Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 402

76.Kısım – Vahiy Kitabı (4)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 15 dk Kelime: 3.711

Çeviri: Sansanson
76.Kısım – Vahiy Kitabı (4)
 
[<Yıldız Akışı>’ndaki her Takımyıldızı Felaketin varlığını tespit etti!]
 
[Birçok Takımyıldızı dehşete kapıldı!]
 
Çevredeki atmosfer hızla dönüşürken, ateşkesin tadını çıkaran Takımyıldızlarının hepsi art arda kükremeye ve gerçek sesleriyle konuşmaya başladı. Kimileri burada neler olduğunu merak ederek büyük bir panik içindeydi; kimileri Felaketin Statüsünü hissedip korkuya kapılmıştı; bazı Takımyıldızları ise bu senaryodan kaçmayı umarak Büro’ya sorgular göndermeye başlamıştı.
 
Hayatta kalmaya çalışan yıldızların acı dolu mücadeleleri, savaş alanını göz açıp kapayıncaya kadar tam bir kargaşaya sürükledi.
 
[Yıldız Akışı’nın Bürosu acil duruma müdahale ediyor!]
 
Sonunda, Büro öne çıkıyordu.
 
Tam o sırada Takımyıldızlarıyla ilgili mesajların oldukça hızlı bir şekilde büyük oranda azaldığı göz önüne alınırsa, Büro da mevcut durumu oldukça endişe verici bulmuş gibi görünüyordu.
 
[Yıldız Akışı’nın Bürosu ilgili konu hakkında dahili bir toplantı başlattı.]
 
Büro’nun bile bu ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın bu kadar büyümesini beklemediği oldukça muhtemeldi.
 
Zaten en başından beri ‘Kaos Puanları’, ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın hızlı ilerlemesi adına sadece ekstra bir tuz biber olarak eklenmişti. Ancak sonra, bu ekstra puan sistemi İyilik/Kötülük Puanlarını aşmış ve şimdi Kıyamet Ejderhası’nı uyandırmaya bile çalışıyordu.
 
O Ejderha uyanırsa, sayısız Takımyıldızı öldürülecekti. Başka bir deyişle bu, Büro’nun müşteri sayısının oldukça ani bir şekilde düşmesiyle aynı şey demekti.
 
[Büro öne çıksa bile, felaketi sanki hiç yaşanmamış gibi geri döndüremeyecekler.]
 
Surya’nın bu iddiasına katılıyordum.
 
80. ana senaryodaydık. Söz konusu Büro bile olsa, ‘Dev Hikâye’yi iptal edemezlerdi.
 
Bu yüzden, şimdi potansiyel müdahalelerine güvenme zamanı değildi.
 
“Kıyamet Ejderhası’nın uyanması için Kaos Puanlarının 10 puan daha artması gerekiyor.”
 
Çok fazla olmasa da, hâlâ biraz zamanımız vardı.
 
Kıyamet Ejderhası’nın serbest kalmasını engellemeyi başaramazsak, yoldaşlarımın burada öldürülme ihtimali çok yüksekti.
 
Bunun olmasını önlemek için ne yapmalıyım?
 
Elbette, bunu yapmak için hemen bir yöntem bulabilirdim – Kaos Puanlarındaki artışın arkasındaki kaynağı ortadan kaldırmak.
 
Sorun, kaynağın o ‘kürenin’ içinde gizli olmasıydı.
 
Tıs-çaçaçaçaçat...!
 
“‘Sonun Arayıcısı’ olsa bile, orada uzun süre dayanamaması gerekir.”
 
‘Hayatta Kalma Yolları’ sayesinde, ‘Sonun Arayıcıları’ listesinde kimlerin olduğunu biliyordum. O listedeki hiç kimse o kürenin içindeyken uzun süre dayanabilecek kapasitede değildi.
 
Orada sadece Metatron ve Agares yoktu, bu dünyadaki en üst kademe Takımyıldızları da onlarla birlikteydi.
 
Ağırdan alsalar bile, Başmelekler ve Şeytan Krallar şimdiye kadar ‘Sonun Arayıcısı’nı keşfetmiş ve onu öldürmüş olmalıydı. Bununla birlikte, Kaos Puanlarının yükselmesi durmalıydı...
 
[Aynı kamptan üyeler çatıştı!]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 91]
 
Tam o sırada havada kıvılcımlar patladı. Küre şiddetle sarsıldı, ardından yan tarafının bir kısmı hafifçe açıldı ve oradan bir şey düşmeye başladı.
 
Sırtında altı yırtık kanat görünüyordu; bu, yakından tanıdığım bir Beşlemekti.
 
[Rüzgârın Yolu] etkinleştirdim ve aceleyle yukarı uçtum.
 
Yakaladığım Başmeleğin vücudu oldukça hafifti. Burnuma belli bir koku geldi; sırtından aşağı uzanan derin yaradan Hikâyeler çiçek yaprakları gibi dökülüyordu.
 
“Gabriel.”
 
[Takımyıldızı Kova’da Açan Zambak sana bakıyor.]
 
O, benimle birlikte geri dönmeden önce 1863. turu deneyimleyen Başmelek Gabriel’di; gelecekte <Eden>’e ihanet edeceğini öğrendikten sonra derin bir şok çukuruna düşen Takımyıldızı.
 
Bir an için ortaya çıkan bu krizin sebebinin o olup olmadığını merak ettim, ama durumun böyle olamayacağını biliyordum; orijinal hikâyede bile onun ihanetinin çok geçerli bir sebebi vardı ve teknik olarak konuşmak gerekirse, yaptığı şeye gerçekten bir ihanet bile denemezdi.
 
Gabriel’in dudakları büyük bir güçlükle kıpırdadı. Sesini duymak zordu.
 
Onu bir cevap için zorladım. “Orada ne oldu? Lütfen benimle konuş.”
 
Yorgun gözlerle yüzüme baktı, ama sonra bana bir şey uzattı. Bu onun Hikâyesiydi.
 
Titreyen dudakları kıpırdadı. Sesi duyulmuyordu ama iletilen kelimeleri kesinlikle anlayabiliyordum.
 
Lütfen, <Eden>’i kurtar.
 
Gabriel’in Hikâyesi kendi hikâyesini anlatmaya başladı.
 
***
 
Metatron, yanlarında sıraya dizilen Meleklere ve karşı tarafında duran Şeytan Krallara tek tek baktı. Hepsi endişeli görünüyordu. Ayrıca ifadeleri, mevcut durumlarına nasıl geldiklerini anlayamadıklarını gösteriyordu.
 
Tüm o yüzlerin ortasında, Metatron’un en eski rakibi görülebiliyordu.
 
[Tek bir Nebula yüzünden bu durumda olacağımızı düşünmek. Ne kadar saçma.]
 
Bu, 2. Şeytan Diyarı’nın efendisi, ‘Doğu Cehenneminin Hükümdarı’ydı.
 
Kalın bir sigara yakarken, Agares sorusunu sordu. [Kazananlara ve kaybedenlere nasıl karar vereceğiz? Hemen 3. ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’na mı gireceğiz? Dürüst olmak gerekirse, buna karşıyım. Bu kadar Olasılığı tekrar toplamak neredeyse imkânsız olur çünkü.]
 
Bu ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nı başlatmak için hem <Eden> hem de Şeytan Diyarı büyük kayıpları sineye çekmek zorunda kalmıştı.
 
<Yıldız Akışı>’nın tüm ‘Dev Hikâyeleri’ arasında bile, ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ eşsiz bir ölçeğe sahipti. Eğer bu senaryo iptalle sonuçlanırsa, zar zor bir araya getirdikleri ‘İyilik ve Kötülük Hikâyesi’ yeniden dağılacak ve hem ‘İyilik’ hem de ‘Kötülük’ yok olma yoluna girebilecekti.
 
Metatron, gri kürenin içinden belli belirsiz görünen dışarıdaki gökyüzüne baktı. Üzerlerinde uğursuzca toplanan koyu, kasvetli bulutların içinde şimşek çakmaları görülebiliyordu. Dünyanın sonu tarzındaki o hava yüzünden miydi? Aniden çok uzun zaman önce gerçekleşen bir olayı hatırladı.
 
[Agares. 1. Şeytan Diyarı’nın efendisi öleli binlerce yıl oldu.]
 
[Seninle rahatça geçmişi yad edecek vaktim yok.]
 
[O günü hâlâ hatırlıyor musun?]
 
[Bu lanet olası ‘duvarı’ miras aldığım gündü, nasıl unutabilirim?]
 
[İyilik ve Kötülüğü Ayıran Duvar hırlıyor.]
 
Agares’in Enkarnasyon Bedeninin çevresinde uğursuz kıvılcımlar dans etti. Bu olduğunda, benzer bir fenomen Metaron’un Enkarnasyon Bedeninin çevresinde de gerçekleşti.
 
[İyilik ve Kötülüğü Ayıran Duvar geçmişin bir anısına dalıyor.]
 
Bir olan ama aynı zamanda iki olan bir duvar. Dünyanın ‘İyisine’ ve ‘Kötüsüne’ karar veren Son Duvar’ın bir parçası.
 
O duvarın ortada olmasıyla, <Eden> ve Şeytan Diyarı’nın temsilcileri birbirlerine bakıyorlardı.
 
[Uzun bir süre boyunca bu dünyanın ‘İyi ve Kötü’süne sen ve ben karar verdik, değil mi?]
 
‘İyi’ tam olarak neydi?
 
<Eden>’in lideri Metatron bile bu sorunun cevabına sahip değildi. Çünkü ‘İyi’ sadece sayısız Hikâyenin bir koleksiyonuydu.
 
Seleflerinin Hikâyelerini okudu, onları çözdü ve ‘İyi’yi bu şekilde öğrendi. Ve o ‘İyi’ olanlar, kendilerini açıklamak yerine, sadece diğer Hikâyeleri işaret edip şöyle konuştular:
 
Bu ‘İyi’ değil.
 
Ve ‘Kötü’ bu şekilde yaratıldı.
 
‘Jung-ui’ (Adalet, 正義), ‘Jung-ui’ (Tanımlamak, 定義) hâline dönüşmüştü ve bununla birlikte ‘öfke’ icat edilmişti.
 
Ve bu nedenle, biz ‘Kötü’ değiliz.
 
‘İyi’ bu şekilde yaratıldı.
 
Bu basit ikilem <Yıldız Akışı>’nı ikiye bölmeyi başarmıştı.
 
İlke ne kadar basit ve sarsılmazsa, yayılma yeteneği de o kadar güçlü oluyordu. Sayısız Takımyıldızı, ‘İyi’ ve ‘Kötü’ ilkesinin vagonuna atladı.
 
[Muhtemelen hiçbir fikrin yok. Bu dünyada ‘Kötü’ olarak var olmaya çalışmanın ne kadar sıkıcı olabileceği hakkında.] Agares sigara dumanını dışarı üfledi ve devam etti. [İyilik ve Kötülüğü’ bu duruma zorlayan sendin. ‘Kötülüğün’ detaylarını sildin ve o lanet ‘iyiliği teşvik edip kötülüğü kınama’yı bir veba gibi yaydın. Gerçekten de, seni piç, ‘İyilik ve Kötülük’ Hikâyesini bozmayı başaran asıl suçlu sensin.]
 
Senaryonun içinde ne tür ince detayların olduğu ya da üzüntü ve acının var olup olmadığı pek de önemli değildi. Önemli olan, sonuçtu.
 
‘İyi’, ‘Kötü’yü yargılar ve cezalandırırdı. Bu, diğerlerinin minnettar gözyaşları dökmesi ve alkışlaması için yeterliydi. Hiç şüphe yok ki, böyle bir zaman gerçekten vardı.
 
Metatron konuştu. [Ama bunu yapmayı sen de kabul ettin, değil mi?]
 
[O zamanlar, hayatta kalmamızın tek yolu buydu.]
 
‘İyi’, ‘Kötü’yü cezalandırarak hayatta kalırken, ‘Kötü’ ise ‘İyi’ye karşı direnerek var olmaya devam etti.
 
Ve böylece on binlerce yıl geçti. ‘İyilik ve Kötülük’ arasındaki ayrım bulanıklaştı ve adalet/tanım ortadan kayboldu. ‘İyilik ve Kötülük’ sonunda sıkılmış yaşlı adamların bir kavramı hâline geldi.
 
Artık hiç kimse ‘iyiliği teşvik edip kötülüğü kınama’ fikrini hoş karşılamıyordu.
 
Pat.
 
Agares içtiği sigarayı yere düşürdü ve sanki bir böceğe basıyormuş gibi, onu ezerek söndürdü.
 
[Senaryoların tekrarlanmasıyla, ‘İyilik’ boğucu bir can sıkıntısı kaynağı hâline geldi, ‘Kötülük’ ise eski bir klişeye dönüştü. Merak ediyorum da, belki de bu aptallığa son vermemizin zamanı gelmiştir.]
 
Agares’in sözleri Şeytan Kralları tüm silahlarını çekmeye sevk etti.
 
Metatron tekrar konuştu. [Burada savaşırsak, herkes birlikte yok olacak.]
 
[‘Kötü’ olmak her zaman ‘İyi’ olmaktan daha kolay olmuştur. Hepiniz yok olsanız bile, biz yine de kalacağız.]
 
[Dünyanın ‘İyi’yi unutması, benim kendiminkini unuttuğum anlamına gelmez.]
 
[Öyleyse kanıtla.] Agares’in gözleri yanmaya başladı. [Artık ‘iyiliği teşvik edip kötülüğü kınama’nın oyuncağı olmayacağız. Ben ‘Kötü’yüm. ‘Kötü’ olarak doğdum ve var olduğunuzu kanıtlamak benim varoluş sebebimdi. Ve bugünden itibaren, bu sebepten özgürleşeceğim.]
 
Şeytan Kralların hepsi bir ağızdan kükredi. Statüleri, herhangi bir anda oradaki her Başmeleği silip süpürecekmiş gibi taştı.
 
Ama tam o anda—
 
[Aynı kamptan üyeler çatıştı!]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 83]
 
Sistem mesajları havada belirdi. Kaos Puanlarındaki ani artış, şoke olan Başmeleklerin birbirlerine bakışlar fırlatmasına neden oldu.
 
[Neler oluyor?!]
 
[Dışarısı! Birisi aynı taraftan üyeleri katlediyor!]
 
Agares ve Şeytan Krallar da telaşlandı. Ve tüm bu kargaşanın ortasında, sadece Metatron sakin kıkırdamasını korudu.
 
[Bunu uzun zamandır düşünüyordum ama görünüşe göre ileriye giden tek yol bu.]
 
[Sen ne...?!]
 
[Eğer bir savaş istiyorsanız, size bir tane vereceğim. Ancak bu yerin içinde savaşıp ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nı bitirmemizin ne anlamı var? Bu küçücük kürenin içinde savaşıp soysuz kıyametiyle karşılaşan ‘İyilik ve Kötülüğü’ kimin hatırlayacağını sanıyorsunuz?]
 
Metatron’un sesinde tuhaf, ürpertici bir çılgınlığın izi vardı.
 
Çok uğursuz bir şeyin gerçekleşmek üzere olduğunu hisseden Agares yüksek sesle bağırdı. [Metatron! Sen ne haltlar karıştırıyorsun?!]
 
[Düşüncelerim tam olarak şöyle.]
 
Metatron konuşmasını bitirir bitirmez, Başmeleklerin en önünde duran Michael kılıcını kınından çıkardı.
 
En güçlü Başmelek kılıcını çektiğine göre, Şeytan Krallar da geri durmadı ve kükreyerek Statülerini serbest bıraktılar. Ve bir sonraki anda, Michael’ın kılıcı bir başkasına saplandı.
 
[...Mi, chael...?]
 
Gözler tam bir inançsızlıkla hafifçe titredi.
 
Michael’ın bıçakladığı kişi bir Şeytan Kral değildi. Michael gülmeye başladı. [Ne yazık. Oysa her zaman önce Uriel’i öldürmek istemiştim.]
 
Başmelek Raguel inançsızlık içinde başını sallamaya devam etti ama sonunda, yaralarından Hikâyeler dökülürken oracıkta öldü.
 
Kendi soyundan birini katlettikten sonra Michael’ın tüm bedeninde Şeytani aura kaynamaya başladı. Yozlaşmış bir Meleğin güçleri, diğer Başmelekleri öldürerek daha da güçlenirdi.
 
[Aynı kamptan üyeler çatıştı!]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 87]
 
Neredeyse Mit sınıfı bir Takımyıldızınınkine ulaşan bir Statü ileri doğru patladı ve katliam ciddi bir şekilde başladı. Kaçacak yeri olmayan Melekler aceleyle Statülerini serbest bıraktılar, ancak öldürülmeden önce düzgün bir mücadele bile ortaya koyamadılar. Aslında Michael’ın üzerinde, Mutlak İyilik tarafındaki bir Meleğe saldırmasını engelleyen bir kısıtlama vardı.
 
Buna rağmen, eğer böyle bir şey mümkünse, bu sadece şu anlama gelebilirdi...
 
[Kâtip, neden...?!]
 
Metatron’un kitabı parlak beyaz bir ışık yayıyordu. Bu katliam, ‘Cennetin Kâtibi’nin zımni onayı altında gerçekleşiyordu.
 
[Aynı kamptan üyeler çatıştı!]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 88]
 
Bir Melek diğer bir Meleği katlederken cehennemin ta kendisi gözler önüne serildi.
 
Şeytan Krallar, nehrin diğer tarafındaki orman yangınını izleyen seyirciler gibi olan biteni izlediler, saf dehşetten sarsıldılar ve aceleyle geri çekildiler.
 
Michael parlak bir şekilde sırıttı ve yanağındaki Melek kanını silerken konuştu. [Ve şimdi, ‘İyilik’ sonsuza dek hatırlanacak.]
 
[En Eski İyilik, hikâye anlatımına başladı.]
 
Azizler ve Şeytanların savaşı, nihayetinde Hikâyeler arasındaki bir savaştı. Ve bu Hikâyeler, sonsuza dek hatırlanmak için ne yapılması gerektiğini herkesten daha iyi biliyordu.
 
Dengesizce öfkelenen Agares kükredi.
 
[Yoksa siz piçler, Kıyamet Ejderhası’nı yeniden canlandırmak mı istiyorsunuz...?!]
 
Tam acilen Statüsünü serbest bırakmaya çalışırken, sırtına derinlemesine bir şey saplandı – kendi Statüsüne bile rakip olabilecek gizli, sinsi bir Şeytani enerji.
 
[En Eski Kötülük, hikâye anlatımına başladı.]
 
Agares istikrarsız bir şekilde yalpaladı ve arkasına baktı.
 
[...Seni sikik, neden?]
 
[Kendin söyledin, değil mi?]
 
Şeytan Kral, keskin pençelerin kalbini söküp çıkardığı hissini duyumsadı.
 
‘Sonun Arayıcısı’ Asmodeus, parlak bir şekilde gülümsüyordu.
 
[... ‘Kötü’ olmanın her zaman ‘İyi’ olmaktan daha kolay olduğunu.]
 
***
 
Gabriel’in Hikâyesi gerçekten kısaydı. Kısa ama her şeyi açıklamaya fazlasıyla yetecek kadar uzun. Cehennem o kürenin içinde çoktan gözler önüne serilmişti.
 
“Kaç, Gabriel. O insanlardan yardım iste.”
 
Ve Raphael de dahil olmak üzere az sayıdaki Başmelek, son anda Gabriel’i kürenin dışına göndermek için Statülerini feda etmişti.
 
[İyilik ve Kötülüğün tanımı hızla değişiyor!]
 
[Aynı kamptan üyeler çatıştı!]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 92]
 
“Kim Dokja.”
 
Yoo Joonghyuk ve Han Sooyoung çoktan yanıma varmışlardı. Gözleri bir açıklama talep ediyordu.
 
Detaylı ama zaman kaybettiren bir açıklama yapmak yerine, sadece eldeki sorunun özünden bahsettim. “Bu Metatron. En başından beri ‘Kıyamet Ejderhası’nı uyandırmayı planlıyordu.”
 
Sanki ne olduğunu zaten biliyormuş gibi, Han Sooyoung’un yüzünde büyük bir çatıklık oluştu.
 
“O aptalın 1863. turda ne olduğunu bildiğini sanıyordum?”
 
1863. regresyon turu sırasında <Eden>, Kıyamet Ejderhası tarafından yok edilmişti. Ve Metatron bunun gayet farkındaydı.
 
“Yıkımlarından kaçınmanın tek yolunun bu olduğuna inanıyor olmalı.”
 
Bunu söyleyen Yoo Joonghyuk’tu. Devam etti. “Eğer Kıyamet Ejderhası uyanırsa, o zaman en azından bu ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’, <Yıldız Akışı>’nın son günlerine kadar hiç kimsenin asla unutamayacağı bir Hikâye hâline gelecektir.”
 
“Ne? Herkes ölmek üzereyse bunun ne anlamı var ki?”
 
“Herkes ölmeyecek. Hayatta kalmayı başaran bazıları, ‘İyilik ve Kötülüğü’ sonsuza dek hatırlayacak.”
 
Hem Eden hem de Şeytan Diyarı yok olsa bile, ‘İyilik ve Kötülük’ ortadan kaybolmadığı sürece hikâye farklı olacaktı.
 
Çünkü her şey sona erse bile, ideoloji yine de miras kalacaktı.
 
Sayısız Takımyıldızı ve Enkarnasyon ölecekti ve şüphe yok ki, Kıyamet Ejderhası ‘Kötülük’ olarak belirlenecekti. Sonra, dünyanın geri kalanı o felakete karşı savaşmak için bir araya gelecekti.
 
Ve <Eden> ile Şeytan Diyarı sonsuza dek herkesin hafızasına kazınacaktı.
 
Han Sooyoung bu sıra dışı irade gösterisi karşısında rahatsızca ürperdi.
 
“O deli orospu çocukları...”
 
[Aynı kamptan üyeler çatıştı!]
 
[Mevcut Kaos Puanı: 93]
 
Kaos Puanlarının yavaşça tırmanışını izledim ve çaresizliğin azar azar içime sızdığını hissettim. Tüm bunlar Metatron’un senaryosuydu.
 
“Kim Dokja, ne yapacağız?”
 
Uzaktan, yoldaşlarımızın geri kalanı ve Uriel bizim bulunduğumuz yere doğru uçuyordu.
 
...Düşünmem gerekiyor.
 
Bu noktaya gelmek için çok fazla çabalamıştık.
 
Tıs-çaçaçaçat!!
 
Tam o anda havada kıvılcımlar çılgınca dans ederken bir portal açıldı.
 
“...Dokkaebiler mi?”
 
[Yüce Dokkaebi Heoju (boş taht) senaryoda ortaya çıktı!]
 
[Yüce Dokkaebi Heoche (boş beden) senaryoda ortaya çıktı!]
 
Biri resmî siyah bir takım elbise, diğeri ise beyaz bir takım elbise giymiş iki Yüce Dokkaebi, etrafa ağırbaşlı Statüler saçarak gökyüzünden indi. Kısa sürede buraya gelmiş olmalılardı çünkü buruşuk, düzensiz gömlekleri ve kravatları güçlü rüzgârda dalgalanıyordu.
 
Hemen bana yaklaştılar ve şöyle konuştular.
 
[‘Kurtuluşun Şeytan Kralı’, bu ‘Karanlık Katman’ yakında yok olacak. Ve burada öleceğin neredeyse kesin.]
 
Büro’nun artık harekete geçmeye başlayacağını tahmin ediyordum. Yine de Yüce Dokkaebilerin bizzat burada belirmesini beklemiyordum.
 
“Buraya kıyameti öngörmeye geldiyseniz, korkarım biraz geç kaldınız. Sistem bir süredir bunun hakkında dırdır edip duruyor zaten.”
 
İki Yüce Dokkaebi, sakin cevabım karşısında şaşırmış gibi birbirlerine baktılar.
 
[Tıpkı söylentilerdeki gibi, gerçekten de tam bir laf cambazı.]
 
[Ve bu yüzden Kral onunla bu kadar ilgileniyor, büyük ihtimalle.]
 
Bunun ne anlama geldiğine dair bir açıklama isteyemeden önce, Yüce Dokkaebilerden biri sırıtmaya başladı.
 
...Sanki reddedemeyeceğim bir teklif sunmak üzereymiş gibi.
 
[Ey Şeytan Kral. Doğrudan konuya girelim. Bu ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ndan vazgeç.]
 
Bu Yüce Dokkaebi bir şeye eğlenmiş gibi güldü ve yerde yatan Gabriel’e bakarken tekrar konuştu.
 
[Eğer vazgeçersen, seni ‘Son Senaryo’ya götüreceğiz.]

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi