Bölüm 5289
Eski yüzünde rahatlama belirgin bir şekilde okunuyordu.
“Senin güvende olduğunu görmek... İçimi rahatlattı.“ Sesi yavaş ve ölçülü bir şekilde çıktı.
“Varoluş, Zorluklar ve Meydan Okumalar’la doludur; Ben de bu süre zarfında sayabileceğimden ve anlatmanın bir faydasının olacağından daha fazlasını yaşadım. Şu Ân’da önümde duran bu Zorluk, bu Hâl’de olan öğrencim, tanık olmadan yüzleşmeyi tercih edeceğim şeylerden biridir.“ Bir Ân Erwin’ine baktı.
“İçimdeki Sonsuzluk’tan zaten çok fazla yardım aldım. Görevini iyi yerine getirdi.“ Bakışlarını tekrar Noah’a çevirdi. “Şimdilik, elimde kalan kendi Paradoks’umla bu Zorluğ’un üstesinden gelmeye çalışacağım. Sonucu ne olursa olsun, bir çözüm bulacağım.“
Noah, ona yakından baktı.
BU İlkel Paradoks’a doğru yürüdü ve elini bu Kâdim Varoluş’un devasa omzuna koydu.
“Sebat.“
BOOM!
Temas noktasından Çok Renkli Âlevler fışkırdı ve tek bir dalga halinde BU İlkel Paradoks’un tüm vücuduna yayıldı. Osmontian Mutlak Sonsuzluk Ölçeğ’inde, BU İlkel Dil’in İlk Hârf’inin Bileşik Yükseliş’i, Kâdim Varoluş’un Temeller’ine çarptı ve yapması gerekeni yaptı: Sessizleşme’nin Sonsuzluk onu durdurmadan önce açtığı Hasar’ı Güçlendir’di, Yükselt’ti ve İyileştir’di.
BU İlkel Paradoks Birkaç Kâdeme daha parlak bir şekilde Alev aldı, Gümüş-Altın Enfeksiyon Temeller’inde zemin kaybetti... Sebat Âlevler’i çekişmeli bölgeden Ânlık Hız’la geçip, dengeyi değiştirdi..
Noah döndü ve Erwin’e baktı.
Bir zamanlar ara sıra düşmanı olan Bu Varoluş, yanlış bir amaçla Helheim’ın karanlığında hareket ediyordu. Bir Zamanlar Bilgi’yi tüketen bir Varoluş’un Katman’lı farkındalığını barındıran gözler, Gümüş-Altın ışıkla donuklaşmıştı.
O’na uzun bir süre baktı.
Sonra bir adım attı ve ortadan kayboldu.
---
Alt Gözlemlenebilir Varoluş boyunca, son bir turun bilinen bir yerden geçmesi gibi ilerledi; Varıp, ayrıldı, bu alanda geçirdiği Zaman’ın tamamı boyunca geçtiği Koordinatlar’a yapılanları içselleştirdi.
Gezgin Topraklar, Hareketsiz bir sessizlik içinde uzanıyordu. Alexander’ın meydan okurcasına durduğu Çoraklıklar. Çeşitli Çöküş Aşamalar’ında duran Dokuma Tezgâh’ın Barınaklar’ı, onları işgal etmiş Varoluşlar, tam Dredge durumunun Gümüş-Altın rengi, amaçsız hareketine dönüşmüştü.
Böyle bir Ân’da...
Yavaş bir davul senfonisi, Varoluş’un içinde yankılanmaya başladı.
DUM! DUM! DUM!
Noah yürüdü ve Ruination’ın sesi ortaya çıkarken, bunu dinledi.
Ses kendini duyurmadı. Her zaman onunla iletişim kurduğu ortam kanallarından yükseldi ama artık daha büyüktü; Ses artık Efendisi’ne seslenen bir Sistem’in Özel Bildirimler’iyle Sınır’lı değildi, duyulmasına izin verilmiş bir şeyin Otoritesi’yle Varoluş’un dışına taşınıyordu.
Senfoni onun sesini taşıyordu ve onun sesi senfoniyi taşıyordu; İkisi birbirinden ayırt edilemez bir şekilde, onun Varoluş’unun Dokunduğ’u Her Koordinat’a doğru yayıldılar.
|Quintessence Senfoni: Etkin. Ruination’ın Ses’i, Dokuz Entegre Ana Neden’in ve Osmontian Mutlak Sonsuzluğ’unun bileşik rezonansı aracılığıyla şu anki Duygusal durumunu ifade ediyor. Bu ifade, Varoluş’un her yerine yayılıyor. Menzil içindeki Algılama Yeteneğ’üne sahip Tüm Varoluşlar bunu alacak.|
Sesi, birden fazla Ana Neden’in ağırlığını aynı anda taşıdığında şeylerin görkemli ve Kutsal Hâl’e geldiği şekilde görkemli ve Kutsal’dı; O’nun Varoluş’unun Genişliğ’ini işlemek için inşa edilmiş bir şeyin ton derinliğiartık bunu içe değil dışa doğru ifade ediyordu.
