Bölüm...
Action, Mystery, Novel, Supernatural, Türkçe Novel

Bölüm 4

Side A - Bölüm 4
Yazar: yoru_no_melodi Grup: yoru_no_melodi Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.781

Side A - Bölüm 4



Oda’nın evinin kapısı çalınmıştı. Yakınlardaki karakoldan kendisine birkaç soru sormak için gelmiş polislerdi bunlar. Çünkü birisi bu civarlarda kanlar içinde yatan bir adam gördüğünü polislere bildirmişti. Dazai Oda’ya sessiz kalmasını işaret etti.



Oda ise ne yapması gerektiğini düşünmekle meşguldü.



Eğer kapıyı açıp hiçbir şey bilmediğini söylerse polisler gider ve konu böylece kapanırdı. Ama onun endişesi başkaydı.



Dazai bir suç işlediyse, ki muhakkak işlemişti, daha sonrasında bir zanlıya yataklık etmekle suçlanabilirim. Durumun akıbetine göre bir suç ortağı olarak bile yargılanabilirdim. Böyle bir şey olursa hayatımın geri kalanını bir cezaevinde üç öğünlük yemeğimin tadını çıkararak geçiririm.



İkinci seçenekse polislere Dazai’nin burada olduğunu söylemekti. Bu durumda da Dazai kesin tutuklanırdı, çünkü ona dair her şey şüpheliydi, ve Oda ise suç ortağı sayılma riskine girebilirdi. Oda, Dazai’nin yüzünde beliren ve ne gibi bir haylazlık yapacağını düşünen bir çocuğun sırıtışından elli kat daha karanlık ve yoğun olan o ifadeye baktı. Oda o ifadeyi görünce, Dazai’yi polislere teslim ettiği takdirde Liman Mafyasının intikamıyla yüzleşmek zorunda kalma ihtimalinden de ürkmeye başlamıştı.



Sonuç: Bu işi çözmenin tek yolu evde yokmuş gibi davranmak.



Yatağın arkasına saklanıp polislerin evi terk etmesini beklediler. Aniden Dazai Oda’nın omzunu dürtüp kahve için koyduğu çaydanlıkta kaynayan suyu hatırlattı ona. Ki kaynadığı zaman çaydanlık oldukça gürültülü bir ıslık kopartacaktı. Mutfakla aralarında neredeyse sekiz metre vardı. Eğer Oda oraya doğru yürürse zemin çatırdar ve polisler odada birisinin olduğunun farkına varırdı.



Tekrardan Dazai’ye baktım. Bir anlığına tereddüt ettikten sonra bir dizi el hareketi yapmaya başladı. Bir mutfağı bir beni işaret etti. Avcunu kaldırıp diğer elini de parmakları yeri gösterecek şekilde onun üstüne yerleştirdi. İşaret ve orta parmağı hariç diğer parmaklarını çekip kapattı. Sonra da o iki parmağını sırayla bir ileri bir geri hareket ettirdi. En sonunda işaret parmağını dudaklarına koyup sonra da baş parmaklarını havaya kaldırarak gülümseyip başını aşağı yukarı salladı.



Ben de başımı aynı şekilde salladım. “Ne anlama geliyor peki bu?” diye sordum.



“Al işte...” diye fısıldadı Dazai usulca. “Anlamadın, değil mi? Dedim ki ayak uçlarında mutfağa git ve ateşi söndür! Ben bu halde doğru dürüst yürüyemem...”



“Öyle yapalım o zaman.” diye başımı salladım. “Suyun kaynamasına fazla zaman kalmadı. Elimi çabuk tutmalıyım.”



“Bu elini çabuk tutar halin mi?” Bana kafası karışmış bir şekilde baktı Dazai. “Yüzünde mimik bile oynamadığı için ben pek emin olamıyorum da...”



Oda mutfağa doğru ilerlemeye başladı. Yeteneğini ayağını ses çıkarmadan nereye basması gerektiğini anlamak için kullanıyordu. Ama tam o anda çaydanlığın iyice coşarak ıslık çalmaya başladığını öngörmüştü. Bu nedenle daha farklı bir güce ihtiyacı olduğuna karar verip dört ayak üstünde mutfağa doğru emeklemeye başlamıştı.



Dazai hareketlerimin gülünçlüğüne daha fazla dayanamazmışçasına arkamdan ufak bir kahkaha atmıştı. Dazai o kadar haklıydı ki... Biri şu an yaptıklarımın fotoğrafını çekip bir yerel gazeteye koysa ben de aynı gün başka bir şehre taşınırdım.



Oda sonunda çaydanlığa ulaşmıştı. Şimdi tek yapması gereken ocağın düğmesine erişip kapatmaktı. Yeteri kadar vakti vardı.



Oysa beklentilerim yine boşa çıkmıştı. Evdeki yabancı cismi tamamen unutmuştum. Dazai’yi tabii ki. Şu zamana dek tanıştığım herkesten daha tahmin edilemez birisi o. Mesela biriyle üç ayaklı koşuya* katılsaydı Dazai bir anda arkasını dönüp öbür tarafa koşmaya başlayabilirdi. Ya da hayatta kalmak için can havliyle bir kayalığa tırmanıp sonra da birdenbire düşüp gebermek istediğini söyleyebilirdi. O, bu dünyanın mantığından oldukça uzak bir adam. Ve bizim pek kıymetli düzenbazımız.



Dazai’nin aklına aniden, eline bir tabanca alıp camdan atlarsa polisler tarafından vurulup öldürülebileceği fikri gelmişti. Oda ona evde hiç tabanca olmadığını söylese de tabanca yerine bıçak alıp çıkmaya karar vermişti. Oda’dan bile daha hızlı bir şekilde mutfağa koşturmuş, dışarıdaki polisler çıkan sesi fark edip kapıyı açmalarını istemişti.



Oda, Dazai’yi durdurması gerektiğini biliyordu. Her şeyin iyice sarpa sarmasını istemiyorsa tabii.



Onu durdurmalıydım. Şu anda ağlayıp birinden yardım dilemeyi öyle çok istiyorum ki... Ancak şu an bunu benden başka yapabilecek kimse yok.



Oda; hemen yerinden fırlayıp Dazai’ye çelme takmış, yere yuvarlanmasını sağlamıştı. Dazai’nin boynunu yakalayıp geri çekmişti ve şimdi de boynuna asılarak bilincini kaybedene kadar kendisini boğmaya çalışıyordu. Dazai bununla birlikte etrafı tekmeleyerek güle oynaya debelenmeye başlamıştı, Oda bir şeyin yere düşmekte olduğunu duyana kadar mutfak dolaplarına bir iki kez vurmuştu. Oda, Dazai’nin o çaresiz tekmeleri aslında bilerek attığını fark etmişti. Dazai’nin az evvel almaya çalıştığı bıçak tam da Oda’nın olduğu yere düşmek üzereydi. Oda, Dazai’yi zapt etmekle meşgul olduğundan kıpırdayamıyordu. Bu nedenle yeteneği ile bıçağın düşeceği yeri saptamış ve bıçaktan kıl payı kurtulmuştu. Bıçak yanındaki zemine dik bir şekilde saplanmıştı. Oda ise Dazai’yi sakinleştirmeye çalışıyordu.






“Kıpırdama.“ dedim. “Çırpınmayı bırak. Korkacak bir şey yok, canını yakmayacağım.“



Ne dediğimi artık ben bile bilmiyordum.



“Yalancı! Bana iğne yaparken Mori-san da aynısını söylemişti.“ diyerek çılgın hareketlerine devam etti Dazai. Demek benim dışımda Dazai ile sıkıntı yaşayan başkaları da vardı. Bir de şu Mori-san’ın kim olduğunu bir bilsem...



Dazai mutfak tezgâhlarını tekmelemeye devam ediyordu ve bu defa Oda’nın kafasına düşecek şey çaydanlıktı.



Daha önce hiç yaşamadığım bir deneyimdi bu. Tepemde bir çaydanlık, başımın yanında bir bıçak, odamın bir köşesinde duran sahte paralar, kapımda dikilen polisler... Ve ben daha yeni tanıştığım bir adamı boğmaya çalışıyorum.



Oda nihayet Dazai’yi bilinçsiz bırakana kadar boğmayı başarmıştı. Bayılmadan hemen önce “fufu, ahaha!“ diye kahkahalar atmıştı Dazai. Oda hemen yanı başındaki bıçağı çekip çıkarmış ve düşen çaydanlığa doğru fırlatarak çaydanlığın kulpundan geçirip onu mutfak dolaplarından birine başarıyla saplamıştı. Aynı zamanda polisler de kapıyı tekmeleyerek açabilmişlerdi en sonunda.



Tıpkı benim gibi polisler de daha önce böyle bir şeye şahit olmamış gibi duruyorlardı. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı ancak bu oldukça anlaşılabilir bir şeydi. Az önce daldıkları evdeki adam yaralı birini yerde boğmaya çalışıyordu. Oğlansa zevk içinde bayılmış gibi duruyordu. Mutfak dolabına saplanmış bir bıçak çaydanlığı tutuyor ve sanki onlara çay ikram ediyordu.



Sessizlik.



Polisler bana doğru baktı. Ne söyleyeceklerini bilemez gibi bir halleri vardı. Bu koşullar altında tutuklanacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Bu yüzden midir bilmem, o kadar saçma bir şey söylemiştim ki...



“Ayakkabılarınızı çıkarır mısınız lütfen?“



Polisler birbirleriyle bakıştılar. Polislerden biri genç ve bir diğeri yaşlıydı. Klasik üniformalarını giymiş, klasik şapkalarını da kafalarına geçirmişlerdi.



“Pekâlâ.“ Daha büyük duran polis belli belirsiz başını salladı. “Görünüşe bakılırsa bugünkü iş oldukça garip bir iş olacak.“



“Seni o kadar iyi anlıyorum ki.“ dedim.



Bugün oldukça akıl almaz olaylar meydana gelmişti ama sonuncusu en beteriydi.



Polisler iki tane gaz maskesi çıkarıp yüzlerine geçirdiler. Sonra da Dazai ve Oda’ya doğru bir gaz bombası fırlattılar. Oda onların aslında polis olmadıklarını şimdi anlamıştı. Gazdan kaçınıp onları tekmeleyerek yere indirmeyi planlamıştı. Ancak o heriflerin Dazai’ye silahlarını doğrulttuklarını ve eğer direnirlerse onu vuracaklarını öngörmüştü. Bu yüzden teslim olmaktan başka çaresi kalmamıştı.



Sanırım bilincimi kaybediyorum.



O sabah Dazai’yi kapımın önünde yatarken bulduğumda onu gerçekten de merdivenlerden aşağı ittirmeliydim. Ama pişmanlık duymak hayatımızın bir parçası. Şu an pişmanlıklarıma bir yenisi daha eklense çok da abartmaya değmezdi.



Ve bayıldım.



☯︎⫘⫘⫘𖦹 ⫘⫘⫘⚔︎⫘⫘⫘𖦹 ⫘⫘⫘☯︎



(Çevirmen Notu:


Üç Ayaklı Koşu: İki kişinin yan yana durarak birbirine bitişik olan bacaklarını bağladığı ve toplam üç bacakla hareket ettikleri eğlenceli bir takım oyunudur.)

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi