MANGA-TR
Bölüm 112
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 112

Canavarların Düellosu
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.329

Bölüm 112 - Canavarların Düellosu
Çeviri: Raban
 
Tıpkı iki Düşmüş Yaratık’la yaptığı savaşta olduğu gibi, ilk saldıran yine Taş Azize oldu. Kılıcını iki kez kalkanının kenarına vurduktan sonra, en ufak bir korku ya da tereddüt göstermeden ileri atıldı.
 
Gerçi Sunny, Gölgelerin gerçekten korku hissedip hissedemediğinden de emin değildi.
 
Kabuklu Muhafız da vahşice ve son derece hızlı bir karşılık verdi; sert kabuğunun ve tırtıklı kemik bıçaklarının oluşturduğu öfkeli bir saldırı seliyle onun üzerine atıldı. Bu devasa yaratığın karşısında Gölge Azize küçük ve narin kalıyordu.
 
İki canavar sokağın ortasında çarpıştı; darbenin temas noktasından dışarı doğru küçük bir şok dalgası yayıldı. Toz ve ufak taş parçaları havaya savruldu.
 
Sunny savaşı dikkat kesilmiş gözlerle izliyordu.
 
Bu iki Kâbus Yaratığı’nın güç bakımından aşağı yukarı denk olduğunu düşünüyordu. Muhafız çok daha büyük ve daha ağırdı; delinmesi neredeyse imkânsız olan kabuğu da onu özellikle ölümcül bir rakibe dönüştürüyordu. Bütün kabuklu yaratıklar doğa dışı bir dayanıklılığa ve güce sahipti. Üstelik erişim mesafesi ve kütle bakımından da avantajlıydı.
 
Gölge Azize ise ağır zırhı ve taş yapısı sayesinde en az onun kadar dirençliydi. Daha küçük yapılı olmasına rağmen, zarif şövalye şaşırtıcı derecede büyük bir kuvvet taşıyordu. Sunny ayrıca kendine sürekli onun aslında insan olmadığını hatırlatmak zorundaydı; taştan bir varlık olduğu için, bir insandan çok daha ağırdı.
 
Boyutundan kaynaklanan dezavantajını ise savaş farkındalığı ve becerisi kapatıyordu; bu da dövüşün sonucunu kestirmeyi zorlaştırıyordu.
 
Ama bu, yalnızca Sunny kendi gölgesiyle Azize’yi sarmadığında geçerliydi. O güçlendirmeyle birlikte Taş Azize akıl almaz ölçüde daha kuvvetliydi.
 
Sunny, Kabuklu Muhafız’ın aslında hiç şansı olmadığına neredeyse emindi.
 
Bu sırada iki canavar amansız bir boğuşmanın içine girmişti. Gölge Azize, kemik tırpanların saldırı sağanağından birini kalkanıyla savurup diğerini de sıyrılarak karşıladı. Hızını hiç kaybetmeden kalkanını aşağı indirdi ve kenarını Muhafız’ın kabuğuna çarptı; dev yaratığı sendeletti.
 
Darbe öylesine şiddetliydi ki, o aşılmaz görünen kabuğun üzerinde çatlaklar oluştu. Sunny bu manzara karşısında hayretle bakakaldı; güçlendirilmiş canavarının kuvvetini, kendi üzerinde denememiş olma kararından dolayı artık daha memnundu.
 
Boşluktan faydalanan Taş Azize gövdesini çevirdi ve kalkanın göbeğiyle ters taraftan sert bir darbe indirerek aynı noktaya bir kez daha vurdu. Zaten hasar görmüş olan kabuk levhası parçalanıp dağıldı ve altındaki yumuşak et ortaya çıktı.
 
Bir sonraki anda ise çoktan vahşi kabuklu canavarın şiddetli karşı saldırısından kaçmak üzere hareket geçmişti. Zarif şövalyenin hareketleri son derece ölçülüydü, her saldırıdan hesaplı ve kusursuz bir isabetle sıyrılıyordu.
 
Sunny dövüş sanatlarında hâlâ acemi sayılsa da, Taş Azize’nin dövüşme biçiminde belirgin bir savaş üslubunun izlerini fark edecek kadar şey öğrenmişti.
 
Bütün tekniği sadeliğe ve tek bir hareketi bile boşa harcamamaya dayanıyordu; her hamlesi hesaplı, yerli yerinde ve son derece etkiliydi. Sert karşılamaları, ustalıkla yapılan kaçınmaları ve savuşturmaları; yere sağlam basan adımları ve tam zamanında gelen karşı hamleleriyle birleştiren Gölge, savunma ile saldırı arasında keskin bir karşıtlık kuruyordu. İlki sarsılmaz ve boyun eğmezdi; ikincisiyse ani ve kaçınılmaz.
 
Bu, Nephis’in kullandığı ve kendisine öğrettiği o akıcı, öngörülemez tarza hiç benzemiyordu. Sunny ancak şimdi çalıştığı temel duruşların ve hareket dizilerinin aslında ne kadar kendine özgü, ne kadar alışılmadık olduğunu fark ediyordu.
 
Acaba onun dövüş tarzı nereden geliyordu?
 
Burada üzerinde düşünmesi gereken çok şey vardı; hem mevcut tekniğini nasıl geliştireceği hem de ona yeni unsurları nasıl katacağı konusunda. Ama bu, gelecekte uğraşması gereken bir meseleydi.
 
Şu anda onu asıl ilgilendiren şey bu düellonun sonucuydu.
 
Taş Azize artık canavar rakibini açıkça bastırıyordu. Muhafız’ın bacaklarından birkaçı ya kırılmış ya da kopmuştu; korkunç yaralarından gök mavisi kan fışkırıyordu. Yine de yaratık hâlâ kudurmuş gibiydi ve direniyordu.
 
Yine de ne kadar öfkelenirse öfkelensin, zarif gölge şövalyenin o sessiz ve tehditkâr duruşu çok daha ürkütücüydü.
 
Tam o anda Taş Azize, Muhafız’ın tırpanlarından birinin yukarıdan inen darbesinden yana sıyrıldı, ardından zırhlı ayağını indirip onu yerde sabitledi. Ağırlığını kullanarak düşmanın silahını kıpırdayamaz hâle getirdi ve kalkanının kenarıyla vahşi bir darbe indirip kemikten bıçağı paramparça etti.
 
Kabuklu yaratık, tırpanını kaybetmenin sersemliğiyle tiz bir çığlık attı ve hemen kalan tek tırpanıyla o küçük belanın karnını deşmeye çalıştı. Ama yalnızca bir an kadar gecikmişti, bir saniyenin küçük bir parçası kadar. Bedeninin bir yanı savunmasız kalınca, Taş Azize’nin saldırabileceği alan bir anda genişlemişti.
 
Tırpanı kalkanıyla savurdu, ardından ileri atılıp aşağıdan yukarı doğru bir kesişle eklem yerinin yakınından onu da kopardı. Hareketine ara vermeden, gök mavisi kanın yağmuru içinden bir adım daha ilerledi ve savaşın başında kendi açtığı gedikten kılıcını acımasızca Muhafız’ın etine sapladı.
 
Taş kılıç canavarın etini delip geçti ve omurgasını paramparça etti. Darbenin gücü öylesine büyüktü ki, kılıcın ucu Muhafız’ın sırtındaki kabuğu bile delip dışarı çıktı.
 
Kılıcını tek sert hareketle can çekişen yaratığın bedeninden çekip çıkaran Gölge Azize, üstündeki kanı silkerek savurdu. Sonra kayıtsız bir tavırla geri çekildi ve donup kaldı; sanki karanlıktan oyulmuş hareketsiz bir heykele dönüşmüştü. Gölge’nin hâlâ canlı olduğunu ele veren tek şey, yakut gözlerinde yanmayı sürdüren kızıl ateşti.
 
Sunny nefesini tuttu ve Büyü’nün konuşmasını bekledi. Çok geçmeden o belli belirsiz tanıdık sesi duydu:
 
[Uyanmış bir Canavar öldürdün, Kabuklu Muhafız.]
 
[Gölgen güçleniyor.]
 
Biraz hayal kırıklığına uğrayan Sunny, rünleri çağırıp sahip olduğu gölge parçalarının sayısını kontrol etti.
 
Gölge Parçaları: [307/1000].
 
’Dörtyüze doksan üç kaldı,’ diye aklından geçirdi otomatikman.
 
Sonra, iyice emin olmak için Taş Azize’nin açıklamasına da baktı.
 
Gölge Parçaları: [6/200].
 
Demek ki... tıpkı Yankılar’da olduğu gibi, Gölge’nin gerçekleştirdiği öldürmeler canavarın kendisine değil, efendisine gidiyordu. Görünüşe göre Taş Azize’yi beslemenin tek yolu gerçekten de sadece Hatıra tüketerek oluyordu.
 
Sunny kaşlarını çattı.
 
“Eh. Bu işimi epey zorlaştırıyor...“
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi