Bölüm 199
Gökyüzü uğuldadı!
Bir saniye sonra, Serala Damian’ın yanında belirdi.
Zaten parçalanmış Kayalar’ı daha da çatlatacak bir güçle kraterin içine indi; Beyaz-Altın ve Yemyeşil kanatlarını genişçe açmış, üstlerindeki devasa Göz’e bakarken, gözleri meydan okurcasına öfkeyle parlıyordu.
Altın rengi şimşekler, korkudan ziyade öfkenin yayları halinde bedeninde çakıyordu ve o, Damian’ın yanına yerleşti.
Kale’nin dört bir yanında, Kutsal Ses, Paladinler ve Kutsal Kadınlar, şokun ötesine geçip, farkındalığın kasvetli topraklarına ulaşmış ifadelerle parçalanmış Gökyüzüne baktılar.
Vücutları Kutsal Mana ile yanmaya başladı; Antlaşma’ya yemin etmiş her Savaşçı aynı anda güçlerini harekete geçirirken, yüzlerce Savunmacı’nın üzerinde Beyaz ve Altın parıltılar alevlendi.
Neye baktıklarını biliyorlardı! Aralarındaki en yaşlı olanı, tam da bu tezahürü anlatan Yasak Metinler’i okumuştu.
Göz muazzamdı. O kadar devasa ki, sanki Gezegenler’in Göz’ü kendilerine bakıyormuş gibi görünüyordu; Kale büyüklüğünde bir Göz Bebeğ’i, içinde yaşayan şeyleri, ne kadar çaba harcamaya değer olduğuna karar veren bir şeyin tarafsız merakıyla inceliyordu.
Bakışının eşlik ettiği his tamamen müstehcen ve boğucuydu; Antlaşma’nın duvarları içindeki her Canlı’yı, Yerçekimi’yle hiçbir ilgisi olmayan, ancak onların çok üstünde bulunan ve aradaki farkın Çemberler, Fizikler ya da İnsan Kultivasyon’unun icat ettiği herhangi bir Ölçek’le Ölçülemeyecek kadar büyük bir Varoluş’un Varoluşsal baskısıyla ezip, geçiyordu.
Bir Ân sonra, Sekizinci Çember’in altındaki tüm Savaşçılar Gökyüzü’nden düştü.
Bu, tüm Kale genelinde eşzamanlı olarak gerçekleşti. Yedinci Çember ve altındaki Savaşçılar, Mana üzerindeki kontrollerinin birdenbire işlevini yitirdiğini hissettiler; Onları havada tutan Enerji’yle olan bağlantıları, sanki bir şey Kultivasyonlar’ına uzanıp, onları yukarıda tutan İpler’i kesmişçesine, tertemiz bir şekilde Kop’tu.
Paladinler düştü. Kutsal Kadınlar düştü. Yüzlerce Beden aynı anda Gökyüzü’den düştü ve sadece Sekizinci Çember ve üstü Hava’da kaldı; Onların Kultivasyonlar’ı, diğer herkesi yere indiren baskıya karşı gözle görülür bir şekilde direniyordu.
Gözün üzerinde Kızıl-Altın bir parlaklık toplanmaya başladı, niyetle nabız atan bir şeye yoğunlaştı ve Kale’ye yaydığı ışık, Pasif bir Gözlem parıltısından, serbest bırakılmak üzere olan bir şeyin Aktif ışıltısına dönüştü.
Kargaşa saniyeler uzaklıktaydı. Sokaklardaki inananlar çığlık attı ve sığınacak bir yer aradı. Yere inen Savaşçılar telaşla koşturdu!
Sekizinci Çember savunucuları, geleceklerini bildikleri şeye kendilerini hazırladılar.
Ve tam o Ân’da, yaşlı bir adam ortaya çıktı.
Kutsal Ses, Kale ile Göz arasındaki Hava’da beliriverdi; Sade beyaz cüppesi, günün herhangi bir anında olduğundan daha az yaşlı ve daha az sade görünen vücudunun etrafında dalgalanıyordu. Vücudu parlak bir ışıkla parlıyordu; Katedral’in etrafındaki Nehirler’in ürettiğinden çok daha büyük miktarlarda Beyaz ve Aştın rengi Mana etrafında dalgalanıyordu ve Sekizinci Çember’in altındaki her şeyi ezip, geçen baskı, akıntıya atılan bir taşın etrafında suyun ayrılması gibi onun etrafında ayrılıyor gibiydi.
Cüppesinin içinden, bir kemik gibi görünen bir şey çıkardı!
Kusursuz Beyaz’dı, ön kolundan daha uzundu, o kadar eski Yazıtlar’la oyulmuştu ki, yazıldıkları Dil çağlar öncesine dayanıyordu. Elinde öyle Mutlak bir Varoluş’la duruyordu ki, ortaya çıktığı Ân’da, Antlaşma’nın üzerindeki Gökyüzünde’ki tüm Otoriteler sessizliğe bürünmüştü!
Göz’ün üzerinde toplanan Kızıl-Altın parlaklık durakladı. Kale’nin üzerine çöken boğucu baskı bir parça hafifledi. Aşağıdaki Kale’yi tarafsız bir merakla inceleyen o devasa yılan gibi Göz Bebeğ’i, yaşlı adamın elinde tuttuğu şeyi fark etmiş gibi daralmış gibiydi.
Özgür kalan Beş Dük bile gülmeyi kesti.
Damian, aşağıdaki kraterden her şeyi takip ederken, gözleri parlıyordu; Üstünde neler olup, bittiği hakkında Bilgi vermesi için emir verdiği Mana, her yöne doğru yayılıyordu. Mana çalkalandı, işledi ve gözlerinin önünde açan Kelimeler’le geri döndü.
|Dokuzuncu Çember’de veya onun Ötesi’nde bile olan bir Varoluş, Kale’nin üzerinde “İblis İmparatoru’nun Göz’ü“ olarak adlandırılan kısmi bir projeksiyon şeklinde tezahür etti.|
|“Kutsal Ses“ olarak bilinen Varoluş, bir zamanlar Dokuzuncu Çember’de yer almış bir Varoluş’a ait Kutsal Atalar Kemiğ’ini ortaya çıkardı.|
|Sınıflandırma: Kutsal Kalıntı. Atalar’dan Kalma Köken.|
...!
Damian Bilgiler’i okudu!
Dokuzuncu Çember’den bir Varoluş Gökyüzü’nde bir göz olarak ortaya çıkmış ve On Yıllar’dır nazik davranıyormuş gibi yapan Yaşlı bir Adam’ın elinde Dokuzuncu Çember’e ait Kutsal Kemik duruyordu!
Elinde Bembeyaz bir Kemik’le, çok uzun zamandır böyle bir Ân için hazırlanan birinin sessiz sakinliğiyle, Kale ile Göz arasında süzülen Kutsal Ses’e baktı!
---
>>Dokuz Çember Üzerine: Güc’ün Sınırlar’ı Üzerine Bir İnceleme.>>
Taş Topraklar’ı Güc’ü Çemberler’le Ölçer ve Çemberler’in Sayı’sı Dokuz’dur.
İlk Dörd’ü o kadar yaygındır ki, çoğu kabile bunları görmüştür. Et’in Uyanış’ı, Kemiğ’in Sertleşme’si, Kan’ın Alevlenme’si, İlik Kristalleşme’si. Bunlar hayatta kalma Çemberler’idir, bir Savaşçı’nın kendini “Cüruf“tan daha fazlası olarak adlandırma hakkını kazanmak için Tırmandığ’ı basamaklardır.
Her nesilde binlerce Varoluş yollarda yürür ve sonraki nesillerde de binlerce Varoluş daha yürüyecektir. Bu halkaların verdiği Güç gerçek ve saygıdeğerdir ancak Taş Toprakları’nı şekillendiren Güç bu değildir.
Beşinci ve Altıncı Çemberler daha nadirdir. Organ Kutsama ve Gemi Tamamlama, İmparatorluklar’ın üzerine inşa edildiği Savaşçılar’ı, Üç Sütun’un Kayıtlar’ını isimleriyle dolduran İmparatorlar’ı, Azizler’i ve Komutanlar’ı ortaya çıkarır. Bu Çemberler’e ulaşmak, hayatta kalmanın Ötesi’ne geçip, Etki Alan’ına adım atmak, Kabileler’in hatırladığı ve düşmanların kaçındığı bir Güç Hâl’ine gelmektir. Bu Zirveler’e ulaşanların çoğu kendilerini Amadlozi tarafından Kutsanmış sayar ve çoğu haklıdır.
Yedinci ve Sekizin’ci, Dünya’nın Bükülme’ye başladığı yerdir.
Fizik Uyanış’ı ve Fizik Ustalığ’ı, Manzaralar’ı Yeniden Şekillendiren, Elementler’e ve Tezahürler’e hükmeden gerçek Toprak ve Gökyüzü Fizikler’ine erişim sağlar.
Yedinci ve Sekizin’ci Çemberler’de yürüyenler, kararları Milyonlar’ca İnsan’ın tarihinin seyrini değiştiren Varoluşlar’dır; Çağlar onları görmezden gelemediği için isimleri çağlar boyunca hayatta kalan Hükümdarlar ve Generaller’dir.
Ancak Dokuzuncu Çember tamamen başka bir şeydir.
Eski Kayıtlar onlara Efsane der ve bu kelime Onursal bir anlam taşımaz. Tanımlayıcı’dır. Dokuzuncu Çember’e ulaşmak, çoğu Varoluş’un Sınırlamak için Tasarladıklar’ının Ötesi’ne geçmek, Beden’i, Ruh’u ve Mana’yı diğer sekiz Çember’in Sınırlar’ının O Kadar Ötesi’ne itmektir ki, diğer tarafta ortaya çıkan Varoluş artık aynı Ölçek’le Ölçülemez.
Efsaneler, kendileriyle altta kalanlar arasındaki farkın artık bir Derece meselesi değil, bir tür Mesele’si olduğu bir Alan’da var olurlar; Tıpkı bir Nehir ile Okyanus arasındaki farkın, Okyanus’un daha fazla su barındırması değil, Okyanus’un Fark’lı Yasalar’a uyması olması gibi.
Taş Toprakları’nın kayıtlı tüm Çağlar’ı boyunca, sadece bir avuç İnsan buraya ulaşabilmiştir.
İsimler’i Ârşivler’e yazılmamıştır, Çünkü Arşivler onları barındıramayacak kadar kırılgan ve değiştirlebilen Yazılı Sayfalar’dır. İsimler’i bizzat Kutsal Dağlar’ın kendilerine oyulmuştur, o kadar yoğun Mana ile Taş’a kazınmıştır ki, Yazıtlar binlerce yıl boyunca solmamış ve değiştirilmemiştir.
Taş Topraklar’ı onları, Toprağ’ın kendisini şekillendiren yaratıkların ayak izlerini hatırladığı gibi Hatırlar; Târih olarak değil, Coğrafya olarak, hiçbir Zaman’ın Silemeyeceğ’i, Dünya’nın Dokusu’na kalıcı değişiklikler olarak.
Ve bu tür Efsaneler yok olduğunda, Ölümler’i güçlerinin sonunu getirmez.
Dokuzuncu Çember Varoluşlar’ının Kemikler’i Kutsal Kalıntılar’dır; O kadar derin Yoğunlaşmış bir Otorite’nin Depolar’ıdır ki, bir tanesini elinde tutmak, avucunun içinde bir Kozmoloji’nin Kök’ünü tutmak gibi hissettirir derler!
Bir Efsaneden tek bir Kemik, bir Kale’nin savunmasını Yüzyıllar boyunca sağlamlaştırabilir. Kafatası’ndan bir parça, bir Şaman’ın Amadlozi ile olan Bağ’ını Bin Kat güçlendirebilir. İçinde bulunduğu Kemiğ’i parçalamadan çıkarabilirlerse, Kemik İliğ’i, eski Sangomalar’ın kayda geçirmeyi reddettiği özelliklere sahiptir; Çünkü bu Bilgi, çalınabilecek herhangi bir ortama kaydedilemeyecek kadar tehlikelidir.
Kanlar’ı, korunursa, Panacea’ya dönüşür. Panacea, Onarılamayacak olanı Onaran, Geri Getirilemeyecek olanı Geri getiren, Beden’in veya Ruh’un kırık yerlerine ulaşan ve Kırılmadan önce bütünlüğün nasıl bir his olduğunu hatırlatan Madde’dir.
Efsanenin tek bir Damla’sı için nesiller boyu savaşlar yapıldı ve bu Savaşlar’a katılanlar, bu bedeli ödemeye değer gördüler.
Bu Güc’ü kullananların ya da Efsane’nin Kalıntılar’ını ellerinde tutanların, Ölüm’lü Bedenler’in dayanamayacağı kadar ezici bir baskı altında, Kitleler’i ağlatacak bir Güç’le patlak verebilecekleri söylenir; O kadar muazzam, o kadar Kâdim ve sıradan Varoluş’un Ölçeğ’inin o kadar Ötesi’nde bir şey ki, bedenin verebileceği tek tepki gözyaşlarıdır!
Dokuzuncu Çember, onu geçen Varoluş’un artık tamamen Taş Topraklar’ına ait olmaktan çıkıp, kısmen de olsa Ötesi’nde yatan her şeye ait olmaya başladığı bir eşiktir.
Öfkeyle bir tanesiyle asla karşılaşmamanız için dua edin. Çaresizlik içinde bir tanesine asla ihtiyaç duymamanız için daha da çok dua edin. Ve eğer bir Efsane’nin Kalıntısı’nı elinizde tutacak kadar şanslıysanız, taşıdığınız şeyin bir Silah olmadığını anlayın.
O, bir zamanlar Her Şey’i titretmiş olan bir şeyin son yankısıdır.
- İlk Taş Antlaşması’nın Mühür’lü Mahzenler’inden, Kutsal Ses’in emriyle erişimi kısıtlanmıştır.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.