Bölüm 370
Çeviri: Sansanson
69.Kısım – Anlatılamayan Hikâye (2)
「 “Seni öldüreceğim, Yoo Joonghyuk.” 」
Kütüphane’deki herkes bu metne bakıyordu.
「 (…Bu gidişle hepimiz yok olup gideceğiz gibi.) 」
[Dördüncü Duvar şiddetle titriyor!]
Kütüphanenin tamamı sarsılıyordu. Düzenli şekilde dizilmiş kitaplar yerlere düşüp ortalığı darmadağın etmişti. Ama hiçbir Kütüphaneci bunları toplamaya çalışmıyordu.
「 ( Ne sinir bozucu. Neden birbirleriyle iletişim kurmuyorlar ki? Düşündüğüm gibi, bu ikisinin tek bir varlık hâline gelmek için yeterince arzusu yok. ) 」
「 ( Sooyoung’umuz hiçbir yanlış yapmadı ama... ) 」
‘Kalamar’, dokunaçlarından biriyle yuvarlak gözü hafifçe dürttü.
Bu sırada metin devam ediyordu; Yoo Joonghyuk ile Kim Dokja’nın kılıçları her çarpıştığında Nirvana’nın dişlerinden takırtı sesleri yükseliyordu.
「 (Oii, çaylak. Sen ne düşünüyorsun?) 」
Yoo Sangah bunu duyunca başının üzerinden uçup geçen kitapları yakalamayı bıraktı ve dönüp Kütüphanecilere baktı. Eli, az önceye kadar okumakta olduğu kitapla — Kim Dokja’nın anılarıyla doluydu.
「 (Mm. Bu konuda iki fikrim var.) 」
「 (İki tane mi??) 」
「 (Bir. Sooyoung-ssi ölmedi. Onu çok iyi tanıyorum, o böyle bir problem için hayatını tehlikeye atacak biri değil.) 」
Kalamar’ın yaşlı gözleri bu cevap üzerine daha da açıldı.
「 (Ne? Ama sen de okudun, değil mi?) 」
「 (Görünüşe göre bunun nasıl işlediğini hâlâ bilmiyorsun. Kadın kahraman bilincini kaybeder, eli yana düşer. Ve erkek kahraman çıldırır! Gördüğün gibi, şimdiye kadar izlediğim tüm filmlerde...) 」
Yoo Sangah, Kalamar’ın ya da Simülasyon’un ne dediğine aldırmadan sakince devam etti.
「 (İki. Şu anda birbirleriyle konuşuyorlar.) 」
Yoo Sangah, birikmeye devam eden metinlere bakarak konuştu.
「 (Bu dünyadaki hiç kimse buna bir ‘konuşma’ demeyecek olsa bile, yine de konuşuyorlar.) 」
***
Yarılan kolumdan Hikâye parçaları dökülüyordu. Bunlar, birlikte yarattığımız hikâyelerdi.
[Hikâye Şeytan Diyarının Baharı kendi hikâyesini dışarı taşırıyor!]
[Hikâye Miti Yutan Meşale tehditkâr bir şekilde kükrüyor!]
Bir ejderha ile bir kaplanın kavgaya tutuşması gibi, Hikâyeler diğer Hikâyelerle çarpışıyordu. Benimle tamamen aynı ‘Dev Hikâyelere’ sahip olan Yoo Joonghyuk, bana karşı savaşmak için tamamen aynı gücü kullanıyordu.
[Söz konusu Hikâye üzerindeki payın, rakibinden daha yüksek!]
Hikâyeler üzerindeki payımın sözde daha yüksek olmasına rağmen, Yoo Joonghyuk’un elindeki paylar benim emirlerimi dinlemiyordu. Belki de bunun nedeni, Yoo Joonghyuk’un çoktan katetmiş olduğu onca yıldı. Ne de olsa o, hikâyesini <Yıldız Akışı>’ndaki herkesten çok daha amansızca anlatmıştı.
Çu-çuçuçuçuçuçut!
2. neslin Olasılığı bizi baskılıyordu. Ancak bazı şeyler yine de bu baskıdan kaçmayı başarmıştı.
[Hikâye Olağanüstü Olana Göğüs Geren gök gürültüsü gibi kükrüyor!]
[Hikâye Olağanüstü Olana Göğüs Geren öfkeyle haykırıyor!]
Aynı geçmişi deneyimleyerek yaratılan tamamen aynı Hikâyeler birbiriyle çarpıştı.
[Adanın Efendisi seni yakından takip ediyor.]
[Birçok Takımyıldızı savaşınızı izliyor.]
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı...]
Takımyıldızlarının sesleri giderek daha da zayıflıyordu.
[Özel yetenek Dördüncü Duvar etkinleşiyor!]
İkimiz de bu süreçte birbirimizi öldürmeye tamamen kararlı bir şekilde kılıçlarımızı savurduk. Çaresizce savurduğum kılıç Yoo Joonghyuk’un belini sıyırıp geçti ve onun anında karşılık veren kendi kılıcı omzuma saplandı.
Onun dövüş sezgileri daha yüksekti ama benim ‘Statü’m onunkinden çok daha üstündü.
[Dev Hikâye Şeytan Diyarının Baharı seni koruyor!]
Aşkın’ın keskin aurası, kalın ‘Statü’ katmanımı delip geçerek dosdoğru içeri daldı. O kılıç enerjisinden onun gerçek niyetini okuyabildim. Şu anda ne kadar çaresizce direndiğini görebildim.
O sormaya tenezzül etmedi, ben de cevaplamaya yeltenmedim. Hayır, sadece kılıçlarımızı defalarca savurduk. Ve ağızlarımız yerine, Hikâyelerimiz bizim için öyküleri anlattı.
[Hikâye Umutsuzluğun Cenneti vahşi bir canavar gibi atılıyor!]
‘Cennet’ten kalan anılar...
[Hikâye Felaketlerin Kralı’nı Avlayan kükrüyor!]
[Barış Diyarı]’ndan kalan izler...
[Hikâye EndüstriKompleksinin Kurtarıcısı yas tutuyor.]
Devrimden kalan anlar...
「 Bunların hiçbiri ‘Hayatta Kalma Yolları’ sayfalarında mevcut değildi. 」
Yaşadığımız zamanlar, geçmişte okuduğum sayfaların hiçbiriyle uyuşmuyordu.
[Melek Dönüşümü etkinleşiyor!]
Kürek kemiklerimden kanatlar fırladı. Statüm anında yükseldi ve Kırılmaz İnanç’ın içine nüfuz etti.
Kulakları sağır eden patlama sesiyle birlikte, darbeye eşlik eden kuvvete dayanamayınca Yoo Joonghyuk’un bedeni havaya savruldu.
“Elinden gelen her şeyle üzerime gel, Yoo Joonghyuk. Çünkü ben de aynısını yapacağım.”
Gözlerindeki ışık değişti. Çevresinde yükselen Statüsünün hatları gözle görülür bir şekilde bozulmaya başladı. Mekânın kendisini bükecek kadar güçlüydü. Üst düzey bir Aşkın’ın gerçek gücü şimdi gerçekten serbest kalıyordu.
Yoo Joonghyuk’un parlak altın bir ışığa bürünen silueti görüşümden kayboldu.
[BilgeOkuyucunun Bakış Açısı 2. Aşama hâlâ aktif.]
Kılıcı o kadar hızlı hareket ediyordu ki gözlerim onu takip bile edemiyordu.
Çaaaang!!
Bir kılıç, diğerine karşı. Sürtünen metalin çıkardığı sesler yükseldikçe, bileğim daha da ağırlaştı. Uyluğumdan Hikâyeler dökülüyor ve Yoo Joonghyuk’un omuzlarından Hikâyeler akıyordu.
Ve doğal olarak, onun sesi de duyulabiliyordu.
[Dördüncü Duvar sanki karşı koymak istercesine güçlü bir şekilde etkinleşiyor!]
Yoo Joonghyuk şimdi kendi hikâyesini anlatmaya başlamıştı.
「Sen... 」
Bundan sonra hangi kelimelerin geleceğini tahmin etmeye çalıştım. Hiç şüphesiz beni suçlayacaktı. Han Sooyoung’un dediği gibi, ne de olsa sen böyle bir insandın.
「Neden özellikle o turda kalmayı seçtin?」
1863. regresyonun anıları zihnimden geçip gitti.
「 “3. tura dönmeyeceğim. Burada kalacağım ve buradaki insanlarla birlikte sonu göreceğim.” 」
Verdiğim karar tamamen bana geri dönüyordu. Kırılmaz İnanç şimdi çatlama ve kırılma sesleri çıkarıyordu.
O zamanlar mevcut olan en iyi seçenek buydu. 1863. turun sonuna şahit olduktan sonra, 3. tura güvenli bir şekilde dönebileceğimi düşünmüştüm. Bu yüzden herkesin mutlu olabileceği o hikâyeyi bulmaya çalışmıştım.
Ancak, ya 1863. turun Yoo Joonghyuk’u o zamanlar bana yardım etmeseydi?
Ya 1863. turun Han Sooyoung’u bana karşı öldürme niyeti taşısaydı?
Bu dünyaya zarar görmeden geri dönebilir miydim?
Senaryoları herkesten daha iyi bildiğimi düşünmeme rağmen, acaba şimdiye kadar hayatta kalabilmemin nedeni sadece şanslı olmam mıydı?
「Yoldaşların buradaydı.」
Yoo Joonghyuk’un ilk kılıç darbesi omzumu yarıp geçti. Ve...
「 Senin kendi dünya çizgin buradaydı.」
İkinci darbesi dirseğimi parçaladı.
「 İnsanlara bu dünyada hayatlarını yaşamalarını söylemiştin. 」
Üçüncü darbe kanadımda bir delik açtı. İnanılmaz acıyordu. Ama bundan daha çok acıtan şey, Yoo Joonghyuk’un sesindeki öfke ve hayal kırıklığıydı.
「 Enkarnasyon ‘Yoo Joonghyuk’ regresyonu reddediyor. 」
Regresyon yolundan vazgeçen ve benim yüzümden 3. turunu sonuna kadar yaşamaya karar veren Yoo Joonghyuk şimdi geriye bakıyordu. Bu dünyayı herkesten çok seven ve bu yüzden onu korumak isteyen varlık, dosdoğru bana bakıyordu.
「Ama sonra, sen...」
Bazı öfke türleri ve kimi ihanetler kuru kelimelerle tarif edilemezdi. Bir okuyucu ne kadar her şeyi bilirse bilsin, onları asla okuyamazdı.
Yoo Hoseong şöyle demişti:
– Bir Hikâye ilk bakışta o kadar da etkileyici görünmeyebilir, ancak iç dünyasının derinliklerine bakmaya cesaret eden herkese labirent gibi bir uçurum sunacaktır. Hikâye ne kadar küçük olursa olsun, bu durum değişmez.
Gördüğüm şey Yoo Joonghyuk’un her şeyi olamazdı. Onun neden bu kadar öfkeli olduğunu asla tam olarak anlayamayacaktım. Çünkü her şey onun nedeni olabilirdi ya da tam tersine hiçbir şey de onun nedeni olmayabilirdi.
Ama kesin olan bir şey vardı ki, o da Yoo Joonghyuk’un artık kimsenin boyunduruğu altında olmamaya karar verdiğiydi.
Benim tarafımdan kontrol edilmiyor, kendisi tarafından kontrol edilmiyordu. Ve belki de şu anda bizi izliyor olması gereken o lanet Takımyıldızları tarafından bile.
「Cevap ver bana, Kim Dokja.」
Sağanak gibi yağan kılıç darbelerini alırken sendelemeye başladım. Büyük olasılıkla Yoo Joonghyuk gerçeğin farkındaydı — şu anda bile onu okuduğumun.
Ancak onu okuduğumu bilmesine rağmen, durmaksızın düşünmeye devam etti.
「Cevap ver bana. 」
Tıpkı benim onu bu ‘duvarın’ arkasından gözlemlediğim gibi, o da er ya da geç birinin okuyacağını umarak bu duvarın hemen ötesinde durmadan bir şeyler yazıyordu.
Ne yazık ki cevap veremedim. Çünkü eğer verirsem, o zaman...
[Dördüncü Duvar kalınlaşıyor.]
...O zaman, hikâyenin alelade bir karakteri hâline gelirsin.
[Dördüncü Duvar daha da kalınlaşıyor.]
Çünkü... sen kesinlikle alelade bir karakter olamazsın.
Ku-gugugugu!!
Yoo Joonghyuk, kendine has o alev alev yanan gözleriyle dik dik bana baktı. İşte buradaydı, bu yerde ve zamanda var oluyor, sırf bir hikâyenin alelade bir karakteri olmadığını kanıtlamak için beni yok ediyordu.
「Demek öyle.」
Kelimeleri ‘duvarın’ üzerinde belirdi.
「Demek seçimin bu. 」
[Dördüncü Duvar daha da kalınlaşıyor.]
「Bu regresyonda bile, hiç yoldaşım olmamış demek ki.」
Eğer cevap olarak bir şey, herhangi bir şey söyleseydim, beni affetmesi mümkündü. Belki bir mucize olur ve hatta beni kabul ederdi.
Ancak bu olsa bile, Han Sooyoung geri dönmeyecekti ve birbirimize verdiğimiz acılar da silinmeyecekti. Bir daha asla yoldaş olamazdık.
İster Yoo Joonghyuk olsun ister ben, ikimiz de bu gerçeği canımızı yakacak kadar iyi biliyorduk.
[Dördüncü Duvar daha da kalınlaşıyor.]
Ve bu yüzden kılıçlarımızı kavrayarak birbirimize doğru atıldık.
[Dördüncü Duvar daha da kalınlaşıyor.]
Tam güçle yapılan saldırı, diğer tam güçteki saldırıyla çarpıştı ve büyük bir patlama sesi çıkardı. Havaya yoğun, boğucu bir toz bulutu kalktı; ikimiz de darbe gücüne dayanamayıp yere yığıldık.
İlk ayağa kalkan bendim.
Tüm vücudu yırtık bir paçavrayı andıran, sırtüstü yatan Yoo Joonghyuk’a doğru sendeledim ve kılıcımı ona doğrulttum. Hiçbir direnç göstermedi, bunun yerine konuşmak için başını kaldırıp bana baktı.
“...Bu regresyonu fazlasıyla uzun süre sürdürdüm. O yüzden, bitir şunu.”
Yoo Joonghyuk, Han Sooyoung’u öldürmüştü. O, geçilmemesi gereken çizgiyi çoktan geçmişti.
Kırılmaz İnanç’ın kılıç aurası gözle görülür şekilde titredi. Ve kılıcımı havaya kaldırdığım an, 1863. turun Han Sooyoung’unun bana söylediği şeyi hatırladım.
– Benim romanım ‘Hayatta Kalma Yolları’nın bir çakmasıysa, sen kimin çakmasısın?
Bu sorunun cevabı şu an tam gözlerimin önündeydi.
「 Kim Dokja, yaşamayı bu adamdan öğrenmişti. 」
Bu adam benim babamdı; kardeşim; ve en eski arkadaşımdı.
[Dördüncü Duvar kalınlığını artırdı.]
Uzun zamandır bu kalın, kapkalın duvarın arkasından ona bakıyordum. Onun sayesinde defalarca kurtulmuştum ve onun hikâyesine bakarak hayatta kalmayı başarmıştım.
Kırılmaz İnanç yavaşça yere geri düştü. Bu adamı öldüremezdim. Ne de ondan beni bağışlamasını dileyebilirdim.
Bu kadar korkak olmayı hiç öğrenmemiştim. Hayır, bana yaptığım şeylerin bedelini ödemem öğretilmişti.
Yoo Joonghyuk hâlâ bana bakıyordu. Ve ben de ona baktım.
「Tam buradayım, bu yerde. 」
Biliyorum.
「Buna rağmen, sen sadece okumayı seçtin ve başka hiçbir şey yapmadın. 」
...Çünkü bizim yaşama şeklimiz bu. Sen eyleme geçtin, ben de senin bunu yapışını okudum.
「Eğer istemiyorsan, o zaman kendim yaparım. 」
Yoo Joonghyuk yavaşça ayağa kalktı ve kılıcını sıkıca kavradı.
Bir hikâyenin sona erme sesini duyduğumu sandım. ‘Seri Üretim İmalatçısı’ bir keresinde bana şunu söylemişti — belirli bir Hikâyenin, ■■’a asla yaklaşamadan sona ereceğini. Ancak, eğer burası tüm hikâyelerin bitiş noktasıysa ve tam burada ölmeye mahkûmsam, en azından tek bir şey söylemek sorun olmaz değil mi?
“...Hey, Yoo Joonghyuk.”
Ben konuşunca hareketlerini durdurdu.
“Muhtemelen zaten biliyorsundur ama ben bir kâhin değilim. Hayır, öyle bir varlıktan olabildiğince uzağım.”
Dongho Köprüsü’nde kavgaya tutuştuğumuzdan beri kendimi bir kez bile düzgünce tanıtmamıştım. Yoo Joonghyuk için ben kâhindim, gizemli bir geçmişe sahip bir adamdım.
“Ben ‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’ değilim.”
[Hikâye Kurtuluşun Şeytan Kralı hikâye anlatımını durdurdu.]
“Ayrıca ‘Kralsız Dünyanın Kralı’ da değilim.”
[Hikâye Kralsız Dünyanın Kralı hikâye anlatımını durdurdu.]
Hikâyelerim birer birer kendi anlatımlarını durdurdu. Benimki hariç, geri kalan her şey tamamen sessizliğe gömüldü.
“Benim adım Kim Dokja.”
Sırtımdaki kanatlar kayboldu ve şişen kaslar da geri çekildi.
“Yirmi sekiz... Yok, hayır. Yirmi sekiz yaşındaydım ve bir oyun şirketinin çalışanıydım. Hobim internet romanları okumaktı...”
Sanki ilk kez karşılaştığım biriyle konuşuyormuş gibi, kendi hikâyemi anlatmaya devam ettim.
“Acınası, değil mi? İşte, ben buyum... Yoo Joonghyuk, sen kimsin?”
Benim için Yoo Joonghyuk, çok uzun zamandan beri ‘tanıdığım’ biriydi. Daha doğrusu, tamamen kendi başıma hakkında okuduğum biriydi.
Bu yüzden onun hikâyesini hiç kendi kelimeleriyle duymamıştım.
Sonunda ağzını açtı.
“Ben Yoo Joonghyuk.”
Kılıcı yavaşça hareket etti ve beni biçti.
“Yoo Joonghyuk, eski bir Regresör.”
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.