MANGA-TR
Bölüm 141
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 141

Altın Yılan
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.321

Bölüm 141 - Altın Yılan
Çeviri: Raban
 
Sonraki beş gün boyunca Sunny vaktinin çoğunu odasında geçirdi. Gölgesi ise Şato’nun içinde sessizce dolaşıyor, insanları gözetleyip sırlarını öğreniyordu.
 
Sunny, bu pirüpak, beyaz hisardaki huzurlu hayatın nezih düzeninin altında işleyen karanlık yapılanmayı yavaş yavaş anlamaya başladı.
 
Elbette gerçekte burada hiçbir şey huzurlu veya nezih değildi. Saf ya da masum hiç değildi. Yine de evlerine dönme umudunu yitirmiş yüzlerce gencin, medeniyetle bağını koparmış ve insanlıktan uzakta yaşadığı bir yerden, bir düzenden başka ne beklenebilirdi ki?
 
Sunny gördüklerine zerre kadar şaşırmamıştı. Asıl şaşırtıcı olan, önündeki onca engele rağmen burada hala işleyen bir tür yasa ve düzen hakimdi; ne kadar iğrenç ve tiksindirici olursa olsun. Şato halkı bir şekilde kırılgan bir denge kurmuş ve birbirleriyle yaşamayı başarmıştı.
 
Bu düzen zekice kurulmuştu. Bir yandan ezilen halkın daha iyi bir hayatı arzulamasına izin veriyor ve bu hayalin bir şekilde gerçekleşebildiğini gösteriyor; bir yandan da baskın ve güçlü kimselerin fazla ileri gitmesini yada diğerlerini ezmesini engelliyordu. Daha iyi bir hayat demek, Gunlaug’ın gözüne girmek demekti. Eğer Gunlaug’ın gözünden düşersen gideceğin yer dış yerleşimin soğuk ve acımasız karanlığı olacaktı.
 
Parlak Lord, halkına hem korkuyu hem de umudu veriyordu ve ikisinin dizginlerini de sıkıca elinde tutuyordu. Bu da insanları yerlerinde tutmaya yetiyordu. Sunny, Şato’nun dışında insanların sefalet içinde kaldığı sefil yerleşimde de her ne kadar şartlar farklı olsa da aynı düzenin hüküm sürdüğünden şüpheleniyordu.
 
Dış yerleşim, Şato’dan bağımsızmış, ayrı bir yermiş gibi görünüyordu. Oysa ikisi de aynı büyük düzenin parçalarıydı sadece.
 
Dışarıdakiler içeri kabul edilmenin hayalini kuruyor, içeridekilerse dışarı sürülmekten korkuyordu. Daha iyi ya da daha kötü bir hayata geçme ihtimali olduğu sürece, ne olursa olsun aynı çemberin içinde dönüp durduklarını fark etmiyorlardı.
 
Kendi kuyruğunu ısıran bir yılan gibi, Parlak Şato ile dış yerleşim kapalı bir sömürü ve eziyet döngüsü oluşturuyordu. İşin tuhaf yanı, Karanlık Şehir’deki herkesin aklını koruyup hayatta kalmasını sağlayan şey de bu döngüydü.
 
Aslında bu dahiceydi.
 
…Tabii Sunny bu düzenin bir parçası olmak istemiyordu.
 
Dış yerleşimde kaç kişinin hayatta kaldığını bilmiyordu ama kadim hisarda yaklaşık beş yüz Uyuyan yaşıyordu. Ancak hepsinin konumu aynı değildi. İnsanları farklı tabakalara ayıran karmaşık bir hiyerarşi vardı. Bazı grupların bu düzen içindeki yeri kesin çizgilerle belirlenmişken bazılarının konumu daha belirsizdi.
 
Şato sakinlerinin çoğu, şaşırtıcı olmayacak şekilde, doğrudan Gunlaug’a hizmet ediyordu. Bunlar Muhafızlar, Avcılar, Yol Bulucular, Zanaatkârlar ve Nedimelerdi. Başlarında ise doğrudan Gunlaug’a bağlı beş komutan bulunuyordu. Her biri, hisardaki günlük yaşamın farklı alanlarından sorumluydu.
 
Şato Muhafızları, yaklaşık yüz elli kişiden oluşuyordu ve şatodaki en kalabalık gurptu. Görevleri hisarı korumak ve Gunlaug’ın yasalarını sürdürmekti. Caster’ın da söylediği gibi, güç ve itibar bakımından hiyerarşi olarak en alt sırada yer alıyorlardı.
 
Eğer iyi kötü işe yarayan bir Yönelim Yeteneğiniz varsa Muhafızlara katılabilirdiniz. Eğitimleri oldukça ağır olsa da gerçek bir savaşa girme ihtimalleri de pek yoktu. Yine de bu, görevlerinin tehlikesiz olduğu anlamına gelmezdi. Başıboş bir Kâbus Yaratığı tepeye tırmandığında ya da gökyüzünden Şato’ya saldırdığında yaratığı öldürmek veya uzaklaştırmak onların göreviydi.
 
Kaldı ki Karanlık Şehir’de korkunç veya ölümcül olmayan tek bir canavar bile yoktu.
 
Şato Muhafızlarının başında Tessai adında, epey iri cüsseli ve asık suratlı bir adam vardı. Gunlaug’ın en güvendiği komutanlardan biri olan Tessai, muhtemelen Unutulmuş Kıyı’daki en yaşlı Uyuyandı. Heybetli adamın otuza basmasına yalnızca iki senesi kalmıştı.
 
Tessai vahşi bir savaşçı ve acımasız bir komutandı. Emrindekileri demir yumrukla yönetiyordu.
 
Şato Muhafızlarının hiyerarşik olarak bir üstünde Avcılar bulunuyordu. Onlar Gunlaug’ın seçkinleriydi. Her biri güçlü bir savaş Yönelimine, zengin bir savaş tecrübesine ve her ikisini de en iyi şekilde kullanabilecek keskin bir zekâya sahipti. Sayıları elli civarındaydı ve yedi ayrı av grubuna bölünmüşlerdi.
 
Her sabah Şato’nun kapıları açılır açılmaz bu gruplardan biri, insana güven veren aşılmaz mermer duvarları ardında bırakır ve Uyanmış Yaratıkları avlamak için Karanlık Şehir’in dehşet verici bir labirente benzeyen sokaklarına doğru ilerlerlerdi. (Ç.N.: Bu son kelimeyi doğru mu yazdım emin değilim. İ-ler-ler-ler-di…)
 
Eğer insanalar bu kadim hisarda afiyetle yemek yiyebiliyorlarsa bütün bunlar hep Avcıların çabaları sayesindeydi. Avcılar olmasaydı buradaki düzenin sürdürülebilir olması mümkün olmazdı.
 
Avcılar, Muhafızların arasından seçilirdi. Bir Muhafız için Avcı olmak, hayallerinin gerçekleşmesi demekti. Çünkü bu seçkin savaşçılar Lord’dan bolca ödül alıyordu. Kalabalık koğuşlara tıkılmak yerine kendilerine ait odalarda kalıyor, daha iyi yemek yiyor, çeşitli lüks eşyalara erişebiliyor ve Parlak Şato’nun sunabildiği en iyi Hatıralarla araç gereçleri kullanabiliyorlardı… Üstelik ayrıcalıkları bunlarla da sınırlı değildi.
 
Bir de madalyonun öteki yüzü vardı. Avcıların pek uzun yaşadığı söylenemezdi. Ne kadar tecrübeli ve hazırlıklı olurlarsa olsunlar, birçoğu çıktığı avdan geri dönemiyordu.
 
Eğer Avcılar avdan geri dönebiliyorlarsa, bu başarıya vesile olan kişiler Yol Buluculardı.
 
Yol Bulucular, av gruplarına rehberlik ederlerdi. Effie’nin de söylediği gibi, Karanlık Şehir’de hayatta kalmanın sırrı; ölümcül şeylerden uzak durarak nispeten daha zayıf yaratıkları bulup öldürmekti. Yol Bulucular da tam olarak bunu yapıyordu. Uyanmış canavarların izini sürerken Avcı grubunu Düşmüş yaratıkların dişlerinden ve pençelerinden uzak tutuyorlardı.
 
Yol Bulucuların sayısı o kadar azdı ki Sunny onlara grup dese mi demese mi bir türlü emin olamıyordu. Bütün Şato’da sadece on civarı Yol Bulucu vardı. Her biri, harabelerde yıllarca süren kanlı savaşlardan sağ çıkarak bu konuma ulaşmış tecrübeli birer gaziydi. Uzun süre hayatta kalmayı başardıkları için Karanlık Şehir’in çoğu bölgesini avuçlarının içi gibi biliyorlardı.
 
Söylemeye bile gerek yoktu; hepsi son derece korkutucu savaşçılardı. Bolluk içinde yaşıyorlardı, hatta yaşam tarzlarının zaman zaman aşırılığa kaçtığı da söylenebilirdi.
 
Hem Avcıların hem de Yol Bulucuların başında Gemma adında etkileyici, karizmatik bir adam vardı. Gemma, Unutulmuş Kıyı’ya Gunlaug’la aynı yıl gelmiş ve Şato’nun kontrolünü ele geçirmesine yardım etmişti.
 
Bu üç grup — Muhafızlar, Avcılar ve Yol Bulucular — hepsi bir arada Gunlaug’ın askeri gücünü oluşturuyordu; ordusunu.
 
İşte bu Gunlaug’ın Maiyeti.
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi