Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Romance

Bölüm 78

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.437


Onun düz cevabı karşısında Talia’nın gözleri hafifçe keskinleşti.
Bu tartışmayı yorucu bulduğu için mi gönülsüzce geçiştiriyordu, yoksa dış görünüşünü gerçekten umursamadığından mı söylediklerine kayıtsızca uyum sağlıyordu, anlayamıyordu.
Talia ifadesiz yüzünü sanki parçalarına ayırıp inceleyecekmiş gibi dikkatle süzdü, ama kısa süre sonra yüzündeki ifade çöktü.
“Bazen yanında olmak saçımı başımı yolmak istememe sebep oluyor.”
Ani çıkışına rağmen Varkas belirgin bir tepki vermedi.
Uzayan sessizlik Talia’yı giderek huzursuz ediyordu.
Battaniyeyi çenesine kadar çekip yüzünü başka tarafa çevirdi.
“Artık çık git.”
“İlacını içtiğini görmeden gitmeyeceğim.”
“İçmeyeceğim. O yüzden çık.”
“İlacını içip iyi olduğundan emin olduktan sonra giderim.”
“İçmeyeceğim dedim!”
Öfkeden kızarmış yüzle yeniden ona döndüğünde, altın ışıklar taşıyan soluk gözleri bakışlarını kıskıvrak yakaladı.
Varkas yatağın yanına bir sandalye çekip oturdu ve ağır ağır konuştu.
“İnat etmeye devam edersen zorla içiririm.”
Talia’nın bedeni gerildi.
Bir anda düğün gecesine ait anılar zihnine üşüştü.
Rüyanın nerede bitip gerçeğin nerede başladığını hâlâ ayırt edemediği o karmaşık anılar, zihninde canlı canlı tekrarlandı.
Acaba Varkas da o günü düşünüyor muydu?
Üst dudağında ince ter damlacıkları birikti.
Odadaki tuhaf gerilime daha fazla dayanamayınca konuyu beceriksizce değiştirdi.
“İçki mi içtin?”
“Biraz.”
Sandalyeye yaslanarak kayıtsız bir sesle cevap verdi.
Talia temkinli bakışlarla onu izlerken her zamankinden daha sert bir tonla çıkıştı.
“Sarhoşsan gidip yıkan ve uyu. Neden başkasının odasına gelip olay çıkarıyorsun?”
“Sarhoş olacak kadar içmedim. O kadar büyük bir karşılama şöleni hazırlamışlardı, ben de biraz eşlik ettim.”
İsteksizce cevap verip koluna doladığı süsü çözdü ve rahatsız olmuş gibi rafa bıraktı.
Talia bir süre onu dikkatle izledikten sonra temkinli bir sesle sordu.
“Benim hiç ortaya çıkmamam hakkında bir şey demeyecekler mi?”
“Sana kim ne diyebilir?”
Varkas’ın kaşları anında çatıldı.
“Bu kalede en yüksek konumdaki kişi Ekselansları’dır. Kimsenin gönlünü hoş tutmak zorunda değilsin.”
“Kimsenin gönlünü hoş tutmaya çalıştığımı söylemedim. Sadece merak ettim.”
Talia homurdanarak ona ters ters baktı.
Hayatında ona bir kez olsun gerçek bir prenses gibi davranmamış adamdan böyle sözler duymak nedense sinir bozucuydu.
Tam “Sana ne?” diye çıkışacakken kapı çalındı.
“Genç efendi, ilacı getirdim.”
“Gir.”
Kapı açıldı ve içeri ufak tefek bir hizmetçi girdi.
Varkas ilacı onun elinden aldıktan sonra hizmetçiyi geri gönderdi.
Talia gergin bir ifadeyle onun elindeki ilaç şişesine baktı.
Nedense midesi sıkışıyordu.
Boğazı yanarak yutkunurken Varkas şişeyi yüzünün önünde hafifçe salladı.
“İç.”
Talia bakışlarını küçük mavi cam şişe ile onun yüzü arasında gidip getiriyordu.
Bunu içmezsem o geceki gibi beni öpecek mi?
Aklına dolan düşünceyle kalbi sıkıştı.
Kendini toparlayamayınca gözlerini kaçırdı. Varkas ona doğru eğilip alçak sesle sordu.
“İçmeyecek misin?”
Yüzü alev alev yanıyordu.
İçmeyi reddederse, onun gerçek duygularını anlayacağından korkuyordu.
Titreyen elleriyle şişeyi bir anda kaptı.
“Tamam, içiyorum işte.”
İnatla kanıtlamak ister gibi mantarı açıp yoğun bitki özünü ağzına boşalttı.
Dilini yakacak kadar acı olan sıvı boğazından aşağı kaydı.
Talia hafifçe öksürdü; gözleri yaşarmıştı. Hayatında tattığı en acı ilaçtı bu.
“Bu da ne böyle?”
“Shiokan ailesinin şifacısı hazırladı.”
Varkas raftan bir bardak elma şarabı doldurup ona uzatırken sakince konuştu.
“Bundan sonra buradaki şifacı senin özel hekimin olacak.”
Talia bardağı alıp tatlı sıvıyı aceleyle içti, ardından ona inanamazmış gibi baktı.
