşturmuştu; Kırmızı Zırhlar’ı, Beyaz Kale’nin yansıtmak üzere tasarlanmadığı ışığı yakalıyordu. Binlerce’si daha arkalarındaki Alanlar’ı doldurmuştu; Altıncı ve Beşinci Çember Savaşçılar’ı, kalenin sokaklarına doğru uzanan düzenli sıralar hâlinde duruyordu; Bu ordunun, Aziz Obara ağzını açmadan çok önce hazırlandığını düşündüren bir hızla pozisyonlarına yerleştirilmiş olduğu belliydi.


Suçlayıcıların tarafını tutan Antlaşma’nın sadık mensupları, Hâkimiyet güçlerinin arasında duruyorlardı; beyaz cüppeleri, bir hafta önce hayal bile edilemeyecek bir manzarada Kıpkırmızı Zırhlar’la iç içe geçmişti. Yıllardır Antlaşma’ya hizmet etmiş Âzizler ve Meshedilmişler, sanki bu Taş Toprakları’ndaki en doğal ittifakmış gibi Yabancı İmparatorlar’ın yanında duruyorlardı.


Kale abluka altındaydı. Kimse, bir mil yüksekliğindeki duvarın her kapısında kurulan Hakimiyet’in kontrol noktalarından geçmeden içeri giremiyor ya da dışarı çıkamıyordu. Tüm bunlarla hiçbir ilgisi olmayan Yüzbinler’ce sıradan inanan, evlerinde toplanmış, cevap vermeyecek gibi görünen Atalar’a dua ediyordu.


---


Katedral meydanının dış kenarına yakın, el konulmuş bir salonda, iki kişi bir zamanlar Antlaşma idari toplantıları için kullanılan Beyaz taştan oyulmuş bir masanın başında duruyordu. Masa artık birlik konumlarını, ikmal hatlarını ve Katedral’i çevreleyen savunma düzenlerini gösteren işaretlerle kaplıydı.


İlki, Kızıl Taş Hâkimiyet’inin bir İmparatoruydu.


Mana yoluyla bedenlerini ömür boyu geliştirmiş Kultivatörler’in standartlarına göre bile devasa bir adamdı. Hâkimiyet’in en üst rütbeli subayları için ayırdığı tekniklerle dövülmüş, Kızıl ve Altın zırh plakaları vücudunu kaplıyordu ve kasları, sanki metal altında yaşayan şeyi tutmakta zorlanıyormuşçası Zırh’a baskı uyguluyordu. Yüzü sert, çenesinde ise tamamen farklı bir İmparatorluğ’un hizmetindeyken aldığı kadar eski bir yara izi vardı. Gözleri kızıl Mana ile parlıyordu ve konuştuğunda, sesi hiç çaba harcamadan odayı doldurdu.


O, Kraliyet Kaptan’ı Draegan Morath’tı. Bir zamanlar Vakochev İmparatorluğu’nun Dördüncü Kraliyet Kaptanı olan Morath, İmparator Zuku Vakochev’e hizmet eden Hiyerarşi’de merhum Sör Alex’in çok üzerinde bir konumdaydı. Artık doğuştan hizmet ettiği renkler yerine Kızıl ve Altın rengi giyiyordu.


Bu piç kurusu.


İkincisi ise bizzat Aziz Obara’ydı!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi