Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 345

65. Kısım – İyi ve Kötü (1)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 15 dk Kelime: 3.873



Çeviri: Sansanson
65. Kısım – İyi ve Kötü (1)
 
Mandala’nın Koruyucusu gizemli bir takımyıldızıydı. Diğer takımyıldızlarının aksine, bir kanalda nadiren görünürdü. Girse bile nadiren bir mesaj gönderirdi. Bir enkarnasyon seçer ve ona ‘reenkarnasyon’ niteliğini verirdi.
 
Önümdeki Nirvana da bu reenkarnatörlerden biriydi.
 
   (Reenkarnasyonun ne kadar korkunç olduğunu bilmiyorsun. Daha fazla reenkarnatör yaratılmamalı.)
 
   “Bu senin karar verebileceğin bir mesele değil.”
 
Aynı zamanda Yoo Sangah’a bir göz attım. Henüz durumu kavrayamamıştı ve bakışları boştu. Muhtemelen kafasında konuşmanın bağlamını inceliyordu.
 
   (...Bu kadının zaten bir sponsoru yok mu?)
 
   “Artık yok. Dionysus’tan Gigantomachia sırasında bağlantıyı kesmesini istedim.”
 
   (Olimpos o kadar pasif mi? Devasa olasılık bedelini nasıl ödedin?)
 
Omuz silktim. Dionysus ile yaptığım anlaşmanın detaylarını anlatacak lüksüm yoktu. “Daha sonra duvardan okursun. Zaten yaptığım her şeyi okuyacaksın. Ondan önce soruma cevap ver. Sponsorun şu an nerede?”
 
   (Duvar tarafından yutulduğumda onunla olan bağlarım koptu. Şu an nerede olduğunu bilmiyorum. Sadece...)
 
Nirvana bana baktı ve devam etti, (Sanırım bunu zaten tahmin etmişsindir?)
 
Aslında bu doğruydu. Nirvana’ya sorduğum soru sadece tahminimi kesinliğe dönüştürmek içindi.
 
   “Yoo Sangah-ssi. Endişelenme. Bu adamlar göründükleri kadar kötü değiller―”
 
Sözlerimi bitiremedim. Vücudum kütüphaneden dışarı atılırken alanımın küçüldüğünü hissettim. Şaşıran Yoo Sangah bana elini uzattı ama vücudum çoktan kıvılcımlara dönüşerek dağılıyordu.
 
   Küs tah Kim Dok ja.
 
Duyduğum son sözler bunlardı.
 
***
 
   “...Dokja-ssi hâlâ uyanmadı mı?”
 
   “Evet.”
 
   “Şimdiden üç gün oldu…”
 
Yavaşça uyandım ve uzaklardan gelen sesleri duyabildim. Düzgünce ifade edilemeyen rahatsız edici hisler bir anda üzerime çöktü. Ne demeliydim? Elektrikle işkence görüyormuşum gibi hissettiriyordu.
 
  “Elektrikli yılan balığı işe yaramıyor... bu da neyin nesi?”
 
   “Peki ya Sangah unnie? Vücudu aniden ortadan kayboldu...”
 
Zayıf sesler sayesinde neler olup bittiğini kabaca tahmin ettim.
 
...Kahretsin, üç gündür baygındım. Bilincim geri gelmişti ama vücudum hiç hareket etmiyordu.
 
   [Takım arkadaşının ölümünü engelleme eylemin, bir olasılık uygunluk taramasına yakalandı.]
 
   [Şu anda olasılık fırtınasının artçı etkilerinden muzdaripsin.]
 
   [Toplam beş gün boyunca neredeyse tüm eylemlerin kısıtlanacaktır.]
 
   [Kalan kısıtlama süresi: 2 gün 3 saat 31 dakika.]
 
Kaçmaya çalışmıştım ama olasılık fırtınasına yakalanmıştım. Hasarın bu derecede durması bir mucizeydi.
 
   [‘Dokkaebi İletişimi’ üzerinden sana bir mesaj geldi.]
 
Mesaj Bihyung’dan geliyordu.
 
   – Kim Dokja, seni deli herif.
 
   – Tekrar Tarif Edilemez Mesafe tarafından yenmek mi istiyorsun?
 
    – Eğer önceden müdahale etmeseydim, Dünya’ya bir felaket gelirdi. Şansın yaver gidip duruyor. Olasılığın ne olduğunu bilmiyor musun?
 
Bihyung’un mesajları bir süre devam etti. Senaryonun sonuna ulaşmak için olasılığı iyi biriktirmek ve Yıldız Akışı tarafından nefret edilmemek gerekiyordu. Bu adam ne zamandan beri bu kadar dırdırcı bir kişiliğe bürünmüştü?
 
   – Neyse, bu seferlik geçmesine izin verdim ama bir dahaki sefere dikkatli ol. Yıldız Akışı’nın iradesi bu olaya büyük ilgi gösteriyor.
 
Dördüncü Duvar’ın bir kısmını zorla parçalayıp Yoo Sangah’ı içeri göndermenin bu kadar tepki çekeceğini bilmiyordum. Takımyıldızlarının bakış açısından bu durum saçma olurdu. Sahnedeki aktörün aniden yok olması gibi hissettiriyor olmalıydı.
 
   [Dördüncü Duvar şu an kendini onarıyor.]
 
   [Önemli sayıda takımyıldızı eylemlerinin olasılığını sorguluyor.]
 
   [Birçok takımyıldızı kimliğine göz atamadıkları için üzgün.]
 
   [Birkaç takımyıldızı Son Duvar’ın bir parçasına sahip olduğunu fark etti.]
 
Dördüncü Duvar hızlı tepki vermiş ve hasar minimize edilmişti. Ayaklarım birkaç günlüğüne bağlı kalabilirdi ama annemi ve Yoo Sangah’ı kurtarmıştım, bu yüzden ucuz bir bedeldi.
 
Tabii ki Yoo Sangah’ın durumunda bu geçici bir önlemdi ve öylece bırakamazdım. Yoo Sangah’ı canlandırmak için reenkarnatörlerin kralı ve ilk reenkarnasyon olan takımyıldızıyla tanışmam gerekiyordu.
 
Biraz erkendi ama çok erken de sayılmazdı. Şeytan Diyarı’nın Baharı’ndan, Miti Yutan Meşale’ye kadar. ‘Tek Bir Hikâye’nin ‘başlangıç’ ve ‘başarı’ kısımlarını başarmıştım.
 
Benim ve Kim Dokja’nın Şirketi’nin ortaya çıkışı sayesinde genel senaryoların gelişimi hızlanmıştı ve orijinal romanda çok sonra ortaya çıkması gereken materyaller belirmeye başlayacaktı.
 
‘Dönüş’ kısmını dolduracak dev hikâyeyi almak için birçok aday vardı. Örneğin, Asgard’ın Ragnarok’u ve İmparator nebulasından bazı dev hikâyeler. Önceki iki bölümün aksine, ‘dönüş’ Tek Bir Hikâye’nin doruk noktası olmalıydı. Şimdiye kadar anlatılan hikâyelere dayanan farklı bir ölçekteki senaryoydu bu. Böyle bir aşama olmadan istediğim sonuca ulaşamazdım.
 
Belki de üçüncü dev hikâyeyi bir sıçrama tahtası olarak kullanarak, ilk reenkarnatörün kaldığı ada iyi bir sahne olabilirdi. Her durumda, bunun ne zaman gerçekleşeceğini bilmiyordum.
 
Üç gün geçmişti ama hâlâ iki günüm vardı... Bu sıkıcı zamanı nasıl geçireceğimden emin değildim. Dev hikâyelerden bazılarını feda edersem artçı etkilerden kurtulabilirdim ama binbir güçlükle topladığım hikâyelerimi burada feda etmek iyi olmazdı.
 
...Keşke Hayatta Kalma Yolları’nı okuyabilseydim.
 
   Kim Dok ja.
 
   ‘Dördüncü Duvar?’
 
   Her şe yi ken di bil diğin gi bi yap ma ya de vam mı ede cek sin?
 
Sesi bir şekilde çocuksu geliyordu. Bir fırsat istedim ve hızla cevap verdim. ‘Bir daha yapmayacağım.’
 
   Ya lan cı.
 
Kelimelerde köklü bir güvensizlik vardı. Duvarın duygularını ifade ettiğini ilk kez gördüğüm için biraz üzgün hissettim.
 
   ‘İnan bana, gerçekten yapmayacağım.’
 
   Peh.
 
   ‘...Yoo Sangah-ssi’ye ne oldu? İyi mi?’
 
Yoo Sangah ne kadar zeki ve uyumlu olursa olsun, kütüphanedeki varlıklar çoğu insanın çok ötesindeydi. Biri bir dış tanrıydı, biri takımyıldızlarının bir yaratımıydı ve sonuncusu bir reenkarnatördü. Ayrıca kütüphanenin sahibi Dördüncü Duvar bilinmeyen bir varlıktı.
 
   ‘Lütfen Yoo Sangah-ssi’ye çok sert davranma. O iyi bir insandır.’
 
   O Yoo Sang ah’a bağ lı.
 
Şimdilik Yoo Sangah’a inanmak zorundaydım. Benim gibi ‘Hayatta Kalma Yolları’ hilesine sahip olmayabilirdi ama bu noktaya kadar hayatta kalmış biriydi. Bu yüzden kütüphanede başarılı olacağından emindim.
 
   ‘Sana sormak istediğim bir şey var.’
 
   Ha yır.
 
   ‘Sadece dinle.’
 
   Ha yır.
 
   ‘...Eskiden oldukça dost canlısıydık. Şeytan Diyarı’na yeni vardığımız zamanı düşün. O zamanlar birbirimizle çok konuşurduk.’
 
   O sa de ce o za man dı.
 
   ‘Gelecekte çok konuşabiliriz.’
 
   Kim Dok ja be nim ne de di ğimi um ur sa mıyor.
 
Gizli anlamı hissettim ve söyleyecek söz bulamadım. Düşününce, Dördüncü Duvar benimle hep konuşurdu. Hayatta Kalma Yolları’ndan ödünç aldığı üslup ve hatta kendine has o tuhaf konuşma tarzı vardı. Yine de ona düzgün cevap vermediğim doğruydu.
 
   Kon u şa ma yan o dok kae bi bi le Kim Dok ja’dan da ha i yi.
 
  ‘Biyoo’dan mı bahsediyorsun?’
 
Dördüncü Duvar cevap vermedi. Benim için biraz kafa karıştırıcı bir durumdu.
 
   ‘Sen...’
 
Bu çocuk da yalnız hissediyordu. Neşe, keder veya acı hissediyor muydu? Daha önce hiç bu şekilde düşünmemiştim ve aniden tuhaf hissettim.
 
   ‘...Gelecekte seninle daha sık konuşacağım. Özür dilerim.’
 
   Peh.
 
   ‘Sakinleş. Söz veriyorum.’
 
   Ger çek ten mi?
 
   ‘Gerçekten.’
 
Dördüncü Duvar bir şey düşündü ve dedi ki, Ama Kim Dok ja ye ter li de ğil.
 
   ‘Ne?’
 
   Ba na bir ar ka daş ver.
 
Bu ne anlama geliyordu? Bir arkadaş, duvara nasıl arkadaş verilir ki...
 
Bunu düşündüm ve aniden aklıma bir şey geldi.
 
...Yoksa? Duygularımı kanıtlarcasına Dördüncü Duvar ağzını açtı.
 
   Kim Dok ja son du va rı top la ma lı.
 
***
 
   ‘Daha fazla hikâye toplamalıyım.’
 
Yoo Joonghyuk gökyüzüne bakıyor, ağzında bir limonlu şekerle saplantılı bir şekilde bunu düşünüyordu. Şekerden hoşlanmazdı ama şu an onun yerine koyabileceği bir şey yoktu. Mantı olsaydı güzel olurdu ama... şimdi bu tür bir tadın tadını çıkarma zamanı değildi.
 
   ‘...Hayır, hikâyeleri toplama hızım zaten yeterince yüksek. Önemli olan hikâyelerin kendilerini eğitmek.’
 
Belki de artık ‘o adaya’ gitme vakti gelmişti. Kyrgios ve hocasının ziyaret ettiği ada. Yoo Joonghyuk gelecekteki planlarını hayal ederken yumruklarını sıktı.
 
   [Sponsorun son ilerlemenden memnun değil.]
 
Aniden sponsorunun bakışını hissetti. Son zamanlarda sponsoru duygularını daha sık ifade ediyordu. Son üç regresyonda neredeyse hiç varlık göstermeyen bir sponsor.
 
Yoo Joonghyuk kaşlarını çatarak sordu. “Şikayet edecek ne var?”
 
   [Sponsorun proaktif eylemlerde bulunmanı istiyor.]
 
Kelimeler Yoo Joonghyuk’un zihninde derin bir yere dokundu. Kuşkusuz, son turdan beri hayatı çok değişmişti. Söylemeye gerek yok, bu Kim Dokja ile tanıştığından beri böyleydi.
 
   ‘...Onun kim olduğunu bilmiyorum.’
 
Kimliği bilinmeyen bir adamla bir nebula kurmuştu.
 
   ‘Kim Dokja bir kâhin değil.’
 
Yoo Joonghyuk, ertelediği bir ödevi çözüyormuşçasına düşüncelerine daldı.
 
   ‘Yine de gelecek hakkında bilgi sahibi.’
 
Bunu ne kadar çok düşünürse, işler o kadar tuhaflaşıyordu. Bu kişi neden son turda yoktu? Başlangıçta bir fikri vardı ama artık ikna olmuş değildi. O sakin ve titiz adam son turda ilk senaryoyu bile geçememiş miydi? Şüpheler çoğalmaya ve taşmaya başladı.
 
   [Bilinmeyen bir güç hayal gücüne ket vuruyor.]
 
Bir baş dönmesi hissetti ve Yoo Joonghyuk kaşlarını çattı.
 
   ‘...Yine mi.’
 
Yoo Joonghyuk nedenini bilmiyordu ama ne zaman Kim Dokja hakkında düşünse başı ağrıyordu. Özellikle de Kim Dokja’nın kimliğini merak ettiğinde.
 
   “Yoo Joonghyuk, ne yapıyorsun?”
 
Arkasına baktı ve ağzında limonlu şekerle Han Sooyoung’u gördü.
 
Yoo Joonghyuk sordu, “Kim Dokja hâlâ uyanmadı mı?”
 
   “Henüz değil.”
 
   “Tam bir tembel piç.”
 
   “...Olasılık fırtınasının artçı etkilerinden dolayı, ona tembel demezdim. Şimdiye kadar böyle bir şeyin olmaması tuhaftı.”
 
İki kişi orada öylece durup endüstri kompleksinin gökyüzüne baktılar. Serin bir esinti yakalarından geçti. Huzurluydu ama uzun sürecek bir huzur değildi.
 
Biri yıkılmıştı ve diğerinin yaşayıp yaşamadığı bilinmiyordu... ancak endüstri kompleksi için bu zamanlar nadir görülen anlardı.
 
Yoo Joonghyuk, Han Sooyoung’un yarı kapalı gözlerle uzaklara baktığını fark etti. Aniden bir şey sormak istedi.
 
   ‘Bu kişi merak ettiğim şeyi biliyor olabilir mi?’
 
Tıpkı Kim Dokja gibi, o da bu turda bir değişken olarak ortaya çıkmıştı. Ne zaman Yoo Joonghyuk onu Kim Dokja ile bilinmeyen bir konuşma yaparken görse, bir hisse kapılıyordu, bu kadın ve Kim Dokja’nın―
 
O anda, sırtından aşağı tekinsiz bir his geçti.
 
   “Yoo Joonghyuk.”
 
Han Sooyoung’un konuştuğu anda, Yoo Joonghyuk Kara Göksel Şeytan Kılıcı’nı çekti. Han Sooyoung elindeki sargıları çözüyordu.
 
Uzak gökyüzünde bir şey buraya hızlı bir tempoda uçuyordu. Bu, davetsiz bir misafirin varlığıydı. Bu varlık, yavaşça yere inerken gökyüzünde karanlık bir parıltı bıraktı.
 
Yoo Joonghyuk’un gergin sağ elinden mana aktı.
 
   “Asmodeus. Ne oluyor?”
 
Şeytan kral Asmodeus güldü. [Kurtuluşun Şeytan Kralı ile görüşmeye geldim. O nerede?]
 
  “Onu neden arıyorsun?”
 
   [Bir Sonun Arayıcısı olarak söyleyecek çok şeyim var.]
 
   “...Sonun Arayıcısı mı? Benimle konuş ve defol git.”
 
   [Ah, gerçekten sinir bozucu...]
 
Asmodeus kısa bir süreliğine müttefik olmuş olabilirdi ama Yoo Joonghyuk temel olarak ona güvenmiyordu. Dahası, son turdan kalma bir kin vardı.
 
Yoo Joonghyuk ve Asmodeus’un statüleri çarpışırken tekinsiz hava akımları yayıldı.
 
   [Hmm? Bu kadar güçlü olacağını düşünmemiştim...]
 
Yoo Joonghyuk yerinden bile kıpırdamayınca Asmodeus’un gözleri fal taşı gibi açıldı.
 
Asmodeus’un oyuncu ifadesinin altında bariz bir kötü niyet yatıyordu.
 
   [Regresör Yoo Joonghyuk.]
 
Asmodeus, Yoo Joonghyuk’a yaklaşırken şeytanvari bir gülümseme takındı. Şeytan kralın boyalı kırmızı dudakları sanki bir tabuyu işlemek istercesine açıldı.
 
   [Harap Olmuş Bir Dünyada Hayatta Kalmanın Üç Yolu’nu hiç duydun mu?]

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi