Bölüm...
Action,Crime,Dark Fantasy,Drama,Epic,Gore,Horror,Military,Monster,Novel,Post-Apocalyptic,Psychological,Seinen,Slice of life,Thriller,Tragedy,Violence

Bölüm 52

Genişleme (8)
Yazar: AnonWriter Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 3 dk Kelime: 696

Bölüm 52: Genişleme (8)

Sera odasının kapısını açtığımda, yüzüme vuran o mor ve mavi renkli UV led
ışıklarının parıltısı, yer altındaki o karanlık dünyamızı adeta bir bilimkurgu
üssüne çevirmişti.

Her şey hazırdı. Borular monte edilmiş, devirdaim pompaları bağlanmış, su
tankları doldurulmuştu. Sinem, Elif’le birlikte o küçük plastik tüplerdeki ata
tohumlarını yavaşça kaya yünü yataklarına yerleştiriyordu.

“İlk tohumlar toprakla... yani suyla buluştu Alphan Abi,“ dedi Sinem, başını
kaldırıp gülümseyerek. “Bunlar marul, roka ve ıspanak. En hızlı büyüyen ve en az
zahmet isteyenler. Üç hafta sonra ilk hasadı alacağız.“

Şırıl... Şırıl... Şırıl...

Berk’in tasarladığı o su pompası tıkır tıkır çalışıyor, boruların içindeki suyu
sürekli döndürüyordu. Elif paneldeki göstergeleri kontrol etti. “Sistemdeki su
basıncı ve tuz dengesi mükemmel. Güneş panelleri ve rüzgar türbini sistemi
fazlasıyla besliyor.“

Atölyeye geçtiğimde ise Osman’ı o modifiye edilmiş kondisyon bisikletinin
üzerinde, kan ter içinde pedal çevirirken buldum.

“Ulan Murat Abi!“ diye bağırıyordu Osman, pedal çevirirken. “Dişliyi
değiştirdin, pedal hafifledi ama yine de bacaklarım koptu be!“

Murat köşede oturmuş, elindeki çayla Osman’ı izleyerek gülüyordu. “Yorulacaksın
tabi koçum. Savaşçı bacakları lazım sana. Bak ekrana, pillerin şarj durumu yüzde
doksan sekiz oldu. Sayende sığınağın telsiz pilleri tamamen doldu.“

“Yukarıdaki rüzgar türbini de harika çalışıyor,“ dedi Berk, içeri girerek.
“Çatıdaki o fırtına bize bedava elektrik üretiyor. Melis’in babası sığınağın bu
halini görse herhalde bizimle gurur duyardı.“

O akşam, sığınağın ana salonundaki o büyük masanın etrafında toplandık.

On kişiydik artık. Masanın üzerinde annemin konservelerden yaptığı o sıcak
yemekler dumanı tüterek duruyordu. Pelin yanımdaydı, elimi sımsıkı tutuyordu.
Osman ve Aslı yan yana oturmuşlardı, masanın altından ellerinin birbirine
değdiğini görebiliyordum. Emre ve Berk, İTÜ’deki o eski sınav anılarını anlatıp
gülüşüyorlardı. Elif ve Murat yan yana, sessizce oturuyorlardı ama aralarındaki
o eski, sıcak bağ tamamen geri gelmişti. Lale’nin boş kalan o köşesine
baktıklarında artık gözlerinde delilik değil, huzurlu bir kabulleniş vardı.

Masadaki her bir yüze tek tek baktım.

Bir ay önce, o dondurucu dairede annem, kardeşim ve Pelin’le sıkışıp kalmış,
ölmeyi bekleyen çaresiz insanlardık. Şimdi ise bir İç Mimar, bir İnşaat
Mühendisi, bir Makine Mühendisi, bir Elektrik Mühendisi, bir Mimar, bir Genetik
uzmanı ve bir kaba inşaat ustasıyla birlikte yerin altında kendi kendine yeten,
üreten ve savaşan bir topluluk olmuştuk.

Biz sadece sığınağımızın sınırlarını genişletmemiştik. Biz umudumuzu, ailemizi
ve insanlığımızı genişletmiştik.

Biz bu yeraltı kalesinde, o dondurucu cehennemin ortasında hayatta kalmayı
başarmıştık.

Ayağa kalktım, bardağımı kaldırdım. “Bu gece,“ dedim, gruptakilere bakarak. “Bu
gece sadece hayatta kaldığımız için değil, yeniden yaşamaya başladığımız için
içiyoruz. Hepinizin eline sağlık. Biz bu buz çağını atlatacağız.“

Herkes bardağını kaldırdı. Kahkahalar, konuşmalar sığınağın o ılık havasında
yankılandı.

Kontrol odasına geçip monitörlere son kez baktım. Dışarıda, o karanlık asansör
boşluğunda rüzgar uğulduyor, Beyazlar ve Kızıllar karanlıkta birbirini
boğazlamaya devam ediyordu. Ama o çelik kapının arkasında, bizim dünyamız
sıcacıktı. Ve biz, o çelik kapının arkasındaki son insanlar olarak, geleceğe
doğru yürümeye her zamankinden daha hazırdık.

Şimdi sırada, o buzulların üzerindeki yeni dünyayı keşfetmek vardı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi