Bölüm 414
Çeviri: Sansanson
78.Kısım – Zirve/轉 (6)
Kıyamet Ejderhası ile ‘Tarif Edilemez Mesafe’ arasındaki büyük savaş.
İki felaket çarpışırken yıldızlar düşmeye devam ediyordu ve bu kıyamet vakti ihtişamı <Yıldız Akışı>’nın her köşesine yayınlanıyordu.
[Bu adanın sonu yaklaşıyor.]
‘Mandala’nın Koruyucusu’ da bunu bir gösterge panelinden izliyordu. ‘Reenkarnatörler Adası’ parçalanmaya başladıkça, onun Enkarnasyon Bedeninde de ufak ‘parazitler’ belirmeye başladı.
Hâlâ sarnıcın içinde sıkışıp kalmış olan Yoo Sangah, Koruyucu’ya doğru konuştu.
– Ama bunun olacağını zaten biliyordunuz, değil mi?
[Bunu sana söyleten nedir?]
Ruhu hiçbir şey söylemeden yumuşak bir ışık yaydı. Şu anda, yeni Enkarnasyon Bedeni henüz uyanmamıştı.
– Çünkü... ‘Kütüphane’de hakkında okuduğum ‘siz’...
[Lütfen, o hikâyeyi henüz tartışmamalısın. Konuşmamıza kulak misafiri olanlar var.]
Sözleri sona erdiği an, tapınağın tamamı şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldı. Uğursuz, bulanık bir hava çevreyi baskılıyordu.
Ardından vahşi hırıltılar duyuldu; odanın dört bir köşesinden düşen gölgelerden fırlayan bir şey gözle görülür şekilde kıvrandı.
Yoo Sangah’nın ruhu, o meşum aurayı hissettikten sonra endişeyle titredi. Sarnıcın içindeki baloncukların sayısı arttıkça, Sakyamuni sonunda öne doğru bir adım attı.
[Oh, Tindalos’un Tazıları, görünüşe göre bugün yanlış av için gelmişsiniz.][1]
Nazikçe bir Budist duası mırıldandı, bu da etraflarında sürüklenen gölgelerin bir anda –sanki avlanacak başka bir av arayan tazılarmış gibi– gözden kaybolmasına neden oldu.
Ancak o gölgeler tamamen yok olduktan sonra Yoo Sangah güçlükle yeniden konuşmaya başladı.
– Onlar neydi...?
[Oh, sevgili çocuk. Son Senaryo’nun kapısı yaklaşıyor.]
Sakyamuni’nin sesi daha ciddi, daha ağır bir hâl almıştı.
Ku-gugugu...
Boynundaki ısı yayan Budist tespihi aynı anda havaya yükseldi. Onun ne yapmayı planladığını zaten bilen Yoo Sangah, ona yeni bir soru sordu.
– Reenkarne olmayacak mıyım?
[Neden böyle düşünüyorsun?]
– Eğer bu ada biterse, siz de ölürsünüz. Ve o zaman reenkarne olamam.
[Sevgili çocuk, biz çoktan bir anlaşma yaptık. Senin benim ricama cevap vereceğin, bu bedenin de seninkine cevap vereceği bir anlaşma. Ve bununla, bu dünyanın dengesini kuracağız.] Sakyamuni yardımseverce gülümsedi ve devam etti. [İşte bu yüzden, çocuğum, söz verildiği gibi reenkarne olacaksın. Enkarnasyon Bedenini miras almamış olsan ve bu yüzden henüz izini bırakamasan da, ‘Son Senaryo’daki rolünün kritik olacağını unutma. Bu yüzden...]
Ona ne demek istediğini sormak istedi. Ama soramadan önce, bilinci bulanıklaşmaya başladı.
[...Şimdilik lütfen biraz dinlen.]
Ruhu bir uykuya daldıktan sonra, Sakyamuni onun Enkarnasyon Bedenini çıkardı ve onu belirli bir yere iletme prosedürünü başlattı.
Tapınak, ‘Kugugugu’ sesinin iç mekânda yankılanmasıyla bir kez daha sarsıldı. Gösterge paneli de gösterdiği şeyi değiştirdi. Bu, tamamen aynı yüzlere sahip, biri siyah ceket, diğeri ise beyaz ceket giymiş iki adamın birbirine dik dik baktığı bir sahneydi.
[Sonunda sen de hamleni yaptın, ey döngünün sonunda duran kişi.] Sakyamuni bir süre hareketsiz durup bu sahneyi izledi, ardından sanki bir şeye pişmanmış gibi sesini yükseltti. [Bu durumda, ben de hazırlıklarıma başlasam iyi olacak.]
***
Ama nasıl?
Yoo Joonghyuk bu sorudan nefret ederdi. Bir Regresör olarak yaşarken en çok sorulan soruydu bu. Repertuardaki tüm potansiyel değişiklikleri bile bilirdi – “Ama bunu nasıl bildin”den “Ama bunu nasıl yaptın, seni piç kurusu??”na kadar.
Bu sorudan o kadar bıkmış ve yorulmuştu ki, aslında bu soruyu yoluna çıkarabilecek kişileri doğrudan öldürdüğü zamanlar olmuştu.
Ama şimdi, kendisi...
“...Ama nasıl?”
En sonunda bu soruyu kendisi sormuştu. Rakibinin bu yüzden kendisiyle alay edeceğini bilmesine rağmen.
Tıs-çaçaçaça...
Olasılığın artçı şoklarının yarattığı fırtınanın içinden, çok yakından tanıdığı bir yüz ona geri baktı. Burada olamayacak bir yüzdü bu, burada olmaması gereken bir şeydi.
[Uygulanabilir bölgedeki Kaos Puanları hızla yükseliyor!]
[Senaryonun dengesinde sorun oluştu!]
Yoo Joonghyuk sendeleyerek geriledi, ancak yine de mevcut durumu anlamak için elinden gelenin en iyisini yaptı. Bozuk bir saatin geciktirdiği zamanın aniden yeniden ileri fırlaması gibi, kafasının içinde sayısız hipotez çılgına döndü.
...
「Kim Dokja olmalıydı. 」
「Ama o Kim Dokja değil. 」
「 1863. 」
「Ama nasıl? Böyle bir şey nasıl olabilir...」
[Bu sorudan nefret ettiğimi çok iyi biliyor olmalısın.]

*¹ Resmî olmayan fan illüstrasyonu.
Sanki düşünceleri okunmuş gibi, gözlerinin önündeki kişi az önceki soruya cevap verdi. Yoo Joonghyuk o yüze bir kez daha baktı.
Kıvılcımların parlak patlamaları arasında parıldayan beyaz [Sonsuz Boyutlu Uzay Ceketi]; bir çift boş karanlığın olması gereken göz çukurları, şimdi kendisininkiyle tamamen aynı boyuttaki göz bebekleriyle doluydu. Sadece gözler de değildi – burun, dudaklar, çene hattı ve hatta yapısı bile. O kadar birebir bir figürdü ki, sanki bir aynaya bakıyor gibiydi. Tek fark, bu varlığın yanaklarından birinde boylu boyunca uzanan büyük bir yara iziydi.
Yoo Joonghyuk, neredeyse inançsızlık ve öfkeyle konuştu.
“Sen ben değilsin.”
[Doğru. Ben sen değilim.]
Zifiri karanlığı barındıran gözler şimdi belinde asılı duran Kim Dokja’ya dikildi.
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı, Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı’na bakıyor.]
Mesaj, ölümü kesinleştirmek için yapılan son bir atış gibi indi ve Yoo Joonghyuk istemsizce ürperdi.
“‘Gizemli Entrikacı’...”
Karşısındaki bu varlık gerçekten de o ‘Gizemli Entrikacı’dan başkası değil miydi??
Kim Dokja’yı 1863. regresyon turuna gönderen, ona Kim Dokja’nın sırrını söyleyip bu kadar kaosa yol açan, şimdiye kadar o sayısız ‘dolaylı mesajı’ gönderen kişi...
O ‘Gizemli Entrikacı’, 1863. turu aşan kendisi miydi??
Yoo Joonghyuk uzaktaki bir patlamayı duyduktan sonra alt dudağını ısırdı. Bunu başka bir tarihte düşünmeliydi.
“Kim Dokja’yı bırak.”
Rakibi, bizzat Kaos’tan doğmuş bir Dış Tanrı olan ‘Gizemli Entrikacı’ydı. Şimdiye kadarki sağı solu belli olmayan modeli düşünüldüğünde, bu görünüşün sahte olması fazlasıyla mümkündü...
[Böylesine yavaş bir kafayla buraya kadar hayatta kalmayı başarabilmiş olman bir mucize.]
“Kapa çeneni ve onu bırak. Yoksa...”
[Yoksa ne?]
Yoo Joonghyuk burnunun ucundan dökülen Statü yüzünden başının döndüğünü hissetti.
Rakibinin güçlü olduğunu biliyordu. Yine de, güçteki uçurumun bu kadar büyük olmasını beklemiyordu. Mevcut hâliyle, yüksek seviye bir Masal sınıfı Takımyıldızı olan Indra ile başa baş dövüşebilir, üstelik o tanrıya ağır yaralar da açabilirdi.
Ama, tam önündeki bu varlıkla kıyaslandığında...
[Bana tam olarak ne yapabilirsin?]
Bu da neyin nesiydi böyle?
Yoo Joonghyuk neredeyse kontrolünden çıkacak kadar titreyen bacaklarını sakinleştirirken ağır ağır nefes aldı. Çevresini her taraftan saran ‘Tarif Edilemez Mesafe’nin klonlarının, Entrikacı’nın gelişinden beri sinsice geri çekilmeye başladığını fark etti.
「Böyle bir şey olamaz. 」
Senaryonun mantıksızlığına öfkelendi ve böylesine anlamsız bir Olasılığa izin veren <Yıldız Akışı>’na karşı küplere bindi.
Ve düşünceleri buraya ulaştığında, kafasının içi sonunda netleşti.
「Eğer ‘Gizemli Entrikacı’nın şimdiye kadar yaptığı her şeyi düşünürsem, onun şu anda bu yerde enkarne olması imkânsız olmalı. 」
‘Gizemli Entrikacı’, Cennetin Dengi, Büyük Bilge, Uriel ya da Kara Alev Ejderhası gibi birinden farklıydı. Hayır, o bir Dış Tanrı’ydı ve sadece bu dünyaya iniş yapabilmek için bile inanılmaz miktarda Olasılığa ihtiyaç duyardı.
Tıs-çaçaçaçat...!
Kesin olan şuydu ki, Entrikacı’nın tüm vücudu her geçen saniye giderek kötüleşen artçı şokların fırtınasına kapılıyordu. Kim olursanız olun, Olasılığın artçı şoklarından asla muaf olamazdınız. Bu da zafer ihtimalinin sıfır olmadığı anlamına geliyordu.
「Bu durumda Kim Dokja olsaydım... 」
Sanki Kim Dokja olmuş gibi, Yoo Joonghyuk sakin bir ses tonuyla konuşmaya başladı. “Bunu anlamıyorum. Şimdiye kadar radara yakalanmadan duruyordun, öyleyse neden aniden bu şekilde müdahale ettin?”
[Çünkü şu an doğru zaman.]
“...Doğru zaman, öyle mi?”
Bu diyalog sona erer ermez, boşluğun diğer tarafından tuhaf bir kükreme yankılandı. Kıyamet Ejderhası ile ‘Tarif Edilemez Mesafe’ arasındaki savaş zirve noktasına ulaşmış gibi görünüyordu.
İnanılmaz bir patlama ortalığı kasıp kavurduktan sonra çevreleyen uzay büyük ölçüde bozuldu. Yoo Joonghyuk, kozmosun adeta tamamen ezildiğine tanık oldu ve <Yıldız Akışı>’nın gerçekten de yıkımına doğru yürüdüğü kafasına dank etti.
Elbette, bu tür bir Olasılık çılgına dönmüşken şimdi ne tür çılgınca şeylerin ortaya çıkacağı şaşırtıcı olmazdı. Ve ‘Gizemli Entrikacı’ başından beri bu anı bekliyordu.
Ku-gugugugu!
Başının çok yukarısında [Büyük Boşluklar] açılıyordu. Bu kadar çok [Büyük Boşluk]’un aynı anda açıldığını ilk kez görüyordu.
Bu, sadece bir tanesi açılsa bile bir dünyayı yok edebileceği varsayılan felaket boşluğuydu. Ve o devasa, uzak boşlukların içinden, sayısız dokunaç kendini göstermeye başladı.
[Ohhhhh!]
[■■■… ■■■■■■]
[Oh, yüce Entrikacı!]
[Yok olan adaların yükselişi şimdi başlayacak...!]
...
Her yerden korkunç çığlıklar duyulabiliyordu. Bu gerçek sesler, dinleyicilerin bedenlerinin bulanık bir enerjiyle lekelenmesine neden oluyordu.
Sanki bu gerçek seslere tepki veriyormuş gibi, hâlâ Kim Dokja’yı taşıyan ‘Gizemli Entrikacı’ yavaşça yukarı doğru yükselmeye başladı. Daha spesifik olarak, [Büyük Boşluklar]’dan birine doğru.
Yoo Joonghyuk’un ifadesi sertleşti.
“Bekle! Dur!”
Somut bir planı olmamasına rağmen, yine de ‘Gizemli Entrikacı’nın yolunda durdu. Tek yaptığı buydu, ancak yine de burun deliklerinden kan sızdı. Görüşü daha da karardı ve kılıcını tutan eli titredi. Buna rağmen yine de konuştu. “Gitmene izin veremem.”
‘Gizemli Entrikacı’ bu durumdaki Yoo Joonghyuk’a baktı ve konuştu. [Ahmakça bir şeye kalkışma. Regresyon geçirebiliyor olman, bir sonraki turda sana bozulmamış bir hayatı garanti etmez.]
Yoo Joonghyuk bu sözlerin ne anlama geldiğini tam olarak çözdü. Bir hayat o hayatla bitmiyordu; önceki tüm hayatlar, sonraki turlar boyunca her zaman bir lanet olarak kalacaktı.
Kılıcını kabzasını kıracak kadar sertçe kavradı ve konuştu. “Bir sonraki tura geçmeyi planlamıyorum.”
[...Öyle mi?]
Hemen ardından, tüm vücudunun ezilmesine benzer bir acı hissetti. Bu saldırının sesi yoktu, önceden bir uyarısı yoktu. Sadece bakışın hareketiyle, Yoo Joonghyuk’un tüm vücudu sanki bir çöp sıkıştırıcısının içine atılmış gibi sıkıca presleniyordu.
Kükremeden önce dışarıya kan kustu. “Beni küçümseme!”
[Dev Hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı, hikâye anlatımına başladı!]
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale, hikâye anlatımına başladı!]
Dev Hikâyelerin auraları vücudunu sardığında, onu baskılayan Statünün basıncı anlık olarak yalpaladı.
Kim Dokja baygın olduğu için, <Kim Dokja’nın Şirketi>’nin sahip olduğu ‘Dev Hikâyeler’in en büyük payının sahibi artık Yoo Joonghyuk’tu.
Bu açığı kaçırmadı ve [Kara Göksel Şeytan Kılıcı]’nı savurdu.
Kalan tüm manasını silaha akıttı ve Göğü Yaran dalgaları namlusu boyunca ilerledi.
Gökyüzünü paramparça edebilen ve hâlihazırda bir yıldızı kesip indirmiş olan kılıç. İşte o kılıç şimdi bizzat kendisini kesmek için hareket ediyordu. Bu, hiçbir aldatmaca ya da hile barındırmayan ani bir saldırıydı.
Ancak, yüksek ve keskin bir metalik çınlama sesi yankılandıktan sonra kılıcı aniden durdu. Metalden yapılmış bir şey saldırısını engellemişti. Yoo Joonghyuk’un gözleri büyüdü.

Bu, [Göğü Yaran Kılıç]’tı.
3. tur hayatında uzun zaman önce kırılan silah, ‘Gizemli Entrikacı’ tarafından tutuluyordu.
[Bana karşı kazanamazsın.]
İki kılıç yeniden çarpıştı ve alevli kıvılcımların vahşi rüzgârlarının etrafta dans etmesine neden oldu. Yoo Joonghyuk’un burnundan ve dudaklarından kan fışkırdı. Sadece kılıçlarının çarpışmasından bile ruhunun kozmosun uzak tarafına doğru çöktüğünü hissetti. Sadece tek bir çarpışmada sağ kolu paramparça olmuş ve kaburgaları kırılmıştı.
Yoo Joonghyuk korkunç acının hiçbir belirtisini göstermedi ve Statüsünü yükseltmeye devam etti.
En azından, ölmeyecekti.
Bu da hâlâ bir şansı olduğu anlamına geliyordu.
“Sen de tıpkı benim gibi dezavantajlısın.”
Gerçekten de, saniyeler geçtikçe Entrikacı’nın Statüsü kararsız hâle geliyordu. Kıvılcımlar daha ağır ve daha vahşi bir hâl alırken, ceketi ve Enkarnasyon Bedenini ayakta tutan Hikâyeler de dağılmaya başlamıştı. Sanki kaynaştırılamayan Hikâyeler birbirine karıştırılmış gibiydi.
「Şüphe yok ki, piç kurusu kendini zorluyor. Daha fazla zaman kazanmam gerek. 」
Bunun da ötesinde, ‘Gizemli Entrikacı’ kısa bir süredir başka bir şey için de endişeli görünüyor gibiydi. Bunu ifadesinde göstermiyordu ama Yoo Joonghyuk yine de bunu hissedebiliyordu.
Gerçekten de, Statüsü bir şey tarafından fark edilmekten kaçınmaya çalışıyordu. Yani, bu piç her şeyi tamamen göz ardı ederek burada boy gösterebilecek bir durumda değildi.
[Zaman kazanmaya çalışıyorsun, ha... sana uymayan bir plan. Bunu Kim Dokja’dan mı öğrendin?]
Yoo Joonghyuk cevap vermedi. Rakibinin gevezeleşmiş olması, sadece Entrikacı’nın da endişelendiği anlamına gelebilirdi.
[Sen sadece 3. turdasın. Dolayısıyla, nihai hedefin Kim Dokja ile ilgili olmamalı. Öyleyse neden ona bu kadar takılıp kaldın?]
“Ben de sana bunu sormak istiyorum.”
[Hedefime ulaşmak için Kim Dokja’nın varlığına ihtiyacım var.]
“Öyleyse, bu benim de cevabım.”
O anda, Entrikacı’nın gözlerinde hafif bir duygu kırıntısı belirdi. Sanki Yoo Joonghyuk’un ne düşündüğünü biliyor gibiydi.
[Başaramayacaksın. Çünkü Kim Dokja bile bu regresyon turunun Son Senaryosu’nun neye benzediğini bilmiyor.]
“Eğer sadece o olsaydı, doğru.”
[Ne kadar eğlenceli. Hiçbir şey bilmeyen 3. tur...]
“Sadece 3. tur olabilirim ama...” Yoo Joonghyuk’un tüm figüründen Hikâyeler fışkırdı. “En azından, senin hakkında hiçbir şey bilmediğin 3. turu yaşadım.”
Bu 3. tur boyunca kazandığı yeni Hikâyeler onun bir parçası oldu ve içinde dolaşmaya olmaya devam etti. Bazı metinler hüzünle akıp geçerken, bazıları ise zarif ve güzel bir şekilde hareket ediyordu. Geçmiş hayatlarda var olmayan – ve gelecekteki hayatlarda bir daha kazanamayabileceği Hikâyeler.
‘Gizemli Entrikacı’ sessizce o Hikâyeleri izledi, ardından konuşmak için dudaklarını açtı.
[Hayır, bu hayatı biliyorum, ey En Eski Rüya’nın kuklası.]
+
Bölüm Sonu Notları:
Tindalos’un Tazıları, Frank Belknap Long tarafından yaratılan kozmik korku yaratıklarıdır. İlk kez Weird Tales dergisinde yayımlanan The Hounds of Tindalos adlı öyküde ortaya çıkan bu varlıkların, zamanın köşelerinde yaşadıkları ve zaman yolculuğu ya da yasak bilgilere ulaşan kişilerin peşine düştükleri söylenir. Bir kez hedeflerini belirlediklerinde onlardan kaçmak neredeyse imkânsızdır.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.