Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Romance

Bölüm 26

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.466

Gareth, üvey kız kardeşinin yüzünü kuşkuyla izlerken birdenbire bu önemsiz varlığın her hareketine bu kadar dikkat kesilmiş olmasına sinirlendi ve başını başka yana çevirdi.
Onun kafasının içinde ne döndüğünün ne önemi vardı ki?
Nasıl olsa tahta çıktığı gün, Talia bu dünyadan tamamen silinecekti. O zamana kadar yalnızca sabretmesi gerekiyordu.
Kız kardeşinin can sıkıcı varlığını zihninden söküp atmak istercesine sert şarabı büyük yudumlarla içti.
Talia ise sıkılmış görünmeye çalışarak kadehi dudaklarına götürdü.
Tam o sırada parmak uçlarının hafifçe titrediğini fark etti ve hemen bardağı geri bıraktı. Doğal görünmek için ellerini masanın altına gizledi, kuruyan dudaklarını diliyle ıslattı.
Barkas’a temas ettiği yer yanıyordu.
Tenleri doğrudan birbirine değmemişti ama öyle hissettiriyordu. Soğuk deri eldivenlerin ardından bile sert parmak eklemlerinin baskısı derisinin altına işlemiş gibiydi.
Kapanıp küçülmek isteyen omuzlarını zorla dik tuttu; terle nemlenen avuçlarını eteğine sürdü. Kumaşın tenine yapıştığını hissedebiliyordu.
Bir anda yoğun bir pişmanlık çöktü içine.
Gareth’i öfkelendirmek için seçtiği bu elbise boğazını sıkıyormuş gibi hissettiriyordu.
Çıplak omuzlarında ve sırtında dolaşan sızıyı hissederek yumruklarını sıktı. O adamın ona bakmasının mümkün olmadığını çok iyi bilmesine rağmen sinirleri acıyacak kadar gerilmişti.
Talia, dönüp Barkas’ın bakışlarının nereye yöneldiğini kontrol etme isteğini çaresizce bastırdı.
Yılların alışkanlığı sayesinde yüzündeki sakin ifadeyi koruyabiliyordu ama derisinden yavaş yavaş süzülen teri durduramıyordu.
İnce kumaşın üzerine yapışmasını hissedince alt dudağını sertçe ısırdı.
Bu elbiseyi seçmek gerçekten aptalca bir karardı.
“Yemekler damak tadınıza uygun değil mi, Majesteleri?”
Ani sesle irkilen Talia hafifçe sıçradı.
Karşısında genç bir keşiş sessizce ona bakıyordu.
Başrahip miydi bu?
Talia kayıtsızca omuz silkti.
“Saraydakilerle kıyaslanınca oldukça mütevazı.”
Umursamaz cevabı üzerine keşişin yüzü hafifçe buruştu.
Onun ilgisini kaybettirmek istercesine başını sertçe başka yana çevirdi ve küçük bir parça kek aldı. Hiç değilse bir şeyler yiyormuş gibi davranırsa gereksiz konuşmalarla onu rahatsız etmez diye düşündü.
Ufalanan keki ağzına attı ve mekanik şekilde çiğnedi.
Sanki sünger yutuyordu.
Öğürme hissisini bastırarak bir yudum şarap içti.
Tam o sırada birkaç keşişin ona inatla baktığını fark edip kaşlarını çattı.
O yapışkan ve uzayıp giden bakışlar, yağlı yemeklerden bile daha mide bulandırıcıydı.
Birden ayağa kalktı.
“Ne kadar hayal kırıklığı yaratan bir ziyafet. En iyisi gidip biraz uyuyayım.”
Gareth ona rahatsız olmuş bir bakış attı.
Normalde sırf onu sinirlendirmek için birkaç laf daha ederdi ama midesi öylesine bulanıyordu ki orada bir an daha kalamazdı.
Hızla salondan çıktı.
Yağ, içki ve eriyen mum kokusuyla dolu o odadan çıkar çıkmaz içindeki bulantı biraz olsun hafifledi.
Derin bir nefes alan Talia, alnındaki teri sildi ve koridorda yavaşça yürümeye başladı.
Gece ayazı omurgasından aşağı süzüldü.
Ürpermeyle kabaran kollarını sararak adımlarını hızlandırdı.
Bazen neden bütün bunları yaptığını kendisi bile anlayamıyordu—
İnsanların önünde kendini sergileyip olay çıkarmaya çalışmasının ne anlamı vardı?
“Veliaht Prens senin varlığına tahammül edemiyor gibi görünüyor. Bazen bana katlanabildiğinden bile daha az sana katlanabiliyor sanki.”
Senevier’in yıllar önce eğlenir gibi mırıldandığı sözler kulaklarında yankılandı.
Muhtemelen merhum İmparatoriçe Bernadette’in anma töreni günündeydi.
Annesinin eliyle salona sürüklenen Talia, Gareth’in nasıl tamamen kendini kaybettiğini izlemişti.
Veliaht Prens’in küçük prensesin boğazını sıkıp çığlık atmasını gören soylular dehşete kapılmış, onu durdurmaya çalışmıştı ama Gareth yerinden bile kıpırdamamıştı.
Ancak iki şövalye ileri atıldığında onu Talia’dan ayırabilmişlerdi.
O vahşi kavrayıştan kurtulur kurtulmaz Talia annesinin ayaklarının dibine sürünmüş, kıvrılıp kalmıştı.
Senevier ise onu korur gibi kollarına almıştı.
Bir anlığına, hissettiği rahatlık yüzünden neredeyse ağlayacaktı—
Ama sonra Senevier’in yüzünden geçen memnuniyet ifadesini gördü.
Belki de o günden sonra fırsat buldukça Gareth’i kışkırtmaya başlamıştı.
Zaten yerlerde sürünen itibarı daha da dibe batsın, önemi yoktu.
Veliaht Prens’in itibarı da zarar görecekti—ve bu annesini memnun edecekti.
Göğsünden boş bir kahkaha yükseldi.
Şimdi bile o kadının sevgisinin küçücük bir kırıntısını kazanmak için çırpınan hâli ne kadar acınasıydı.
Veliaht Prens’in onurunu çamura bulasa bile Senevier onu asla sevmeyecekti.
Annesi kimseyi sevmiyordu.
Ne İmparator’u… ne de çok değer verdiği Asros’u.
Onun için herkes yalnızca bir araçtı; amaca giden yolda kullanılacak birer eşya.
Belki de Talia bütün bunları çok iyi bildiği için aynı anlamsız şeyleri tekrar edip duruyordu.
İşe yaradığını kanıtlayamazsa o kadın için gerçekten hiçbir şey hâline gelecekti…
“Majesteleri.”
Ani sesle düşüncelerinden sıyrıldı.
Başını çevirdiğinde koridorun gölgeli köşesinde dimdik duran karanlık bir siluet gördü.
Ziyafet boyunca ona durmadan bakan keşişlerden biri olduğunu fark ettiği anda bedeni gerildi.
Beni takip mi etti?
Dikkatle etrafına göz gezdirdi.
Bahçeye çıkan uzun koridor tamamen boştu. Ortalıkta tek bir canlı bile yoktu.
Adamın onu sessizce takip edip böylesine tenha bir yere kadar geldiğini fark ettiği anda derisini ürperti kapladı.
“Benimle ne işin var?”
Talia korkusunu belli etmemeye çalışarak buyurgan bir sesle konuştu.
Neyse ki blöfü işe yaramış gibiydi; keşiş tereddüt etti.
Talia, dönüp gitmesini istercesine ona keskin ve soğuk bir bakış fırlattı.
“Ne istediğini sordum.”
“Ş-şey… az önce söyledikleriniz yüzünden…”
Talia kaşlarını çattı.
“Ne söyledim ben?”
“Y-yani… ziyafette…”
Adam grotesk biçimde kıpırdanıyor, çilli yüzü kıpkırmızı olmuş hâlde ona sinsice, edepsiz bakışlar atıyordu.
Talia geri çekilmemek için bacaklarını sıktı.
Zayıflık göstermek onu yalnızca daha da cesaretlendirecekti.
Kibirle çenesini kaldırdı.
“Ne saçmaladığın hakkında hiçbir fikrim yok. Söyleyecek özel bir şeyin yoksa gidiyorum.”
“S-siz… Veliaht Prens’in beklentilerini karşılamak istediğinizi söylemiştiniz… değil mi?”
Adam sözleri aceleyle ağzından kaçırdı.
Tam bahçeye yönelmiş olan Talia olduğu yerde dondu ve tekrar ona baktı.
Yoksa…
Gareth’in rahiplerle uğraşmaması yönündeki uyarısından sonra onu kızdırmak için gelişigüzel söylediği o söz yüzünden mi peşine düşmüştü?
Buz gibi bir ürperti omurgasından aşağı aktı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi