Bölüm 388
Çeviri: Sansanson
74.Kısım – Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı (3)
Yoldaşlarımla kısaca vedalaştıktan sonra, hemen <Yeraltı Dünyası>’na bir mesaj gönderdim. Çok geçmeden bir yanıt geldi.
[Takımyıldızı Zengin Gecenin Babası girişine izin verdi.]
[Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi girişine izin verdi.]
[Nebula <Yeraltı Dünyası> seni çağıracak bir portal açtı.]
Tıs-çaçaçaçaçat!
Normalde, böylesine büyük bir senaryo hâlihazırda devam ederken senaryonun sınırlarının dışına çıkmak kolay değildi. Ancak <Yeraltı Dünyası>, benim uğruma muazzam miktarda bir Olasılık harcamayı seve seve kabul etmişti.
Bunun için gerçekten minnettardım.
Onların halefi olarak anılıyor olabilirdim ama geçen sefer bana yardım ettiklerinden sonra gidip doğru düzgün bir selam bile vermemiştim...
Şimdi düşününce içimi bir endişe de kaplamadı değil; ya girişime hiçbir sorun çıkarmadan izin vermelerinin asıl sebebi, şimdiye kadar <Yeraltı Dünyası>’nı ziyaret etmediğim için beni evire çevire dövmekse?
– Kim Dokja.
Birden gelen bir mesaj beni irkiltti. Hızla kafamı kaldırdım. [Gün Ortası Buluşması] aracılığıyla gelmemişti, bu da bu mesajı bana gönderebilecek tek bir kişi olduğu anlamına geliyordu.
– Ne oldu? Şube müdürü olduktan sonra çok meşgul olursun sanıyordum. Ama hâlâ bu tarafta ne olup bittiğine kafa yoracak kadar boş vaktin var demek?
– Hayır, yok. Yine de vakit yarattım.
Havada süzülen Bihyung, tütün yaprağını tüttürürken biraz homurdandı. Bu herif... Son zamanlarda müdür olduğu için aşırı çalışmaktan bitap düşmüş gibi bir hâli vardı. Bana karmaşık gözlerle baktı ve dudaklarının arasından derin bir iç çekti. Çevredeki kanalların yayınlarının geçici olarak engellendiğini hissettim.
– Gerçekten çok tehlikeli bir şey yapmaya çalışıyorsun.
– Ne zaman yapmadım ki?
– Bu seferki geçmiştekilerden farklı. Bu kez, tüm <Yıldız Akışı> yaptığın şeylere dikkat kesilmiş durumda.
– Bunu şimdiye kadar yüzlerce kez duymuşumdur herhâlde.
– Böyle devam edersen, şimdiye kadar biriktirdiğin tüm Olasılık karması bir anda suratında patlayacak. Bunun ne anlama geldiğini biliyorsun, değil mi?
Başımı salladım. ‘Şeytan Kral Seçimi’nde o çarpık Olasılık infilak ettiğinde ne kadar korkunç şeylerin yaşandığını net bir şekilde görmüştüm.
Ve dürüst olmak gerekirse, son zamanlarda kendimi sık sık epey bir bloğu eksik olan bir Jenga kulesinin üzerinde duruyormuş gibi hissediyordum.
– Kendine dikkat et artık. Sonsuza kadar şanslı kalamazsın. Yüce Dokkaebiler veya Dış Tanrılar tarafından koruma altında olsan bile...
– Kimin koruması altında dedin??
– ...Unut gitsin. Hiçbir şey söylememiş olmalıydım.
Bihyung başını salladı ve havaya hafifçe duman üfledi. Bunu yapmasıyla birlikte, donmuş olan kanallar tütün dumanının merkezinden itibaren yeniden açılmaya başladı.
– Sağ salim geri dön. Ölme sakın.
– Yeraltı dünyasına giden birine söylenecek şey mi bu?
Bir şey söylemesine gerek yoktu ama çok büyük ihtimalle Bihyung’un Büro’dan gelen tüm müdahale girişimlerini engellediğini biliyordum. İlk karşılaştığımızda sadece zavallı, düşük rütbeli küçük bir Dokkaebiydi ama şimdi bana bu şekilde yardım edebilecek kadar büyümüştü. Gerçekten de, böyle günleri görebilmek için insanın her şeyden önce uzun yaşaması gerekiyordu.
[Uzay-zaman üzerinden aktarım başladı.]
Önümdeki tüm duyusal algılar birbirinden ayrılıyor gibiydi ve gözlerimi tekrar açtığımda, yeraltı dünyasının kararmış ve kurumuş toprakları varlığımı selamladı. Burası <Yeraltı Dünyası>’ydı. Normalde, sandalcı Kharon’un hizmetlerini kullanıp önce nehri geçmem gerekiyordu ama bu sefer o aşama atlanmıştı.
Kurumuş nehrin çakıllı kıyılarında yürüdüm ve bir süre Hades’in sarayına doğru ilerledim. Ancak dış kalenin içine adımımı attığım an, sanki gelişimi bekliyorlarmış gibi on binlerce bakış üzerime dikildi.
<Yeraltı Dünyası>’nın üç Yargıcından tutun da sayılamayacak kadar çok ruha kadar – genel atmosferin ne kadar amansız olduğuna bakılırsa, bakışlarının hiç de dostça olmadığı sonucuna varmak zorundaydım.
[<Yeraltı Dünyası>’nın Yargıçları varlığını keşfetti!]
Tahmin ettiğim gibi, beni buraya çağırmalarının başka bir amacı vardı, değil mi?
Ça-ça-çat...
Her canlıyı kurumuş, mumyalanmış kabuklara çevirebilecek güçte Statüler yayan <Yeraltı Dünyası>’nın üç Yargıcı, havada süzülürcesine bana doğru yaklaştı.
Yargıçların her biri Masal sınıfı birer Takımyıldızıydı.
Belime asılı duran Kırılmaz İnanç’ı hızla kavradım. Her ne kadar güçlenmiş olsam da, <Yeraltı Dünyası>’ndayken bu üçüne karşı koymaya çalışmak hiç de kolay olmayacaktı.
Tam o anda, öndeki Yargıcın göz hizası yere doğru alçalmaya başladı. Bu sadece başlangıçtı; ikinci ve üçüncü Yargıçlar da göz hizalarını indirdiler. Üçü de şu an önümde diz çökmüş durumdaydı.
...Aa?
Ve onları takip eden <Yeraltı Dünyası> ordusu, hırçın ama alçak bir gelgit dalgası gibi tamamen durulmaya başladı. Daha yakından baktığımda, az önce hissettiğim o çalkantılı atmosferin sandığımdan farklı olduğunu fark ettim. Aslında, <Yeraltı Dünyası>’nın Yargıçları sanki bir şeyden derinden etkilenmişler gibi gözlerini silerek bana bakıyorlardı.
Ku-gugugugu!
<Yeraltı Dünyası>’nın kendisi, bana bir yol açmak için önümde diz çökmüş gibiydi.
Bu, sarayın iç odalarına çıkan yoldu. Şimdiye kadar bu yolda yürütülmesine izin verilen sadece iki Takımyıldızı vardı.
[Gecenin Krallığına hoş geldiniz, ey <Yeraltı Dünyası>’nın Varisi!!]
Yargıcın bu ilanının ardından, görüşümde bir sistem mesajı belirdi.
[Şu anda <Yeraltı Dünyası>’nın Prensisin.]
***
Sarayın iç kısımlarında ilerlerken, içten içe biraz tuhaf hissetmekten kendimi alamadım.
‘<Yeraltı Dünyası>’nın halefi’ olduktan sonra böyle bir şeyin yaşanabileceğini tahmin ediyordum ama yine de statümdeki bu dikey yükselişi bizzat tecrübe etmek, beynimin içinin yumuşayıp pelteye dönmesine sebep oluyordu.
Hayatımda hiç bu kadar sıcak karşılanmamıştım. Üstelik bu oldukça kasvetli ve gösterişli kostüm de neyin nesiydi?
[Karakter Ricardo von Kaizenix senin de mi prens olduğunu soruyor.]
Benimle aynı vizyonu paylaşan Kaizenix Takımadaları’nın Dördüncü Prensi, bir şeyler söylemeye karar vermişti. Vereceğim cevabı tartarken, beni dikkatle inceleyen Yargıç da bana hitap etmeye karar verdi. [Affedersiniz, Ekselansları.]
“Evet?”
[Geçen seferki meseleler için özür dilemek isterim.]
Şimdi düşününce, bu ahjussi, Shin Yoosung’un ruhunu kurtarmak için <Yeraltı Dünyası>’na girdiğimde beni ‘karşılayan’ o Yargıcın ta kendisiydi. Hani şu bolca ‘Yamata no Orochi’nin Yılan Şarabı’ndan içip bana gizlice yardım eden adam... Niteleyicisi neydi onun?
“Hayır, sorun değil. Sonuçta işler yolunda gitti, bu yüzden sorun yok. Aslında o zaman minnettar kalmıştım.”
Yargıç mahcup bir şekilde başını eğdi ve kabul salonunun kapılarını ardına kadar açtı. [<Yeraltı Dünyası>’nın Kralı sizi bekliyor.]
Gerildim ve Yargıçlarla birlikte kapı eşiğinden içeri adım attım. Yanımda beni koruyan o güven veren Statüleri, içimde garip bir his uyandırıyordu.
<Yeraltı Dünyası>’nın efendisi olursam, onlar gibi Takımyıldızlarına emirler yağdırabilecektim.
[...Fufu. Demek öyle. Demek olanlar buydu.]
Karanlığın içinden gelen Persephone’nin sesi düşünce silsilemi böldü. Tahtında oturuyordu ve elinin üzerinde tünemiş olan biriyle hararetli bir şekilde çene çalmakla meşguldü.
[Baat, baat. Abaat!]
[H-mm, o zamanlar da mı aynı hikâyeydi?]
[Baat, baat!]
Bu, etrafta zıplayıp duran küçük bir ‘mochi’ydi; o sesin kime ait olduğunu gayet iyi biliyordum. Ve ben daha bir şey söyleyemeden, Biyoo beni ilk keşfeden oldu ve mutlulukla çığlık attı.
[Abaat! Abaat!]
[Görünüşe göre genç halefimiz sonunda teşrif etmiş.]
Biyoo’nun neden burada olduğunu bilmiyordum ama yine de bu kötü bir gelişme sayılmazdı. Persephone onun bu sevimli maskaralıklarından son derece keyif alıyor gibi görünüyordu ne de olsa.
Hades’in taş gibi sert bakışları ve Persephone’nin sıcak, nazik bakışları aynı anda üzerime kilitlendi. Bu gıdıklayıcı his tüm vücuduma yayılırken sanki bütün bedenim donup kalmıştı. Beklendiği gibi, Masal sınıfı bir Takımyıldızının sadece bakışı bile tüm varlıkları ezmeye yetecek güçteydi.
Hades’in Poseidon’a karşı verdiği o inanılmaz savaşı hatırlayarak tek dizimin üzerine çöktüm ve başımı eğdim.
“Görüşmeyeli uzun zaman oldu, ey ‘Zengin Gecenin Babası’ ve ‘En Karanlık Baharın Kraliçesi’.”
[Gerçekten de çok uzun zaman oldu, çocuğum. İyi miydin?]
“Şey... Evet, iyiydim. Ya siz nasılsınız, kraliçem?”
[Fufu, biz de iyiydik. Her ne kadar tek oğlumuzun bizi bu kadar gecikmeli olarak ziyaret etmesi bizi biraz üzmüş olsa da.]
Paylaştığımız bu sohbet, bayram ziyaretlerindeki o ailevi havaya sahipti. Bu tarz şeylerde hiç deneyimim olmadığı için, konuşmayı nasıl sürdüreceğimi bir türlü kestiremiyordum.
Geniş bir tahtta oturan Hades, hâlâ ne anlama geldiğini çözemediğim bir ifadeyle bana tepeden bakarken, Persephone parlak bir gülümsemeyle benimle konuşmaya devam etti.
[Yokluğunun getirdiği yalnızlık, buradaki en küçük torunumuz tarafından dolduruldu. Yaşlılığımızda bir Dokkaebi torun göreceğimi düşünmek... Gerçekten de, böyle bir şeyi görebilmek için insanın her şeyden önce uzun yaşaması gerekiyormuş.]
Hâlâ ‘Baat, baat’ diyen Biyoo’yu gerçekten çok sevmiş olmalıydı; Persephone, elinin arkasında oturan küçük Dokkaebi’yi nazikçe okşadı. [Bir torunumuz olsa da, maalesef hâlâ bir partnerden yoksunsun. Bizi eşinle ne zaman tanıştırmayı planlıyorsun?]
“Ah, şey, bunu hâlâ düşünmem gereki...”
Bayramlarda kimsenin duymak istemediği o bir numaralı soru, bana doğru anında fırlatılmıştı.
Tam o anda sessiz duran Yargıçlar öne çıkmaya karar verdi.
[Yaptığımız incelemelere göre, birkaç potansiyel aday bulunuyor, Majesteleri.]
[Ho-oh, öyle mi?]
[Evet. Bu veriler, Olimpos’un Kader Eşleştirme Sistemi olan 「Cupid’in Ok Atışı」 ve 「Bize Yardım Et DUO Venüs」[1] üzerinden yapılan araştırmalarla derlenmiştir.]
[Yargıçlar, görünüşe göre bir kez olsun işe yarar bir şey yapmışsınız.]
...H-hayır, bir dakika bekleyin. Neden Yargıç denilen bu moruklar benim özel hayatımı araştırıyordu ki?!
Maalesef, onlara engel olmama fırsat tanımadan havada bir hologram belirdi.
[İlk olarak, bu Aday no.1.]
Ekranda beliren şey belli bir video kaydıydı.
– Bir Dokja’nın hayatı Dokja gibi olur sonuçta.
– Bir Dokja’nın hayatı… Dokja-ssi, gerçekten de güzel şeyler söylüyorsun.
Ne... Mevcut tüm kayıtlar arasından, neden gidip böyle karanlık bir geçmişi çıkarmak zorundaydılar ki?
Yargıç sakin bir ses tonuyla konuştu. [Aday No.1, son derece düşünceli bir kadındır. Prensimizin nehirler ve okyanuslar kadar engin olan tuhaf hassasiyetlerini hoşgörüyle kabul etmekle kalmıyor, aynı zamanda nazik, sıcak bir kişiliğe, doğal bir kararlılığa ve harika bir dış görünüme de sahip. Açık konuşmak gerekirse, belki de bizim saygıdeğer Prensimizin seviyesinin bile üstünde olabilir…]
Onu dinledikçe kendimden geçiyormuşum gibi hissediyordum.
[Sırada Aday No.2 var.]
Onun ardından, ekranda limon şekeri emen, keskin gözlere ve gözlerinden birinin hemen altında belirgin bir güzellik benine sahip olan o kadın belirdi.
– Aptal.
– Bugün gibi güzel bir günde neden ağlıyorsun ki? Demek istediğim, kar bile yağıyor üstelik… Sonra güzel bir Niteleyici düşüneceğime söz veriyorum, tamam mı?
Yargıç kayda bakarak memnun bir gülümseme oluşturdu ve hikâyesine devam etti. [Her ne kadar Aday No.2 huysuz bir kişiliğe sahip olsa ve sık sık iğneleyici, alaycı yorumlara başvursa da, Prensimizle özel bir ilişkiyi paylaşmaktadır. Prensimizin karanlık hobisini tamamen anlayan tek varlıktır ve sadece bununla kalmayıp, bu hobi hakkında özgürce konuşabilmektedirler. Gerçekten de, benzersiz, özel bir varlık...]
Evet, <Olimpos>’un eşleştirme sistemi kesinlikle kafayı sıyırmış, değil mi?
Üçüncü adayın yüzü belirmeden önce, tüm cesaretimi topladım ve bağırdım. “Hayır, bir dakika bekleyin! Henüz evlenmek gibi bir düşüncem yok!”
Yargıç özür dilercesine başını eğdi ve geri çekildi. [Saygıdeğer Prens henüz hazır değilse, o zaman bir sonraki adayın tanıtımı bir dahaki sefere kadar ertelenebilir...]
[Hmm… Bizim bu inatçı Prensimizi kimin evcilleştirebileceğini merak ediyorum.]
Persephone, öz anneme ürkütücü derecede benzeyen bir ses tonuyla şikayet etti.
[Pekâlâ, eğer her şey başarısız olursa, bu çocuğu doğuran Dokkaebi’yi partnerin olarak getirmende bir sakınca yok. Hem Hades hem de ben, insanlığın o önemsiz ve eski kafalı tercih fikirlerine bağlı değiliz...]
Bihyung’la evlenmek mi? Kendimi öldürürüm daha iyi.
[Hades ve ben, ‘Cahiliyetini Bilen Adam’ ve ‘Fikir Bilgesi’ gibi cinsel tercihlere sahip olsan bile buna müdahale etmeyeceğiz...][2]
[<Yeraltı Dünyası>’nın Yargıçları büyük bir merakla seçimini bekliyor.]
[Küçük bir grup Takımyıldızı tercihlerinle ilgilenmeye başlıyor.]
[Cinsiyet değiştirmeyi seven Takımyıldızı pür dikkat kesildi.]
Hafifçe nefesimi çektim ve konuşmak için hızla dudaklarımı açtım. “Anne.”
Persephone’nin gözleri sözlerimi duyduktan sonra titredi. [Ne dedin sen...]
“Buraya neden geldiğimi zaten bildiğinize inanıyorum.”
[...]
“Sizden bir iyilik istemeye geldim.”
<Yeraltı Dünyası>’nda zaman akışı daha yavaş olsa bile, çok fazla oyalanamazdım. En başından beri bu yeri ziyaret etmek için tek bir nedenim vardı zaten.
“Lütfen, <Yeraltı Dünyası>’nın ordusunu bana ödünç verin.”
Sözlerim sonunda Hades’in sessizliğini bozmasını sağladı. [Bunun ne anlama geldiğini anlıyor musun?]
Dünyayı saf bir karanlığa bürüyecekmiş gibi duran bir ses, tüm sarayı baskı altına almaya başladı.
Orduya liderlik etmesine izin verilen tek bir <Yeraltı Dünyası> varlığı vardı, o da bu diyarın efendisi, yani <Yeraltı Dünyası>’nın Kralıydı.
“Farkındayım.”
[Bu, haleflik konumunu resmî olarak kabul edeceğin anlamına mı geliyor?]
Başımı salladım.
[<Yeraltı Dünyası>’nın Kralı olmayı kabul ediyorsan, tüm bu senaryolar bittiğinde, bu diyarı yönetmek için burada kalmalısın. Bunun gerçekten ne anlama geldiğini anlıyor musun?]
“Özel durumlar haricinde yaşayanların dünyasına gidemeyeceğim anlamına geliyor.”
[<Yeraltı Dünyası>’nın tahtına isteyerek geçeceğini ve hayatının geri kalanında burada kilitli kalacağını mı söylüyorsun?]
“Evet,” diye tereddüt etmeden cevap verdim.
Hades tahtından yavaşça ayağa kalktı ve bana belli bir mesafeyle dik dik baktı.
Her ne kadar çok daha güçlenmiş olsam da, Hades’e karşı savaşmak hâlâ söz konusu bile olamazdı. Kalbim heyecandan patlayacakmış gibi hissediyordu ama madem bu işe girişmiştim, sonuna kadar görmeliydim.
Eğer ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nı kazanmak istiyorsam, <Yeraltı Dünyası>’nın gücü şarttı.
“Resmî olarak <Yeraltı Dünyası> tahtının halefi olacağım.”
+
Bölüm Sonu Notları:
[ÇN-1: İngilizce çevirmene göre Duo, Güney Kore’de insanların evlilik için uygun partner bulmasına yardımcı olan profesyonel bir eşleştirme şirketiymiş. Ancak çevirmen bunu kastedip kastetmediğinden emin değilmiş.
[ÇN-2:[Hades ve ben, ‘Cahiliyetini Bilen Adam’ ve ‘Fikir Bilgesi’ gibi cinsel tercihlere sahip olsan bile buna müdahale etmeyeceğiz...]
Şimdi buradaki ‘Cahiliyetini Bilen Adam’ ifadesinin Sokrates’e gönderme olduğundan eminim. Bunun da ‘Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.’ sözüyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Ancak Fikir Bilgesi (Sage of Idea) hakkında pek bir şey bulamadım; bilenler aydınlatabilir.
Peki Persephone bu sözle ne anlatmak istemiş? Antik Yunan’da, özellikle Atina’da, erkekler arasındaki ilişkiler belli bağlamlarda yaygındı ve kimi zaman sosyal/siyasi bir anlam da taşıyordu. Antik Yunan’da yaşamış Sokrates için de erkeklerle ilişkileri olduğuna dair pek çok tartışma mevcut. Kısacası, yönelimin ne olursa olsun karışmayacağız diyor.
Ardından gelen [Cinsiyet değiştirmeyi seven Takımyıldızı pür dikkat kesildi.] sistem mesajı da bence yorumumu kanıtlar nitelikte:/
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.