Bölüm 324
Çeviri: Sansanson
61.Kısım – Gigantomachia (4)
Yıllar içinde devler, ilk Gigantomachia’dan kalma öfkelerini unutmuşlardı. Tekrar eden senaryolar iradelerini ellerinden almış ve o şanlı günlerini lekelemişti.
Şimdilerde 60. senaryo olan Gigantomachia, birkaç devin zorla çağrıldığı, takımyıldızlarına özel bir festivalden ibaretti.
[Lütfen geri git.]
Dünyaya direnmek yerine, devler dünya tarafından unutulmayı seçmişlerdi. Umutsuzlukları o kadar büyüktü ki bir an için nutkum tutuldu. Keşke Yoo Sangah şu an burada olsaydı. İnsanları ikna etme konusunda benden çok daha iyiydi.
“Efsanevi bir çağın komutanları... Pek de matah bir şey değillermiş.”
Bu benzersiz derecede kaba bir tondu. Şaşırtıcı bir şekilde, ağzını ilk açan Kim Namwoon oldu.
“Koca kütleler, siz benim gibi ölü değilsiniz.”
Devlerin dehşet verici statüsüne rağmen, o küçük ağzı hâlâ laf yapıyordu. Kim Namwoon, sanki bu sonuymuş ve hiçbir pişmanlık duymak istemiyormuş gibi, tuhaf bir şekilde yükselen bir aksanla bağırdı. “Yaşayanlar geleceği değiştirebilir. Ancak siz şimdiden vaz mı geçiyorsunuz? Tanrıların insanlardan daha yüce olduğunu ve muazzam bir zihinsel güce sahip olduklarını söylerler ya? Hass■...■ tir! Birkaç kez kaybettikten sonra mızmızlanmak da ne...!”
Devlerden kanlı bir aura yükseldi. Onu durdurmak için hızla Kim Namwoon’un önüne geçtim. “Hâlâ değişebilirsiniz. Bu Gigantomachia, öncekilerden tamamen farklı.”
[Tarih değişmez.]
“Yıldırım Tanrısı tarafından ihanete uğrayışınızı çoktan unuttunuz mu? Titanomachy’yi kazanmasına yardım ettikten sonra Tartarus’un uçurumuna nasıl düştüğünüzü unuttunuz mu?”
Yoo Sangah yanımda değildi ama bana söylediklerini hatırlıyordum. Yoo Sangah dünya tarihi ve mitoloji konusunda mükemmeldi. Kelimeleriyle Büyük Kral Heungmu’yu ikna ettiği zamanı anımsadım. “Gigantomachia sırasında nasıldı? Kazanabileceğiniz bir savaştı. İnsan kahramanların yardımı olmasaydı kazanabileceğiniz bir savaştı. Sonsuza dek yenilmiş bir mit olarak kaydedilmek mi istiyorsunuz?”
[Küstah çocuk. Anlamıyorsun...!]
“Anlıyorum. Umutsuzluğunuzu, hepsini anlıyorum.”
Bu yalandı. Çünkü onlar hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Ancak, aynı zamanda yalan da değildi.
“Sizinle aynı durumda olan ama sizin aksinize sonuna kadar pes etmeyen birini tanıyorum.”
Karşımızdaki kişiyi ancak hikâyelerimiz aracılığıyla anlayabilirdik.
“Kendisinden daha büyük bir dünya karşısında defalarca umutsuz düşüncelere kapılan ama asla pes etmeyen bir adam tanıyorum.”
Yoo Joonghyuk ve Kim Namwoon bana baktı. Briareus sordu, [Kimin hikâyesinden bahsediyorsun?]
“Tanıdığım bir kahramanın hikâyesi. İsterseniz size anlatabilirim.”
Briareus sözlerime güldü. Derin güvensizliği alayla doluydu.
[Duvarın arkasına saklanan.]
...Duvarın arkasındaki varlık. O an dünyanın gıcırdadığını duydum.
[Son Duvar’ın bir parçasına sahip olduğunu biliyorum. Onun arkasına saklanıyor ve diğer takımyıldızlarının dikkatinden kaçıyorsun.]
Bu doğruydu.
[Böyle bir korkağın sözlerinde herhangi bir gerçeklik payı olduğunu mu sanıyorsun? Bizi ikna edemezsin.]
Komik olan şu ki, bu sözleri çürütemiyordum. Uzun zamandır görmezden geldiğim bir şeye parmak basmış gibi hissettiriyordu.
[Dördüncü Duvar öfkelendi!]
[Dördüncü Duvar dinlememeni söylüyor.]
Beklenmedik bir şekilde, bana yardım edenler takımyıldızlarıydı.
[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri devlerin zayıflığını kınıyor!]
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası, En Güçlü Fırtına’nın acınası olduğunu düşünüyor.]
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı başını sallıyor.]
Briareus, bir anda patlak veren dolaylı mesajlar karşısında şaşırmıştı.
[Kanalında harika sponsorların var... Senaryonun hayaletleri. Hâlâ burada mısınız? Bu küçük çocuğun peşinde hangi hikâyeyi kovaladığınızı merak ediyorum.]
Havadan yağan dolaylı mesajlara baktım ve bir an endişelendim. Karar vermem uzun sürmedi. “Duvarı serbest bırakacağım.”
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası sana hayretle bakıyor!]
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı seni dingin gözlerle izliyor.]
“O zaman hikâyemi dinleyecek misiniz?”
「 Kim Dok ja bun u ya pa maz. 」
Dördüncü Duvar konuşurken etrafımda yoğun kıvılcımlar çaktı.
「 Ya pa mam. 」
‘Sadece bir kez. Bir anlığına bile olsa sorun değil’.
「 Teh li ke li o la cak. 」
Dördüncü Duvar kararlı duruyordu.
[Dördüncü Duvar hafifçe titriyor.]
Aslında ben de kendime güvenmiyordum. Bu duvar tamamen ortadan kalktığında zihnimin buna dayanıp dayanamayacağını merak ediyordum. Yine de bunu yapmalıydım.
「 Kes in lik le hay ır. 」
‘Eğer dinlemezsen seni zorla kapatırım’.
Dördüncü Duvar tehdidim karşısında daha şiddetli sarsıldı. Beni her zaman koruyan Dördüncü Duvar. Onunla kavga etmek istemiyordum. Sonunda, ilk pes eden Dördüncü Duvar oldu.
「 Her şe yi de ğil... 」
‘O zaman?’
「 Sa de ce bir kıs mını. 」
Cevap vermek üzere olduğum an, gökyüzünün çöküş sesini duydum. Beni sıkıca saran bir şeyde yapay bir çatlak oluştu. Başım bulandı ve sakin kalbim aniden huzursuzlaştı.
[Dördüncü Duvar’ın bir kısmı açıldı.]
Deliriyormuşum gibi hissetmeye başladım. Görüşüm kırmızıya döndü ve kalbim hızla çarptı. Başım dönüyordu.
Hikâyelerimden bazıları seslerini duyurdu.
[Hikâye Sonsuzluk Cehennemi başladı.]
[Özel nitelik Senaryo Yorumlayıcısı etkinleştirildi!]
1863. turda yaşadığım şeyler kafamda uçuşuyordu. Dışarı baktım, üzerimden harfler dökülüyordu. Okuduğum Hayatta Kalma Yolları’nın hikâyesiydi. Büyüleyici hikâyelerin şöleninde bir an nefesim kesildi.
Orada Yoo Joonghyuk vardı. Artık var olmayan orijinal romanın Yoo Joonghyuk’u. Hatırladığım bazı turlar parçalara dönüştü ve Hekatonkheirler’e aktarıldı. Öğürmeye başladım.
「 Onu öldürdüm. 」
「 Böyle olmamalıydı. 」
「 Onu durdurabilirdim. 」
Yine de aklımı kaybetmedim. Bu hikâyeyi anlatmakla yükümlüydüm. Bu hikâyeyi sadece ben hatırlıyordum.
「 “Pes etmeyeceğim. Yüz kez, bin kez. Gerekirse defalarca geri döneceğim ve kesinlikle hepinizi öldüreceğim.” 」
Orada Olimpos’a karşı savaşan Yoo Joonghyuk vardı.
Devlerin 150 gözü hep birlikte fal taşı gibi açıldı.
「 “Tek bir şey bile bırakmadan hepinizi öldüreceğim.” 」
Yoo Joonghyuk’un turları dışarı akıyordu. Yoo Joonghyuk savaştı. 211. turda 12 tanrıdan birini öldürdü. 325. turda ikisini öldürdü. 438. turda dördünü. Tur sayısı bir anda dört haneli rakamları aştı.
「 “Size söylemiştim. Öleceksiniz.” 」
İlan etti. Kılıcını savurdu. Sözlerini eyleme döktü. Bu sırada devlerin yenildiği Gigantomachia senaryoları geçti. Yoo Joonghyuk 12 tanrının kafalarını tutmuş gülüyordu.
