Bölüm...
Drama,History,Mystery,Seinen,Slice of life

Bölüm 176

Cilt 9 Bölüm 2 - Villa
Yazar: Animecireyiz6325 Grup: : 8bit no Sekai Okuma süresi: 13 dk Kelime: 3.349

Çeviri: Animeci_Reyiz

2. Bölüm: Villa

Ulak onu Jinshi’nin her zamanki sarayına değil, asıl sarayın dışında kalan bir villaya götürdü.

İmparator’un kaç tane villası var acaba?

Gerçi yanındaki onca eşyayla Maomao’yu böyle bir yere sokmak muhtemelen daha kolaydı. Sadece başkentin içinde bile İmparator’un Ah-Duo’nun yaşadığı başka bir villası daha vardı. Onun gibi soylular sırf vakit öldürmek için bile bir iki yeni bina inşa ettirebilirdi herhalde.

Muhafız sayısı her zamankinden daha azdı ve Maomao, Jinshi, Suiren ve Gaoshun’un beklediği bir odaya alındı.

Basen yok mu? diye merak etti ama sonra bunun Majesteleri’nin işi olduğunu fark etti. Basen yeterince zekiydi ama inatçıydı. Eğer o ve Jinshi baş başa kalacak olurlarsa, Gaoshun’un düşüncelerini kendine saklama ihtimali çok daha yüksekti. Bilmemesi gereken bir şeyi tahmin edebilirdi ama bunun peşine düşmezdi.

Peki ya yaşlı kadın bu duruma ne diyor?

Suiren her zamanki gibi gülümsüyordu ama bu gülümseme korkutucu olabilirdi—tam da Maomao o gülümsemenin ardında ne yattığını her zaman bilemediği için.

İçeride başka biri daha var gibiydi. Maomao içeriden gelen tabak çanak tıkırtılarını duyabiliyordu. Acaba Jinshi’nin güzelliğine ve Suiren’in sertliğine katlanabilecek birini mi bulmuşlardı?

“İhtiyacın olan bir şey var mı, Xiaomao?“ diye sordu Gaoshun.

“Hayır, teşekkür ederim.“ İhtiyaç duyabileceği tıbbi malzemelerin çoğuyla birlikte tüm aletlerini bizzat kendisi hazırlamıştı. Neler kullanacağına dair Gaoshun’a çok fazla ipucu vermemenin en iyisi olacağını düşünüyordu. Fakat sonra istediği bir şey olduğunu fark etti. “Eğer elinizde biraz buz varsa...“

“Elbette.“ Cevap veren Gaoshun değil, Suiren’di. “Chue, bize biraz buz getir lütfen.“

Bu, Maomao’nun tanımadığı bir isimdi. Kısa süre sonra, kendine has ayak sesleri eşliğinde, elinde büyük bir kova tutan bir kadın belirdi. Ten rengi esmer, burnu basıktı. Aşağı yukarı Maomao ile aynı yaşlarda, belki bir iki yaş daha büyüktü. İmparatorluk ailesinin hizmetkârlarının çoğu fiziksel olarak güzel olurdu ama söz konusu Jinshi’ye hizmet etmek olduğunda, dış görünüşten ziyade iş becerileri önemliydi.

Tıpkı adaşı serçe gibi, Chue de yürürken adeta sekiyormuş gibi görünüyordu; adımları ilerledikçe tiz bir gıcırtı çıkarıyordu.

“Sadece büyük bir kalıp bulabildim. Kırmamı ister misiniz?“

Kovanın içinde sazlıklara sarılmış devasa bir buz kütlesi vardı. Muhtemelen uzak bir dağdan gelmiş, başkente yapacağı o uzun yolculuk boyunca donmuş hâlde muhafaza edilmişti. Hâlâ soğuk mevsimdeydiler ve civardaki bir gölden de buz bulabilirlerdi ama belli ki uzaklardan getirtmek için özel bir çaba sarf etmişlerdi.

İçecek değilim ya... Böylesine değerli bir şeyi bu amaçla kullanacağı için kendini biraz kötü hissetti ama elindeki tek şey buydu. “Acaba bunu dört parçaya bölebilir misin?“ dedi.

“Anlaşıldı!“ Chue cübbesinin kıvrımları arasından bir tokmak çıkardı, sazlıkları geriye doğru sıyırıp buzu çatlattı. Maomao gözlerini ovuşturdu. Az önce gördüğünden şüphe ediyordu; bunu bu kadar rahat bir şekilde yapabilmesi imkânsız gibi görünüyordu. “Bu kadar yeterli mi?“ diye sordu Chue.

“Teşekkür ederim. Yeterli,“ dedi Maomao saygıyla başını eğerek, Chue de aynı şekilde karşılık verdi. İçi buz dolu kovayı Maomao’nun önüne bıraktı, ardından tokmağı bir mendille silip sakladığı yere geri koydu. Sonrasında geldiği yöne doğru seke seke geri döndü.

Suiren doğrudan Maomao’ya bakarak, “Adı serçe anlamına gelebilir ama onu bir sincap sanabilirsin,“ dedi. Belli ki bir insanın o kadar büyük bir tokmağı cübbesinde saklayabilmesinin imkânsız olduğunu kastediyordu. Sonra sordu: “İhtiyacın olan başka bir şey var mı?“

“Hayır, teşekkür ederim.“

“O hâlde lütfen bu taraftan gel.“ Suiren, Maomao’yu bir iç odaya yönlendirdi. Gaoshun’u kenara çekerek, “Sen buraya gel. Şu yeni atıştırmalıkların tadına bakabilirsin,“ dedi. Gaoshun onu sorgulamadı, sadece saygıyla başını sallayıp işaret ettiği yere oturdu. Maomao onun gözlerinde bir parıltı bile yakaladığını düşündü. Ona son derece çelişkili bir bakış atıp kapıyı kapattı.

Dalgın görünen Jinshi, anında yatağa yığıldı.

Maomao hiç vakit kaybetmedi; kendisine verilen buzu deri bir keseye koyup ona uzattı. “Bunu yaranıza bastırın lütfen. Biraz soğutsun.“ Karnı soğutmak mideyi bozabilirdi ama bu tedaviyi acıyı hafifletecek hiçbir şey olmadan uygulamaktan daha iyiydi. “Eğer tuvalete gitme ihtiyacı hissederseniz, bana hemen söyleyin.“

“Bana söyleyeceğin tek şey bu mu?“ Jinshi keseyi böğrüne bastırırken bozulmuş görünüyordu.

Maomao bir saniye duraksadıktan sonra, “Efendi Gaoshun ve Hanımefendi Suiren’e ne demeliyim? Dışarıdaki... diğer kişiyi görmezden gelmekte özgür olduğumu varsayıyorum,“ dedi.

Maomao yanında getirdiği ilaçları ve aletleri çıkardı; bunların arasında yanık deriyi kesip atmak için küçük bir bıçak da vardı. Dışarıdaki insanlar ona güveniyor olabilirdi ama üzerinde silah sayılabilecek bir şey taşıdığını bilselerdi, onu Jinshi’yle asla yalnız bırakmazlardı.

Benim bir suikastçı olduğumu düşünseler ne yaparlardı? Gerçi Jinshi gerekirse onu alt edebilirdi ama yine de bu durum imkânsız derecede tedbirsiz görünüyordu.

“Gaoshun burada İmparator’un emriyle bulunuyor,“ dedi Jinshi. Bu tam olarak bir cevap değildi ama Maomao onun ne demek istediğini anlamıştı. Eğer Majesteleri Gaoshun’a burada olmasını emrettiyse, muhtemelen Jinshi’nin bedeninin fiilen bir bombaya dönüştüğünü ve Maomao’dan başka kimsenin ona dokunmaması gerektiğini de bildirmişti. Gaoshun detayları biliyor ya da bilmiyor olabilirdi ama Basen’in aksine görevini sadakatle yerine getirirdi. “Ve,“ diye devam etti Jinshi, “damgayı hazırlayan kişi Suiren’di.“

Maomao donakaldı. “Neden böyle bir şey yapsın ki?“ Jinshi bakıcısını kandırıp damgayı yapması için onu bir şekilde oyuna mı getirmişti? Belki de hayır; Maomao onun yaşlı kadını zekâsıyla alt edebileceğinden şüpheliydi. İki ihtimal de pek mümkün görünmüyordu.

“Suiren benim müttefikim,“ dedi Jinshi. Maomao bunu kavramakta güçlük çekiyordu. Eğer Suiren gerçekten Jinshi’nin sütannesi olduysa, eğitimine ve yetiştirilmesine katkıda bulunduysa, onun kendine yaptığı bu şeye nasıl göz yumabilirdi?

Suiren’in ne düşündüğünü hayal bile edemiyorum. Gaoshun’un burada sadece Jinshi’ye göz kulak olmak için değil, aynı zamanda Suiren’i izlemek için bulunma ihtimali var mıydı? Dur. Bunu düşünme. Şu an önemli olan bu değil.

Maomao odanın aydınlatmasını sağlayan mumu yanına getirdi ve hançeri alevin içine tutarak dezenfekte etti. Bıçağı biraz soğutmak için havada salladı, ardından bir önceki günkü işine devam etmeye hazırlandı.

Jinshi hâlâ böğrünü soğutuyordu.

“Kemerinizi gevşetin lütfen,“ dedi Maomao.

“Şey... Evet, elbette.“ Jinshi’nin kemerini çözüp sargıyı çıkarmasıyla hafif bir hışırtı duyuldu. Kalın bir merhem tabakasının altında, Maomao’nun daha önce temizleyemediği yanık et duruyordu.

“Yemeğinizi yediniz mi?“ diye sordu.

“Evet, bitirdim.“

“O zaman bunu için.“ İlacı biraz sıcak suya karıştırdı ve ona güven vermek için kendisi de bir yudum aldı.

“Ağrı kesici mi?“

“Enfeksiyonu önlemek için. Ağrı kesiciye ihtiyacınız var mı?“

“Var.“

“Hıh! Bunu hiç beklemezdim. Ben de bu tür şeyleri zevk için yaptığınızı sanıyordum.“

İğneleyici de olsa bu bir şakaydı. Fincana biraz ağrı kesici ekledi. Gerçi şimdi içse bile, Maomao kesmeye başladığında hissedeceği acıyı dindirmeyecekti.

Maomao, Jinshi’nin böğründeki merhemi sildi, ardından deriyi alkolle ovaladı. Buz sayesinde dokunulduğunda epey soğuktu; parmağıyla bastırdığında derinin eski hâline dönmesi zaman alıyordu. Jinshi’ye bir mendil uzattı. “Kanayacak. Benim için siler misiniz? Ve yataktan kalkın. Yatağı kana bulamanızın hiçbirimize faydası olmaz. Buldum—şuraya, yan yatın.“

Maomao üç sandalyeyi yan yana dizdi ve Jinshi onun istediği gibi uzandı. Ayakları dışarı taşıyordu ama bununla idare etmek zorundaydılar. Maomao, Jinshi’nin yarasının etrafını yağlı kâğıtla kapladı, biraz da yere serdi.

Odada sadece Jinshi ve Maomao vardı. Kimseden yardım isteyemezdi. Jinshi hazır olduğunu belirtmek için başını salladı.

“Başlıyorum.“

Jinshi, yüzünde endişeli bir ifadeyle derin bir nefes aldı ama “Pekâlâ,“ dedi. Birisi teninize bıçak saplamak üzereyken endişelenmek belki de en doğal tepkiydi ama yine de yüzündeki ifade tuhaf görünüyordu.

Maomao bıçağı yanık deriye sapladı. Anında kan fışkırdı.

Bana biraz... heyecanlandığını söyleme sakın?

Jinshi’nin ten rengi iyiydi, bu da kan akışının mükemmel olduğunu gösteriyordu ama bu durum deriyi soğutmanın amacını boşa çıkarıyordu. Hızlı çalışması gerekecekti.

Kalan kömürleşmiş eti kesip atmaya başladı. Kan oluk oluk akıyordu ve kanı durdurması için Jinshi’ye güveniyordu. Kesikleri olabildiğince sığ tutmak için elinden geleni yapıyordu ama bu iş balık filetosu çıkarmaya benzemiyordu. Kan, yerdeki yağlı kâğıdın üzerine damlıyordu. Şıp, şıp.

Maomao yanık derinin son parçasını da temizledikten sonra, damganın şekli ve armanın detayları daha da belirginleşti.

Keşke şunu doğrudan kesip atabilseydim, diye düşündü. Damganın artık görünmemesi için tüm yanık deriyi temizlemek, dertlerini en azından yarı yarıya azaltırdı. Ancak şu an önceliği doğru tedaviydi. Onun uzmanlık alanı otlar ve ilaçlardı; Jinshi’ye şu an yaptığı şeye gelince, eğitimsiz bir amatörden pek de iyi sayılmazdı. Gereğinden fazla kanamaya yol açacak hiçbir şey yapmak istemiyordu.

Kanı puhuang ile durdurdu, ardından yaraya yağlı kâğıtla kaplı gazlı bez bastırdı. Kanamayı durdurmaya yardımcı olması için sargıyı sıkıca bağladı.

Maomao derin bir nefes verdi, ardından kalan kanı bir mendille sildi. Jinshi’nin bezi tuttuğu eli kan içindeydi.

“Buyurun.“ Maomao bir bezi ıslatıp ona uzattı. “Her gün almanız için ilacınız ve yaraya sürmeniz için bir merhem var. Kanamanın durmaması ihtimaline karşı pıhtılaştırıcılar da hazırladım. On günlük temiz sargı bezi ve gazlı bezim var.“ Malzemelerin bulunduğu küçük bir sandığa hafifçe vurdu. “Çabuk öğrenen biri olduğunuzu bildiğim için Efendi Jinshi, sargıyı nasıl sabitleyeceğinizi çoktan kaptığınızı varsayabilir miyim?“

“O kadarına gelirsek, evet...“ Jinshi’nin söylemek istediği başka şeyler var gibi görünüyordu.

“Ve kendi kendinize giyinebilirsiniz?“

“Evet,“ dedi derin bir bıkkınlıkla. Maomao onun neyi sakladığını bildiğinden şüpheleniyordu.

“Keşke her gün gelip durumunuzu kontrol edebilseydim ama sanırım en iyi ihtimalle üç günde bir gelebilirim. Her gün gelmek çok fazla dikkat çekerdi. Bu yüzden kendi sargınızı kendiniz değiştirebilmelisiniz.“

Tatil boyunca bunu idare etmek mümkün olabilirdi. Yao ve En’en etrafta olmadığı sürece, gece gezmelerini onlardan gizlemeyi bile başarabilirdi. Fakat her şeyi tamamen sır olarak saklamak için dışarıda çok fazla göz ve kulak vardı.

Zevk mahallesine son geldiğinde dedikodu kazanı çoktan kaynamaya başlamıştı bile.

O zamanlar, yüzündeki yara izini kontrol edebilmesi için on günde bir ortaya çıkardı. Maskesini takardı ama bu onu sadece daha kışkırtıcı ve gizemli kılardı. İşaretler çok açıktı: Kıyafetlerinden ve parfümünden, zevk mahallesindeki herkes onun mühim biri olduğunu anlayabilirdi.

Peki ben bu konuda ne halt edebilirim ki?

Jinshi’nin şu anki yarasının ciddiyeti göz önüne alındığında, derhal düzgün bir doktora görünmesi gerekirdi. Maomao otlar ve dâhiliye konusunda uzmandı. Cerrahi söz konusu olduğunda hiçbir uzmanlığı yoktu. Evet, bir keresinde haydut saldırısında yaralanan bir askerin kolunun kesilmesine yardım etmişti ama o zaman buna mecbur kalmıştı.

“Sessizleştin. Bana söylemen gereken başka bir şey var mı?“

“Düşünüyorum efendim. Aklımda bir sürü şey var.“

Lanet olası kötülüklerin anası! Bir de kalkmış benimle mi konuşuyor?

