Bölüm...
Action,Adventure,Drama,Fantasy

Bölüm 6

Mayın Adlı Sırtından Bıçaklayan
Yazar: maloz21 Grup: : EastFansub Okuma süresi: 9 dk Kelime: 2.181

Akşam yaklaşırken yeniden kasabaya girdik. Silah dükkanına bir kez daha göz atmaya karar verdik.

“Vay, kalkan dostum değil mi bu. Diğer kahramanlar da uğradı, bilesin.”

Sanırım dükkan gerçekten de ünlüydü.

Dükkan sahibi kulaklarına kadar yayılan bir gülümsemeyle bize doğru yaklaştı.

“Evet. Hey, bunları bizden satın alacak bir yer biliyor musun?”

Turuncu balonlardan elde ettiğimiz ganimetleri ona gösterdim, o da parmağını kapıya doğru uzatarak cevap verdi.

“Yolun hemen aşağısında ganimet almak için kurulmuş bir dükkan var. Eminim senden satın alırlar.”

“Teşekkürler.”

“Rica ederim. Peki başka ne için uğramaya karar verdiniz?”

“Şey, yol arkadaşım Myne için ekipman almayı düşünmüştüm.”

Bunu söylerken ona doğru baktım. Dükkanın içindeki çeşitli silahları yakından inceliyordu.

“Bütçen ne durumda?”

Hâlâ 680 gümüş sikkem vardı. Ne kadarını kullanmam gerektiğinden emin değildim.

“Ne düşünüyorsun, Myne?”

“. . .”

Ekipman parçalarını karşılaştırarak derin düşüncelere dalmıştı.

Sanki ona söylediklerimi hiç duymuyor gibiydi. Buralarda hanların ne kadara gittiği hakkında hiçbir fikrim yoktu ama en azından bir aylık konaklama ücretini kenara ayırsam iyi olur gibi görünüyordu.

“Şey, oradaki arkadaşın için . . . Elbette daha iyi ekipmanla daha güçlü olacağın doğru . . .”

“Haklısın.”

Kendi saldırı gücümü artırmak için yapabileceğim pek bir şey yok gibi görünüyordu, bu yüzden kaynaklarımı Myne’in ekipmanını almaya odaklasam daha iyi olurdu.

“Bana fiyatları bindirebilirsin, o yüzden gel şimdiden konuşup anlaşalım.”

“Ahaha. Bu küçük kahraman ne kadar da inatçı!”

“Yüzde seksen indirim!”

“Bu delilik. Yüzde yirmi zam!”

“Zam mı yapıyorsun?! Yüzde yetmiş dokuz.”

“Daha ürünleri bile görmedin, aptal herif!”

“Neyse, yüzde doksan indirim!”

“İnsaf et artık. Yüzde yirmi bir zam!”

“Zam yapmaman gerekiyor! Yüzde yüz indirim!”

“Sana bedavaya verecek değilim ya!” diye homurdandı. “Peki, yüzde beş indirim.”

“Bu kadar mı? Yüzde doksan iki . . .”

Myne sevimli bir zırh parçası ve pahalı, altın kakmalı bir kılıçla yanımıza gelene kadar bir süre böyle tartıştık.

“Kahraman, sanırım bunlar yeterli olacaktır.”

“Ne dersin, ihtiyar? Yüzde altmış indirim.”

“Sana bir güzellik yapayım: 480 gümüş sikke. Hem de yüzde elli dokuzdan.”

Myne ne istediğine karar vermeden önce aslında kendimiz için iyi bir pazarlık yapmayı başarmıştık. Ama geriye sadece 200 gümüş sikkemiz kalacaktı. Yeterli olur muydu?

“Myne, biraz daha düşük bir şeye geçmeyi düşünür müsün? Buralarda eşyaların ne kadar tuttuğunu bilmiyorum ama hayatta kalmak için paraya ihtiyacım var.”

“Sorun olmayacak, kahraman. Yeni ekipmanımla parayı nispeten kolayca geri kazanabilirim. Savaş ganimetleri bunu karşılar.”

Kirpiklerini kırpıştırdı ve göğüslerini koluma yasladı.

Gerçekten de farklı bir dünya olmalıydı ve ne de KRALİYET çağrısıydı ama.

Daha önce hiç kızlar arasında popüler olmamıştım, şimdi de şu üzerime yaslanan kıza bak!

Haklı olabilir. Daha yüksek saldırı gücüne gerçekten ihtiyacımız vardı.

“Peki, sanırım . . .”

200 gümüş sikke. Ren, Motoyasu ve Itsuki’nin hepsinin yanında en az üç kişi vardı, bu yüzden masrafları kesinlikle çok daha yüksek olacaktı.

Hem, 200 gümüş sikke muhtemelen bir ay geçinmek için fazlasıyla yeterliydi. Her neyse, başka insanları toplamak için seviye atlayıp daha fazla para kazanmam gerekecekti.

“Peki o zaman, ihtiyar. Anlaştık.”

“Sağ ol, evlat. Zaten oldukça kahraman gibi görünüyorsun.”

“Ahaha. Ne diyebilirim ki? Ticareti severim.”

Çevrimiçi oyunlar oynadığımda para kazanmakta oldukça iyiydim. Her zaman açık artırmalarda eşyaları olabildiğince ucuza alıp sonra kârla yeniden satmaya çalışırdım. Pazarlık benim için kolaydı. Doğal geliyordu. Görebildiğin bir sayı vardı, bu yüzden her zaman mantıklı gelirdi.

“Teşekkür ederim, kahraman.”

Myne çok heyecanlı görünüyordu. Elimi öptü.

İşler gittikçe daha da iyiye gidiyordu. Yarın kesinlikle harika bir macera olacaktı.

Myne yeni ekipmanlarını giydi ve ikimiz birlikte bir hana doğru yola koyulduk.

Geceliği kişi başı 30 bronz sikke . . .

“İki odaya ihtiyacımız olacak,” dedi Myne.

“Bir oda yetmez mi?”

“Ama . . .”

Myne geri adım atacak gibi görünmüyordu.

Ih . . . peki.

“İki oda lütfen.”

“Peki o halde. Buyurun.”

Hancı ellerini ovuşturarak bizi odalarımıza gösterdi. Bütün süre boyunca bütçemizi aklımda tuttum ve bitişikteki restoranda akşam yemeği yedik. Yemekler dahil değildi ve bir kişilik akşam yemeği bize 5 bronz sikkeye mal oldu.

“Sadece teyit etmek için, bugün avlandığımız tarlalar . . . tam burası mıydı?”

Kasabaya dönerken satın aldığım bir haritayı masanın üzerine sermiştim. Harita bölgenin coğrafyası hakkında bir sürü bilgi içeriyordu. Elbette Ren ya da Motoyasu’ya sorabilirdim ama daha önceki tavırları göz önüne alındığında muhtemelen bana pek bir şey anlatmazlardı. Öne geçmek anlamına geliyorsa, yapmayacakları hiçbir şey yok gibi görünüyordu. Burası hakkında çok az şey bildiğim için güçlü bir canavarın inine çekilmemek adına elimden geleni yapmam gerekiyordu. Bu amaçla haritayı açtım.

“Evet, bulunduğumuz yer orasıydı.”

“Diğer kahramanların söylediklerine göre, tarlalardan çıkınca ormana giriyoruz, değil mi? Sıradaki antrenman alanı orası mı?”

Harita buranın coğrafyası hakkında fikir edinmeme gerçekten yardımcı oluyordu.

Temelde kale merkezde duruyor ve etrafı tarlalarla çevriliydi. Orman ve dağlara giden yollar, bir nehre giden başka bir yol ve ücra bir köye giden bir yol daha vardı.

Yine de harita oldukça küçüktü, bu yüzden komşu köyler hakkında pek bir şey seçemedim.

Ormanın diğer tarafında ne olduğunu göremiyordum ama daha güçlü canavarlara giden uygun bir yol seçmeye çalışmazsam asla seviye atlayamazdık.

“Şey, bu haritada göremezsin ama ormanın diğer tarafındaki bir köye gitmeyi düşünüyordum. Adı Lafan.”

“Öyle mi . . .”

“Köyün dış mahallelerinde acemilere uygun bir zindan var.”

“Bir zindan . . .”

Bütün bu olanlar bir rüya gibiydi! Çevrimiçi oyunlar normalde sadece canavar avlayıp seviye atlayarak başlardı. Ama bir zindan!

“Orada çok para kazanamayabiliriz ama seviye atlamak için harika bir yer olur.”

“Anladım.”

“Yeni ekipmanım var. Senin savunmana güvenecek olsak da bizim için çok zor olmamalı.”

“Harika. Düşüneceğim.”

“Aa, hiç sorun değil. Hey, sen şarap içmez misin?”

Restoran yemeklerimizle birlikte bize şarap vermişti ama ben henüz kendiminkine dokunmamıştım.

“Yok, pek alkol sevmem.”

İçemediğimden değil. Daha çok tam tersi. Hiç gerçekten sarhoş olmam, bu yüzden toleransım yüksek sanırım. Üniversitede sosyal etkinliklere gittiğimde diğer insanlarla birlikte içerdim. Hepsinin sarhoş olduğunu görürdüm — ki bu benim başıma hiç gelmezdi. Sonunda bu merete karşı bir tiksinti geliştirdim.

“Öyle mi? Sadece bir kadeh içsen?”

“Sağ ol, gerçekten sevmiyorum.”

“Ama . . .”

“İstemiyorum, sağ ol.”

“Aa . . . Peki o zaman.”

Şarap kadehini geri çekerken üzgün görünüyordu.

“En azından yarın için bir plan yapabildik. Bu gece erken yatalım.”

“Tabii. Yarın görüşürüz.”

Yemeğimizi bitirdik ve gürültülü restorana sırtımı dönüp odama gittim.

Zincir zırhımı hatırladım. Biraz uyumak istiyorsam onu çıkarmam gerekecekti.

Onu sıyırıp bir sandalyenin arkasına fırlattım.

“. . .”

Sonra para kesemi komodinin üzerine koydum.

200 gümüş sikke . . . ve odaların ücretini peşin ödemek zorunda kalmıştık, geriye 199 sikkeden biraz fazlası kalmıştı. Maddi durumumla ilgili biraz endişeli hissettim ama sanırım bu hep benim huyumdu.

Seyahate çıkan tipik bir Japon gibi, 30 gümüş sikke alıp kalkanımın arka tarafına sakladım. Bu, çok az da olsa endişemi yatıştırdı.

Yoğun bir gündü.

Artık bir canavarla savaşmanın ve onu yenmenin nasıl bir his olduğunu biliyordum. Dün de hissetmiştim ama gerçekten de başka bir dünyadaydım.

Çok heyecanlıydım. Sakinleşmek zordu. Yeni, pırıl pırıl bir maceranın perdesi aralanıyordu. Diğerlerinin biraz gerisinde kalmış olabilirdim ama sadece bana ait bir yol vardı. Aklımda belirli bir hedef yoktu. İstediğim her şeyi yapabilirdim.

Birden çok uykum geldi. Restorandan gelen eğlence seslerini duyabiliyordum. Koridorun ilerisinde bazı insanlar, neredeyse Motoyasu ve Itsuki’ye benziyorlardı, konuşuyorlardı. Kapımın önünden geçtiklerini gördüğümü sandım. Acaba onlar da burada mı kalıyordu?

Elimi uzatıp lambamı söndürdüm. Hâlâ biraz erkendi ama biraz dinlenmek istiyordum . . .

Tıkırtı, tıkırtı.

Hmm? O neydi? Barda bağıran insanlar mı?

Horultu.

Fısıltı, fısıltı . . . Bir şey giysilerimi çekiştiriyordu.

“Heh, heh, erkekler aptaldır. Çok kolay kanıyorlar . . . Yarını iple çekiyorum.”

O kimdi? Bu . . . bir rüya mıydı?



“Hm?”

Çok soğuktu . . .

Güneş yüzümdeydi, sabah olduğunu söylüyordu. Hâlâ çok mahmur halde gözlerimdeki uykuyu ovuşturdum. Yataktan kalkıp pencereye gittim. Sanırım niyet ettiğimden daha geç uyumuştum. Güneş çoktan gökyüzünde yükselmişti.

Saat dokuz civarı olmalıydı.

“Ne?”

Birden sadece iç çamaşırlarımı giydiğimi fark ettim. Gece giysilerimden sıyrılmış mıydım?

Neyse.

Kasabaya doğru dışarı baktım. İnsanlar sokaklarda koşuşturuyor, her zamanki gibi telaşla oradan oraya gidiyordu. Mallarını satan tüccarlar, kahvaltı pişiren dükkanlar ve yolda takırdayarak giden arabalar vardı. Gerçekten bir rüya gibi hissettiriyordu.

Bu yeni dünya çok harikaydı.

Sokaklarda farklı türde arabalar fark ettim. Bazıları devekuşu gibi büyük kuşlar tarafından çekiliyordu. Tıpkı cho**bolara benziyorlardı, hani O oyundaki. Atların kuşlardan daha yüksek bir sınıfı temsil ettiği anlaşılıyordu. Hatta bazı arabaların inekler tarafından çekildiğini bile gördüm.

“En iyisi karnımı doyurup yola koyulayım.”

Giysilerimi aramak için etrafa bakındım. Yatak takımlarının arasına baktım.

. . . Bu tuhaf. Onları bulamadım.

Sandalyenin üzerine koyduğum zincir zırh . . . O da gitmişti.

Ve para kesem de gitmişti! Hatta kenara ayırdığım orijinal giysilerim bile gitmişti!

“Ne . . .”

Bu gerçek olabilir miydi?! Soyulmuş muydum? Uyuyan birinden kim çalardı ki?!

Bu han . . . Biraz olsun güvenlik önlemi alamazlar mıydı?!

Her neyse, en iyisi Myne’i bulayım. Hem de hemen.

Güm! Kapıyı hızla açıp benimkinin yanındaki Myne’in odasına koştum. Kapısına sertçe vurdum.

“Myne! Çok kötü! Paramız ve ekipmanımız . . .”

Güm, güm, güm!

Ne kadar sert vurursam vurayım içeriden hiç ses gelmiyordu.

Hızla yaklaşan ayak sesleri duydum. Döndüm. Kale şövalyeleri bana doğru koşuyordu. Karanlıkta adeta bir ışıktılar. Onlara soygunu anlatacak ve hırsızı bulmak için yardımlarını isteyecektim!

Hem, hangi aptal bir kahramandan çalardı ki?

“Siz kaleden gelen şövalyelersiniz, değil mi? Lütfen, bir saniye beni dinleyin!”

Onlara dönüp dikkatlerini çekmek için yalvardım.

Myne, hadi artık çık ortaya. Durum saniye saniye kötüleşiyor!

“Sen Kalkan Kahramanı’sın, değil mi?”

“Şey, evet ama . . .”

Ne oluyor be? Kulağa tuhaf bir şekilde saldırgan geliyorlardı.

“Kral seni çağırdı. Bizimle geleceksin.”

“Beni mi çağırmış? Tamam, neyse. Ama ondan önce soyuldum! Şu . . . yakalamamız gerek . . .”

“Bizimle GELECEKSİN. HEMEN.”

İçlerinden biri yakamdan tutup beni sertçe çekti.

“CANIM ACIYOR! Beni dinleyin!”

Ama kollarımı sıkıca tutup beni de beraberlerinde sürüklediler.

Neredeyse iç çamaşırlarımla kalmıştım. Bunda hiç haysiyet yoktu! Neden bana böyle davranılıyordu?

“Myne! Lütfen acele et!”

Ama şövalyeler dinlemedi. Myne’i odasında bıraktık ve beni sürükleyerek kaleye geri götürdüler.

Daha önce gördüğüm arabalar görünüşe göre beni kaleye geri götürmek için hazırlanmıştı.

Ve böylece, nedenini bile anlamadan, kasaba tarafından bir suçlu olarak görülmeye başladım.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi