Yukarı Çık




13   Önceki Bölüm 

           
“Seni günlerdir ilk defa görmeye geliyorum ve karşılaştığım manzaraya bak............hey, Rachel. Bütün bunlar da ne!?“


Prens Elliott’ın gürlemesi artık sıradan bir manzaraya dönüştüğünden, Rachel uyku bandını hafifçe yukarı kaldırıp ona tek gözüyle baktı.


“Mmm, Majesteleri... Bir kadının yatak odasına girip böyle vahşice bağırmak da nesi, siz nerede yetiştiniz?“


“Ben bu ülkenin prensiyim ve taşralı bir naibin aksine nerede doğduğum gayet iyi bilinir! Hem buranın yatak odan olduğunu iddia edip duruyorsun, madem öyle oturma odan nerede!?“


“O hâlde lütfen zindanı iki odalı olacak şekilde tadilattan geçirin.“


Prens, Rachel ile atışırken George onun omzunu dürttü.


“Majesteleri, konudan sapıyoruz.“


“Bu... Rachel, duymak istediğim şey bu değil! Zindanın içindeki onca eşya da nereden çıktı!“


“Eh... Daha önce de burada değil miydiniz? Şimdi bu kadar tuhaf olan ne? Ben, mmm, gerçekten çok uykuluyum.“


“Şimdi aynı değil! Sen, sen hücreni açıp içeri girip çıkıyorsun!“


“Oysa hiç dışarı çıkmadım.“


Bir kez daha uykulu olduğunu mırıldanarak uyku bandını geri indirdi ve yorganını boynuna kadar çekti.


Zindanın içinde bir sürü ahşap sandık üst üste yığılarak epey bir dağınıklık yaratmıştı ancak bu yığın şimdi yeniden düzenlenmiş, ilk taşındığı zamanki hâline getirilmişti. Fena görünmüyordu. Büyük ihtimalle Rachel boş vaktinin bir kısmını etrafı biraz toparlamak için kullanmıştı.


Fakat.


“Sen, şimdiye kadar minderin üzerinde uyumuyor muydun!? Peki bu cibinlikli yatak da nereden çıktı!?“


“Mmm... Başından beri buradaydı.“


“Peki ya şu fırçalanmış halı, puf ve yatar koltuğa ne demeli!? Üzerinde su kaynatılabilecek şu kömür sobasına!? Ve hepsinden önemlisi, hücre kapısından sığması imkânsız gibi görünen şu pencere kenarındaki yazı masasına!? Tüm bunları içeri nasıl soktun!?“


“Mmm~... Çok gürültülüsünüz~... Başından beri buradaydılar.“


“Yalan söyleme!!!“


Uykusuzluktan bitap düşmüş olan Rachel, bandın üzerinden gözlerini ovuşturdu ve yatağından sarkan bir ipi çekti. Odayı hareket eden bir makaranın sesi doldurdu ve demir parmaklıkların iç kısmından aşağı bir perde indi.


Perdenin üzerinde, bir defter yaprağına yazılmış kısa bir mesaj asılıydı.


《Mesai Saatleri Dışındayız》


“...................................Eeeeeeeeeh.................................“




Elliott’ın ofisinde toplanmış yaklaşık on adam vardı.


Hepsi Sykes ve George gibi yüksek rütbeli soyluların oğullarıydı. Elliott’a hizmet etmelerinin yanı sıra Margaret’ın elit muhafızları olarak da görev yapıyorlardı. Elliott genellikle Sykes ve George ile konuşurken görülse de, burada toplanan diğer adamlar da Prens ile neredeyse her gün sohbet ederdi. Bugün, o an için başka bir işleri olsun ya da olmasın, bu adamların hepsi burada toplanmıştı.


Tüm bu adamların bir araya geldiği bir etkinlik nadiren görülürdü, hele ki buna bir balonun gürültüsü eşlik etmiyorsa.


Masanın başköşesinde oturan Elliott, herkesin gözü önünde az önce bir böcek yutmuş gibi bir ifadeyle konuştu.


“Suçlarından dolayı mahkûm edilmesi gerekirken, Rachel Ferguson şu ana kadar canı ne isterse onu yaptı. Ve durumu giderek daha da kötüleşiyor. Onu zapt etmenin bir yolunu bulmak için buradayız.“


Bu odada, Prens’in böylesine ahlaksızca bir şey söylemesine itiraz edecek sağduyuya sahip tek bir kişi bile yoktu.


Elliott, sert bakışlarını güvenilir yaverine çevirdi.


“Her şeyden önce George. Dük’ün ona herhangi bir yardım sağlamasını engellemek senin işin değil miydi!? Zindandaki o eşyalar da neyin nesi!?“


“Ş-şey... Bizim evimizde bu türden bir hazırlık yapılmış gibi görünmüyor, Majesteleri. Malikânemize girip çıkan şüpheli kişiler de olmadı.“


Masadaki bu dâhi, rakibinin şehrin içinde bir üssü olabileceği fikrini aklının ucundan bile geçirmemişti.


“Peki ya zindan gardiyanı? Eğer bunu gözden kaçırdıysa, bu adam görevini ihmal etmiş olmuyor mu?“


Bugünkü yüzleşmede bulunmayan Sykes, George’a dönerek konuştu.


“O konuya gelirsek... O adamın başka sorumlulukları da var, bu yüzden zindanı sadece devriyeleri sırasında kontrol edebiliyor. Odanın bu kadar değiştiğini görünce en az bizim kadar şaşırdı.“


“Tch, aptal herif.“


Zindan gardiyanı, böyle kas kafalı biri tarafından kendisine aptal denmesini pek hoş karşılamazdı.


“O kadının en güçlü yanı kurallardaki boşluklardan faydalanmak... Lanet olsun sana, Rachel...!“


Elliott, masasına yumruk atarken adeta bir iblise benziyordu.


“Normalde soylu bir kadın zindana atıldıktan sonra perişan olup eve gitmek istemez mi!? Oraya atıldıktan iki üç gün sonra dışarı çıkmak için ağlayıp sızlaması, özür dilemesi gerekirdi... Sadece sessizce peşimden dolanan o ürkek kadın nereye kayboldu!?“


“Kesinlikle çok değişti...“


Çoğu kişinin Rachel hakkındaki izlenimi eskisiyle sınırlıydı. Bu, sadece at bacaklarının arasına saklanıyordu¹ diyerek geçiştirilebilecek bir seviyede değildi ve odadaki bazı adamlar sırf bu yüzden kadınlara karşı tamamen güvensiz hâle gelmişti.


“Margaret’ı kurtarmak ve o kadını ezmek için elimden geleni yapmama rağmen! Neden uyanıkken de uyurken de hep Rachel Rachel⁰... Şimdi bir sonraki adımda ne yapacağı endişesinden geceleri gözüme uyku bile girmiyor! Bütün gün yüzü zihnime kazınmış hâlde dolaşıyorum!“


Meslek hastalığına yakalanmak üzere olan Prens’e karşı Sykes, parmağıyla halka yaparak komik bir poz verirken kendini beğenmiş bir ifadeyle göz kırptı. Bu, onun gibi kaba saba birine hiç yakışmayan bir hareketti.


“Majesteleri, o kişi... Siz ona âşıksınız.“


Sykes yüzüne yediği bir vazoyla susturulduktan sonra, Elliott diğer dalkavuklarına döndü.


“Herhangi bir şey olur, o kadını sus pus edecek bir fikri olan var mı?“


Prens’in, başarısızlığın kaçınılmaz olduğunu ima eden bu sözleri üzerine tüm çocuklar bakışlarını kaçırdı.


“Onu dumanla dışarı çıkarmayı denesek?“


“Çoktan yapıldı.“


“O zaman içeri kötü kokulu bir şeyler atalım.“


“Çoktan yapıldı.“


“Peki, başkalarını da işin içine katıp onu taciz etmeye çalışalım.“


“Çoktan yapıldı.“


“Buradan onun hakkında kötü dedikodular yaymayı denesek mi?“


“Çoktan yapıldı.“


Elliott’ın dik dik bakışları diğer çocukları utandırıyordu.


“Siz... Bugün buraya sadece beni aptal gibi hissettirmek için mi geldiniz!?“


“E-Eeeeh!? Ama ne olursa olsun, elimde olmadan başarısız olacağını düşünüyorum...“


Adamlar, her yeni fikir ortaya atıldığında hep birlikte başlarını iki yana salladıklarının farkında değillerdi. Söyledikleri tüm o olumsuz sözler Elliott’ı yiyip bitiriyordu.


Ancak aralarında durumu telafi edecek bir kişi vardı.


“Sorun değil beyler, Majesteleri başarısız biri değil.“


George, Prens’i kederinden korumak için onun yanına geçti ve diğerlerinin düşüncelerini reddetti.


“Sadece bu konuda başarısız oldu.“


“Hemen lafınızı geri alın!“


George kıçına yediği tekmeyle yüzüstü yere yapıştı ve yuvarlanarak uzaklaştı.


“Yine de, şu ilk konu hakkında.“


Elliott’ın sağında oturan bir çocuk derin bir nefes aldıktan sonra yavaşça elini kaldırdı.


“Leydi Ferguson zindana girdikten sonra kişiliği çok değişti. Böyle bir şeyi asla tahmin edemezdim.“


“Ah, orası kesin.“


Eskiden Prens’in çaprazında her zaman sessizce duran oyuncak bebek gibi bir nişanlıydı, ama şimdi zindanda, ona deli diyebileceğiniz kadar baskın bir kadına dönüşmüştü.


Toplantının havası değişmeye başlamış, bir zamanlar sessiz olan adamlar hareketlenmişti. Hepsi bu konuyu analiz etmeye başladı.


“Belki de o bir dublördür ve gerçeği Prens tarafından çoktan öldürülmüştür.“


“Öyle bir şey yapsaydım, en başta neden bu toplantıyı yapıyor olurduk ki!?“


“Belki de o sadece bir dublördür ve gerçeği çoktan kaçmıştır.“


“Öyleyse bu sahte kişi oldukça karanlık ve çılgın bir kişiliğe sahip...“


Böylece strateji toplantısının amacı soylu kadının gerçekliğini anlamaya doğru kayarken, bir vikontun varisi elini kaldırdı.


“Gerçek olsun ya da olmasın. Daha acil bir durum var... Yani, Leydi Rachel... eskisinden daha, nasıl desem, daha seksi değil mi?“


“Söyledi işte!“


Tüm dalkavuklar hep birlikte başlarını sallayarak onu onayladı.


“!“


Elliott toplantısının raydan çıkışını izlemeye devam ediyordu ama o da onlarla aynı düşünceleri paylaşıyordu.


Saç modeli aynıydı ve yaptığı makyajda da büyük bir değişiklik yoktu... Ancak yüz ifadesi sık sık değişiyordu ve artık sürekli kaba saba kıyafetler giymesine rağmen etrafına büyüleyici bir hava yaymayı başarıyordu.


Çocuklar heyecanla kendi aralarında tartışmaya devam etti.


“Demek istediğim, o küçük jestlerinde bir tür seksilik gizli gibi...“


“Doğru doğru! Acaba yüz ifadeleri zenginleştiği için mi? Bu hâliyle, siyah beyaz bir karakalem çizimini canlı ve renkli bir tabloyla karşılaştırmak gibi...“


Ergenlik çağındaki çocukların sohbeti devam ediyordu... Fakat


“Yine de, bu kadar değiştiğine göre... Belki de Majesteleri ile nişanlı olmak ona ağır geliyordu.“


“Ah... Nişan bozulur bozulmaz yüzüne renk geldi...“


“Bu kadar hayat dolu olmasının sebebi, evlilik yükünün artık omuzlarına binmemesi...“


Sohbet yine tuhaf bir yöne sapmaya başlamıştı. Hepsi onun için üzülmeye başlarken, dalkavukların hepsi patronlarına hızlıca bir bakış fırlattı.


“Siz, kimin tarafındasınız be!?“


Elliott alnında zonklayan bir damarla bağırmaya başladı ve tüm söylenenleri kulak ardı etti.


“Davranışlarındaki bu değişiklik, ona yüzüne renk geldi diyebileceğimiz bir seviyede değil! Aslında onu, bunca zamandır gerçek yüzünü saklayan bir yılan olarak görmeliyiz!“


Elliott sağına soluna bakındı.


“Gerçekten de, iş işten geçtikten sonra Rachel tarafından kandırılıyorsunuz².“


“Ah, özür dileriz...“


“O kadının ne kadar neşeli hâle geldiği umurumda değil! Rachel hakkında hiçbir şey fark etmediniz mi?“


Prens’in bu sorusuna hiçbiri, ’Onunla en çok temas kuran kişi sizsiniz,’ diye cevap veremedi. Ardından herkes kendi kendine düşünürken, bir markinin oğlu elini kaldırdı.


“Ben bir şey fark ettim.“


“Nedir? Söyle bize!“


“Hah“


Herkesin yüzü merakla çocuğa döndü.


“Leydi Rachel... aslında, fiziği³ çok iyi değil mi?“


Çocuk grubu bir süre sessiz kaldı. Ancak çok geçmeden bu önlem toplantısının atmosferi, okul gezilerinde rastlayabileceğiniz türden bir havaya büründü.


“...Hayır ama... Leydi Ferguson’ın hatları zaten hep böyle değil miydi?“


Çöken sessizliğe dayanamayan biri kısık bir sesle yanıt verirken, markinin oğlu ortaya attığı soruya aldığı bu cevap karşısında başını iki yana salladı.


“Genç bir kadın toplum içine çıktığında, genellikle korse giyer. Doğal olarak Leydi Rachel da öyle yapardı, ama şu an zindanı kendi özel alanı olarak gördüğü için sadece ev kıyafetlerini giyiyor. Başka bir deyişle, Rachel’ın şu an korsesi... yok.“


Markinin oğlu yumuşak bir sesle konuşmuştu ama sözleri yine de odada bir davul sesi gibi yankılanmış, sessiz tonuna rağmen dinleyicileri üzerinde muazzam bir etki yaratmıştı. Yüzünü bizzat gördüğünüz güzel bir kadının iç çamaşırı durumu... Bu, ergen bir çocuğun aklına gelebilecek en büyük erotizmdi.


Bir kontun oğlu burnundan ağır ağır nefes almaya başladı.


“Bu, çok erotik...!“


“Ne diyorsun sen, asıl mesele de bu zaten! Leydi Rachel şu an özel bir odada ve son derece özenli giyinmiş olmalı. Bu bilinen bir gerçek... değil mi?“


Odada sadece kendileri olmalarına rağmen çocuklar birbirlerine iyice yaklaştılar ve birbirlerinin yüzlerine baktıktan sonra devam ettiler.


“Başka bir deyişle, hiçbir eklenti olmadan, onun gerçek fiziği bu! Anlıyor musunuz!? Belini sıkan bir korse yok, bu yüzden göğüslerini yukarı iten hiçbir şey de yok. O nefret edilesi kamuflaj artık ortada yok ve bize insanların görmemesi gereken bir manzara sunuyor! O ’S’ harfi çizgisini koruyabilen, doğal kum saati figürüne sahip bir kadın!“


“Yok artık!?“


Masanın etrafındaki herkesten bir kükreme yükseldi. Yüzyılın bu keşfi karşısında tüm çocukların beti benzi atmıştı. Buldukları gerçekler onları şoke etmişti ama her biri hızla kendine gelerek yeniden aralarında fısıldaşmaya başladı.


Bir süre önce konuya dâhil olan Prens Elliott bile yelkenleri suya indirmişti.


“Ne kadar net bir mantık yürütme... Nesiller boyunca âlimler yetiştirmiş olan Boyinski varisinden de bu beklenirdi!“


“Majesteleri, soyadım Bolanski.“


“Hayır, hayır hayır bekleyin bekleyin!“


Bu konuya kendini kaptıramayan tek bir adam vardı; George Ferguson, diğerlerinin heyecan kasırgasının üzerine soğuk su döktü.


“Yok artık beyler, sırf fiziği iyi diye Margaret’tan vazgeçip kız kardeşime mi geçmeyi düşünüyorsunuz!?“


Elliott ve diğerleri anında gerçeğe dönerek bu fikri şiddetle reddettiler.


“Hayır bekle, o başka bir şey. Margaret’ın farklı bir tarzı var ve ben taraf değiştirmiyorum! Bu daha çok, ruhsal bir bağ, insanı iyileştiriyor...“


Sykes başını salladı.


“Doğru, tıpkı Majesteleri’nin dediği gibi. Rachel’ın farklı bir fiziği var. Onun o düz, ya da daha doğrusu, yani, o, şey, ince... pek sayılmaz... şey, bence gerçekçi bir figürü var.“


“Hayır, bu kalbimden ziyade bedenimle ilgili bir sorun...“


Sykes’ın değindiği noktadan sonra hikâye bir yerde değişti ve Elliott nefes nefese inkârlarına devam ederken, onun teorisine verilen tepki “Doğru ya,“ oldu...


“Ferguson. Kesinlikle sevdiğim kadın olan Margaret, ideal vücut hatları açısından kız kardeşinden aşağı kalıyor. Ancak,“


“Hıh, çıkar ağzındaki baklayı Boyinski!“


“Bolanski.“


Deminden beri Rachel’ın vücudunu övmekten başka bir şey yapmayan Bolanski yerinden kalktı.


Sıktığı yumruğuyla bir sonraki sözlerini vurguladı.


“Margaret’ın vücudu, daha sıradan bir insanın yaşam tarzını sürdükten sonra ’şekillenmiş’ bir şey. Yukarıdan bakıldığında görülebilen derin bir dekoltesi, çok büyük olmayan ama yine de göze çarpan göğüsleri ve çok kalın olmayan, hatta minyon bile denilebilecek elleri ve ayakları var.“


“Eh? Onun hakkında kötü konuşmuyor musun?“


“K-kapa çeneni Sykes!“


Elliott’ın önceki yorumundan dolayı Sykes’ı kıçını tutmak zorunda bırakmasıyla birlikte, Bolanski’nin açıklaması hararetlenmeye başladı.


“Ancak! Bu iyi bir şey! Bu iyi bir şey! Bazı soylular doğduklarında vücutlarının bazı kısımlarını daha küçük büyümeleri için sıkıştırmaya zorlanmıyor mu ve bazen bu görünümü taklit etmek için eklentiler⁴ kullanmıyorlar mı? Söylemek istediğim şey bu. Yani bu gayet iyi, değil mi!?“


Kontun oğlu sert bir itirazda bulundu.


“İyi ama, Leydi Rachel’a övgüler düzen sendin!“


Markinin oğlunun tepkisi, “Ben de tam olarak bunu düşünüyordum,“ dercesine başını sallamak oldu.


“Leydi Rachel ve Margaret arasındaki ortak nokta nedir?“


“Ortak nokta mı?“


Biri, doğal olarak Prens’in eşi olma rolü için düşünülecek yüksek rütbeli bir soylu ailenin üyesiydi ve kişiliği arzulananın gerisinde kalsa da, harika vücut hatlarına sahip bir güzeldi.


Diğeri ise alt kademe bir soylu olmayı başarmış eski bir halktandı ve masum, doğal bir çekiciliğin yanı sıra güzel ama biraz da çocuksu bir vücut tipine sahipti.


İkisinin kişiliği ve dış görünüşü karşılaştırıldığında, bakanlar benzer hiçbir şey bulamıyordu. İşte tam bu noktada Bolanski bir kâhin edasıyla bildirisini yaptı.


“Bu ikisiyle ilgili her şey tamamen doğal. Onlardan her şeyi çekip alsanız bile fizikleri değişmez. Tanrı’nın onlara bahşettiği insan bedeni, zorla sıkıştırılmış ya da eklentilerle hile yapılmış bir şey değil! Bu yüzden ilan ediyorum. Bir kadının güzelliği doğal olmasındadır!“


“OOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOO!!!“


Konuşmasını bitirdikten sonra Bolanski göklere bakıyormuşçasına bir poz verdi ve etrafında toplanan etkilenmiş çocuklar bağırmaya başladı. Çocukların sohbeti etkileyici bir finalle sona erdi.


Elliott’ın önlem konferansı Bolanski’nin “Doğalcı Bildirgesi“ni kabul etti ve gelecekteki refahı dört gözle bekleyerek perdelerini kapattı.


Katılımcılar, “Korselerin kaldırılması üzerinde çalışmalıyız,“ “Bu sahtekârlığı yasaklayalım,“ diyerek gelecek için heyecanla planlar yapa yapa Elliott’ın ofisinden ayrıldılar.


Elliott da keyifli bir hâlde bazı belgeleri düzenlerken kalbi sevinçle çarpıyordu.


“Hımm, bugünkü toplantı kesinlikle verimli geçti. Bu bizim sorunumuzu çözmeli... sorun mu?“


Elliott elini alnına koydu ve düşünmeye başladı.


“...Bugünkü toplantının, gündemi neydi?“


***



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

13   Önceki Bölüm