Bölüm 387
Çeviri: Sansanson
74.Kısım – Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı (2)
Han Sooyoung sesini ilk yükselten kişi oldu. “Ne? Bunu nasıl düşünebilirsin? İnsan regresyon geçirdikçe zekâsı daha da mı geriler?”
“Lafı ağzımdan aldın. Sözde bir yazarın bu kadar tatsız bir şey uydurması da ayrı mesele.”
O ve Yoo Joonghyuk birbirlerine hırlayarak dik dik baktılar.
Ve ilk geri adım atan da yine Han Sooyoung oldu. “Fuu… Doğru ya, üç kez regresyon geçirmek insanın zihnini bulandırabilir ve tuhaf şeyler hayal etmesine neden olabilir. Yani... ‘Gizemli Entrikacı’nın ‘gelecekteki Kim Dokja’ olduğunu mu söylüyorsun?”
“Ben öyle düşünüyorum.”
“İyi, peki. Tamamen imkânsız değil, bunu kabul ediyorum. <Yıldız Akışı>’nda her türlü çılgınlık yaşanıyor ve...”
Han Sooyoung tam “Dünyamızda bir roman bile gerçeğe dönüşebilir,” diyecekti ki hızla bu sözlerini yuttu. Bu doğru olsa bile, Yoo Joonghyuk’un önünde böyle bir şeyden bahsedilmemesi gerektiğini düşündü.
Bu yüzden başka bir şey söyledi. “‘Gizemli Entrikacı’ya sormak en hızlısı olmaz mıydı? Bunu doğrulamaya çalıştın mı?”
Başını salladı. “Onunla bir anlaşma yapmıştım. Eğer onun için bir şey yaparsam, tek bir soruma cevap verecekti.”
“Ne sordun?”
“Kimliğinin gerçekten gelecekteki Kim Dokja olup olmadığını sordum.”
“Eee, sonra ne oldu?”
“Olmadığını söyledi.”
“Öyleyse, neden hâlâ—”
“Daha net konuşayım. ‘Bir zamanlar birisi olmuş olabilirim ama şimdi, hiç kimseyim,’ dedi.”
...Bir zamanlar birisi olmuş olabilir ama şimdi, hiç kimse mi?
Han Sooyoung bu ifadedeki yanlışı hemen fark etti.
‘Gizemli Entrikacı’ bu cevapla ‘gelecekteki Kim Dokja’ olduğunu üstü kapalı bir şekilde reddetmemişti. Hayır, söylediği şey ‘Kim Dokja olabilirim de, olmayabilirim de’ demeye çok daha yakındı.
Bu durumda, Yoo Joonghyuk’un tahmininden geri adım atmaması mantıklıydı.
Han Sooyoung bir kez daha sordu. “Ona sorduğun tek şey bu muydu?”
“Yaşadığım tüm regresyon turlarını biliyordu.”
Bir zamanlar bir şeydi ama şimdi sadece basit bir ‘Gizemli Entrikacı’ydı; Yoo Joonghyuk’un yaşadığı her regresyon turunu bilen bir varlık.
“Başka bir şey var mı?”
“Hayır.”
“Dalga mı geçiyorsun? Sırf ona bunu sormak için mi deli gibi savaştın?” Han Sooyoung, öfkeli bir boğa gibi soluyarak ona bağırdı. “O adam senin önceki regresyonlarında yoktu, değil mi? Gerçek kimliğini öğrenemediysen, en azından başka bilgiler edinmeye çalışmalıydın be adam?!”
“...Hedefinin ne olduğunu duydum.”
“Neymiş?”
“Değiştirmek istediği bir şey olduğunu söyledi. Ve ayrıca öldürmek istediği birinin de olduğunu.”
Sanki duydukça daha da derin bir bataklığa çekiliyordu. ‘Öldürmek istediği biri’ ifadesini tersine çevirdiğinizde, karşınıza ‘henüz öldüremediği biri’ çıkıyordu.
‘Gizemli Entrikacı’ gibi tanrısal bir varlığın bile hakkında hiçbir şey yapamadığı seviyede bir varlık var mıydı yani?
“Ondan duyduklarım bu kadar. Sormama izin verilen tüm sorular bunlardı.”
“Daha fazla bilgi koparamadın mı peki?”
“Bu, onunla başka bir anlaşma yapmam gerektiği anlamına gelir. Yaparsam da geçen seferkinden daha ağır bir bedel ödemek zorunda kalırım.” dedi Yoo Joonghyuk ve bakışlarını gökyüzüne çevirdi.
O da yukarı baktı ve [Öğle Vakti Buluşması]’nı etkinleştirdi.
– Bize bakıyor mu?
– Bakışını hissedemiyorum.
Bu biraz hayal kırıklığı yaratan bir sonuçtu; söz konusu özne onları duysun diye burada böyle açıkça çene çalıyorlardı ama görünüşe göre şu an onları izlemiyordu bile. Buna ‘Gizemli Entrikacı’ya yakışmayan bir hareket mi demeliydi?
Han Sooyoung konuştu.
– Pekâlâ, bu sorunlu bir durum. O seviyedeki tanrısal bir varlık önemli bir şeyin ortasına burnunu sokmaya karar verirse, planımız ne kadar iyi olursa olsun bir işe yaramaz.
Özellikle de şu anki ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ kadar önemli bir sahnede; küçük bir değişken masayı altüst edebilecek olsaydı, bundan endişe duymamasına imkân yoktu.
Ancak Yoo Joonghyuk’un düşünceleri onunkinden farklıydı. “Muhtemelen bizzat öne çıkmayacaktır.”
“Seni böyle düşündüren ne?”
“Bunun kanıtı, planlarını gerçekleştirmek için Kim Dokja’yı veya beni kullanması. Harekete geçebilecek olsaydı, bunu çoktan yapmış olurdu. Onun seviyesindeki bir varlık, harekete geçmek niyetindeyse büyük miktarda Olasılık tüketmek zorunda kalır.”
“...Bu mantıklı. O boktan Olasılığa teşekkür edeceğim günün geleceğini kim bilebilirdi ki?”
“Şimdi sana sormam gereken bir şey var.”
“Ha?”
“Hâlâ o can sıkıcı hipotezinin dayanağını duymadım. ‘Gizemli Entrikacı’nın neden ‘o kişi’ olduğunu söyledin...?”
Yoo Joonghyuk’un sorusu Han Sooyoung’un sırıtmasına neden oldu. “Bu ne şimdi? İlgilenmediğini sanıyordum ama galiba kafana takılmış.”
“Gereksiz yorumlar eklemeden duramıyorsun, değil mi?”
Tam kılıcının soğuk kabzasını kavrayacakken, yakından oldukça sinsi bir ses onlara doğru yaklaştı. “İkiniz birbirinizin arkadaşlığından keyif alıyor gibisiniz.”
İki kişinin soğuk, öldürücü bakışları doğrudan Kim Dokja’nın üzerine kilitlendi.
Acı bir şekilde gülümsedi ve geri çekilirken ellerini sallamak üzereydi ki, boşlukta yeni bir senaryo mesajı yükseldi.
[113. bölgesel çatışma için yeni koordinatlar belirlendi.]
Gruptakilerin bakışları şimdi Kim Dokja’ya dikilmişti. Nihayet, bir hamle daha yapma zamanı gelmişti.
“Pekâlâ, gidelim ve yeni bir olay çıkaralım o zaman.”
Sanki hepsi bunu bekliyordu, <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin Hikâyeleri yüksek sesle yaygara koparmaya başladı.
[Şeytan Kral Kurtuluşun Şeytan Kralı’nda yeni bir Hikâye filizleniyor!]
[Kurtuluşun Şeytan Kralı’nın ikinci Niteleyicisi için aday listesi oluşturuldu.]
***
Şeytan Diyarı’nın ikinci adamı, ‘Doğu Cehenneminin Hükümdarı’, ‘Şeytan Diyarı’nın Temsilcisi’ ve ‘Kutsallığın Yok Edicisi’ gibi çeşitli Niteleyicilerle çağrılırdı.
Pek çok farklı isim taşısa da onun için tek bir gerçek isim olabilirdi.
2. Şeytan Diyarı’nın Efendisi, Agares.
1. Şeytan Diyarı’nın Efendisi aniden ortadan kaybolduğundan beri Agares, son bin yıldır Şeytan Diyarı’nı koruyordu. Topraklarına salya akıtan Başmeleklerin kafalarını uçurmuş ve ‘Kötülük’ün kötülük olarak var olmasını sağlayan Hikâyeleri korumuştu.
‘Kötülük’ün yeterliliğini test ederken, onu kısıtlarken ve hatta ona hükmederken, tüm varlığını tek bir soruya odaklamıştı.
‘Kötülük’ ne için vardı?
Ne zaman bir canlıyı daha parça parça etse, kendini bu soruya kaptırırdı. Bu sorunun bir cevabı olup olmaması önemli değildi; hayır, bu soru sadece onun devam etmesini sağlıyordu.
[113. bölgesel çatışma zorla sonuçlandırıldı.]
[114. bölgesel çatışma zorla sonuçlandırıldı.]
Ancak, şimdiye kadar yaşadığı binlerce yıl boyunca ilk kez böyle bir manzaraya tanık oluyordu.
– Herkes biraz daha dayansın!
– Neredeyse hepsini bastırdık!
Kaotik savaş meydanından Reenkarnatörleri kurtaran insanlar vardı. ‘İyilik’ ve ‘Kötülük’ arasındaki büyük savaşın sonucu ne olursa olsun feda edilen harcanabilir piyonlar, birileri tarafından kurtarılıyordu.
Şimdi normalde, bu tür eylemler ‘İyilik’in tarafına tekabül ederdi. Ancak buradaki sorun, bu eylemi gerçekleştirmekten bir Şeytan Kral’ın sorumlu olmasıydı.
[Kaos Puanı 4 arttı.]
[Kaos Puanı şu anda 60.]
[Uyarı! Kaos Puanı 60’ı aştı!]
Kaos. Ne ‘İyilik’ ne de ‘Kötülük’tü, dünyanın Olasılığının ve doğal düzeninin dışında var olan ‘bir şeydi’.
[Kaos Puanlarını artırmak ve ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nı durdurmak istiyorsun, öyle mi?]
Agares’in kafasına iyice bastırdığı fötr şapkasının altından kırmızımsı boynuzlar filizlendi; bu, bir şeye ne zaman ilgi duysa sergilediği kendine has bir huyuydu.
[Daha büyük bir yıkım tehdidiyle daha küçük ölçekli yıkımı durdurmak. Bu gerçekten de sadece ‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’nın aklına gelebilecek bir fikir.]
Fikrini sunan kişi ‘Şehvet ve Öfkenin Şeytanı’ Asmodeus’tu.
Agares, tahtı kavrayan parmaklarını bir ileri bir geri sallayarak konuştu. [Neden ‘Kötülük’ün tarafında yer almıyor? Bu tarafa katılarak kesinlikle bir şey kaybetmezdi.]
[Bu ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ sonuçlandığında, onun ‘Zirve’si tamamlanmış olacak. Bu aynı zamanda peşinden koştuğu ■■’un ‘Kötülük’ün yolunda olmadığı anlamına geliyor.]
[Yine de, ‘İyilik’in ■■’u peşinden gidiyor gibi de görünmüyor.]
Bu durum, iki taraftan birini seçmesinden çok daha garip bir durumdu.
Agares tekrar sordu. [Düşüncelerin neler?]
[Bizden önce Metatron harekete geçecektir. Bu savaşı herkesten çok arzulayan o yaşlı Meleğin, dikkatli planlarının altüst olmasına izin vermesinin hiçbir yolu yok.]
Bu sözler biter bitmez, Şeytan Kral’ın iletim hattından tek satırlık bir mesaj geldi.
– Agares, seninle görüşmem gereken bir konu için iletişime geçtim.
Agares’in yırtık dudaklarının kenarları bir tebessümle yukarı kıvrıldı.
– Metatron, boş zamanlarımızda rahatça çene çalacak kadar iyi bir ilişkimiz olmadığından eminim.
Şeytan Diyarı ve <Eden>’in şu anki en yüksek otoriteleri bir ekran aracılığıyla karşı karşıya konuşuyorlardı. Sadece bakışmaları bile, güçlü bir Olasılık kıvılcımı patlamasına neden oldu.
– Seninle havadan sudan konuşmayı sorun etmem ama şimdilik gücünü bir süreliğine ödünç almam gerekiyor gibi görünüyor.
– ‘İyilik’ ve ‘Kötülük’ün el ele verdiği bir hikâye hiç duydun mu?
– Şey, ‘Kötülük’ün amacına ulaşmak için her yolu mübah saydığı hikâyeler oldukça yaygındır, değil mi?
Metatron, Agares’in alaycı tonunu duymasına rağmen sakinliğini korudu.
– Kendilerini evrenin merkezi sanan, olgunlaşmamış bir Nebula var; içi de çömezlerle dolu.
Bu küçük hikâyedeki çömezlerin kim olduğu gayet açıktı. Agares kıkırdayarak cevap verdi.
– Sırf küçük bir Nebula’yı ezebilmek için acil hattı kullanacağını düşünmek. Ne kadar eğlenceli.
– İşler ters giderse, o küçük Nebula yüzünden ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ bile çökebilir.
– <Yıldız Akışı>’nın bir kıdemlisi olarak onlara disiplin aşılamak mı istiyorsun yani? O ‘Kkondae’ (ÇN: Moruk/baskıcı kıdemli)¹ yapın hâlâ duruyor, görüyorum ki.
– Diyelim ki sadece onlara dünyanın gerçek kurallarını öğretmek istiyorum.
– Reddediyorum. Senin gibi biriyle el ele vermeme gerek yok, çünkü böyle bir Nebula’yı ezmek benim için çocuk oyuncağı.
– El ele vermeyi teklif etmiyorum.
– O zaman ne?
Sözlü bir cevap vermek yerine, Metatron elinin üzerinde küçük bir haç yükseltti. Haç havaya yükselip kendi etrafında dönmeye başladı.
– <Kim Dokja’nın Şirketi>, güçlerin dengeli olmasından, her iki tarafın gücünün eşit olmasından yararlanarak savaş alanlarını mahvedebildi.
– Ee yani?
– Peki ya en başından beri o dengenin bozulduğu bir savaş olursa?
Metatron haça doğru üfledi; bunu yaptığında, dönüş ekseni hafifçe bozuldu ve dengesizce dönmeye başladı. Agares bir şeyden hoşnut kalmamış gibi sordu.
– Bir tarafın en başından beri dezavantajlı olduğu bir savaş alanı yaratmamızı mı öneriyorsun?
– Aynen öyle.
Tarafların savaş güçleri eşit olmadığı sürece, <Kim Dokja’nın Şirketi> denge zaten bir tarafa kaymışsa onu değiştirmeye çalışmak zorunda kalacaktı. ‘Kötülük’e doğru eğilmişse ‘İyilik’e yönelecek, ‘İyilik’e doğru eğilmişse de ‘Kötülük’e geri itecekti.
Bu durum tersine kullanılırsa, <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin yok oluşla karşılaşacağı bölgesel bir çatışma tasarlamak imkânsız olmayacaktı.
– Ve şimdi kimin dezavantajlı olduğu bir savaş başlatmak istiyorsun?
– En azından bu konuda adil olmalıyız. ‘Kötülük’ tarafının dezavantajlı olduğu bir bölgesel çatışma yaratacaksak, ben de ‘İyilik’ tarafın dezavantajlı olduğu bir başkasını yaratacağım.
– İlginç. Melekleri feda etmek pahasına bile olsa onları öldürmeyi ne kadar çok istediğini tahmin edebiliyorum.
– Kaos Puanlarının bu şekilde birikmesini öylece oturup izleyemeyiz. Ayrıca, birkaç bölgesel çatışma yaratarak <Kim Dokja’nın Şirketi>’ni dağıtabileceğiz.
– Ya bu provokasyona tepki vermezlerse?
– Bu yine de yeterli olmaz mıydı?
Ekranda görüldüğü üzere Metatron’un gözleri beyaz bir ışıkla parlıyordu.
– Karşılık vermezlerse, bu savaşın nihai galibi sonuçta yine ‘İyilik’ ve ‘Kötülük’ olacaktır.
***
[115. bölgesel çatışmaya açılan Geçit açıldı!]
[116. bölgesel çatışmaya açılan Geçit açıldı!]
[117. bölgesel çatışmaya açılan Geçit...!]
Geçitlerin uzayı gerçek zamanlı olarak kaplamasını izlerken boş boş kıkırdadım.
Biliyordum. Metatron ya da Agares’in bu meseleyi öylece geçiştirmesine imkân yoktu.
Jung Heewon gerçek zamanlı olarak beliren ve kaybolan portalları izledi ve bir soru sordu. “Dokja-ssi, neler oluyor?”
“Aynı anda birkaç bölgesel çatışma başlattılar.”
“Ama bu nasıl olabilir ki?”
“Normalde olamaz. Sözde bir bölgesel çatışma olsa bile, bu kadar çabuk başlayıp bitemez.”
[115. bölgesel çatışma sonuçlandı.]
[116. bölgesel çatışma sonuçlandı.]
Aniden sona eren savaş alanlarıyla birlikte senaryo mesajı da havada belirdi.
+
[Büyük Savaş’ın ilerleme durumu]
Mutlak İyilik Puanı: 57
Mutlak Kötülük Puanı: 57
Kaos Puanı: 60
+
‘İyilik/Kötülük’ Puanları, topladığımız Kaos Puanlarına rakip olmak istercesine hızla tırmanıyordu. Sonunda yerinden ilk fırlayan Lee Hyunsung oldu.
“Öylece oturup hiçbir şey yapmadan duramayız.” Yumruğunu sıkıca sıktı ve devam etti. “O savaş alanlarında kurban edilen Reenkarnatörler olmalı.”
“Elbette var. Ama eğer onlardan birine girersek, hepimiz ölürüz,” diye cevap verdi Han Sooyoung tırnaklarını kemirirken.
“...Efendim?”
“Anlamıyor musun? Bunların hepsi tuzak. Bizi tamamen yok etmeye karar vermişler, olay bu.”
Lee Hyunsung şaşkınlıkla bana baktı ve ben de ona başımı salladım. “Han Sooyoung haklı. Büyük ihtimalle oraya girdiğimiz an saldırıya uğrayacağız.”
“Girmesek de sonumuz aynı olacak.”
Yoo Joonghyuk’un sözlerini duyduktan sonra grubun ten rengi daha da karardı.
Şu anda, <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin üyeleri ‘İyilik’ ve ‘Kötülük’ arasında bölünmüştü.
Eğer ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın galibi bu şekilde ilan edilirse, kaybeden tarafı korkunç bir kader bekliyordu. Açıkçası, Enkarnasyon bedenleri yok olacak ve şansları yaver gidip bir ruh olsalar bile, Cehennemin yoğun sıcağıyla işkence görecekler ve sonunda benlikleri yok edilecekti.
Savaşlara katılmaktan başka çaremiz yoktu.
“...Elden bir şey gelmez, galiba.”
Bazen insan, bunun bir tuzak olduğunu bile bile adım atmak zorunda kalıyordu.
Üyeleri hızla böldüm. “Jung Heewon-ssi ve Lee Hyunsung-ssi, lütfen 117. bölgesel çatışmaya katılın. Han Sooyoung ve Yoo Joonghyuk, siz ikiniz 119. Geçit’e girin...”
“Hey, dur bakalım, ya sen?”
“Ben 121. Geçit’e tek başıma gireceğim.”
Yoo Joonghyuk bana dik dik baktı ve hiçbir şey söylemeden kılıcının kabzasını kavradı, ben de hızla kendimi netleştirdim.
“H-hayır ya, gerçekten tek başıma gireceğimi söylemiyorum.
“O zaman kiminle gidiyorsun?”
“Müttefikimiz olacak kişilerle.”
Bu sefer Han Sooyoung bana laf attı. “Kim? Şu anki durumda kim bizimle müttefik olmak ister ki?”
Gerçekten de, normalde kimse bizim tarafımızda yer almak istemezdi.
Ancak, eğer düşüncelerim doğruysa, en azından bir kişi vardı. Hayır, bunu iki yapalım.
[Nebula <Yeraltı Dünyası> seni bekliyor.]
Sırıttım ve cevap verdim. “Ebeveynlerim.”
+
Bölüm Sonu Notları:
*¹ Kkondae: Daha da açmam gerekirse, Güney Kore’de genellikle yaşlı veya hiyerarşik olarak üst konumda olan, ancak yaşı veya unvanı ne olursa olsun kendi fikirlerinin her zaman doğru olduğuna inanan ve sürekli olarak başkalarına istenmeyen tavsiyeler veren kişileri tanımlamak için kullanılan argo bir ifadedir.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.