MANGA-TR
Bölüm 111
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 111

Ehvenişer
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.393

Bölüm 111 - Ehvenişer
Çeviri: Raban
 
Sunny, bütün dünyayı boğan o bunaltıcı hissin içinde uyandı. Gün batımı yaklaşıyordu ve onunla birlikte Kızıl Kule’nin dipsiz gölgesi, lanetli şehrin üzerine bir kez daha çökmüştü.
 
Uzaklardaki kule, bu kasvetli harabelerin her yerinden görülebiliyordu; Unutulmuş Kıyı’nın üzerine sonsuz bir uğursuzluk alameti gibi yükseliyordu. Devlerin elinden çıkmışçasına muazzam, akıl almaz bir yüksekliğe sahipti; kökleri sonsuz kızıl mercan denizinin içinden yükseliyor, zirvesiyse gri bulut örtüsünün çok ötesinde kayboluyordu.
 
Geçen aylarda Sunny onun varlığına alışmış, artık ona aldırmamayı öğrenmişti. Kule hakkında düşünmek deliliğe giden kestirme bir yol gibiydi.
 
Ne de olsa bir gün eve dönebilme umutlarının tek dayanağı, o akıl sır ermez yapının bir yerlerinde yatıyordu.
 
Ve umut demek zehir demekti.
 
Esneyen Sunny ayağa kalkıp kollarını gerdi. Nedense kısa bir süreliğine kaybettiği keyfi yerine gelmeye başlamıştı bile.
 
Artık bir gece önce yaşananları sakince düşünmeye vakti olduğuna göre, son zamanlarda talihin ona ne kadar cömert davrandığını daha da net görebiliyordu. Taş Azize’yi kazanması ve onun ardından bir Gölge’ye dönüşmesi, kelimenin tam anlamıyla mucizeydi.
 
Hayatı artık daha da iyiye gidecekti!
 
Ama yine de Sunny her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmek zorundaydı. Evcil canavarını nasıl geliştireceği konusunda tamamen bilinmeyen sularda yüzüyordu.
 
Gölge Azize’nin gölge parçaları toplamak için Hatıraları tüketebildiğini fark ettiğinde duyduğu ilk coşku çoktan sönmüştü. Yeriniyse şimdi bir dizi huzursuz edici soru almıştı.
 
Sunny, Unutulmuş Kıyı’da aşağı yukarı altı ay geçirmişti. Bunca zaman boyunca Gölge’ye yedirmeye uygun yalnızca üç Hatıra toplayabilmiş, bunlarla da ona sadece altı gölge parçacığı kazandırabilmişti.
 
Bu hızla giderse, emeğinin meyvelerini alması ve rünlerdeki o sayacın iki yüz gölge parçacığına ulaştığında Taş Azize’ye tam olarak ne olacağını öğrenmesi yaklaşık on altı yıl sürecekti.
 
Gunlaug’un ordusundaki seçkinler arasında bile Unutulmuş Kıyı’da on yıldan uzun süre hayatta kalabilmiş kimse yoktu. Kralın kendisi bile burada yalnızca sekiz yıl geçirmişti; o kadar uzun yaşaması da büyük ölçüde şansa bağlıydı.
 
Elbette ölümcül taş şövalye denkleme katıldıktan sonra Sunny’nin savaş gücü muazzam biçimde artacaktı, ama yine de bu süre fazla uzundu. Başka bir yol bulmalıydı.
 
Kafasında hesap yaparken gözleri, biriktirmek için canını dişine taktığı ruh parçacıklarını sakladığı demir sandığa kaydı. Dalgınlığı anında uçup gitti; birkaç saniye donup kaldıktan sonra tereddütle sandığa yaklaştı ve kapağına baktı.
 
Unutulmuş Kıyı’daki insanlara göre inanılmaz derecede zengin bir adamdı. Bu servetle kalede pek çok şey satın alabilirdi; nispeten sıradan olanlardan daha nadir ve bulunması zor olanlara kadar.
 
...O umutsuzluk çukurunda parayla kolayca satın alınabileceği bazı şeyler vardı ki, onları düşünmek bile canını sıkıyordu.
 
Ama şu an onu asıl ilgilendiren, yüklü miktarda Hatıra alabilme ihtimaliydi. Güçlü, işe yarar tılsımlara sahip Hatıralar ucuz değildi. Hatta korkunç derecede pahalıydılar. Ama Sunny için kalitenin bir önemi yoktu.
 
Taş Azize en işe yaramaz Hatıralardan bile aynı miktarda parça alabiliyorsa, onun ihtiyaç duyduğu tek şey nicelikti.
 
Elindeki bütün ruh parçacıklarını harcarsa, Taş Azize’nin gücü anında gözle görülür ölçüde sıçrayacaktı. Üstelik ileride Gölge’sini iki kat hızla geliştirebilirdi; bunların yarısı canavarları öldürerek elde edeceği Hatıralardan, diğer yarısıysa canavarların geride bıraktığı ruh parçacıklarıyla satın alacağı Hatıralardan gelecekti. Bu da toplam süreyi en azından biraz daha makul bir seviyeye indirebilirdi.
 
Ama bu planın büyük bir sorunu vardı.
 
Sunny ruh parçacıklarını büyük miktarlarda harcamaya başladığı anda ister istemez dikkat çekecekti. Kendisini soymaya kalkacak gözü kara tiplerle uğraşmak pek de keyifli olmazdı ama büyük bir sorun da sayılmazdı. Fakat Gunlaug’un kendisi Sunny ile ilgilenmeye başlarsa... işte bu felaket demekti.
 
Bir de Nephis vardı; varlığı, sadece onunla Sunny’nin bildiği sebepler yüzünden her türlü planı boşa çıkarıyordu.
 
Diğer herkesse gerçeğe karşı kör ve sağırmış gibi tepki veriyordu; asıl sorun da buydu zaten.
 
Sunny kaşlarını çattı ve sandıktan uzaklaştı.
 
’Bu fikir aklımın bir köşesinde dursun. Şuan önceliğim, Gölge’yi sadece hatıra tüketerek mi güçlendirebiliyorum yoksa başka bir yolu daha var mı, onu öğrenmeliyim.’
 
Taş Azize’nin de tıpkı kendisi gibi Kâbus Yaratıkları’nı öldürerek gölge parçalarını emip ememeyeceğini hâlâ bilmek istiyordu.
 
 
***
 
 
Bir süre sonra Sunny, terk edilmiş şehrin taş labirentinde dikkatle ilerliyordu. Gölgelere karışabildiği için, gecenin mutlak karanlığında bu lanetli harabeleri keşfetmeye cesaret edecek herkese karşı belirgin bir üstünlüğü vardı. Ama buna rağmen o bile her zaman ölümden yalnızca bir adım uzaktaydı.
 
Sokakların gerçek efendileri olan, kadim zamanlardan beri burada yaşayan Düşmüş yaratıkların dikkatini çekmesi onun sonu olurdu. Sunny’nin bu konuda en ufak bir şüphesi bile yoktu.
 
İnsanlar burada ancak Düşmüş varlıklardan nasıl kaçınacaklarını ve avlamak için daha zayıf canavarları nasıl bulacaklarını öğrenerek hayatta kalabiliyordu. Lanetli şehirde yaşama tutunabilen zayıf yaratık sayısı zaten pek fazla değildi; bu yüzden avlanmak her zaman tehlikeliydi.
 
Yine de Sunny bunu kendine meslek edinmişti ve şu anda yaptığı da tam olarak buydu.
 
Sonunda aşina olduğu bir yaratığı gözlemlediği bölgeye ulaştı. İlginç olan şu ki Sunny o canavar türünü fazlasıyla iyi tanıyordu.
 
Ne de olsa onlardan biri geçmişte neredeyse Sunny’i öldürüyordu.
 
İşte bu sokağın civarında, yalnız bir Kabuklu Muhafız kendine bir in kurmuştu.
 
Sunny yüksek bir taş sütunun tepesine tırmandı, karanlığın içinde kıpırtısız durup avının görünmesini beklemeye başladı. Zaman dayanılmaz derecede yavaş akıyordu, ama iyi bir avcının sabırlı olması gerekirdi. Karanlık gözleri gecenin perdesini delip geçiyor, hayaletimsi harabeleri izliyordu.
 
Bir saat geçti, sonra birkaç saat daha. Ama Sunny bekledi.
 
Ve nihayet sabrının karşılığını aldı.
 
Yıkılmış binalardan birinin koyu karanlığından, tanıdık iri cüsseli yaratık bütün tehditkârlığıyla ortaya çıktı. Kabuklu Muhafız taş döşeli yola çıktı; siyah kabuğu kızıl desenlerle bezeliydi ve iki korkunç kemik tırpanını taşların üzerine sürterek ilerliyordu.
 
Sunny gülümsedi.
 
Kabuklu Muhafız daha yola adımını atmıştı ki, harap sokağı yutan derin gölgelerin içinde aniden iki kızıl alev tutuştu.
 
Sonra zarif bir taş şövalye karanlığın içinden çıktı. Kalkanını kaldırıp kılıcının ağzını onun kenarına dayadı. Hayaletimsi gri sisin ince kıvrımları zırhının altından sızıyor, teninden tuhaf bir karanlık ışıltı yayılıyordu. Çevredeki gölgeler bile hareketlenmiş, onu kara bir manto gibi sarmak istercesine kıpırdanıyordu.
 
İki canavar karşı karşıya geldi. Biri devasa ve vahşiydi, diğeri ise daha küçüktü ama sarsılmaz bir duruşu vardı.
 
...Ve sonra kıyamet koptu.
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi