Bölüm 453

Çeviri: Sansanson
85.Kısım – Son Duvar (5)
Bu, [Kıyamet Ejderhası’nın Mühürleme Küresi] kullanılarak yapılan bir mühürdü. Bu, 1863. turdaki Han Sooyoung’un tasarladığı plana benzer bir plandı.
「“Burada zaman duracak ve Dünya, Kıyamet Ejderhası ile birlikte mühürlenecek. Sonsuza dek 95. Senaryoda sabit kalacak.”」
「“Yoo Joonghyuk’u işte böyle öldüreceksin.”」
Yoo Joonghyuk’u zamanın sonsuzluğuna mühürleme ve regresyonlarını durdurma yöntemiydi bu.
Refleks olarak ‘Gizemli Entrikacı’ya baktım. Ona şu anın kaçmak için iyi bir zaman olduğunu söylemek istedim. O bile olsa, o şeyin içine mühürlenmekten kaçamazdı.
Ancak, neden... gülümsüyorsun?
[Takımyıldızı Gizemli Entrikacı, kendi ■■’una bakıyor.]
1863 ömrü atlatacak kadar güçlüydü. Ama sırf bu yüzden, her an çökmeye yetecek kadar da bitkindi.
Sonsuz uyku. Belli bir açıdan, tüm hayatı boyunca dilediği şey buydu.
– D-dur bir dakika!! Uriel! Lütfen dur!
Sözlerim, Uriel’in ilk kez benim olduğum yöne bakmasına neden oldu.
Önemsiz bir varlığın onun gerçek adını haykırmış olması karşısında şaşırmış gibiydi ve konuşmak için ağzını açtı.
【Bu ruh formu da kim? Bu dünya çizgisinden bir varlık mı?】
Burada ne diyeceğimi bilemiyordum.
Ancak ben daha bir şey diyemeden, ‘Gizemli Entrikacı’ inisiyatifi eline aldı. 【O hiç kimse. Bırak gitsin.】
O an tam olarak bana bakıyordu. Her zamanki hâlinin aksine, gözleri net duygular sergiliyordu.
Buradan kaçmamı samimiyetle diliyordu.
Ancak durum kasvetini koruyordu – portal Uriel tarafından zorla kapatılıyordu.
Bakışlarını ‘Gizemli Entrikacı’ ile benim aramda gidip getirdi; gözleri okunmaz hâlini koruyordu, ardından tekrar konuştu.
【Kendi turunu mahvedip başka birinin dünya çizgisini altüst ettikten sonra bile hâlâ korumak istediğin bir şey mi var?】
Gücü bir anda uzandı ve beni yakaladı. Bu olabilecek en kötü durum olabilirdi.
【Peki. Bu piçi seninle birlikte mühürleyeceğim. Yoldaşınla birlikte sonsuz uykunun tadını çıkarın öyleyse.】
– D-dur bir dakika! Beni de dinlemen gerekmez mi?!
Uriel, sanki saçmalıyormuşum gibi bana baktı.
Geri adım atmadım ve bağırarak karşılık verdim.
– Nereden geldiğini anlıyorum. Dünya çizgin çarpıtıldıktan sonra ne kadar haksızlığa uğramış hissettiğini biliyorum ve ne kadar öfkeli olduğunu anlıyorum. Ancak bu yanlış. Bu senin dünya çizgin değil. Yapmaya çalıştığın şey, nefret ettiğin o ‘Gizemli Entrikacı’ ile birebir aynı!
Aciliyetle durumumu anlatırken, alnımda iğneleyici bir acı hissetmeye başladım. Gerçek fiziksel bir formu olmayan kafam şu anda ağrıyordu. Kısıtlayıcı başlığın hissi giderek güçleniyordu.
– Neden bunu durdurmuyoruz? Yani, <Yıldız Akışı>’nı yok etmek için hepimiz gücümüzü birleştirsek bile yine de yetmez, o hâlde neden birbirimizle savaşıyoruz? Gerçek düşmanın kim olduğunu bilmiyor musun? Bütün bu trajedinin gerçek sebebinin nerede olduğunu bilmiyor musun...
【<Yıldız Akışı>’nı yok etmek mi istiyorsun? Neden böyle bir şey yapmak istiyorsun?】
İşte bu beklenmedik bir soruydu.
– Çünkü <Yıldız Akışı>’nın dünyası...
【<Yıldız Akışı> yok olursa, tüm evren kaosa sürüklenecektir.】
O anda göğsümün bir köşesi buz gibi soğudu.
Farkında olmadan tüm yoldaşlarımın benimle aynı Sonuca tanıklık etmek istediğini varsaymıştım.
Ama... ya istemiyorlarsa?
Yoo Joonghyuk’un ölümünden sonra, 999. turun yoldaşları Son Senaryoya ulaşmak için devam etmiş ve onu tamamlamış olmalıydılar.
Bütün bunlardan sonra ulaştıkları dünyanın sonu neydi?
【Böyle bir dünya çizgisi asla yaratılmamalıdır. Bu kötülüktür.】
Beyanıyla birlikte, Statüsü etrafımda sıkılaşmaya başladı.
– ...O zaman başka seçeneğim yok. Savaşmak zorundayız.
【Savaşmak mı? Enkarnasyon Bedeni olmayan bir varlık mı…?】
– Savaşacak olan ben değilim.
Boş gökyüzüne bakıp sırıttım.
– Yoldaşlarım.
Gözlerimin önünde güçlü kıvılcımlar patladı. Kafam sanki parçalara ayrılacakmış gibi sıkıştı ve görüşüm dağıldı. Bir şey yaklaşıyordu.
「Maha Prajna... Dokja... gereksiz şeyler... yerinde-kal-sutrası...」
...Buradaydılar.
[Ba-aaht!]
Biyoo’nun çığlığı eşliğinde, havada yeni bir portal açıldı. Neredeyse anında, Kara Alev Ejderhası’nın zifiri karanlık Nefesi dışarı döküldü. Uriel hızla beni bıraktı ve o güçlü sıcak alev akınından geriye çekildi.
Aynı zamanda, biri ruh formumu kapıp yukarı doğru uçtu.
“Neden nereye gitsen hep böyle bir şey oluyor... Ve neden şimdi böyle görünüyorsun?”
Han Sooyoung’du bu.
“Tek bir kısıtlayıcı başlık yeterli görünmüyor.”
Ve sonra, Yoo Sangah.
Şu anda başlık tarafından prangalanmış olan Enkarnasyon Bedenimi sırtında taşıyordu. Şu anki durumumun ne olduğunu doğru tahmin etmiş gibi görünüyordu.
[Şu anda, Varoluş Yemini’nin bağlayıcı gücü zayıflamış bir durumdadır.]
Tereddüt etmedim ve bedenimin içine geri atladım. Görüşüm bir an için tekrar çöktü ve uzuvlarımdaki hisler geri geldi. Enkarnasyon Bedenim iyi durumda olmasa da, bir bedene sahip olmamaktan yine de iyiydi.
Bulanık görüşümün ardından Uriel’in [Cehennem Ateşi]’ni etkinleştirdiğini gördüm.
Yanımdaki Han Sooyoung’un gözleri ardına kadar açıldı. “H-hey, n’oluyor lan...?!”
“Açıklayacak zaman yok. Buradan hemen çıkmalıyız.”
Hem Han Sooyoung hem de ‘Sakyamuni’nin Halefi’ Yoo Sangah güçlü varlıklardı. Ne yazık ki, bu seferki düşmanımız çok fazla güçlüydü. Sadece bu ikisiyle...
Kwa-aaaaaaah!!
O anı bekliyormuşçasına, [Cehennem Ateşi]’nin alevleri yoldaşlarımın üzerine çullandı.
“Ebenin amı!!”
Nereye kaçarsanız kaçın kaçınılamayan inanılmaz ısı dalgaları – Statüsü o kadar muazzamdı ki Han Sooyoung’un tek başına [Kara Alev]’i karşı koymaya yetmiyordu. Tam o sırada, Han Sooyoung’un kullandığı portalın aynısından kırmızımsı alevlerin güçlü bir patlaması fırladı. Düşmanımızın alevleriyle birebir aynı renge sahipti. İki güçlü ısı kaynağı çarpıştı ve şiddetli bir ateş fırtınası yarattı.
[Si■tir lan, bu da ne? Hangi pi■ti o?!]
Birisi ciğerleri sökülürcesine öksürdü ve yoğun, boğucu alevlerin arasından belirdi. Bir Başmelek bir eliyle dumanı savuşturdu ve kendini gösterdi.
Siyah bir elbise giymiş ve altın bir halhal takmış, yakından tanıdığım bir Başmelek, yanaklarında kurumlarla orada duruyordu.
[Ha? Hangi or■spu çocuğu benim Kim Dok...]
Uriel bakışlarını [Cehennem Ateşi]’nin ötesine kaydırdı ve çok geçmeden ifadesi donakaldı. Sonra çenesi gevşedi ve mırıldandı. [Ben… ben miyim o or■spu çocuğu?]
...Kurtarma ekibinin bir parçası olmasını beklemiyordum. Durum bu şekilde daha da karmaşık bir hâl almıştı. Her şeyden öte, iki Uriel burada birbiriyle karşılaşmak zorunda kalmıştı.
【...Peki sen kimsin?】
Görünüşe göre Dış Tanrı Uriel de bu durum karşısında en az onun kadar şaşkındı.
【Anlıyorum. Sen bu dünya çizgisinin...】
Bu iki Uriel birbirine baktığı an, havada şiddetli kıvılcımlar patladı.
Bizim tarafımızın hâlâ ezici bir şekilde dezavantajlı konumda olduğu oldukça açıktı. Bizim Uriel’imiz güçlüydü, elbette, ama o Uriel bir dünya çizgisinin sonuna tanıklık etmiş biriydi.
Hızlıca bir açık bulup kaçmazsak, o zaman...
Tzzzzzzzt!
Ardından beklenmedik bir olay gerçekleşti.
[<Yıldız Akışı>, bu iki varlığın karşılaşmasından etkileniyor.]
[Kopuk Film Teorisi etkinleşiyor!]
İki Hikâye havada karşılaşıp birbiriyle sarmalandığında, devasa bir anı geri tepmesi meydana geldi.
「[Kalk, Yoo Joonghyuk! Çabuk!]」
999. regresyon turundan anılar akıp geliyordu.
Uriel’in gözleri bu aniden giren yabancı anılarla daha da büyüdü. [B-Bu da ne? Ne oluyor?]
Yabancı anı dalgaları üzerimizi kaplıyordu. 999. turdaki Uriel, sırtı Yoo Joonghyuk’unkine dayalı şekilde savaşıyordu. İşte bu, silah arkadaşı olmanın ne demek olduğunun güzel bir göstergesiydi.
Bizim Uriel’imiz içeri akan anı selinden kendini toparlayamadı ve bocalayarak sarsıldı.
O lanet teori yine mi... Düşüncemi tamamlayamadan önce, durumun beklediğim kadar kötü olmadığını fark ettim. Çünkü o teori aracılığıyla Hikâye alışverişi çift taraflı işliyordu. Bunun kanıtı, sadece bocalamakla kalmayıp aslında yere kapaklanan 999. turdaki Uriel’di.
「[Kim Dokja! Buraya! Yanıma otur!]」
Kesinlikle.
「SONSUZADEK9158」
「[Kullanıcı adım çok fazla göze batmamalı... Doğru. uri9158 gibi bir şey... Güzel, hiç göze çarpmıyor.]」
「[...‘Kalamar Kim Dokja’nın Bacakları’ ö-özel bir bonus olarak mı verilecek??]」
Ve aralarında izleyenleri şoka sokabilecek birkaç Hikâye de karışmıştı.
【B-bu, bu, ne böyle...??】
999. turun Uriel’i, sanki acı çekiyormuşçasına derin bir şekilde kaşlarını çatıyordu. Han Sooyoung o açıklığı kaçırmadı ve bizim Uriel’imizi desteklerken bağırdı. “Bunun ne olduğunu bilmiyorum ama işe yaradı. Buradan tüyelim. Şu ilk bakışta inanılmaz derecede güçlü görünüyor.”
Kararı kesinlikle doğruydu. Ancak küçük bir detayı unutmuştu.
“Bekle. Onu da yanımıza alalım.”
Yerde yığılmış olan ‘Gizemli Entrikacı’yı işaret ettim.
Bu dünya çizgisinin anıları oldukça şok edici olmalıydı, çünkü Uriel’in yaratmakta olduğu Mühürleme Küresi büyük ölçüde kırılmıştı.
Han Sooyoung sanki aklımı kaçırmışım gibi konuştu. “Aptal mısın sen? Onu neden yanımıza alalım?!”
“Onu yanımızda götürmemiz gerek. Ancak o zaman doğru ‘Sonuca’ ulaşabiliriz.”
“Ne saçmalıyorsun...”
Gerçekten de saçmalık benzeri bir ifadeydi. İnat ediyordum ve eylemlerim pek bir anlam ifade etmiyordu. Yine de konuşmaya devam ettim. “O adam burada ölmemeli. Onun da Sonucu görmeye hakkı var.”
「Bütün dünyalar sadece ‘Yoo Joonghyuk’u suçluyordu.」
999. turun Uriel’i ve o dünya çizgisindeki herkes.
Hayatı boyunca kendi ‘Sonucuna’ ulaşmak için yaşamasının bedeli olarak Yoo Joonghyuk, tüm dünya çizgilerinin düşmanı hâline gelmişti.
「1863 regresyon boyunca, hiç mutlu olduğu bir tur oldu mu?」
Aklım başıma geldiğinde, çoktan öne doğru koşuyordum.
999. turdaki Uriel de yavaş yavaş bilincini geri kazanıyor ve [Cehennem Ateşi]’ni yeniden tutuşturmaya hazırlanıyordu.
Han Sooyoung bağırdı. “Lan deli piç!! Bunun için zamanımız yok!!”
[Rüzgârın Yolu]’nu etkinleştirmek için her şeyimi verdim. [Cehennem Ateşi]’nden çıkan alevler bir kez daha içeri dolmaya başladı. Havada uçuşan kıvılcımlar bana eski bir yazıyı andırıyordu.
– ...Yazar-nim. Bir kereye mahsus sorun olmaz, değil mi?
Bu anının ne kadar eski olduğunu pek hatırlayamıyordum.
– Yani, o kadar çok regresyon turu var ki, sadece bir kez olsun olmaz mı...
...Gerçekten böyle bir şey söylemiş miydim? Anılarım yeterince net değildi. Ancak, tıpkı o zamanlar yapabildiğim tek şeyin klavyede yazıp boşluk tuşuna basmak olduğu gibi, şu anda da sadece deliler gibi öne doğru koşabiliyordum.
– Mutlu olmasında bir sakınca yok.
Belki de bu, bu dünyayı yaratmaktan sorumlu olan tanrıya sitemimdi.
– Yazdıklarımdan pek memnun kalmamış gibisiniz.
Sonra ‘tanrı’ yanıt verdi.
– Bu durumda, nasıl bir son görmek isterdiniz, Okuyucu-nim? Hangi sonuç başkahraman için mutlu bir son olurdu?
O zaman ne demiştim? Denedim ama hiç hatırlayamadım. Ve şimdi bile doğru cevabın ne olduğundan emin olamıyordum. Ne de olsa başkasının mutluluğu hakkında konuşma hakkım yoktu.
Yine de benim gibi biri bile bir şeyi biliyordu.
「Bu mutlu bir son değil.」
Gizemli Entrikacı’nın bedeni [Cehennem Ateşi]’nden gelen yaklaşan ısıya çekiliyordu. Boşa harcayacak zamanım yokken, bileğinden tutmayı başardım ve ardından ters yöne doğru koşmaya başladım.
Han Sooyoung’un yüzü bembeyaz kesildi ve aceleyle [X-derece Ferrarigini]’yi çağırdı. Bu sırada Yoo Sangah bağırdı. “Dokja-ssi! Daha hızlı!”
【Hayır!】
Üzerime gelen alevlerden sıyrıldım ve Gizemli Entrikacı’yı sırtıma koydum. Ayaklarımın altı şimdi delicesine ısınıyordu. O çılgın ısıdan kaçmak için var gücümle koştum.
“Ah, sikerim böyle işi… Umurumda değil artık! Çabuk ol ve bin!”
Han Sooyoung bana doğru uzandı ve aracın içine zorla atlamayı başardım. Arka koltukta titreyen Uriel’i gördüm. Neredeyse aynı anda, kırmızımsı alevlerden oluşan bir tsunami dalgası üzerimize çullandı.
【Durun!!】
İçten içe ‘Seri Üretim İmalatçısı’na dua ettim. Bu aracın performansının en ufak bir şekilde ‘seri üretim’ olmaması için dua ettim.
[Takımyıldızı Seri Üretim İmalatçısı parlak bir şekilde sırıtıyor.]
[X-derece Ferrarigini] patlayıcı bir ivmeyle ileri fırladı. Neredeyse aynı anda Biyoo bir portal açtı ve doğruca boyutsal geçide daldık.
Arkamızdan 999. turdaki Uriel’in korkunç kükremesini duydum. Gerçekten bizi kovalayacağından endişeleniyordum. Bu şekilde yara almadan Dünya’da geri kaçmayı başarsak bile, eğer o Uriel bizi takip etmeyi başarıp vahşet saçmaya devam ederse...
Tzzzzzzzt!
Kıvılcımlar delicesine savrulurken 999. turdaki Uriel takibi bıraktı. Korkutucu gözlerle bana baktı.
[<Yıldız Akışı>, Yaşayan Alev’i izliyor.]
Görünüşe göre bu portalı kullanamıyordu. Olasılığın artçı şoklarından oluşan güçlü bir fırtına onu engelliyordu. Ama bu mantıklıydı. Böyle bir güce sahip bir varlık, ne de olsa <Yıldız Akışı>’nda daha az özgürlüğün tadını çıkarırdı.
Ancak kafamı kurcalamaya devam eden bir şey vardı. Eğer bu kadar kısıtlanmışsa, ‘N’Gai Ormanı’nda nasıl böyle iyi bir zamanlamayla belirebilmişti?
Sanki biri onu oraya göndermiş gibi.
...Göndermiş mi?
[Yüce Dokkaebi Heoju eylemlerine dikkat ediyor.]
O anda kafama cılız bir teori girdi.
Ya o Uriel’in belirmesi bir tesadüf değilse?
[Yüce Dokkaebi Heoche eylemlerine dikkat ediyor.]
[Yüce Dokkaebi Baram eylemlerine dikkat ediyor.]
Ya <Yıldız Akışı> içinden birileri bunun gerçekleşmesini istediyse ve onu bu dünya çizgisine çağırdıysa?
Bu dünyada bu kadar fazla Olasılığı harekete geçirebilecek çok az grup vardı.
[<Büro>, eylemlerine dikkat ediyor.]
N’Gai Ormanı aracın pencerelerinden görülebiliyordu. Mahvolmuş dünya çizgilerinden gelen ‘Dış Tanrılar’ şimdi yok oluyordu.
Küçük bir krallığın vatandaşları krallarına veda ediyorlardı.
【HayattaKalHayattaKalHayattaKalHayattaKalHayattaKal】
Birden fazla Dış Tanrı kralı vardı.
Tıpkı 999. turdaki Uriel’in burada belirdiği gibi, diğer Krallar da şüphesiz belirecekti. Kesinlikle, görmek istediğim Sonuca müdahale etmeye çalışanlar onları bu dünyaya çağıracaktı.
[<Yıldız Akışı> sana bakıyor.]
Yukarı baktığımda, savaşmak zorunda olduğum dünya beni izliyordu.
Bu çok çetin ve meşakkatli bir savaş olacaktı.
Han Sooyoung dikiz aynasından bana baktı ve bir şeyler hakkında söylendi. Ön yolcu koltuğunda oturan Yoo Sangah bana bakıyordu. Sessizce başımı salladım ve baygın hâldeki ‘Gizemli Entrikacı’ya ve hâlâ sersemlemiş durumdaki Uriel’e baktım.
Büyük olasılıkla, bu evrendeki hiç kimse bizim tarafımızda durmayacaktı.
Uzakta portalın çıkışını gördüm.
[Seçimin ■■ üzerinde derin bir etki bıraktı.]
[■■’un「Sonsuzluğa」 doğru yöneliyor.]
Sonunda, bu dünyanın Son Bölümü için hazırlık yapma zamanı gelmişti.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.