Bölüm 3
Bölüm 3: Kum Torbası Geri Vurmaz
Ertesi sabah Barbaros, vücudundaki her bir kasın sızladığını hissederek uyandı.
Yataktan kalkmaya çalıştığında, sol böğründeki ve ön kollarındaki eziklerin
sızısı nefesini kesti. Yatağın ayak ucunda kıvrılmış olan Oruç, sahibinin
homurtusuyla uykulu gözlerini aralayıp gerindi. Barbaros yavaşça doğruldu,
banyoya gidip aynaya baktı. Sol yanağındaki morluk mor ve yeşil tonlarına
bürünmüş, hafifçe şişmişti.
Mutfağa geçtiğinde annesi Meltem Hanım tezgahta çay demliyordu. Barbaros’un
girdiğini görünce iç çekip buzluktan temiz bir beze sarılmış buz torbasını
çıkardı ve sessizce oğluna uzattı. Aralarındaki bu sessiz anlaşma, annesinin her
ne kadar onaylamasa da oğlunun kararına duyduğu sessiz saygıyı gösteriyordu.
Babası Kaan Bey ise çoktan işe gitmişti.
Buz torbasını yanağına bastıran Barbaros, kahvaltısını hızlıca yapıp marketteki
vardiyasına yetişmek için evden çıktı. Kapının önünde Köpük onu uğurlarken,
Barbaros köpeğinin başını okşayıp “Akşama koşacağız dostum, merak etme,“ diye
fısıldadı.
Market kapısından içeri girdiğinde, reyonları düzenleyen iş arkadaşı ve market
müdürü Necmi Bey’in bakışları doğrudan yanağına kilitlendi. Necmi Bey kaşlarını
kaldırarak, “Hayırdır Barbaros? Kiminle takıştın yine?“ diye sordu.
Barbaros, durumu geçiştirmek için tanıdık bir yalana sığındı. “Halı sahada
dirsek geldi Necmi abi, havada kapışırken oldu.“
Necmi Bey inanmış gibi görünmese de üzerinde durmadı. “Müşterilere karşı
dikkatli ol, hırpalanmış kasiyer görmek pek hoşlarına gitmeyebilir,“ diyerek
reyonların arasına döndü. Gün boyu kasada oturup barkod okuturken, Barbaros’un
zihni dünkü dövüşün anlarındaydı. İlk galibiyetini almıştı ama bu ona büyük bir
gerçeği de öğretmişti: Sadece güce ve hırsa güvenmek bir yere kadar işe yarardı.
Tekvandocunun o hızlı tekmelerini savuştururken ne kadar zorlandığını, gardının
ne kadar açık verdiğini çok iyi analiz etmişti. Kendi kendine yaptığı
antrenmanlar yetersiz kalıyordu.
İş çıkışında mahalledeki çay bahçesinde Asuman ile buluştu. Asuman, Barbaros’un
yanağındaki şişliği görünce yüzünü buruşturdu ve parmak uçlarıyla yavaşça
dokundu.
“Sana demiştim,“ dedi sesi sitemkar ama şefkat doluydu. “Daha ilk maçta bu hale
geldiysen, sonrakilerde ne olacak?“
“Daha iyisini yapmam gerekiyor Asuman,“ dedi Barbaros, çay bardağını kavrayarak.
“Eksiklerim var. Sadece yumruk atmayı bilmek yetmiyor. Ayak oyunlarım yavaş,
gardım zayıf. Kendimi geliştirmeliyim.“
Asuman, sevgilisinin gözlerindeki o sönmeyen kararlılığı gördüğünde onu bu
yoldan döndüremeyeceğini bir kez daha anladı. “Madem bu işi yapacaksın, o zaman
düzgün bir yol bul. En azından kendini korumayı öğren,“ dedi sessizce.
Bu sözler Barbaros’un kafasında bir şimşek çaktırdı. Mahallede, sanayi sitesinin
hemen arkasındaki ara sokaklardan birinde, eski bir boks salonu vardı. Salonun
sahibi, eski boksörlerden “Yavuz Usta“ adıyla bilinen, aksi ama tecrübeli bir
adamdı.
Çay bahçesinden ayrılan Barbaros, doğrudan o köhne salona doğru yürüdü. İçeri
girdiğinde burnuna çarpan yoğun ter ve deri kokusu onu rahatsız etmek yerine
tanıdık bir huzur verdi. Salonun ortasındaki zincirli kum torbaları aşınmış,
ringin ipleri gevşemişti. Yavuz Usta, köşedeki masasında oturmuş, eski bir
radyodan çalan müziği dinleyerek çayını yudumluyordu.
Barbaros’u gördüğünde gözlerini onun yanağındaki morluğa dikti. “Buraya yanlış
zamanda gelmişsin evlat. Kavga çoktan bitmiş gibi duruyor,“ dedi pürüzlü
sesiyle.
Barbaros adımlarını sağlamlaştırarak masaya yaklaştı. “Sokaklarda dövüşüyorum
Usta. İlk maçımı kazandım ama çok darbe aldım. Bana gard almayı ve düzgün adım
atmayı öğretmenizi istiyorum.“
Yavuz Usta çayından bir yudum daha aldı, ardından oturduğu yerden yavaşça
kalktı. Barbaros’un karşısına geçip onu baştan aşağı süzdü. “Kum torbasıyla
çalışmışsın, kolların kuvvetli. Ama kum torbası sana geri vurmaz evlat. Ringdeki
adam vurur. Gardını al bakayım.“
Barbaros hemen dünkü dövüşteki gibi gardını kaldırdı. Yavuz Usta hiç uyarmadan,
açık bıraktığı sol yanağına doğru yavaş ama teknik bir sol direk uzattı. Yumruk
tam oturmadan önce Barbaros’un gözünü kırptığını fark etti.
“Gardın çok açık, omuzlarını kullanmıyorsun. Ayakların ise yere çok çakılı,“
dedi Yavuz Usta sakin bir sesle. “Eğer sokakta hayatta kalmak istiyorsan, önce
darbe almamayı öğreneceksin. Yarın sabah altıda burada ol. Geç kalırsan kapıyı
kilitlerim.“
Barbaros, yüzünde hafif bir gülümsemeyle başını salladı. “Geç kalmam Usta.“
Gece yarısına doğru evine dönen Barbaros, odasında Köpük’ün yanına uzandı. Oruç
ise göğsünün üzerine çıkıp mırıldanarak yerleşti. Tam gözlerini kapatmak
üzereyken telefonuna bir kısa mesaj düştü. Mesaj, sokak dövüşü organizasyonunun
koordinatöründendi:
“Sıradaki maçın önümüzdeki Cuma günü. Rakibin: ’Beton’ lakaplı eski bir güreşçi.
Hazırlansan iyi edersin.“
Barbaros telefonu kapatıp karanlık tavanı izlemeye başladı. Bu kez karşısında
sadece yumruk atan veya tekme savuran biri olmayacaktı. Yere düştüğü an oyunun
biteceği bir güreşçiyle karşılaşacaktı. Yavuz Usta ile yapacağı antrenmanlar
sandığından çok daha kritik bir önem kazanmıştı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.