Bölüm...
Action,Crime,Dark Fantasy,Drama,Epic,Gore,Horror,Military,Monster,Novel,Post-Apocalyptic,Psychological,Seinen,Slice of life,Thriller,Tragedy,Violence

Bölüm 42

Buzulların üstünde Gün batımı (6)
Yazar: AnonWriter Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 4 dk Kelime: 886

Bölüm 42: Buzulların üstünde Gün batımı (6)

Geri dönüş yolunda hava bir anda delirdi.

Önce rüzgar, ıslık çalan o uğursuz sesini kesip derin bir uğultuya bıraktı
yerini. Basınç o kadar hızlı düştü ki, kulaklarımın tıkandığını hissettim.
Gökyüzü o kirli gri renkten, kapkara, tehditkar bir geceye döndü.

KÜÜÜT!

Hemen yanımızdaki bir arabanın tavanına devasa bir şey çarptı. Çelik tavan
anında içeriye doğru çöktü, camlar patladı.

“Abi! O neydi lan?“ diye bağırdı Osman, tüfeğini yukarıya doğrultarak. “Gökten
taş mı yağıyor?“

GÜM!

Bir tane daha düştü. Bu seferki tam önümüze, karların içine saplandı. Karı
dağıttığımda gözlerime inanamadım. Basketbol topu büyüklüğünde, pürüzsüz ve sert
bir buz kütlesiydi bu. Dolu yağıyordu. Ama bizim bildiğimiz o fındık
büyüklüğündeki dolulardan değil; insanın kafasına gelse beynini akıtacak devasa
buz meteorları fırlatıyordu gökyüzü.

“Dolu!“ diye bağırdım rüzgara karşı. “Sığınağa! Herhangi bir yere girin çabuk!
Kafanızı koruyun!“

“Ayağım!“ diye çığlık attı Aslı. Berk ve Osman onun kollarından tutmuş, karda
sürükleyerek ilerliyorlardı.

“Şuraya! Bankaya!“ diye bağırdı Emre, köşedeki eski bir banka şubesini
göstererek.

Banka binası kalın betonarme kolonlara sahipti. Cam kapıları çoktan kırılmıştı
ama beton tavanı ve kalın kolonları bizi koruyabilirdi. Can havliyle kendimizi
içeri, o kırık camların arkasına fırlattık.

Biz içeri girer girmez dışarıda kıyamet koptu. Basketbol topu büyüklüğündeki
dolu yağışı sokaktaki arabaları saniyeler içinde metal yığınlarına çevirdi.
Çıkan ses, sanki bir topçu bataryası sokağı bombalıyormuş gibi ağırdı. KÜT! GÜM!
ÇAT!

“Gök yarıldı resmen,“ dedi Sinem, bankanın köşesine büzülüp kulaklarını
kapatarak. “Bu nasıl bir dünya böyle?“

“Sessiz ol,“ dedim, nefes nefese. “Ses çıkarmayın.“

Tam o sırada, bankanın kırık girişinden içeriye doğru hızlı adımlar atıldı.

Üç tane mutant köpek... O kalın, yağlı kürkleriyle, dillerini dışarıya çıkarmış
halde içeri daldılar. Ama bize saldırmadılar. Hayvanlar o kadar korkmuştu ki,
can havliyle kendilerini bu sığınağa atmışlardı. Köpekler salonun diğer köşesine
büzüldü, başlarını patilerinin arasına alıp titremeye başladılar.

Osman tüfeğini doğrulttu. “Abi? Sıkalım mı?“

“Dur,“ dedim elini tutarak. “Kımıldama. Hayvanlar can derdinde. Ateş edersen
kendilerini korumak için saldırırlar. Bırak dursunlar orada.“

Ama sürprizler bununla sınırlı kalmadı.

Kırık cam çerçevenin kenarında iki gölge daha belirdi.

Kızıllar.

O kırmızı, kıllı vücutlarıyla, simsiyah çukur gözleriyle içeri süzüldüler.
Ellerinde mızrak niyetine kullandıkları o sivri demirler vardı. İçeri
girdiklerinde bizi gördüler. Köpekleri gördüler.

Köpekler hafifçe hırladı ama yerlerinden kıpırdamadılar. Kızıllar da o yırtıcı
hısıltıyı çıkardılar, dişlerini gösterdiler ama onlar da saldırmadı. Tam kapının
eşiğine dev bir dolu kütlesi düştü. GÜÜÜM. İçeriye buz şarapnelleri saçıldı.
Kızıllar korkuyla geriledi, salonun orta yerindeki bir kolonun arkasına
sığındılar.

Müthiş bir Meksika açmazının ortasındaydık.

Yirmi metrekarelik eski bir banka lobisinde; dört üniversiteli genç, Osman ve
ben, üç mutant köpek ve iki Kızıl yan yana duruyorduk. Aramızda sadece birkaç
metre vardı. Kimse hareket etmiyordu. Kimse nefes bile almıyordu. Herkes
dışarıdaki o doğanın gazabından kaçmıştı ve o an, hayatta kalma içgüdüsü
hepimizi geçici bir ateşkes yapmaya zorlamıştı.

“Alphan...“ diye fısıldadı Pelin... Hayır, Pelin sığınaktaydı. Bir anlığına
hayale kapılmıştım. O anlık korkudan mı yoksa tüm bu kıyametin beynimde ve
vücudumda yarattığı stres ve travmadan mı emin değildim.

Sinem fısıldadı Berk’in kulağına. “Bunlar ne... O gözleri...“

“Şşş, sus,“ diye fısıldadı Berk, kızın ağzını kapatarak.

Osman’a döndüm. Sesimi minimuma indirerek konuştum. “Tetiğe parmağını koy ama
sakın sıkma. Eğer o Kızıllardan biri bize doğru hamle yaparsa, kafasına sık. Ama
önce onların hareket etmesini bekleyeceğiz.“

“Tamam abi,“ dedi Osman, alnındaki ter damlaları maskesinin kenarından
süzülürken.

Kızıllar simsiyah gözleriyle bizi süzüyordu. Köpekler köşede titriyordu. Biz ise
silahlarımızla bekliyorduk. Dışarıda ise devasa buz kütleleri dünyayı dövmeye
devam ediyordu. Doğanın öfkesi, yerin altındaki o savaşı bile durdurmuştu. Ve
biz, o dondurucu sessizliğin içinde, hayatta kalmak için birbirimize bakarak
bekliyorduk.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi