Bölüm...
Action,Crime,Dark Fantasy,Drama,Epic,Gore,Horror,Military,Monster,Novel,Post-Apocalyptic,Psychological,Seinen,Slice of life,Thriller,Tragedy,Violence

Bölüm 38

Buzulların üstünde Gün batımı (2)
Yazar: AnonWriter Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 3 dk Kelime: 783

Bölüm 38: Buzulların üstünde Gün batımı (2)

Dürbünü gözüme bastırıp o sonsuz beyazlığı taramaya devam ettim. Gözlüklerimin
kenarından sızan o dondurucu hava kirpiklerimi donduruyordu ama umurumda
değildi. Gördüğüm manzara o kadar muazzam ve o kadar gerçek dışıydı ki, gözümü
kırpmak bile istemiyordum.

“Şuraya bak,“ dedi Osman, parmağıyla Boğaziçi Köprüsü’nü göstererek. “Köprünün
üzeri tamamen araba dolu. Hepsi kar altında kalmış.“

Dürbünü o yöne çevirdim.

Köprü, üzerindeki yüzlerce araçla birlikte devasa, beyaz bir heykel gibi
duruyordu. İnsanlar o ilk panik anında arabalarıyla köprüye yığılmış, sonra da
orada, o demir yığınının içinde donup kalmışlardı. Arabaların sadece tavanları
karın altından seçilebiliyordu. Bir tahliye girişimi, devasa bir toplu mezara
dönüşmüştü.

“İnanamıyorum Alphan...“ dedi Pelin, rüzgara karşı sesini duyurmaya çalışarak.
“O gemiler... tekneler... hepsi buzun içinde sıkışmış.“

Boğaz’ın tam ortasında, devasa bir yük gemisi yana yatmış şekilde donmuş denizin
içinde kalmıştı. Sanki bir dev, gemiyi oyun oynarken oraya bırakıvermiş gibiydi.
Üzeri tamamen karla kaplıydı, tek bir yaşam belirtisi yoktu. Tam bir hayalet
gemiydi artık.

Dürbünü yavaşça Maslak yönüne, o diğer gökdelenlerin olduğu bölgeye çevirdim.

Plazaların o kararmış, patlamış cam cephelerini tek tek inceledim. Maslak,
Levent’e göre daha sessiz, daha karanlık görünüyordu. Çoğu binanın çatısı o ağır
kar yükü yüzünden çökmüştü.

Tam dürbünü gözümden çekecektim ki, Maslak’taki o ünlü sarmal gökdelenin
otuzuncu katı civarında bir şey dikkatimi çekti.

Dürbünü sabitledim. Gözümü odakladım.

Bir ışık vardı.

Soluk, titrek, sarı bir ışık.

Güneş neredeyse tamamen batmıştı, hava o kirli gri-mor karanlığa bürünüyordu. O
yüzden o sarı ışık, o beyazlığın ortasında fener gibi parlıyordu. Bir yansıma
değildi; rüzgarın etkisiyle hafifçe dalgalanıyordu.

Bir ateş. Bir kamp ateşi.

“Osman,“ dedim, dürbünü ona uzatarak. “Şuraya bak. Maslak’taki o sarmal binanın
orta katlarına.“

Osman dürbünü aldı, gösterdiğim yöne baktı. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra
aniden irkildi. “Hassiktir! Işık var! Abi, birileri yaşıyor orada!“

“Ne?“ Pelin dürbünü Osman’ın elinden kapıp kendisi baktı. “İnanamıyorum...
Gerçekten ateş yakmışlar. Ama bu havada, o yüksekte nasıl hayatta kalıyorlar?“

“Bilmiyorum,“ dedim, derin bir nefes alarak. “Ama o ateşi yakanlar her kimse, ya
çok çaresizler ya da çok güçlüler. Bu soğukta yüzeyde ateş yakıp hayatta
kalmak... Bayağı cesaret işi.“

“Askerler midir?“ diye sordu Osman. “O Temizlikçiler?“

“Sanmam,“ dedim. “Temizlikçiler ateş yakıp bekleyecek adamlar değil. Onlar
hareket halinde olur. Muhtemelen bizim gibi hayatta kalan sıradan insanlar. Ya
da... o çetelerden biri.“

“Onlara yardım edemez miyiz?“ dedi Pelin, gözlerinde yine o eski dünyadan kalma
merhamet parıltısıyla.

“Hayır,“ dedim kesin bir dille. “Unuttun mu Pelin? Ordu bile sivilleri vuruyor
artık. O ateşi yakanlar dost olmayabilir. Hatta büyük ihtimalle düşmandırlar.
Bizim yerimiz burası, bu sığınak. Onların varlığını bilmemiz yeterli. Ama uzak
duracağız.“

Güneş, o sonsuz beyaz ufuk çizgisinin arkasında tamamen kayboldu.

O an, tünelde hissettiğimizden çok daha dehşet verici bir soğuk dalgası
üzerimize çöktü. Hava anında eksi otuzların, belki eırkların altına düştü.
Rüzgarın o ıslığa benzeyen uğultusu daha da keskinleşti. Gözlüklerimin camı
nefesimden dolayı anında buz tuttu, önümü göremez oldum.

“Hadi,“ dedim, Pelin’in elinden tutarak. “Geri dönüyoruz. Bu soğuk bizi birkaç
dakikada dondurur.“

Merdiven boşluğuna doğru koşar adım yöneldik. O buz tutmuş gökdelenin
tepesindeki o muazzam ama ürkütücü gün batımını ve o gizemli sarı ışığı
arkamızda bıraktık.

Biz yerin altında güvendeydik, evet. Ama yukarıda, o buzulların üstünde hala
hayatta kalmaya çalışan birileri vardı. Ve o sarı ışık, bu yeni dünyada yalnız
olmadığımızın, savaşın henüz bitmediğinin kanlı canlı kanıtıydı. Tünellere geri
inerken, o ışık zihnimde sönmeyen bir fener gibi yanmaya devam etti.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi