“Hadi! Geride kalma!“ Kız yumruğunu havaya kaldırıp kararlı adımlarla öne atıldı.
“Leydim, ne olur acıyın banaaaa!“ diye feryat etti oğlan; gözleri yaşlı bir hâlde peşinden sürükleniyordu.
Kızıl saçlarını at kuyruğu yapmıştı ve üzerinde rahat hareket etmesine imkân tanıyan kıyafetler vardı. Henüz on üç yaşında gencecik bir kız olmasına rağmen, o sarsılmaz adımları, işin ehli olan herkese onun dövüş sanatlarıyla yoğrulduğunu kanıtlar nitelikteydi.
Bu kızın adı Arnette Halsberg’di. Yeşim Krallığı’nın kuzeyindeki bir kontluk olan Halsberg Hanesi’nin kızıydı; aynı zamanda Yumruk Ustası Kevin Halsberg’in öğrencisi ve varisiydi. Babasından bolca sevgi görerek büyüyen bu kız, tüm bunlara rağmen Halsberg topraklarını terk etmiş, şu anda ana yol üzerinde kendinden emin adımlarla yürüyordu.
“Leydim... Lütfen burada duralım. Efendimiz endişelenmiş olmalı, malikâneye dönmeliyiz...“ diye sızlandı oğlan. Arnette’ten iki üç yaş büyüktü ve adı Luzton’dı. Halktan biri olduğu için soyadı yoktu. Halsberg Hanesi’ne hizmet eden stajyer bir kâhyaydı ve şartlar onu Arnette’in bu yolculuğunda peşine takılmaya mecbur bırakmıştı.
“Hayır. O adamın babama yaptıklarının bedelini ödetmeden dönmeyeceğim! Onu kesinlikle alt edeceğim!“
“Amaaaa...“
“Dönmek istiyorsan tek başına dön! Peşime takılmanı ben istemedim!“
“Ah... Sizi hiç takip etmemeliydim. Hiçbir şey görmemiş gibi yapmalıydım...“ Durmaya hiç niyeti olmayan Arnette’in arkasından bakan Luzton, kendi düşüncesizliğine lanet okudu.
On gün önce kimliği belirsiz biri, Luzton’ın efendisi ve Arnette’in babası olan Kevin Halsberg’i mağlup etmiş ve onu ağır yaralı hâlde bırakmıştı. Çok şükür ki Kevin hayatta kalmıştı ancak doktor bir daha asla dövüş sanatlarını icra edemeyeceğini söylemişti. Yani bir bakıma, Yeşim Krallığı’nın en güçlü savaşçısı, bizzat Yumruk Ustası’nın kendisi artık ölüden farksızdı. Arnette babasının intikamını almaya karar vermiş, evden kaçarak düşmanının izini süreceği bu yolculuğa çıkmıştı.
“Ah... İşler neden bu noktaya geldi ki...? Eve gitmek istiyorum...“ diye yakındı Luzton yarı ağlamaklı bir sesle. Peki madem öyle, Arnette’in bu intikam arayışında neden peşine takılmıştı? Aslında her şey, Arnette’in malikâneden gizlice sıvıştığını tesadüfen fark etmesiyle başlamıştı. Halsberg Hanesi’nin bir hizmetkârı olarak doğal olarak onu durdurmaya çalışmıştı. Ne yazık ki Arnette ondan küçük olmasına rağmen Yumruk Ustası’nın öğrencisiydi. Onu zorla zapt edemeyecek kadar güçsüz olduğu için, bunun yerine sözleriyle ikna etmeye karar vermişti. Bir gün geçmiş, ardından bir gün daha devrilmiş ve ne olduğunu bile anlamadan Halsberg topraklarını çoktan geride bırakmışlardı.
Luzton en sonunda, *Leydi Arnette’i tek başıma durduramam, yardım çağırmam gerek,* diye düşündü. Ancak aynı anda başka bir gerçeğin daha ayırdına vardı: Bunun için Halsberg malikânesinden çok fazla uzaklaşmıştı. Arnette’i bir başına bırakıp tek başına dönerse, kesinlikle cezalandırılırdı. En kötü senaryoda, Arnette’i kaçırmak amacıyla evden ayrılmaya teşvik ettiğinden bile şüphelenilebilirdi.
*Tek başıma dönemem. Masumiyetimi kanıtlamak için leydimi benimle birlikte malikâneye dönmeye ikna etmeliyim.* Ve böylece Luzton, bir kez daha boş yere Arnette’i ikna etmeye çabaladı. Her geçen gün Halsberg topraklarından biraz daha uzaklaşıyorlardı ve artık tek başına dönmeyi denemek için çok geçti.
“Leydim... Efendimizi yaralayan o adamı bulmamızın imkânsız olduğunu düşünüyorum...“
“Nedenmiş o? Denemeden bilemeyiz!“
“Şey, her şeyden önce... adamın adını bile biliyor musunuz?“
Kevin’ı alt eden mor saçlı adamın kimliği bilinmiyordu. Kim olduğunu veya Kevin’ı neden hedef aldığını bilmedikleri sürece onu bulmalarının hiçbir yolu yoktu.
Arnette sonunda durdu. Bir anlığına Luzton onu ikna etmeyi başardığını sanıp rahatlayarak gülümsedi ama Arnette hemen ardından tekrar yürümeye başladı.
“Leydim?!“
“Adını biliyorum.“
“Ha?“
“Tabii ki biliyorum! O benim ikiz kardeşim... Caim Halsberg!“ dedi Arnette arkasını dönmeden, acı dolu bir sesle.
“Şey... Genç Efendi Caim’i mi kastediyorsunuz? O olması imkânsız, değil mi?“ diye mırıldandı Luzton, ardından kendi kendine başını salladı. “Evet, kesinlikle imkânsız.“ Ne de olsa Arnette’in ikiz kardeşi Caim Halsberg, vücudunda mor lekelerle doğmuş lanetli bir çocuktu. Sağlığı o kadar kötüydü ki zar zor hareket edebiliyordu; diğer hizmetkârlar onun her an düşüp ölmesine şaşırmayacaklarını söylerlerdi hep. “Genç Efendi Caim’in Kont Halsberg’i yenmesine imkân yok. Ayrıca, o adamın onlu yaşlarının sonlarında ve mor saçlı olduğu söylenmiyor muydu? Genç Efendi Caim hiç de öyle görünmüyor ki!“
“Ama onun olduğundan eminim...“
“Leydim...?“ Yüzünü ona dönmemiş olsa da, Luzton kızın omuzlarının titrediğini görebiliyordu. Sanki gözyaşlarına hâkim olmaya çalışıyor gibiydi.
“Sadece biliyorum işte. Dış görünüşü değişmiş olsa bile, o adamın ikiz kardeşim olduğunu biliyorum.“ Belki de bu sadece ikizlerin anlayabileceği bir histi. Ne var ki, aralarındaki bağların tamamen koptuğu o anın, hayatı boyunca Caim’e karşı hissettiği en güçlü kan bağını deneyimlediği an olması oldukça ironikti. “Onu affedemem! Sadece annemi hasta edip ölümüne sebep olmakla kalmadı, babama da el kaldırdı! Dahası, beni aşağıladı!“
“Size bir şey mi yaptı?!“
Arnette kesik bir nefes aldı ve ilk defa Luzton’a dönerek kıpkırmızı olmuş bir yüzle ona ters ters baktı. “Biraz daha üstelersen suratına yumruğu yersin.“
“Özür dilerim!“ Luzton anında af diledi. Kollarında eşya taşıyor olmasaydı, kendini yere atıp secdeye bile varabilirdi. Arnette’ten büyük olduğu düşünülürse, bazıları bu tavrını acınası bulabilirdi; ancak o sadece bir hizmetkâr olmakla kalmıyor, aynı zamanda kızdan fersah fersah güçsüz kalıyordu. Arnette henüz genç ve tecrübesiz olsa da Toukishin Stili’nin bir icracısıydı. İnsan kılığına girmiş bir cinayet silahıydı adeta. “Yine de Leydi Arnette, dışarısı korkutucu bir yer. Haydutların veya canavarların saldırısına uğrayabiliriz.“
“Ana yolda olduğumuz sürece hiçbir canavarla karşılaşmayız! Nitekim henüz hiç görmedik, değil mi? Bir canavar çıksa bile onu alt ederim, o yüzden endişelenmene gerek yok!“
“Ama...“
“Bu konuda bu kadar ısrarcı olmayı bırak! Ben Yumruk Ustası’nın kızıyım! Bize bir canavar saldıracak olursa, onu yumruklarımla paramparç—“
“Graaaaaaah!“ Aniden, yolun kenarındaki ormandan bir kükreme yankılandı.
“İik?!“ Arnette ve Luzton refleks olarak birbirlerine sarıldılar, yüzleri korkuyla bembeyaz kesilmişti.
Ağaçların arasından iri, boynuzlu bir ayı fırladı.
“Bu b-b-bir canavar!“ diye çığlık attı Luzton.
“B-Benim suçum değil! Bir canavarın burada ne işi var?!“ diye bağırdı Arnette.
(^^)(^^)(^^)(^^)
Genellikle canavarlar ormanlarda veya dağlarda yaşar, insan yerleşimlerine ve yollara nadiren yaklaşırlardı; ancak “nadiren“ kelimesi “asla“ anlamına gelmiyordu. Yiyecek bulamazlarsa, diğer canavarlar bölgelerini ele geçirirse veya hava koşulları ile doğal afetler onları göç etmeye zorlarsa, canavarlar insanların yaşadığı yerlerin yakınlarında boy göstermeye başlardı. Maceracıların var olmasının ve onları ortadan kaldırarak hayatlarını kazanabilmelerinin tam nedeni de buydu.
Arnette ve Luzton’ın karşısına aniden çıkan bu canavara gelince; bir zamanlar Halsberg topraklarında yaşıyordu ancak Caim’in katliamından sonra kaçmıştı. Doğal ortamından çok uzakta ve açlıktan ölmek üzere olan ayı canavarı, avın kokusunu almış ve ormandan dışarı fırlamıştı.
“L-L-Leydi Arnette! Lütfen bir şeeeeey yapın!“ diye yalvardı Luzton ama boynuzlu ayı kükreyip üzerlerine doğru atılırken Arnette korkudan donakalmıştı.
*Korkuyorum...* Arnette babasından Toukishin Stili’ni öğrenmişti ama bu sadece bir eğitimden ibaretti; daha önce hiç gerçek bir savaş tecrübesi yaşamamıştı. Haliyle, boynuzlu ayının ona yönelttiği bu yoğun kan susamışlığına benzer bir şeyle de hiç karşılaşmamıştı. *Korkuyorum ama...* Ancak Arnette o adamı, büyümüş Caim Halsberg’i hatırladı. O çok daha korkutucu ve güçlüydü... yine de şu an üzerine doğru koşan canavarın aksine, bir damla bile kan susamışlığı göstermemişti.
*Bu merhamet değildi. Sadece beni küçümsüyordu; beni öldürmeye değer bile bulmamıştı!* Arnette’in göğsünde korkudan farklı bir duygu kabarmaya başladı: Her zaman nefret ettiği erkek kardeşi tarafından aşağılanmanın verdiği öfke ve utanç. *Onu affetmeyeceğim! Kesinlikle bedelini ödeteceğim! Ve bunun için... burada yenilemem!*
“W-Waaaaaaah!“ diye haykırdı Arnette, küçük yumruğunu ileri doğru savurarak boynuzlu ayının kafasına bir mana kütlesi fırlattı.
“Graaah?!“ diye inledi canavar; boynuzu infilak etmiş, iri gövdesi yere yığılmıştı. Boynuzu olmadan, canavar sıradan bir ayıya dönüşmüştü.
“Ha...? B-Bitti mi?“ diye sordu Luzton, poposunun üzerine düşerek.
Arnette ise titreyen yumruğuna bakıyor, kesik kesik nefes alıyordu. “Ben... Ben kazandım mı?“
Ayı hareket etmiyordu. Daha yakından bakıldığında, parçalanan boynuzun bir kısmının kafatasını delip beynine saplandığı anlaşılıyordu.
Arnette’in az önce kullandığı şey, Toukishin Stili’nin Temel Duruş’undan bir teknik olan *Kirin*’di. Disiplinli eğitimi sayesinde, canavarı öldürmek için onu refleks olarak kullanmıştı.
“Harikasınız, Leydi Arnette!“ diye efendisini övdü Luzton, nihayet güvende olduklarını fark ederek. “Sizin sadece inatçı, bencil ve ukala bir velet olduğunuzu düşünürdüm hep ama aslında gerçekten çok güçlüsünüz! Fikrim tamamen değişti!“
“E-Evet, güçlüyüm! Bir dakika... Ukala bir velet mi?“
“Ah...“ Luzton az önce gerçek düşüncelerini ağzından kaçırdığını fark ederek bakışlarını kaçırdı.
Arnette kaşlarını çattı, yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu. “B-Benim hakkımda böyle mi düşünüyordun?!“
“Çok özür dilerim! Gerçek hislerim bir an ağzımdan kaçıverdi!“
“Ne yani, bu söylediğini haklı mı çıkarıyor... Ah?!“ Arnette öfkeyle yumruğunu kaldırdı ama sonra aniden durup yüzünü buruşturdu.
“Leydi Arnette? Bir sorun mu var?“
Kız cevap vermedi.
“Durun... Sakın yaralandığınızı söylemeyin?! Çabuk, bana göstermelisiniz!“
“U-Uzak dur!“ Arnette telaşla Luzton’dan geriye doğru kaçtı. “B-Ben sadece biraz, şey... anlarsın ya! Git yakındaki dereden biraz su getir! Ve acele etme!“
“Su mu getirmemi istiyorsunuz? Lütfen mantıklı düşünün. Daha az önce bir canavarla karşılaştık, tek başıma uzaklaşmamalıyım...“
“Sadece git! Bu bir emirdir!“ diye bağırdı Arnette.
“Bu çok haksızlık...“ Luzton su aramak üzere isteksizce oradan ayrıldı.
Stajyer kâhyanın gittiğinden emin olduğunda, Arnette’in dizleri içe doğru büküldü ve elleriyle şortunu kapattı.
“Ugh... Yine yaptım...“ dedi yüzünü buruşturarak.
Luzton fark etmemişti ama Arnette’in etrafını şu an hafif bir amonyak kokusu sarmıştı. Görünüşe göre, Caim’in Zehir Kralı olarak uyanışından sonra onunla karşılaşması ve kardeşinin içine aşıladığı o korku, ona korktuğunda altına kaçırmak gibi kötü bir alışkanlık kazandırmıştı.
“Pantolonumu ve iç çamaşırımı değiştirmem gerek... Aaah, neden bunları yaşamak zorundayım ki...“ Arnette yolun ortasında altını çıkarıp üzerini değiştirirken ağlamak üzereydi. “Her şey onun suçu! Kesinlikle ona bedelini ödeteceğim!“ diye gökyüzüne doğru öfkeyle haykırdı Arnette, ikiz kardeşinden intikam almak için bir kez daha yemin ederek.