Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 323

61.Kısım – Gigantomachia (3)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 8 dk Kelime: 1.912

Çeviri: Sansanson
61.Kısım – Gigantomachia (3)
 
   [Küçük çocuk, sen de kimsin?]
 
Tanrılardan uzanan sayısız koldan üçü; beni, Yoo Joonghyuk’u ve Kim Namwoon’u tutuyordu. Havada asılı kalmış hâlde, deve inanmayan gözlerle bakıyordum.
 
Kapı bu kadar kolay mı açılmıştı? Anlayamıyordum. 77. katın altındaki bölgeyi mühürleyen kapı, normalde içeriden açılamazdı. 47. turda da, 211. turda da böyleydi. Bu yüzden sunuyu önceden hazırlamıştım...
 
   [Hm… olasılık zorlayıcı. Bugünlerde daha da kötüleşiyor.]
 
Bir ses duyuldu ve devlerin vücutlarının çevresinde olasılık kıvılcımları çaktı. Dev, parmaklarından birini koparıp kapıya doğru fırlattı. Kıvılcımlar sanki bekliyorlarmış gibi ileri atılıp parmağı eritip bitirdi. Ardından kıvılcımlar yavaşça söndü. İnanılmaz bir manzaraydı.
 
Olasılığın bedeli tek bir parmakla mı ödenmişti? Böyle bir şey Yoo Joonghyuk’un turlarının hiçbirinde mümkün değildi. Devin vücudundan hafif bir aura yükseldi. Devin içinde, derinlikleri kestirilemeyen, akıl almaz bir ‘statü’ uyuyordu.
 
Evrendeki en eski varlıklardan biri. Yıllar içinde birikmiş mitler. Sadece yüzeydeki yılları saymak bile kalbimi titretiyordu. Bu bir Titandı. Hiç şüphe yok ki bir Titandı. Devin vücudunda kaynaşan mitler yıpranmış olsa da hâlâ canlıydı. Bu, bildiğim orijinal romandan çok farklıydı.
 
    Yoo Joonghyuk’un karşılaştığı kadim devin enerjileri ölümün eşiğindeydi.
 
Garipti. Tüm devler Titanomachy ve Gigantomachia’nın dev hikâyelerine dayanırdı. Mitin etkisi zayıfladıkça veya geleneklerin çarpıtılması arttıkça, onların güçleri de zayıflardı. Olimpos’un alışılagelmiş etkinlikleri yüzünden, dev hikâyelerinin şimdiye kadar bir hayli zayıflamış olması gerekirdi.
 
   [Evlat, cevap vermeyecek misin? Beklemek konusunda kendime güvenirim çünkü sabrım denizler kadar derindir. Zaten çok uzun zamandır bekliyorum, biraz daha beklememem için bir sebep yok.]
 
Ancak, önümdeki devden inanılmaz bir canlılık fışkırıyordu. Kafamdan düşünceler geçti.
 
     Belki de Yeraltı Dünyası’na çok erken geldiğim içindir?
 
Gigantomachia henüz gerçekleşmemişti ve belki de devlerin gerileyişi henüz eşiği aşmamıştı.
 
Dev konuşmaya devam etti. [Yine de... Diğer arkadaşlarım aynı fikirde olur mu bilmem. Sizin gibi lezzetli çocuklar buraya girmeyeli uzun zaman olmuştu.]
 
Kim Namwoon titriyordu, cevap vermeyi aklından bile geçiremiyordu. Dev, sanki çok sevimliymiş gibi Kim Namwoon’un yanağını okşadı.
 
   [Sen günahı derin olan bir çocuksun. Senin gibi bir çocuğu yemek lezzetlidir. Bir dev askerin vücudu… Geçen sefer parçalanan sen miydin?]
 
Tartarus’tan kaçmaya çalışırken yeraltına düşen mahkûmlar genellikle devlere yem edilirdi. Kim Namwoon debeleniyordu; eğer insan olsaydı çoktan ağzından köpükler saçıyor olurdu.
 
Devin bakışları tekrar bana döndü.
 
   [Üzerinde çok güzel kokular var. Bir takımyıldızı, melek, şeytan, insan... Hatta bir dış tanrı bile. Bunlar ne tür hikâyeler?]
 
Cevap vermedim. Bazen bu, kelimelerden daha net bir cevaptı. Rakibim kadim bir tanrı olabilirdi ama en baştan gözümün korkmasına izin veremezdim.
 
   [Şeytan Kral statüsü serbest bırakıldı!]
 
Devin pençesinden kurtuldum ve devin görünümü daha netleşti. Devin boyutu hayal gücümün ötesindeydi. Neredeyse 100 metre boyundaydı... En başta bu varlıkla dövüşemezdim.
 
   [Bu çocuğu ben yiyeceğim.]
 
   [Hadi onu ikiye bölelim.]
 
Her yerden sesler geliyordu. Ağzımı açtım ve soğuk bir uyarıda bulundum. “Biz av değiliz.”
 
   “Müzakere etmeye geldik.” Yoo Joonghyuk da söze girdi.
 
Yoo Joonghyuk aşkınlığını serbest bırakarak devin elinden kurtuldu. Ancak dev, umursamaz bir tavırla cevap verdi. [Karar sizin değil.]
 
Böyle olacağını biliyordum. Devlerin mahvoluşu nihayetinde bu kibirden kaynaklanıyordu.
 
Daha fazla gecikmeden gerçek sesimi kullandım.
 
   [Sizinle tanışmak güzel. Büyük ‘Yüz-Elliler’, üç Hekatonkheir kardeşler.]
 
Sözlerim üzerine, karanlıkta aynı anda 300 göz açıldı. Bu gözler sadece üç deve aitti.
 
Üç dev aynı anda konuştu.
 
   [İlginç. Bizi bilerek mi buraya geldin?]
 
50 baş ve 100 kol, Yüz-Elliler. Bu Titanların isimlerini biliyordum.
 
En güçlü fırtına, Briareus.
 
Koşan taş, Cottus.
 
Değişen uzuvlar, Gyges.
 
Onlar hem Titanomachy’yi hem de Gigantomachia’yı deneyimlemiş yaşayan mitlerdi. Olimpos’un tüm hikâyeleri onların bedenlerinde birikmişti. Onlar birer ‘kitap’ olsaydı eğer, onlarca yıl burada oturup onları okuyabileceğimi hissediyordum.
 
   [Dördüncü Duvar bu tadın açgözlülüğünü çekiyor.]
 
Belki de mit buydu. Dünyadaki en eski hikâye. Ölümlülere aktarılan ve sonunda bir dünya görüşü oluşturan şeyler.
 
Üç tanrının görünüşü aynıydı ama göz renkleri farklıydı. Briareus’un mavi, Cottus’un kahverengi ve Gyges’in yeşil gözleri vardı. Yüzlerce göze bakarak ağzımı tekrar açtım.
 
   [Tüm devleri Tartarus’tan özgür bırakmaya geldim.]
 
Gerçek sesim yankılandı ve yayıldı. Belki de sadece Hekatonkheirler değil, tüm Tartarus tarafından duyulmaya yetmişti. Karanlıkta, bazı devlerin vücutlarını hareket ettirme sesleri duyuldu. Ancak kimse ağzını açmadı.
 
Çünkü önümüzdeki Titanlar hiçbir şey söylememişti. Hekatonkheirlerin sözlerime tepkileri farklıydı. Cottus huysuz görünürken, Gyges yorgun bakıyordu. Sadece Briareus farklıydı.
 
   [Ne komik bir şaka. Seni şimdi daha da çok yemek istiyorum.]
 
Bu sindirici tehdide rağmen geri adım atmadım ve gülümsedim. “Gördüğünüz gibi, sizin tadına bakmanız için fazla küçüğüm. Benden daha fazlasını yemeniz gerekecek.”
 
Yoo Joonghyuk’a baktım. Sanki bekliyormuş gibi, Yoo Joonghyuk’un kasları seğirmeye başladı. Kısa süre sonra Yoo Joonghyuk’un vücudu büyümeye başladı. 2 metre, 3 metre, 4 metre... Yoo Joonghyuk Kara Göksel Şeytan Kılıcı’nı tutarken boyu hızla arttı ve Briareus’a dik dik baktı. Pek çok gözün yarısı şüpheyle doldu.
 
   [...Devleşme mi? Bu yeteneğe nasıl sahipsin?]
 
   “Senden öğrendim, Briareus.”
 
Göğü Yaran Kılıç Ustalığı’nın gücü Kara Göksel Şeytan Kılıcı’nı doldurdu. Mite karşı çıkan küçük bir kahraman gibi, Yoo Joonghyuk hırladı. “Tam olarak söylemek gerekirse, geçen ‘tur’daki senden.”
 
***
 
Teknik olarak Yoo Joonghyuk’un ustası sadece Göğü Yaran Kılıç Azizi’ydi. Sahip olduğu gücün kaynağı, sayısız regresyon yoluyla eğitilmiş Göğü Yaran Kılıç Ustalığı’ydı.
 
Ancak Yoo Joonghyuk sadece tek bir yetenek öğrenmemişti. Sayısız regresyon boyunca, Yoo Joonghyuk çeşitli varlıklardan çeşitli teknikler öğrenmişti.
 
Devleşme bunlardan biriydi. Transmisyon stigması  yoluyla kazanılmıştı. Özellikle Devleşme’yi öğreten Briareus’un Yoo Joonghyuk ile küçük bir bağı vardı. Kanıtı, Göğü Yaran Kılıç Azizi’ninkine benzeyen mavi gözleriydi.
 
   [Kısa bir süre önce, genç bir dev burayı ziyaret etti. O çocuğun ‘kaderini’ uyandırmam karşılığında bir hikâye dinledim... Bir şey istiyordum ama seninle ilgiliydi.]
 
İlk Murim’de, Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne yardımı karşılığında Tartarus’a göndereceğime dair söz vermiştim. Belki de Göğü Yaran Kılıç Azizi o sırada ona bizden bahsetmişti. O inatçı aşkının ne dediğini bilmiyordum ama hikâyenin iyi çözülebileceğini düşündüm.
 
   [...Takımyıldızının bahsettiği tuhaflık.]
 
   [Zamanın çarkını hareket ettiren varlık...]
 
   [Senaryo gerçekten ■■’a doğru gidiyor...]
 
Az önce bizi yemek isteyen devlerin sesinde bilinmez bir yorgunluk vardı. Hayır, bu bir özgürleşme hissinden ziyade kabullenişe yakın bir sesti.
 
   [Sana ilgi duyuyorum. Peki bizi nasıl özgür bırakmak istiyorsun?]
 
   “Bir Gigantomachia yaratmak istiyorum.”
 
Lafı dolandırmadım. Titanlarla karşılaşmıştım ve eğer işi bitiremezsem iyi olmazdı.
 
Üç Hekatonkheir kardeş, Gigantomachia ve Titanomahcy’nin başkahramanlarıydı. Bu üçüyle, Gigantomachia’yı tersine çevirmek imkânsız olmazdı. “Bu taraf hazır. Eğer denerseniz—“
 
   [Reddediyorum.]
 
Bu kesin cevap karşısında biraz tereddüt ettim. “Neden?”
 
   [Küçük çocuk. Anlamayacaksın.]
 
Komik olan, sözlerinin doğru olmasıydı. Özgürlük teklifini neden reddettiklerini anlayamıyordum.
 
Üç Hekatonkheir kardeş ve devler, çok uzun zamandır burada, Tartarus’ta tutukluydu. Bu hapishaneden herkesten çok nefret ediyorlardı ve 12 tanrıya karşı derin bir kin besliyorlardı. Niçin özgür bırakılmayı reddediyorlardı?
 
     Kim Dok ja’nın ka fa sı bas mıyor.
 
Hızlıca Hayatta Kalma Yolları’nın içeriğini hatırlamaya çalıştım ama doğru öngörüyü bulamadım.
 
Devlerin bilgileri Hayatta Kalma Yolları’nda ayrıntılı olarak tarif edilmemişti. Romanın ikinci yarısında devlerle temas arttıkça, Yoo Joonghyuk konuşmak yerine kılıcını çekmeyi tercih etmişti. Yani... tıpkı şimdiki gibi.
 
   – Dur.
 
Eğer burada kılıcını hareket ettirirse gerçekten mahvolurduk.
 
Yoo Joonghyuk’un kabzayı bıraktığını gördüm ve tekrar devlere baktım. Hatırlamam gerekiyordu. On binlerce yıllık bu kütleleri nasıl ikna edebilirdim?
 
Beklenmedik bir şekilde, önce Briareus ağzını açtı.  [Küçük çocuk, dünyada kaç tane Gigantomachia olduğunu sanıyorsun?]
 
O anda devlerin yüzlerinde harfler belirdi. Devlerin hikâyeleri konuşmaya başlamıştı. Cümleler çok eski duygular içeriyordu.
 
   [Senaryo Yorumlayıcısı’nın etkisi etkinleştirildi!]
 
   [Hikâye anlayışın keskin bir şekilde arttı!]
 
Bu cümleler aracılığıyla devlerin anılarına bir göz atabildim. Çok uzun zaman önceki Titanomachy ve Gigantomachia’nın tarihi.
 
   [Tüm senaryoların sonucu sabittir. Biz sadece o senaryonun bir parçasıyız. Zaten bilmediğin sayısız Gigantomachia’da savaştık.]
 
60. senaryo, Gigantomachia. O senaryoda devler ezilmişti. Olimpos savaşı kazanmış ve periyodik olarak Gigantomachia’yı yeniden açmıştı. Devler tekrar tekrar savaşa getirilmişti. Paçavralar ve eski ekipmanlar giydirilmiş, yüzlerce silahlı takımyıldızı ve enkarnasyon tarafından avlanmışlardı. Kanlı yaralar sahteydi ve cesaretleriyle alay edilmişti.
 
   [Yenildik.]
 
Bu 10 kez yaşandı.
 
   [Kaybettik.]
 
100 kez.
 
   [Bir başka yenilgi.]
 
1000 kereden fazla tekrarlandı.
 
   [Şimdi bize tekrar savaş alanına çıkmamızı söylüyorsun.]
 
Tıpkı regresör Yoo Joonghyuk gibi.
 
   [Geçmişin hayaletlerini daha ne kadar çağıracaksın? Mitin ölü kabuklarını daha ne kadar tersyüz edip onlara hakaret edeceksin?]
 
Devler, Yoo Joonghyuk’tan farklı bir anlamda ‘regresörler’di. Sonunda, ‘regresyonlar’ tarafından tüketilmiştiler.
 
   [Çocuk, biz özgürlük istemiyoruz. Artık hikâyeyi merak etmiyoruz.]
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi