Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 381

72.Kısım – Üç Yöntem (5)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 19 dk Kelime: 4.837

Çeviri: Sansanson
72.Kısım – Üç Yöntem (5)
 
“O ikisi, nişanlılar.”
 
“Efendim?”
 
Bu devasa bomba haber karşısında ağzım açık kaldı ve kafamı yavaşça Lee Hyunsung’a doğru çevirdim. Bakışlarımız kesiştiğinde yanakları hafifçe kızardı ve hemen ardından gözlerini kaçırdığını gördüm.
 
Yoo Joonghyuk ve Han Sooyoung – Kaizenix Takımadaları’nın Birinci Prensi ve bir Kontun saygın kızı.
 
Tabii aralarında aşılması gereken epey bir boy farkı vardı ama... Onlara biraz daha bakınca, birbirlerine gerçekten de yakışıyor gibi görünüyorlardı. Kişilikleri pek uyuşmuyordu ama öte yandan, şaşırtıcı derecede çok ortak noktaları da vardı.
 
Yaramazlık damarım kabardı ve sesimi yükselttim. “Heyyy. İkiniz resmen kara ayı ile yeni doğmuş civcive benziyorsunuz...”
 
Neredeyse aynı anda, üzerime doğru devasa bir öldürme arzusu fırladı.
 
“Seni gebertirim.”
 
“Bir kelime daha et, o ağzını yırtarım.”
 
Sırtımdan aşağı soğuk terler boşaldı.
 
Jung Heewon kulağıma fısıldadı. “Belki de onları kışkırtmamak daha iyidir?”
 
“Galiba öyle. Bu arada... Sizin tarafta da bir şeyler olmadı mı, Heewon-ssi?”
 
“...Anlayamadım?”
 
Jung Heewon’un şaşkınlığına bir tebessümle karşılık verdim ve hızla Yoo Joonghyuk ile Han Sooyoung’un arasına girdim. Az önceki şakamdan hoşnut kalmamışlar gibi yüz ifadeleri buz kesmişti.
 
“Han Sooyoung. En önemli rol seninki. Biliyorsun, değil mi? Üzerine düşeni düzgün yapmalısın ki, böylece...”
 
Cevap vermedi.
 
“…Han Sooyoung?”
 
Tıs-çaçaçaçaçaçat!
 
Aniden figürünün etrafında tuhaf kıvılcımlar dans etmeye başladı. Ne olduğunu anında kavradım; Yuri di Aristel’in benliği, Han Sooyoung’unkini kenara itiyordu.
 
Gitmene asla izin vermeyeceğim.
 
Yuri, gözlerinden yaşlar süzülerek haykırıyordu.
 
Er ya da geç, buradan ayrıldığına pişman olacaksın!
 
Sahip olduğun tüm Hikâyeler, kimsenin uğramadığı harabeler gibi kuruyup gidecek ve artık kimse onları hatırlamayacak.
 
Ve sonunda, bu adada donup kalmayı bile başaramayıp bu dünyadan silinecekler!
 
Ona geri baktım ve cevabımı verdim. “Bu olabilir.”
 
Ne dedin?
 
Yuri’nin sesi şaşkın çıkmıştı. Bir an için onu sessizce süzdüm.
 
Yuri di Aristel – bu senaryonun orijinal kadın başrolü.
 
Senaryo olması gerektiği gibi ilerleseydi, şimdiye kadar birinin kızı olarak büyümenin getirdiği normal bir hayatı deneyimledikten sonra muhtemelen kralın sevgilisi olmuş olurdu.
 
Bu dünyada kalırsanız, hepiniz güvende olursunuz.
 
Şu ana kadar kaç tane hikâye okumuş olursan ol, bir bakıma sadece hikâyeleri okuyordun işte. Belki de bu yüzden, şu an için yapabileceğim tek şey onu kibirle ikna etmeye çalışmak değil, sadece hayal etmekti.
 
...Han Sooyoung benim yerimde olsaydı, şu an tam olarak ne söylerdi?
 
‘Reenkarnatörlerin Kralı’ndan bir lütuf isteyeceğim. Burada birlikte kalalım. Ve kendinizi Samsara’nın duvarına emanet edin. Bunu yaptığınızda...
 
“O zaman, her seferinde tamamen aynı senaryoyu uygulayarak yaşamaya devam ederiz.”
 
Ne?
 
Gözlerimi yavaşça kırptım ve ona sordum. “Yuri di Aristel. İlk kez kraliçe olduğunda nasıl hissetmiştin?”
 
Tam o anda göz bebekleri şiddetle titredi.
 
Ben, sadece...
 
‘Reenkarnatörler Adası’, temelde değişen çağın arka sokaklarında kaybolup gitmiş kadim Hikâyelerin bir müzesiydi.
 
Bu dünyanın temeli, 3. neslin orta çağ temalı fantezi ortamlarından biriydi. Yuri di Aristel, Dev Hikâye tarafından belirlenen eylemleri ve konuşmaları tekrarlayarak tekrar tekrar aynı hayatı yaşamış olmalıydı.
 
Han Sooyoung bunu biliyordu ve muhtemelen konağına yeni hikâyelerin olasılığını göstermek istemişti.
 
...Ona Hikâyeler tarafından yönetilen köleler olmadığımızı anlatmak istemişti.
 
Ben, sadece...!!
 
Büyük olasılıkla, Yuri bunu şimdiye kadar anlamıştı. Çünkü Han Sooyoung, ne de olsa mükemmel bir yazardı.
 
“Han Sooyoung’u seviyorsun, değil mi?”
 
...
 
“Eğer seviyorsan, lütfen ona inan. O seni kesinlikle terk etmeyecektir.”
 
Yuri di Aristel karmaşık bir ifade takınmadan önce bir süre bana baktı; ardından varlığı gözden kayboldu. Hafifçe dans eden kıvılcımların ardından, Han Sooyoung’un beyaz göz bebekleri normal hâllerine döndü.
 
Sanki bir baş dönmesi nöbetine yakalanmış gibi hafifçe sendeledi. Sonra yaptıklarımdan etkilenmiş gibi bana baktı ve konuştu. “...Kim Dokja. Fena değil, ha?”
 
“Senden öğrendim.”
 
“Gidişata bakılırsa Yuri gerçekten seninle evlenmek isteyebilir...”
 
“Saçmalamayı kesin de hazırlanın. Giriş yapmak üzereyiz.”
 
Kabul salonunun kapılarını ardına kadar açtık. Ve neredeyse anında, salonun her iki yanından üzerimize tehditkâr bir hava boşaldı.
 
Aynı zamanda, Jung Heewon yanımda durdu ve konuştu. “O zaman için özür dilerim, Dokja-ssi.”
 
Ne için özür dilediğini anlamak için sormama gerek yoktu.
 
“Karşılığında, bu sefer seni düzgünce koruyacağım.”
 
“Sana güveniyorum.”
 
Lee Hyunsung ve Jung Heewon yanımda durduğunda, üzerime çöken tehditkâr hava epey yumuşadı. En büyük kılıç ve kalkanın bu şekilde tek bir yerde toplanmasıyla kendimi güvende hissettim.
 
Kabul salonunun her iki yanında sıra hâlinde dizilmiş insan kalabalığını taradım.
 
Bir tarafta devrimcilerin temsilcileri.
 
Diğer tarafta ise soylular ve onların sancaktarları.
 
Yanlarından yürüyerek doğrudan tahta doğru ilerledik. Ancak tam önüne vardığımızda, toplanan kalabalığın içinden biri bize doğru yüksek sesle bağırdı.
 
“Kral kim?”
 
Kral kimdi...
 
Buraya bu yakıcı sorunun cevabını almak için gelmişlerdi.
 
“Söylentilerdeki gibi, Kara Büyücü mü yeni kraliçe?”
 
“Bize meşru kralı gösterin!”
 
“Ah, sevgili Prensler! Bize gerçeği söyleyin!”
 
Yüzlerini gördüğüm an bir şey fark ettim; bu insanların hiçbiri buraya kendi istekleriyle gelmemişti.
 
Onları buraya çağıran bu dünyanın Hikâyesiydi.
 
[Dev Hikâye Kaizenix Takımadaları düşmanlığını açığa vurdu.]
 
Yoo Joonghyuk ve ben aynı anda Han Sooyoung’a baktık. Başını salladı ve öne doğru bir adım attı.
 
“Ben Kaizenix Takımadaları’nın yeni hükümdarıyım.”
 
Kalabalık hemen protesto etmeye başladı.
 
“Buna nasıl cüret edersin!”
 
“Kaizenix soyunun meşru varisi nerede?”
 
“Öldürün şu sürtüğü!”
 
Han Sooyoung paniklemedi ve kılıcını kınından çıkardı.
 
“And olsun ki bu kılıç, krallığımın kanıtıdır.”
 
Kırılmaz İnanç göz kamaştırıcı, saf beyaz bir ışık yaydı. Kalabalığın içinden birkaç kişi silahı tanıdı ve dizlerinin üzerine çöktü, ancak yine de çoğunluk bize doğru güvensizlik dolu bakışlar fırlatıyordu.
 
İşte tam bu sırada Yoo Joonghyuk öne çıktı.
 
“O gerçekten de Takımadaların yeni hükümdarıdır.”
 
Birinci Prens’in destekçilerinin yüzünde, onun bu açıklamasından sonra bir şaşkınlık ifadesi belirdi. Devrimcilerden de hızla şiddetli bir muhalefet yükseldi.
 
“Ama, ama, bu nasıl olur..  Daha önce hiç böyle bir şey yaşanmadı!”
 
“Her şeyin bir ilki vardır.”
 
“Ailemiz bu sonucu kabul edemez...!”
 
Ve nihayet, fikirlerini dile getirmek için rollerinden çıkan insanlar da boy gösterdi.
 
“Seçiminiz dünya görüşümüzle bağdaşmıyor!”
 
“Dünya görüşümüz sadece şunu istiyor...”
 
Onlara şu sözlerle hitap ettim. “Dünya görüşünüz mü? Bu tam olarak ne olabilir ki?”
 
Kalabalık sesini kesti. Başka bir şey söylemeden bakışlarımı yukarıda, havada süzülen mesaja çevirdim.
 
[İlgili senaryonun türü Kim Dokja’nın Şirketi.]
 
Dünyada ‘Kim Dokja’nın Şirketi’ adında bir tür yoktu. Ancak, olmaması bir hikâyenin anlatılamayacağı anlamına da gelmiyordu.
 
“<Kim Dokja’nın Şirketi> diğer hiçbir türe benzemez,” diyerek Yoo Joonghyuk yeniden konuştu. “<Kim Dokja’nın Şirketi> sadece <Kim Dokja’nın Şirketi>’dir.”
 
Han Sooyoung, Kırılmaz İnanç’ı havaya kaldırdı ve ardından zemine derinlemesine sapladı.
 
“Tıpkı <Kaizenix Takımadaları>nın sadece <Kaizenix Takımadaları> olması gibi.”
 
[Yıldız Kalıntısı Kırılmaz İnanç’ın özel etkisi etkinleştirildi!]
 
Bu kılıç, üç farklı niteliğe sahip Eter kullanıyordu.
 
[Eter niteliği Ateş’e dönüşüyor.]
 
Han Sooyoung’un sıkıca kavradığı kılıcın ağzından saf beyaz alev yaprakları yükselmeye başladı.
 
Ben de elimi kılıcın kabzasının üzerine koydum.
 
[Eşzamanlı olarak Eter niteliği Karanlık etkinleşti.]
 
Ardından Yoo Joonghyuk’un eli bizimkilerin üzerine geldi.
 
[Eşzamanlı olarak Eter niteliği Kutsallık etkinleşti.]
 
Kırılmaz İnanç’ın üç niteliği olan ateş, karanlık ve ışık aynı anda alev almaya başladı. Takımadalar vatandaşları daha önce hiç böyle bir mucizeye tanık olmamışlardı ve bize hayranlıkla baktılar.
 
Han Sooyoung onlara seslendi. “Kral mı? Eğer olmak istiyorsanız, buraya gelin ve şansınızı deneyin. Tabii bu kılıcı kavrayabileceğinize güveniyorsanız.”
 
Kimse yaklaşmaya yeltenmedi. Burada toplanan herkes gerçeği zaten biliyordu – elleri o parlak ışığa dokunduğu an, bedenleri ince bir toz gibi ufalanıp gidecekti. Eğilen kalabalık korkuyla titrese de, bazıları yine de bize soru sormayı başardı.
 
“Hepiniz, bunu neden yapıyorsunuz?”
 
“...Bu takımadalara ne yapmayı planlıyorsunuz?”
 
Bu eşi benzeri görülmemiş bir gelişmeydi. Ve bu dünyanın sonundan korkmaya başlamışlardı.
 
Onlara cevap veren Yoo Joonghyuk oldu. “Biz buraya bu zavallı küçük ‘Kaizenix Takımadaları’nı işgal etmeye gelmedik.”
 
“Biz buraya hepinizi özgür kılmaya geldik,” diyerek hemen arkasından ekledim ve birkaç kişi kendi arasında mırıldanmaya başladı.
 
Ne demek istediklerini zaten biliyorsunuz, değil mi?
 
Bu sözleri ne Han Sooyoung, ne Yoo Joonghyuk ne de ben söylemiştik.
 
Biz de tamamen aynı senaryoyu defalarca tekrarlayamayız.
 
Hayır, bunun yerine sesini yükselten Yuri di Aristel’di. Hepimizin bu senaryoda ulaşmayı dilediği sonucun ne olduğunu nihayet fark etmişti.
 
Ben... bu insanlarla birlikte yolculuk etmeyi planlıyorum.
 
Yuri’nin sözleri karşısında kalabalığın yüzünde tamamen donakalmış ifadeler belirdi. Ancak kararını veren sadece o değildi. Aniden kalbimin güçlü bir şekilde çarptığını hissettim ve bir sonraki anda dudaklarımdan başka biri konuşmaya başladı.
 
O bunu yapmaya niyetliyse, ben de aynısını yapacağım.
 
Bu sözler konağım Dördüncü Prens Ricardo’ya aitti. Kısa bir süre sonra, Yoo Joonghyuk’tan da başka bir ses yükseldi.
 
Bu aciz kardeşimin tek başına gitmesine izin veremem.
 
Bu, Birinci Prens Schweichen’dendi. Ondan sonra, Lee Hyunsung ve Jung Heewon’un bulunduğu konumdan iki ses daha yükseldi.
 
Kılıcım gittiğiniz her yerde size eşlik edecek, ekselansları.
 
Sizi koruyacağım, majesteleri.
 
Hem Bilston Framer hem de Erich Striker; şu ana kadar hikâyelerimizi izleyen sadece Yuri değildi.
 
Gerçekten de, bu dünyanın orijinal kahramanları da bizi izliyordu.
 
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale yüksek sesle gürlüyor!]
 
[Dev Hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı bu dünyaya bakıyor.]
 
“Biz ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na katılacağız.”
 
Burada toplanan herkes <Kim Dokja’nın Şirketi>’ne bakıyordu. Şirketin baş temsilcisi olarak onlara bir kez daha seslendim. “Ve bu adadaki her bir insanı ‘reenkarnasyon’dan özgür kılacağız.”
 
Kalabalık birer birer diz çökmeye başladı. Dev Hikâye’nin senaryosunun oyuncağı olmuş bu insanlar, uzun zamandır ilk kez bize bakıyorlardı.
 
“Hadi hep birlikte gidelim.”
 
Bu sözler sona erer ermez dünya şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldı. Bu, yıkılan bir dünyanın sesiydi. Ve..
 
[Dev Hikâye Kaizenix Takımadaları haykırıyor!]
 
...Bu aynı zamanda kendi üzerine çöken bir Dev Hikâye’nin sesiydi.
 
[Dev Hikâye Kaizenix Takımadaları, takımadalardaki her bir vatandaşı kontrol etme yetkisini etkinleştiriyor!]
 
Dev hikâye, varlığını sürdürebilmek için kendi özünü tüketti. Ne yazık ki, bir Dev Hikâye’yi hikâye yapan şey...
 
[Takımada Kaizenix’teki her bir Reenkarnatör, Dev Hikâye’nin kontrolüne karşı direniyor.]
 
...İçindeki insanlardan başkası değildi.
 
[Dünya görüşü cevabını kabul etti.]
 
[Senaryoyu temizleme koşulunu yerine getirdin.]
 
[Yan Senaryo: Tür Seçimi sonuçlandı.]
 
[Senaryo temizleme ödülü hesaplanıyor.]
 
[İlgili senaryonun konumunun uzay-zamanı, Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nınki ile senkronize ediliyor.]
 
[Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na açılan portal oluşturuldu.]
 
Havada göz kamaştırıcı ışık ışınları yayan devasa bir portal belirdi. Bu, Büyük Savaş’a açılan kapıydı.
 
“Önce ben gidiyorum.”
 
İçeri ilk adım atan Yoo Joonghyuk oldu. Kararlarını vermiş olan diğer Rernkarnatörler da onu takip ederek portalın derinliklerine girdiler.
 
Hatta biri bana şunu sordu. “Bunu gerçekten yapabileceğimize inanıyor musunuz?”
 
“Bilmiyorum. Sadece yapabilmeniz için dua edebilirim.”
 
“Ne kadar dürüstçe.”
 
Reenkarnatör garip bir şekilde gülümsedi ve portaldan geçerek adımını attı.
 
İnsan dalgaları burayı terk ediyordu. Han Sooyoung ve ben kuyruğun en arkasında kalarak onların gidişini izledik.
 
Konuşmak için dudaklarını araladı. “Önden sen gitmelisin.”
 
Büyük olasılıkla, buraya dair hâlâ güzel anıları vardı. Biraz geçmişi yad etmesi için ona yalnız kalacağı bir zaman tanımanın fena bir fikir olmayacağını düşündüm. Ancak tam portala adım atacakken beni yakaladı.
 
“Hey, Kim Dokja.”
 
Bana bir şey sormak istiyor gibiydi. Sessizce bir süre ona baktım ve sonunda büyük bir iç çekerek elini salladı.
 
“Unut gitsin. Önemli bir şey değil.”
 
“Sorun ne?”
 
“Endişelenecek bir şey yok dedim işte.”
 
Yüksek sesle söylenirken bakışlarımı kaçırmaya çalıştı.
 
Biraz endişelendim ve iç çekerek ayağımı portaldan geri çektim.
 
“Bana anlatabilirsin. Geçen sefer de benzer şekilde anlamlı yollarla ayrılmıştık ve beni asıl endişelendiren de bu zaten.”
 
“Büyük bir şey değil.”
 
“Eh, öyleyse bana anlatmanda bir sakınca yok, değil mi?”
 
“...Ne kadar da ısrarcısın.”
 
Han Sooyoung bir kez daha derin bir iç çekti ve ağzını açtı. “Gelecekte...” Bakışları yavaşça yerden kalkıp bana doğru dönerken sözlerine devam etti. “Gelecekte tüm senaryolar sona erdiğinde, yeniden roman yazmaya dönmek isteyebilirim.”
 
Bana ilk kez bu kadar ciddi gözlerle bakıyordu, bu beni biraz şaşırttı.
 
Bu esnada devam etti. “O zaman geldiğinde, romanımı oku, tamam mı?”
 
“Romanını mı?”
 
Başını salladı. “Sana onun ilk okuyucusu olma fırsatını veriyorum.”
 
“O kadar da iyi bir okuyucu değilim ama.”
 
“İbnelik etme de sana söylediğimde oku işte.”
 
“İyi, iyi. Kesinlikle okuyacağım.”
 
İyi niyetle cevap verdim.
 
Şey, romanını okumak sorun olmazdı. Demek istediğim, zaten en başından beri roman okumayı severdim.
 
Ancak, cevabımı beklediğinin dışında bulmuş olmalı ki, onaylamak için bana tekrar sordu. “...Harbiden mi?”
 
“Evet, harbiden.”
 
İnanmayan gözlerle bana baktı. “Ama üç bin bölümden fazla olabilir?”
 
“O zaman tam bana göre demektir.”
 
“Sıkıcı da olabilir.”
 
“Yazan sensin, o yüzden bu pek mümkün değil.
 
Han Sooyoung’un cevabımı duyduktan sonra gözleri büyüdü.
 
Kendimi biraz utanmış hissettim, bu yüzden hızla konuyu değiştirip başka bir şey söyledim. “Hangi türde olacak?”
 
“Oraya gelince düşünürüm artık...”
 
“Romantizme ne dersin?”
 
“...Üç bin bölüm boyunca ‘romantizmi’ nasıl sakız gibi uzatabilirim ki??”
 
Bakışlarımızı tekrar portala çevirirken  bu şekilde hafif sohbetler paylaştık. Orada Lee Hyunsung ve Jung Heewon’un birlikte yürüdüğü görülebiliyordu. Aralarındaki havada o tuhaflığı seziyordum ve bunu görmek güzeldi.
 
“Gerçi o ikisinin üç bin bölüme ve hatta daha fazlasına ihtiyacı olabilir.”
 
Tam o sırada, gökyüzünden kulağa hoş gelen mesajlar yankılandı.
 
[Dolaylı mesajlaşma üzerindeki kısıtlama kaldırıldı.]
 
[Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri mutluluk içinde tezahürat ediyor!]
 
[Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası sıcak atmosferin tadını çıkarıyor!]
 
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı çılgına dönüyor!]
 
Görünüşe göre, senaryonun sonuçlanmasıyla birlikte kanal yeniden açılmıştı.
 
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, Enkarnasyonunu koruyor.]
 
[Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, Takımyıldızı Çeliğin Efendisi’ne karşı tetikte.]
 
[Takımyıldızı Çeliğin Efendisi haksızlığa uğramış hissediyor.]
 
Han Sooyoung sırıttı ve kendi kendine mırıldandı. “Romantizm, demek öyle…”
 
O ve ben portaldan birlikte geçtik. Uzakta gelişimizi bekleyen Takımyıldızlarını görebiliyordum.
 
[Geldiniz, <Kim Dokja’nın Şirketi>.]
 
Nihayet, ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın açılış aşamalarına ulaşmıştık.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi