Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5335

Varoluş’un Kılıc’ı! III
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.311

Noah, Kutsal Topraklar’ın tüm ihtişamını, Çayırlar’ı, Altın rengi Ağaçlar’ı, Obsidyen-Altın Yapılar’la kaplı dağı, uzanmış Kalıntılar’ı ve uzaktaki ürkütücü Âuralar’ı gözlerine sığdırırken, gözleri parladı.


Omzunda duran Seo-Yeon’un gözleri de ışıldadı.


“Vay canına,” diye fısıldadı. “Seo-Yeon daha önce hiç böyle bir şey görmemişti!”


Etrafındaki her şeye bakarak, küçük başını çevirip, her şeyi içine çekmeye çalıştı. “Bunca zaman kilitliydim. Bütün, bütün zaman boyunca! Sadece fırtınayı, Sonlar’ı ve karanlığı gördüm. Çayırlar’ı hiç görmedim. Ya da Aötın ağaçları. Ya da öylece uzanmış büyük Tembel Kertenkeleler’i!“


Varoluş’un aniden harika şeylerle dolu olduğunu anlayan bir Varoluş’un korkusuz coşkusuyla, uzanmış bir Kalıntı’yı işaret etti. “Şunlara bak! Çok büyük ve şişmanlar ve hiçbir şeyi umursamıyorlar bile!“


Bunu rahatça, neşeyle söyledi; Sonsuz bir Hapsetme’nin ardından Açık Dünya’yı ilk kez gören bir Varoluş’un basit hayranlığıyla ve Noah gülümsemeden edemedi. Çayırlar’ı görmeyi hak etmişti. Tembel Kertenkeleler’i işaret etmeyi hak etmişti!


Dikkatini tekrar Sir William’ın sözlerine çevirdi ve bir cümle zihninde bir şeyleri harekete geçirdi.


“Majesteler’i mi?“ diye sordu. “ BU Hükümdar Kraliçe mi?“


Sir William daha da dik durdu.


Etraflarında, Çernobil’de savaşmış diğer üç Kaynak Yaşam Formu, Tanımlanamayan Boşluklar’dan geçerek, ortaya çıktı; Sir William’ın çağrısına yanıt veren On İki Kalıntı ise arkalarındaki Çayırlar’a kondu ve eve dönen Varoluşlar’ın rahatlığıyla, uzanmış yerli Kalıntılar’ın arasına yerleştiler. Çernobil’den kaçan tüm grup, BU Kutsal Topraklar’da yeniden bir araya geldi ve Sir William, herkesten çok saygı duyduğu Varoluş’u tanıtan birinin ciddiyetiyle topluluğa seslendi.


“BU Majesteler’i, Victoria,“ dedi. “BU Kutsal Topraklar’ın ve BU Kaynak Toprakları’nın diğer birçok bölgesinin Hükümdar Kraliçe’si. O, BU Kaynak Toprakları’nın bu bölgelerindeki Kaynak Yaşam Formlar’ını tek bir bayrak altında birleştiren Varoluş’tur; O dönemde bu Varoluşlar ortak bir amaç olmadan dağınık güçler Hâl’inde hareket ediyor, her biri kendi hayatta kalışını ve yükselişini kovalıyor ve kendilerinden başka kimseye hesap vermiyorlardı.“


“O, onları bir araya getirdi. Onlara hizmet edecekleri bir bayrak ve ait olacakları bir Düzen verdi ve bunu Fetih Yol’uyla değil, sadece kim olduğu gerçeğiyle yaptı; O kadar inkar edilemez bir Varoluş’tu ki, gururlu ve güçlü olanlar tek başlarına devam etmek yerine onu takip etmeyi seçtiler.“


Bunun ağırlığının yerleşmesine izin verdi.


“O, Varoluş’un İlk Kılıc’ıdır. KÖKEN Kılıc’ı. Bu Unvan’ın kendisinin türediği Varoluş, örneği ile KÖKEN Kaynağ’ına hizmet eden ve kendi Yol’unu izleyen bir Varoluş Kılıc’ı olmanın ne anlama geldiğini Tanımlayan Varoluş’tur. Bugüne kadar yemin etmiş her Kılıç, onun başlattığı gelenek içinde yemin etmiştir.“ Noah’a doğrudan baktı.


“Ve sen, bir Varoluş Kılıc’ı olma Yeteneğ’ini fazlasıyla kanıtladın. Çernobil’de yaptıkların, herhangi bir sınavın senden isteyeceği şeylerin Ötesi’ne geçti. Varoluş’un Kılıçları’nın bir adaydan daha önce hiç görmediği bir şeyi sergiledin. Başka bir sınava gerek yok. Bugün onun adına Yemin Edebilir ve Yemin’ini edebilirsin.“


...!


Oh?


Noah, bu tanıtımı zihninde tartarken, gözleri parladı.


Köken Kılıc’ı. İlk Varoluş Kılıc’ı. Milyonlar’ca Kaynak Yaşam Formu’nu Fetih Yol’uyla değil, sadece kim olduğunun yadsınamazlığıyla tek bir bayrak altında birleştiren bir Varoluş!


Tüm bunların başında oturan bir Kraliçe, Kutsal Topraklar’ın, Obsidyen-Altın Yapılar’ından oluşan dağlarının, Tembel Kalıntılar’ının ve uzaklardaki korkutucu Âuralar’ının başında.


Böyle bir Varoluş hangi Ölçekte’ydi?


Kutsal Topraklar’ın her yerinde Âuralar’ı hissedebiliyordu; Üçüncü Ölçek, Dördüncü Ölçek ve net bir şekilde Sınıflandıramayacağ’ı şeyler... Eğer bunlar ona hizmet eden, onun Düzen’i içinde yaşayan ve Kurallar’ına uyan Varoluşlar’sa, o zaman hepsinin emirlerini dinlediği Varoluş, henüz kafasında bir Çerçeve oluşturamadığı bir şey olmalıydı.


Kutsal Topraklar’ın bir araya getirilmiş Güc’ünü bile Tebaası Hâl’ine getiren bir şey!


Başka hiçbir sınava, başka hiçbir denemeye gerek kalmadan, yalnızca Çernobil’de sergilediği performansa dayanarak, Varoluş’un Kılıc’ı olarak Yemin Edebilir’di.


Gülümsedi.


Seo-Yeon bacaklarını omzuna sallandırdı ve etrafındaki muhteşem Yeni Varoluş’a bakındı; Noah ise, çok iyi anlamak istediği bir Varoluş’un beklediği, uzaktaki Obsidiyen-Altın rengi dağa doğru baktı.


“Öyleyse bugün,” dedi.


Noah, Kutsal Topraklar’ın Yeşil-Altın rengi çayırlarını geçerek, Sir William’ı takip ederek, uzaktaki Obsidyen-Altın Yapılar’la kaplı dağa doğru ilerledi.


Seo-Yeon omzunda kalmadı. Uçarak, uzanmış Kalıntı’nın yanına süzüldü; Gözleri hayretle açılmış, bir çocuğun hayvanları izlemek için yapılmış bir yerde hayvanları incelediği gibi, devasa Obsidyen Pullu yaratıkları inceliyordu.


Onlardan birinin etrafında daireler çizdi, pullarına, pençelerine, dinlenirken devasa yan tarafının yavaşça inip, kalkışına baktı ve Kalıntı, uzun Varoluş’u boyunca pek çok ilginç şey görmüş ve Küçük bir Kız’ı en az endişe verici şeyler arasında sayan bir Varoluş’un tembel sabrıyla buna tahammül etti.


Ancak içlerinden biri o kadar sabırlı değildi.


Grubun kenarında duran bir Kalıntı başını kaldırdı ve Dördüncü Ölçek’teki baskısının bir kısmını Seo-Yeon’a yöneltti; Niyet’inin sadece bir çok ama çok küçük bir Parçası’ydı, büyük bir Yaratığ’ın çok yaklaşan küçük bir şeyi kovmak için yaptığı türden bir şeydi. Bu kötü Niyet değildi. Can sıkıntısıydı, bir tokat atmaya eşdeğerdi, Küçük Kız’ı ürkütüp, kendisine mesafe bırakmasını sağlamayı amaçlıyordu.


Seo-yeon irkildi.


Sonra dudaklarını bükerek, somurtmaya başladı.


Ve sonra küçük elini Kalıntı’ya doğru salladı.


HUUUM!


Filizlenen BU Sonsuzluk ve BU İlkel Kaynak ile dolu keskin bir Akashik Medeniyet Niyet’i, Minik Beden’inden fışkırdı; Muazzam, ani ve Beden’ine hiç orantısızdı. Kalıntı’yı geçip, Dördüncü Ölçek Yaratığ’ını çayırların ötesine fırlattı; Obsidyen Pullu Beden Varoluş’ta takla attıktan sonra, Yeşil-Altın Rengi Toprağ’a bir iz bırakacak kadar güçlü bir şekilde uzağa çakıldı!


Hemen o bölgenin üzerine sessizlik çöktü!





Not: Daha bir kaç bölüm önce BU Kalıntılar’ın ne kadar görkemli olduğunu konuşuyorduk. Sonra bir Kız geldi Hayvanat Bahçesindeki Hayvanlar’ı inceler gibi inceledi. Kertenkele dedi sonra da Kız’ımız kızdı ve BU Kalıntı’yı Uzaklar’a fırlattı. Bunu başka kimseye demeyin. Hem inanmazlar hem de BU Kalıntılar’ın İmaj’ı sarsılmasın dimi?

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi