“Bence ayrıl, neden hala bu davranışlarına katlanıyorsun ki? Ben kötü çocuğum havasında dolaşıyor ve bu fazlasıyla bıktırıcı. Uyuşturucu kullanıyor, sigara içiyor; bu onu ilgi çekici mi kılıyor?“
Yugyeom omuz silkti söylediklerime. Pek umurunda değildi Jaebum hakkında söylediklerim, o yine bildiğini yapardı. En yakın arkadaşım olması bir şeyi değiştirmezdi, ona acıyordum. Aşk uğruna kendini hırpalayıp birinin peşinden koşuyordu. Bunu asla anlayamazdım. Bu aptallık tahammül edebileceğim bir şey değildi.
“Ben gidiyorum, sen de ne halt yersen ye.“ Gözlerimi devirerek kalktım masadan, o da bir şey dememişti zaten. Haklı olduğumu bilse de kendi bildiğini yapacaktı.
Kafeteryadan çıkarken aniden önüme çıkan, çarpışmamıza neden olan beden son anda düşmemi engellemiş, belimden sıkıca tutmuştu. Gözlerim hafifçe irileşmişken tanıdık yüze baktım. Bu anı kısa kesmiş, beni dikleştirip kravatını düzeltmişti. Bu hareketine bayıldığımı söyleyebilirdim.
“Dikkat etmelisin, kendini yaralayabilirsin.“
Tanrım, bu adam bir mucize olmalıydı. Hem beyefendiydi, hem nazikti, hem de gizemliydi. Doğrusu bu iyiliğini suistimal ediyordum, bu nedenle derdim hep iyiliğin ipini kaçırmayın diye. Korktuğumu söyleyip onu yanımda tutmam tamamen buna giriyordu. İçip içip kafayı bulduğum bir gece gördüklerim tamamen dediği gibi hayal ürünüydü ama kendimi madur durumuna sokmasaydım benimle ilgilenmezdi ki. Evet, farkındayım. Yaptığım berbat bir şey ama ona karşı tuhaf bir arzum var ve küçük oyunlardan ne zarar gelebilir ki?
“Teşekkür ederim, bu sıralar biraz dalgınım. Belki de dinlenmeye ihtiyacım vardır.“ Mahcup bir gülümseme koydum yüzüme, tamamen sahteydi. Hadi ama, biraz rol kesmekten zarar gelmezdi. Bir şekilde onu kendime çekmeliydim.
Kolundaki saate baktı, bir şeyi hesaplıyor gibiydi.
“Kahve için vaktin var mı?“
İşte bu.