「 “Sonsuza dek hayatta kalamazsınız.” 」
Devlerin gözleri, tanrıların kafalarına bakarken hayretle doluydu. Orada durmadan savaşan bir Yoo Joonghyuk vardı. 1863. regresyonda Yoo Joonghyuk takımyıldızlarını katletmişti.
Yoo Joonghyuk her öldürdüğünde, devlerin yumrukları titredi. Devlerin gözlerinde, uzun zamandır kayıp olan bir şey yeniden uyanıyordu. Nihayetinde, birini ikna etmenin tek yolu hikâyeydi.
Kayıp duyarlılık uyanmıştı. Eski iradeleri yeniden alevleniyordu. Onlara hayatın mümkün olduğu söyleniyordu. Sadece bir hikâyeydi.
[Özel yetenek Dördüncü Duvar etkinleştirildi!]
Hikâye aniden kesildi. Gücümü kaybettim ve yere yığıldım, ancak birileri bana yardım etti. Bunlar Yoo Joonghyuk ve Kim Namwoon’du.
Devler bana bakıyordu.
[Peki...] Devler bana sordu. [Hikâyenin devamında ne oldu?]
[Sonra ne oldu?]
Bu gözlerdeki arzuyu çok iyi biliyordum. “Bilmek mi istiyorsunuz?”
Senaryodan nefret ederken bir yandan da bir sonraki senaryoyu merak ediyorlardı.
[...Bilmek istiyorum.]
“Kendiniz öğrenin.”
Sözlerim üzerine devlerin gözleri tekrar titredi. Bir sonraki hikâyeyi merak etmediklerini ilan eden çatlamış dudaklar hep bir ağızdan seğiriyordu. Cevap uzun bir süre sonra geldi.
[...Kazanabileceğini mi düşünüyorsun?]
Ne sorduklarını biliyordum ve güvenle cevap verdim. “Kazanabilirim.”
300 göz bana bakıyordu. Ne kadar zaman geçmişti? Gözlerin sayısı artmaya başladı. 300, 400 oldu, sonra 500. Karanlıkta, üç Hekatonkheir kardeşin etrafında sayısız Gigantes belirdi.
[Devler, dinleyin.]
Mitlerin ayak sesleri yankılandı.
[Biz... Gigantomachia’da savaşacağız.]
Sesle birlikte bir deprem oldu. Tartarus’taki tüm devler toplanmaya başladı. Devler tek tek ayaklarını yere vurmaya başladılar.
Güm. Güm. Güm. Güm.
Ayak sesleri durmaksızın bir ritim tutturdu. Devler hep bir ağızdan ayağa kalktı ve muazzam bir manzara ortaya çıktı.
Güm. Güm. Güm. Güm.
Yıkıma doğru bir adım. Karanlıkta dalgalar gibi yükselen devleri izlerken zar zor nefes alıyordum.
Oldukça zordu ama başarılı olmuştu. O sırada Persephone’nin gerçek sesi havada duyuldu.
[Acele etsen iyi olur, Kurtuluşun Şeytan Kralı. Olimpos, Gigantomachia’ya katılmaları için ‘devleri’ çoktan çıkardı bile.]
“...Neden devleri çoktan çıkardılar?”
[Bilmiyorsun tabii. Gigantomachia çoktan başladı.]
“Ne demek istiyorsunuz? Daha bir hafta var.”
[Yeraltı Dünyası’nda zamanın farklı aktığını unuttun mu?]
Bir hata yapmıştım. Dışarıdaki zamanı soracağım an devlerin seslerini duydum.
[Gigantomachia’ya kaç tanesi götürüldü?]
[Bu yıl dört tane.]
...Dört mü?
“İmkanı yok. Bu senaryoda beş dev olmalıydı.”
Devler bana baktı ve cevap verdi, [Dört.]
Hızla akıllı telefonumu açtım ve Hayatta Kalma Yolları’nı kontrol ettim.
「 Bu yılki Gigantomachia’da beş dev var. 」
Şüphe yoktu. Hayatta Kalma Yolları’na göre bu yılki savaşta beş dev olmalıydı.
Yine de sadece dördü mü çıkarılmıştı? O an tüylerim diken diken oldu.
Geriye dönüp baktığımda Yoo Joonghyuk’un ciddi bir ifadesi olduğunu gördüm. “Kim Dokja.”
Yıldız Akışı’ndaki tüm devler Tartarus’ta hapsolmuştu. Biri hariç. Tanıdığımız o yarı dev hariç.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.