Bin altı yüz yıl. Karanlık Tanrısı’nın esareti nihayet son buldu.
“...Selam.“
“Görüşmeyeli uzun zaman oldu.“
Onu karşılayan ilk kişi Işık Tanrıçası’ydı. Bin altı yüz yıl önceki o büyük savaşta onu mağlup edip mühürleyen beş tanrıdan biri. Ta kendisi.
“Demek mührü sen bozdun. Hem de tek başına. Anlaşılan aradan epey zaman geçmiş.“
“Öyle. Normal şartlarda, biz beş tanrının vurduğu bu mührü kırmak için de beşimiz gerekirdi. Tıpkı mühürlerken olduğu gibi. Ama zamanla zayıfladı. Kendi başıma çözebileceğim kadar gevşedi... Bir kez daha söyleyeceğim...“
Işık Tanrıçası devam etti:
“Tam bin altı yüz yıl oldu, Karanlık Tanrısı Entropy. Sevgilim.“
“...Bin altı yüz yıl. Bin. Altı yüz. Yıl?!“
Kelimeleri zihninde tartarken Karanlık Tanrısı’nın bedeni titredi.
“Bu kadar zamanda insanlar epey değişmiş olmalı. Nasıllar? Doğru düzgün evrimleşebildiler mi? Siz tanrılar gereksiz yere işlerine karışmadınız, değil mi?“
“İnanılır gibi değil. Bin altı yüz yıl geçti ama hiç değişmemişsin. Varsa yoksa insanlar. Benimle zerre kadar ilgilenmiyorsun.“
Işık Tanrıçası’nın etrafını hoşnutsuz bir aura sardı ancak Karanlık Tanrısı geri adım atmadı.
“Dünyanın yaratılışındaki o savaşı siz kazandınız. İçimi kemiren endişeyi asla anlayamazsın. Ne de olsa insanları sadece birer çöp olarak görüyordunuz.“
“İnsanlara bu kadar körü körüne bağlanan sendin. Tuhaf olan sendin. Sırf bu yüzden, bin altı yüz yıl önceki o savaşta yanında tek bir müttefik bile yoktu.“
“Ve bu yüzden kaybettim. Buna bir kinim yok. Ancak... Ben mühürlüyken onlara eziyet edip doğal evrimlerine köstek olduysanız...“
“Yeniden mi başlatacaksın? O savaşı... Tanrıların savaşını.“
Işık ve Karanlık. İki tanrının bakışları çarpıştı.
“...Ayrıca, şu anki dünyaya şöyle bir bakınca... Belki de gerçekten bin altı yüz yıl geçtiğindendir; nasıl değiştiklerini görmek için içim içime sığmıyor.“
“Pekâlâ. O zaman hemen şimdi, yukarıdan bir göz atalım—“
“Hayır...“
Aşağıyı izlemek için gök penceresini aralamak üzere olan Işık Tanrıçası’na engel oldu.
“Oraya bu kadar yüksekten baksam bile, sadece yüzeyini görebilirim. İnsanları gerçekten anlamak için onların arasında, onlarla aynı hizadan bakmak gerek.“
“Ne yapacaksın?“
Işık Tanrıçası’nın sorusuna, yüzünde bir tebessümle karşılık verdi Karanlık Tanrısı.
“Bir insan olarak reenkarne olacağım.“
* * *
O gün, sıradan bir evde yeni bir hayat dünyaya geldi. Alışılmadık derecede enerjik bir erkek çocuğu.
İlk kez çocuk sahibi olma lütfuna erişen karı koca, ona ’Haine’ adını verdi ve üzerine titreyerek büyüttü.
Bu çocuk, bin altı yüz yıl önce dünyanın yaratılışında beş tanrıya karşı tek başına savaşan Karanlık Tanrısı’nın ta kendisiydi.
Hikâye, Haine’nin on sekiz yaşına girdiği gün başlıyor.
|| REF: Işık Tanrıçası’nın Entropy’ye “Sevgilim“ demesi ile Entropy’nin onu tamamen görmezden gelip insanları sorması arasındaki tezat, yandere/takıntılı bir dinamiğin habercisi. Işık Tanrıçası’nın onu mühürlemesine rağmen bu hastalıklı bağlılığı hissetmesi, aralarındaki diyaloğun alt metnindeki psikolojik gerilimi oluşturuyor. Çeviride “arsa yoksa insanlar“ ifadesi bu kıskançlığı vurgulamak için kasıtlı olarak keskinleştirildi.