Bölüm 29
Bölüm 29: Aksiyon (1)
Sığınaktaki beşinci günümüzdü.
Hayatımda geçirdiğim en huzurlu, en rüya gibi beş gündü diyebilirim. Sıcak suyla
banyo yapmıştık, temiz kıyafetler giymiştik, her gün sıcak yemek yiyorduk. Elif,
sığınağın elektrik sistemini tamamen elden geçirmiş, bataryaların verimliliğini
artırmıştı. Murat ise havalandırma filtrelerini temizlemiş, içeriye giren
havanın kalitesini artırmıştı. Küçük Lale’nin odadaki o hafif agulamaları, bize
unuttuğumuz o eski, huzurlu dünyayı hatırlatıyordu.
Ama cennet, bu yeni dünyada uzun süreli bir konaklama noktası değildi. Sadece
fırtınadan önceki kısa bir mola yeriydi.
Kontrol odasındaydım. Elif’in tamir ettiği o geniş monitörlerin karşısında
oturmuş, taze demlenmiş çayımı yudumluyordum. Ekranlarda, otoparkın eksi
dördüncü katını ve asansör kuyusunun girişini gösteren güvenlik kameralarının
görüntüleri vardı. Dışarısı sessizdi, karanlıktı.
Tam çayından bir yudum daha alacaktım ki, konsolun üzerindeki sarı ışık yanıp
sönmeye başladı.
HAREKET ALGILANDI - KAMERA 3 (OTOPARK GİRİŞİ)
Donakaldım. Çay bardağını masaya bıraktım, ekrana yaklaştım.
Kameranın o pürüzlü, gri gece görüş görüntüsünde hareket eden gölgeler vardı.
Fener ışıkları... Bir, iki, üç... tam altı kişi.
Gözlerimi kısıp ekrana daha da yaklaştım. Gelenler ne Beyazlardı ne de Kızıllar.
İnsandılar. Sırtlarında ağır sırt çantaları, ellerinde pompalı tüfekler ve
tabancalar vardı. Ve en öndeki adam...
Sol bacağı sargılıydı, topallayarak yürüyordu.
“Hassiktir...“ diye mırıldandım.
Gayrettepe’deki o depodan kaçtığımız, bacağını kırdığım o çetenin lideriydi bu.
Herif ölmemişti. Ve bizi bir şekilde takip etmişlerdi. Ya da otoparkta
bıraktığımız o ufak izleri, karın üzerindeki ayak izlerimizi takip ederek bu
binayı bulmuşlardı.
“Murat! Osman! Hemen buraya gelin!“ diye bağırdım telsizden.
Saniyeler içinde ikisi de kontrol odasına daldı. Osman’ın elinde tüfek vardı,
Murat ise elindeki İngiliz anahtarını sıkıca kavramıştı.
“Ne oldu abi?“ diye sordu Osman nefes nefese.
Ekranı işaret ettim. Murat ekrandaki o bacağı sargılı adamı ve arkasındakileri
görünce yutkundu.
“Oksijen tüpü taşıyorlar,“ dedi Murat, adamlardan birinin sırtındaki mavi
silindiri göstererek. “Oksijen kaynağıyla dıştaki asansör kapısını kesecekler.
Profesyonel hırsız bunlar.“
“Bizim çelik kapıyı kesebilirler mi?“ diye sordu Osman, korkuyla.
“İçerideki nükleer sığınak kapısını oksijen tüpüyle kesemezler,“ dedi Murat. “O
kapı en az otuz santim çelik döküm. Ama dıştaki asansör kapısını tereyağından
kıl çeker gibi keserler. Orayı geçerlerse, doğrudan bizim çelik kapının önüne,
asansör boşluğuna inerler. Bizi buraya hapsederler.“
Ekrandaki adamlar asansör kapısının önüne geldiler. Sırtında tüp taşıyan adam
maskesini taktı, pürmüzü ateşledi. Ekranda mavi-beyaz kıvılcımlar uçuşmaya
başladı. Kapıyı kesmeye başlamışlardı.
Pelin ve annem de içeri girdi. Kucaklarındaki bebeğe sarılmışlardı. “Yine mi?“
dedi Pelin, gözlerindeki o huzur anında yok olmuştu.
“Sakin olun,“ dedim, tabancamı belimden çekerek. “İçerideyiz. Güvendeyiz ama
tünelde sıkışıp kalamayız. Eğer asansör boşluğuna inerlerse, bizi burada açlığa
mahkum edebilirler. Onları o boşluğa inmeden durdurmalıyız.“
“Nasıl?“ diye sordu Osman. “Altı kişiler. Silahları var.“
“Aslanım,“ dedim Osman’ın omzuna dokunarak. “Unuttun mu? Onlar aşağı inmek için
halatları kullanmak zorunda. Havada asılıyken ateş edemezler. Onları o asansör
kuyusunda avlayacağız.“
Murat’a baktım. “Sen burada kal, kadınları ve sığınağı koru. Eğer bir şeyler
ters giderse kapıyı kapat ve ne olursa olsun açma.“
“Alphan...“ dedi Pelin, kolumdan tutarak. “Lütfen... Dikkatli ol.“
“Olacağım,“ dedim ve alnından öptüm.
Osman’la birlikte sığınak kapısını hafifçe aralayıp asansör boşluğuna çıktık.
Yukarıdan, asansör kapısının kesilmesinden kaynaklanan o tiz metal sesi ve
kıvılcımların ışığı aşağıya süzülüyordu.
CIIIIZZZZ...
Kıvılcımlar karanlık boşlukta kayan yıldızlar gibi düşüyordu.
“Osman,“ diye fısıldadım. “Kuyunun kenarındaki o demir kirişlerin arkasına siper
al. Feneri sakın yakma. İlk gelen adamı ben vuracağım. Sen arkasındakileri
indireceksin. Panik yapmak yok.“
“Tamam abi,“ dedi Osman. Sesi titriyordu ama tüfeği tutuşu sabitti.
Yukarıdan büyük bir gürültü koptu.
KÜÜÜT.
Dıştaki asansör kapısı kesilmiş ve otoparkın zeminine düşmüştü. Kıvılcımlar
kesildi. Yukarıdan fener ışıkları aşağıya, boşluğa doğru süzülmeye başladı.
“Yol temiz,“ dedi yukarıdan bir ses. Liderlerinin sesiydi bu. “Halatları
bağlayın. Aşağı iniyoruz. O sığınağı ve o piçleri bulacağız.“
İlk halat aşağıya doğru fırlatıldı.
Aksiyon başlıyordu. Ve bu sefer, kendi yuvamızı korumak için kan dökmek
zorundaydık. Gözümü yukarıdaki o dar ışık halkasına diktim. Nefesimi tuttum.
Tetiğe bastım.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.