Jinshi, Maomao’ya doğru yaklaştı, genç kız anında geri çekildi.

“Ne oldu?“ diye sordu adam, onun kaçmasına bozulmuştu.

“O kadar yaklaşmayın. Kokuyorum. Terledim.“

“O kadar da kötü kokuyor olamaz.“

“Beni rahatsız edecek kadar kokuyor.“

Jinshi’nin dairesine doğru yola çıkmadan önce üstünü başını silmişti ama her gözeneğinden ter boşanmıştı ve kendini iğrenç hissediyordu. Jinshi’nin yanığını kesip temizlemek sinir bozucu bir işti. Bu, egzersiz yapmaktan kaynaklanan o hafif ter de değildi; yağlıydı ve pis kokuyordu.

Maomao bir adım daha geri çekildi. “Gelecekte ne yapmayı planlıyorsunuz?“

“İnsanları iyileştirmek bir eczacının işi, değil mi? Ne iyi ki tam da burada bir tane var.“

Bunu öylesine rahat bir şekilde söylemişti ki, Maomao o güzel yüzünün tam ortasına bir tane indirmek istedi. Bunun yerine derin bir nefes aldı, sürahiden bir fincana biraz su doldurup içti. Jinshi’den izin isteme zahmetine bile girmedi.

Sakin ol sakin ol sakin ol!

“Haklısınız efendim, eczacılar hastalıkları ve yaralanmaları tedavi ederler.
Ama bu yanık benim yeteneklerimi aşıyor. Cerrahi söz konusu olduğunda, sadece başkalarının yaptığını gördüğüm şeyleri taklit edebilirim—hiçbir zaman resmî bir eğitim almadım. Sizi tedavi etmek için yaptığım şeyin doğru olduğundan bile emin değilim.“

“Az önce yaptın işte, değil mi? Umarım bana başka kesici aletler saplamayı planlamıyorsundur?“ Jinshi neşeyle böğrünü ovaladı.

Maomao kendini tutamadan iki elini de masaya çarptı. Avuç içleri karıncalandı ve dışarıdan birinin bu sesi duyup duymadığını kontrol etmek için etrafına bakındı. Odalar yeterince genişti, bu yüzden duymamış olmalarını umuyordu.

“Önce yanağınıza bir yara izi açıyorsunuz, sonra karnınıza bir damga basıyorsunuz—ve benden bundan sonra kendinize daha fazla zarar vermeyeceğinize güvenmemi mi bekliyorsunuz?!“ Bağırırken bir yandan da ellerini silkeliyordu. Jinshi’nin sadece aşırı iyimser davranmadığına inanmak istiyordu ama bir kez bir şey yaptıktan sonra artık çok geç olurdu. Kısacası Maomao kendi güçsüzlüğünü biliyor ve bunu derinden hissediyordu.

Bu konuda bir şeyler yapmalıyım!

Babasını düşündü. Ona otlar ve ilaçlar hakkında çok şey öğretmişti ama cerrahi konusunda sadece en temel bilgileri vermişti. Ona bir insan cesedine asla dokunmamasını kesin bir dille emretmişti.

Maomao dudaklarını büzüp Jinshi’ye baktı. “Efendi Jinshi,“ dedi.

“Ne var?“

“Şu an hekimlere yardım etmekle görevli saray hanımlarından biriyim. Bu iş için en uygun kişi olduğumdan emin değilim ama sınavı geçtim ve bu pozisyonu liyakatimle kazandım. Bu bana ne kadar ayrıcalık tanıyor?“

Şu an için Maomao’nun işi çoğunlukla sargı bezlerini yıkamak ve basit tıbbi karışımlar hazırlamaktan ibaretti. Belki en hafif yaralanmalar için ilk yardım uygulamak. Durumu ağır olanlar her zaman kıdemlilere gönderilirdi. Maomao, yetenekleri elverdiği sürece aslında ne kadar tedavi uygulamasına izin verileceğini bilmek istiyordu.

Jinshi elini çenesine götürdü. “Kesin olarak çizilmiş resmî bir sınır yok. Sanırım bu, yüksek rütbeli hekimlerin iş yüküne bağlı olurdu.“

“Öyle mi efendim?“

Maomao, Doktor Liu’yu düşündü. Kıdemli hekimler arasında en yetkili olan oydu. Eğer birine ona bir şeyler öğretmesi için yalvaracaksa, bu o olmalıydı ya da belki—

Babama bana cerrahi öğretmesini söylersem epey üzülür.

Kızmazdı, üzülürdü. Babası Luomen tam da böyle biriydi.

Ona neden cerrahi öğretmek istemediğini bir nebze anladığını düşünüyordu. İnsanların saf olmayan olarak gördüğü pek çok şeyi içeriyordu ve diğer doktorlar bile bunun ilaçla tedaviden tamamen farklı bir şeymiş gibi davranıyordu. Batıda durumun daha da kötü olduğunu duymuştu—orada berberler aynı zamanda cerrahlık yapıyordu!

Luomen’in kendisi de zulüm görmüş ve bunun başkalarının başına geldiğine de şahit olmuştu. Hiç şüphesiz Maomao’yu böyle bir iftiradan korumak için onu eczacılık geleneğiyle yetiştirmişti.

Ve bunun için minnettarım. Ama...

Maomao’nun hayatı, muhtemelen Luomen’in bile beklediğinden çok daha fazla dramayla dolup taşmıştı.

“Efendi Jinshi, babamdan bana öğretmesini istemeyi deneyeceğim. Bir itirazınız yoktur umarım?“ Önce babasına sormanın en iyisi olacağını düşünmüştü.

“Sir Luomen mi?“ Jinshi bir an düşünüyormuş gibi yaptı. “Pekâlâ.“ Luomen derin bir öngörüye sahip bir adamdı ve eğer Maomao ona gelip cerrahi öğrenmek istediğini söylerse, bir şeylerin döndüğünden şüphelenebilirdi. Aynı zamanda, sadece varsaydığı bir şey hakkında asla konuşmazdı.

Özür dilerim, baba, diye geçirdi içinden Maomao. O kadar endişeliydi ki midesinde bir delik açılacağını sanıyordu ama sessiz kalmak çok daha kötü olurdu. Suçu ona atabilirsin. Jinshi’ye ters ters baktı.

Jinshi ise gözlerini tavana dikmişti. “Sir Luomen kabul ederse iyi olur...“ diye söze başladı Jinshi. Çalışma alanını temizleyen Maomao, bunun hiç de iyi olmayacağını söylemek üzereydi. Kanlı yağlı kâğıdı toplayıp deri bir keseye koydu. Sandalyelere ve yere bulaşan kanı sildi. Hiçbir yerde zerre kadar iz kalmadığından emin olmaya çalışırken kendi gözleri bile kanlanmıştı.

Maomao temizliği bitirdiğinde Jinshi de kendi kararına varmış gibi görünüyordu.

“Ben gidiyorum efendim,“ dedi Maomao.

“Şimdiden mi?“

“Buraya yapmaya geldiğim işi bitirdim.“

Asilzade ona yalvaran bir bakış attı ama Maomao sonsuza dek burada kalıp onu eğlendiremezdi. Bu saatte hâlâ yatakhaneye dönme şansı olabilirdi.

Aletlerinin sonuncusunu da aldıktan sonra Jinshi’ye dikti gözlerini. Bu kısmın kafasına girdiğinden emin olmalıyım. “Sizin katlanmak zorunda olduğunuz yükü, Efendi Jinshi, asla taşıyabileceğimi sanmıyorum. Belki de bu yüzden yaptınız ne yaptıysanız.“ Derin bir nefes aldı, verdi—ve sonra Jinshi’yi yakalarından tuttu. “Ama bunu bir daha yapmayacaksınız.“

Sesinin öfkeli çıkmaması tam bir mucizeydi.

Jinshi beceriksizce bakışlarını ondan kaçırdı.

Acaba iyi olacak mı? diye merak etti. Eşyalarını alıp odadan çıkarken içi hâlâ endişeyle doluydu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi