Bölüm 4
Bölüm 4: Ayakta Kalan Kazanır
Sabahın beşi buçuğunda çalan alarmın sesiyle Barbaros gözlerini açtı. Dışarıda
zifiri bir karanlık vardı ve sokak lambalarının soluk ışığı odasının camından
içeri sızıyordu. Yataktan sessizce kalktı. Köpük, sahibinin hareketlendiğini
görünce esneyerek kuyruğunu hafifçe yere vurdu. Oruç ise yorganın altından
çıkmaya niyetli olmadığını gösterircesine büzüldü. Barbaros, ailesini
uyandırmamak için parmak uçlarında yürüyerek eşofmanlarını giydi ve sırt
çantasını alıp evden çıktı.
Saat tam 05:55’te sanayi sitesinin arkasındaki köhne boks salonunun önündeydi.
Demir kepenk yarıya kadar açıktı. İçeriden taze demlenmiş çay kokusu ve düşük
sesli bir radyo yayını geliyordu. Barbaros eğilerek içeri girdi. Yavuz Usta,
elindeki bezle ringin iplerini siliyordu.
“Tam zamanında,“ dedi Yavuz Usta arkasını dönmeden. “Üzerini değiştir, hemen
başlıyoruz.“
İlk günkü antrenman, Barbaros’un tahmin ettiğinden çok daha sarsıcı geçti. Yavuz
Usta ona tek bir yumruk bile attırmadı. Yaklaşık bir saat boyunca, zemine bantla
çizilmiş düz bir çizgi üzerinde sadece ileri, geri ve yanlara doğru adım atma
çalışması yaptılar.
“Dövüş ayaklarla başlar evlat,“ diyordu Yavuz Usta, elindeki sopayla Barbaros’un
duruşunu düzelterek. “Dengen yoksa, yumruğunun ne kadar sert olduğunun hiçbir
önemi kalmaz. Adımını atarken topuğunu yere basma, parmak uçlarında yaylan.“
Barbaros’un baldırları ve bacak kasları yanmaya başladığında, nihayet kısa bir
mola verdiler. Barbaros havluyla yüzünün terini silerken konuyu sıradaki
rakibine getirdi.
“Usta, Cuma günkü rakibim bir güreşçiymiş. Lakabı ’Beton’. Ne yapmam gerekiyor?“
Yavuz Usta elindeki çay bardağını masaya bıraktı. Yüzündeki ciddiyet daha da
derinleşmişti. “Güreşçi demek... İşin zor evlat. Bir güreşçi seni bir kez
yakalayıp yere indirdi mi, üzerine tonlarca yük binmiş gibi olursun. Nefesini
tüketir, eklemlerini zorlar. Sokak dövüşünde yer mücadelesi tecrüben yoksa
oradan kalkamazsın.“
“O zaman onu uzakta mı tutmalıyım?“ diye sordu Barbaros.
“Sadece uzak tutmak yetmez, içeri girmeye çalıştığı anı cezalandırmalısın,“ dedi
Yavuz Usta ayağa kalkarak. “Sol direğini mızrak gibi kullanacaksın. Sürekli
yüzüne çalış ki görüşü kapansın, bacaklarına dalmak için odaklanamasın. Ve en
önemlisi...“ Yavuz Usta aniden Barbaros’un beline doğru hamle yaptı. “Sana doğru
hamle yaptığında kalçanı geriye kaçırıp tüm ağırlığını onun omuzlarına
vereceksin. Biz buna ’sprawl’ deriz. Gövdeni yere yapıştırıp bacaklarını arkaya
uzatacaksın.“
Hafta boyunca Barbaros bu savunma hareketini yüzlerce kez tekrarladı. Sabahları
Yavuz Usta’nın salonunda ter döküyor, gündüzleri markette kasada çalışıyor,
akşamları ise Köpük ile mahallede koşup patlayıcı güç idmanları yapıyordu.
Vücudu yorgunluktan dökülüyordu ama içindeki o hırs, tüm bu yorgunluğu
bastırmaya yetiyordu. Asuman, onun bu aşırı temposundan endişe etse de her akşam
yorgun argın eve döndüğünde ona destek olmaktan geri durmuyordu. Küçük kız
kardeşi Alev ise ağabeyinin bu gizemli hallerini “Gizli ajan mısın yoksa mafyaya
mı katıldın?“ diyerek şakaya vuruyordu.
Ve beklenen Cuma gecesi geldi.
Dövüş bu kez şehrin dışındaki terk edilmiş bir tuğla fabrikasının geniş
bahçesinde düzenleniyordu. Alanın ortasında, projektörlerle aydınlatılmış toprak
bir zemin hazırlanmıştı. Etrafta biriken kalabalık, ilk maça kıyasla çok daha
kalabalık ve gürültülüydü. Havada yanan varillerin dumanı ve keskin bir toz
kokusu vardı.
Barbaros, bandajlı ellerini birbirine vurarak ısınırken rakibini gördü. “Beton“
lakaplı dövüşçü, Barbaros’tan birkaç santim daha kısaydı ancak inanılmaz
derecede kalın bir boyna, geniş omuzlara ve güreşçilere özgü o sert, nasırlı
kulaklara sahipti. Üzerinde sadece siyah bir şort vardı ve gövdesi adeta bir
kaya parçasını andırıyordu.
Organizatörün sesi hoparlörden yükseldi: “Gecenin ana maçı! Sol köşede, ilk
maçını nakavtla kazanan Barbaros! Sağ köşede, rakiplerini yere sermesiyle
tanınan Beton!“
Kalabalık coşkuyla bağırmaya başladı. Barbaros derin bir nefes alarak toprak
ringin ortasına doğru yürüdü. Yavuz Usta’nın hafta boyunca kulağına fısıldadığı
sözleri aklından geçirdi: “Sakin kal, mesafeni koru ve bacaklarını asla ona
teslim etme.“
Beton, yüzünde kendinden emin, hafif küçümseyici bir gülümsemeyle Barbaros’a
doğru yaklaştı. Hakem iki dövüşçünün ortasına geçti, kuralları kısaca hatırlattı
ve ellerini havaya kaldırdı.
“Dövüşün!“
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.