Noah yürürken, dinledi ve o şarkı söyledi.
“Burada, Kıvrımlar’ın arasındaki Karanlık’ta bir şey inşa ettik. Kimsenin bakmayı akıl etmediği yerlere Temeller attık. Duvarlar’ı kendi ellerimizle ördük ve onları saklamaya değer her şeyle doldurduk.
DUM!
Sonra Altınlar’ıyla, Gümüşler’iyle, Kesinlikler’iyle ve Otorite kılığına girmiş asırlık hor görme duygularıyla geldiler. Ve inşa ettiğimiz şeyi yaktılar, çünkü yakmak onlara hiçbir şeye mal olmazdı.
Yapılmış olanı geri alamazsınız. Temeller Kendiler’ini hatırlar. Bir zamanlar var olan şey, onu yok etmeye çalışan yangından daha uzun süre Varoluş’unu sürdürür.
Öyleyse geçmişi sırtımızda taşırız. Zaman’ında ulaşamadıklarımızın yükünü taşırız. Gümüş-Altın gelmeden önceki bu yerin Yüzler’ini, İsimler’ini ve Hâller’ini taşırız.
Ve pes etmeden devam ederiz. Bize adalet vaat etmeyen Varoluş’un haksız düzeni içinde. Göğsümüzde yerleşip, bir türlü kaybolmayan o kayıp içinde. Kendi ellerinizle inşa ettiğiniz şeyin, tanıyamayacağınız bir şeye dönüşmesini izlemenin kederi içinde. Dayanıyoruz. Çünkü durmak, kibriti çaktıklarında umdukları şeyi doğrulayan tek şeydir.
Bunu seçenler için. Bedelini hesaplayıp, kabul edilebilir bulanlar için. Burada yaşayanlara bakıp, onları harcanabilir bulanlar için.
Gelecekte merhamet yok. Ölçülü bir orantı yok. Düşünülmüş bir kısıtlama yok.
DUM!
Ezin onları. Onları, eskiden oldukları şeyin Yapısı’na, başkalarını yok ettikleri Hiçlik’ten ayırt edilemez Hâl’e gelene kadar ezin. Nedenler’i, birer Neden olduklarını hatırlamayana kadar ezin. Egolar’ı, kendi gururlarının şeklini unutana kadar ezin. Varoluşlar’ının külleri, hiçbir haritanın kaydedemeyeceği Koordinatlar’a dağılana kadar ezin.
Ve bu bittiğinde. Eonlar burada olanları örtüp, bunu hatırlayan Medeniyetler Anıtlar’a, Anıtlar Harabeler’e, Harabeler de isimlerimizi bilmeyen bir şeyin Dokumalar’ına dönüştüğünde.
Sonsuzluğ’un kalacağından emin ol. Sonrasında ne gelirse gelsin, onun içinde yandığından emin ol. Azalmadığından emin ol. Solmadığından emin ol. Sonsuzluğ’un hüküm sürmesine izin ver. Birçok şey sona erdiğinde. Bırak... Sonsuzluk kalsın.“
BOOM!
O, BU Yaratığ’ın Erken Örtülü Kıyısına vardığında, onun son sözleri Sessiz Varoluş’ta ve Ötesi’nde yankılanarak, onları alabilecek Varoluş’un tüm yelpazesine yayılıyordu; Sözler hüzünlü bir şekilde tekrarlanmaya başlamıştı!
Kıyı, Sessizliğin Gümüş-Altın renginde uçsuz bucaksız bir Alan’a yayılıyordu; Altın Kumlar, dönüşümün kalıcı parlaklığını taşıyordu; BU Yaratığ’ın Eonlar boyunca biriktirdiği muazzam Varoluş Güc’ü, her görünür koordinatta yanlış amaçlı ritimleriyle hareket ediyordu.
Sayılamayanlar’ı vardı. BU Erken Yaratıklar, BU Yaşayan Varoluşlar ve BU Kat Sakinler’i toplanmıştı; Her biri artık tam dönüşümün donuk ifadesini ve amaçsız hareketlerini taşıyordu.
Sayılamayan Varoluşlar.
BOOM!
Mükemmel Senfoni yavaş davul seslerini sürdürdü; Ruination’ın sesi Son’a ermişti ama yankısı Hâlâ sesinin dokunduğu Koordinatlar boyunca ilerliyordu, Varoluş sesi taşıyordu.
Noah, BU Yaratığ’ın Erken Örtülü Kıyısı’nın kenarında durdu ve her şeyi içine çekti.
Bunu hatırlayacaktı.
Tam olarak bunu hatırlayacaktı!
Not: Ne diyeceğimi bilemiyorum. Ve sanırım BU Gaspçı bile Noah olmazsa bundan kurtulamazdı. Kafadan 2 Mc zaten gitti. Geriye ne kaldı? Bir Achilles kaldı. Bir de Vakochev. Noah’ı saymaz isek. Noah olmazsa hepsi gitmişti. Bu arada hepiniz tüm Müslüman Kardeşler’imin Kurban Bayram’ı Mübarek Olsun. İyi Bayramlar.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.