“Buna kim karar verdi? Benim zaten özel bir şifacım var. Şimdiye kadar benimle Taren ailesi tarafından yetiştirilmiş yüksek rütbeli bir büyücü ilgileniyordu…”
“Şifacın bütün gün uyku otu yakıp iyileştirme büyüsü yapmaktan başka bir şey yapmıyor. Böyle devam ederse durumun asla düzelmez.”
Talia’nın gözleri daraldı.
Şu an onunla ilgilenen şifacı, Senevere’in özenle seçip görevlendirdiği son derece yetenekli biriydi.
Gerçekten Kan kabilesinin eski büyülerden başka bir şey bilmeyen bir şamanının, Taren ailesinin büyücüleriyle kıyaslanabileceğini mi düşünüyordu? Yoksa başka bir amacı mı vardı?
Şüpheli bakışlarla ona dikilen Talia sertçe çıkıştı.
“Hayır. Tedavime annemin gönderdiği büyücü devam edecek. Buradaki insanlara nasıl güvenebilirim? Hepsinin benden nefret ettiği ortada…”
Varkas’ın dudakları gerildi.
“Neden böyle düşünüyorsun?”
“Beni aptal mı sanıyorsun? Shiokan ailesi Veliaht Prens’i destekliyor. Ayla’yı saf dışı bırakıp seninle evlenen biri olarak beni hoş karşılamayacaklarını gayet iyi biliyorum.”
Talia alaycı bir gülümsemeyle devam etti.
“Kim bilir? Belki beni zehirlemeye bile çalışırlar.”
“Talia Roem Shiokan.”
Yumuşak ses tonu bile omurgasından aşağı ürperti göndermeye yetmişti.
Talia irkildi. Düşüncelerini donduran şey soyadına eklenen yabancı aile adı değil, o alçak sesteki uyarıydı.
Varkas sertçe ekledi.
“Makul olduğu sürece bütün huysuzluklarını görmezden gelmeye karar verdim. Ama çizgiyi aşma.”
Onun soğuk tonu Talia’nın öfkesini alevlendirdi.
Elindeki bardağı ona fırlattı.
“Kim senden benim kaprislerime katlanmanı istedi?”
Yapış yapış tatlı şarap adamın göğsünü ıslattı.
Odanın içine korkunç bir sessizlik çöktü.
Varkas uzun bir nefes verdi ve yavaşça ayağa kalktı.
Talia korkuyla yatağın köşesine çekildi. Varkas onu bir süre sessizce izledikten sonra başını salladı.
“Neden bu kadar korkuyorsun?”
Talia utançtan kızardı.
Varkas göğsündeki sıvıyı umursamazca silkeleyip sakin bir sesle devam etti.
“Ne kadar huysuzluk yaparsan yap bu kez bir faydası olmayacak. Yarından itibaren yeni şifacı durumunu inceleyecek.”
“İstemediğimi açıkça söyledim!”
Onu tamamen yok sayarak yatak odasının kapısına yöneldi.
Talia arkasından sesini yükseltti.
“Yalancı! Bu kalede en yüksek konumdaki kişinin ben olduğumu söylemiştin! O hâlde neden istediğini yapıyorsun?”
“Başkalarını bilmem ama sen kocanı dinlemek zorundasın.”
Kapının önünde duran Varkas dönüp ona baktı ve şımarık bir çocuğu azarlıyormuş gibi konuştu.
“Ben de seni dinliyorum, değil mi?”
Sonra bunu kanıtlarcasına bol ceketini çıkarıp kolunun üzerine attı.
Talia ağzı hafif aralık hâlde ona boş boş baktı.
Kapı kolunu çevirirken sakin bir sesle ekledi.
“Artık biraz uyu. Yol yorgunluğunu atlatabilmen için birkaç gün iyice dinlenmen gerekecek.”
Talia ancak o anda kendine gelip ona bir yastık fırlattı ama Varkas çoktan odadan çıkmıştı.
Yerde yuvarlanan kumaş yığınına boş gözlerle baktıktan sonra ağır ağır yatağa çöktü.
Neden böyleydi?
Bu evlilik yüzünden eziyet çeken kişi Varkas değil de kendisiymiş gibi hissediyor, sebepsiz yere büyük bir haksızlığa uğramış gibi içi daralıyordu.
[hr]
Ertesi sabah Talia görece dinlenmiş şekilde uyandı.
Belki de neredeyse bütün günü uyuyarak geçirdiği içindi; bacaklarındaki ağrı her zamankinden daha hafifti.
Uykulu gözlerini ovuşturarak yataktan çıktı, pencerenin dışındaki parlak mavi gökyüzüne baktı ve yatağın yanındaki zile uzandı.
Kısa süre sonra içeri sert yüzlü orta yaşlı bir kadınla ondan çok daha genç görünen bir hizmetçi birlikte girdi.
“Günaydın, Ekselansları. Sizi karşılamakta geciktiğimiz için özür dileriz.”
İlk konuşan yaşlı kadın oldu.
“Ben bu kalenin baş hizmetçisi Areta. Bu da bundan sonra Ekselansları’nın kişisel hizmetçisi olacak Brisa.”
Kadın, şaşkın şaşkın duran genç hizmetçinin kolunu çekince Brisa aceleyle başını eğdi.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi