MANGA-TR
Bölüm 113
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 113

Karanlık Kuyu
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.546

Bölüm 113 - Karanlık Kuyu
Çeviri: Raban
 
Taş Azize, Kabuklu Muhafız’ın karnını acımasızca deşip Sunny’nin Azize’yi o yolla geliştiremeyeceğine dair şüphesini doğruladıktan sonra, geriye yapacak pek bir şeyi kalmamıştı.
 
Gece daha yeni başlamış sayılırdı, ama Sunny amacına çoktan ulaşmıştı. Artık canı ne isterse onu yapmakta özgürdü... ne var ki bu lanetli şehirde insanın yapacak pek fazla şeyi olmuyordu.
 
Avlanmaya devam edebilirdi; yeni kazandığı gücün tadını çıkararak. Taş Azize emrindeyken Sunny harabeleri canavar kanına bulayabilirdi. Ama bu düşünce ne kadar baştan çıkarıcı olursa olsun, içinde huzursuzluk uyandırıyordu.
 
Bu cehennemvari yerde avlanmak sabır ve hazırlık gerektiriyordu. Sunny bunca zaman hayatta kalmayı yalnızca bunu önceden potansiyel savaş alanlarını dikkatle incelemeye, avını gölgelerin arasından izleyip güçlü ve zayıf yanlarını öğrenmeye, zafer şansından kesin olarak emin olmadan dövüşe girmemeye borçluydu.
 
Taş Azize yanında olsa bile, bu ilkeleri çiğnemek yine de ölüm demekti. Üstelik zihinsel durumu da şeydi... yani, pek iyi sayılmazdı. Kolay zaferler üst üste geldikçe tedbiri elden bırakmayacağından kendisi bile emin değildi. İyisi mi ağırdan almak en doğrusuydu.
 
Sessiz harabelere göz gezdiren Sunny’nin dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Aslında Kütüphane’ye o kadar da uzak değildi...
 
Gerçi Kâbus Yaratıkları avlamak onun için bir tür mesleğe dönüşmüştü ama sonuçta bu sadece işti. Her düzgün genç adam gibi onun da bir hobisi vardı.
 
Sunny boş vakitlerinde harabeleri keşfetmeyi seviyordu.
 
Sinsi Hırsız Kuş’un gizli yuvasını bulduğunda hissettiği o sıcak tatmin duygusu zihninden hiç silinmemişti. Çoktan kaybolmuş bir tarihin parçalarını ortaya çıkarmakta ve onları bir araya getirip anlamlı bir bütüne dönüştürmekte insanı derinden içine çeken bir şey vardı. Belki Sunny bu tutkuyu Öğretmeni Julius’tan miras almıştı, belki de o tutku en başından beri vardı ve kalbinin derinliklerinde yatıyordu.
 
Her nereden gelmiş olursa olsun, kadim şehri keşfetmekten büyük zevk alıyordu. Şehir, irili ufaklı sayısız gizemle doluydu. Binlerce yıl geçtikten sonra zamanın acımasız akışı geçmişin izlerinin büyük bölümünü silmişti. Ama insan doğru yerlere bakarsa, eleştirel düşünceyi, kavrayışı ve hayal gücünü bir araya getirip kullanırsa, hakikatin o küçücük kırıntılarını görmek ve birleştirmek yine de mümkündü.
 
Birbiriyle alakasız görünen ipuçları her birleşip tutarlı bir tablo oluşturduğunda, Sunny’nin içinden hoş bir tatmin duygusu yükseliyordu. İlginç olan, o tablonun önemli bir meseleye mi yoksa tamamen gereksiz bir ayrıntıya mı ait olduğunun hiç önemli olmamasıydı.
 
Gerçekte Sunny’nin ilgisini en çok çeken şey, başlarına çöken felaketin nasıl doğduğunu öğrenmek değil, kadim şehrin insanlarının bir zamanlar süren gündelik yaşamına dair o küçük ayrıntıları ortaya çıkarmaktı; halbuki şu an kendi hayat mücadelesiyle doğrudan bağlantılı olan asıl mesele, tam tersine felaketin kökeniydi.
 
Mesela özel odasını gizli sığınağına çevirdiği o genç rahibe hakkında daha fazlasını öğrenmeyi çok istiyordu. Kadının geride bıraktığı eşyalar, şehir halkının bir zamanlar nasıl giyindiğini, dünyaya nasıl baktığını anlatan küçük ama kıymetli izler taşıyordu. Sunny’nin zihninde de bu izlerden kalabalık sokakların, vakur katedrallerin, canlı ve renkli görüntüleri beliriyordu. Ama yine de bu ona yetmiyordu.
 
Bu sıralar peşine düştüğü son keşfi, görkemli bir kütüphanenin kalıntılarıydı. Elbette kitapların da tomarların da hiçbiri lanetli karanlığın içinde geçen binlerce yıla dayanamamıştı. Neyse ki şehrin çöküşünden önce orada yaşayan insanlar, taş işlemelere büyük önem veriyordu. Sunny de bu yüzden vaktinin çoğunu sapasağlam kalmış duvar oymalarını ve günümüze kadar ulaşabilmiş fresk parçalarını inceleyerek geçiriyordu.
 
Özellikle bir fresk vardı ki, hem görkemiyle insanı etkiliyor hem de içinde tarifsiz bir merak uyandırıyordu. Kütüphanenin ana salonunun bütün zeminini kaplıyordu. Ne yazık ki neredeyse bütünüyle molozların altında kalmıştı. Sunny onun bir kısmını açığa çıkarmayı başarmıştı, ama çöken çatıdan kopan taşların çoğu tek başına kaldıramayacağı kadar ağırdı. Belki Gölge Azize sayesinde işler değişirdi.
 
Gayet uygun bir plandı, ama nedense Sunny o gece kütüphaneyi keşfetme konusunda tuhaf bir isteksizlik duyuyordu.
 
’Hah... başka ne yapabilirim ki?’
 
Taş sütundan aşağı atladı, ardından biraz et almak ve Ruh Parçacıklarını çıkarmak için ölü Kabuklu Muhafız’a yaklaştı.
 
Şöyle bir düşününce... evet, gerçekten de şöyle bir düşününce, o garip av grubunun liderinin cesedinde bulduğu kaba taslak haritada işaretlenmiş yer aslında o kadar da uzakta değildi.
 
Belki de gidip bir bakmalıydı.
 
Sunny şiddetle başını iki yana salladı.
 
’Hayır, olmaz... o harita zaten sahte falandır. Değil mi?’
 
Göğsünde yanan o merak ateşini bastırmaya çalışarak elindeki işe odaklandı. Ama eti ve ruh parçacıklarını toplar toplamaz, haritadaki o yere gitme isteği yeniden gelfdi.
 
’Ya sahte değilse, bu daha da kötü. Kim bilir o aptallar ne tür dehşet verici bir şeyin peşine düşmüştür?’
 
Orada gizli bir hazine ya da önemli sırlar olmasına imkân yoktu. Bu işin her yanı tehlike kokuyordu. Hatta daha doğrusu, düpedüz korkunç, uğursuz ve şeytani bir şeyin kokusunu yayıyordu.
 
Sunny iç çekti.
 
’Ama dürüst olmak gerekirse, şöyle minicik bir bakış atmaktan ne zarar gelir ki? Sadece bir bakacağım... yani, en kötü ne olabilir ki?’
 
 
***
 
 
Sunny, taş yığınlarının arasından sessizce ilerleyerek haritada işaretlenmiş noktaya dikkatle yaklaştı. Nedense şehrin bu ücra köşesini av sahası olarak seçen Kâbus Yaratığı pek azdı. Sanki hepsi de bu yerden özellikle uzak duruyormuş gibiydi.
 
Şöyle bir kez daha düşününce, normal şartlarda bu gerçek tek başına bile Sunny’yi geri döndürmeye yeterdi. Ama Taş Azize gölgesinin içinde saklanırken, kendini biraz daha cesur hissediyordu.
 
En azından bir şey olursa kaçabilirdi.
 
Bir zamanlar görkemli olduğu belli olan büyük bir binaya yaklaşan Sunny, çökmüş bir duvarın üzerinden atladı ve kendini karanlık, kuytu bir avluda buldu.
 
Avlunun tam ortasında bir kuyu duruyordu. Yuvarlak ağzı, taşın içine açılmış karanlık bir yara gibi görünüyordu; içi ise karanlık bir boşluktan ibaretti. Kuyunun üzeri, tuhaf ama gösterişli bir demir ızgarayla kapatılmıştı. En az birkaç ton ağırlığında olmalıydı; sanki biri, o kapağın yerinden kaldırılıp kuyunun açılmasını ne pahasına olursa olsun engellemek istemişti.
 
Sunny yutkundu, sonra yaklaşıp ızgaranın parmaklıkları arasından içeri baktı. Sessiz kuyu öylesine derindi ki dibi görünmüyordu.
 
...Belki de dibi yoktu.
 
Yerden küçük bir taş alıp aşağı bıraktı. Kuyunun kara ağzı taşı yuttu; taş bir anda gözden kayboldu.
 
Uzun saniyeler geçti, ama kayanın bir yere çarptığına dair en ufak bir ses bile gelmedi.
 
Sunny az kalsın bir kez daha deneyecekti ki...
 
Kuyu konuştu.
 
Melodik ama tuhaf bir biçimde büyüleyici bir ses karanlık derinliklerden yükseldi ve tüm tatlılığıyla Sunny’nin kulaklarını doldurdu.
 
“Ah, bir misafir...“
 
Sunny sendeleyerek geri çekildi; korkudan gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
 
’Yok artık. Bunu yapmamalıydım!’
 
Arkasını dönüp kaçmak istiyordu ama içinde bir şeyler onu gitmekten alıkoyuyordu. Daha fazlasını öğrenmeden buradan ayrılmanın yanlış bir karar olacağını hissediyordu.
 
Hem o ses de öylesine... öylesine insancıl geliyordu ki...
 
Sanki dost olmak isteyeceği birinin sesi gibiydi.
 
Sunny başını sallayıp o büyülenmiş hâlinden sıyrıldı.
 
’O lanet aptallar neyin peşindeydi acaba?! O lanet kalede ne halt ediyorlar böyle?! Nephis’i uyarmam gerek... hayır, dur... önce daha fazlasını öğrenmeliyim. Burada neler döndüğünü anlamaya çalışacağım, zaten en ufak bir tehlike işareti bile görürsem kaçarım.’
 
Dişlerini sıkan Sunny, kendini olduğu yerde kalmaya zorladı.
 
Bir an sonra kuyu fısıldadı:
 
“Ne kadar hoş. Çok, çok uzun zamandır beslenmemiştim...“
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi