Bölüm...
Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy

Bölüm 95

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 8 dk Kelime: 1.905


Ateş kırmızısı mücevhere bir süre sessizce baktıktan sonra Varkas tüccarın yanına gidip ücretini ödedi.
Talia, elindeki yakut broşa bakarken gözleri hayal kırıklığıyla dolmuştu.
Varkas kayıtsız bir ses tonuyla sordu:
“Başka istediğin bir şey var mı?”
Muhtemelen gelişigüzel söylenmiş bir sözdü. Öyleyse neden, sanki onun en derin düşüncelerini yokluyormuş gibi hissettiriyordu?
Başını çevirmemek için kendini zorlayarak bakışlarını ay taşına dikti.
“Başka hiçbir şeye ihtiyacım yok. Zaten hepsi sıradan şeyler.”
Tüccarın yüzü hafifçe buruştu. Talia bunu fark etmemiş gibi davranıp çıkışa yöneldi fakat Varkas peşinden gelip kolunu beline doladı. Sürekli sendelediği için onu tutup dengelemeye çalışıyordu.
Artık alıştığı bu teması yadırgamadan dükkândan dışarı çıktı ve Daren Dru Shiokan ile diğer maiyet mensuplarının beklediğini gördü.
İçlerinden biri yaklaşıp rapor verdi:
“Pazarı tamamen denetledik. Malların arzı istikrarlı ve temel ticaret ürünlerinde hareketlilik oldukça yüksek görünüyor. Ancak kamu düzeninin son zamanlarda epey bozulduğuna dair çok sayıda şikâyet duyduk.”
Sessizliğe gömülen geçitte ilerleyen Varkas dönüp ona baktı.
“Güvenlik birliklerinde bir sorun mu var?”
“Doğrudan güvenlik kuvvetlerinden kaynaklı görünmüyor. Son dönemde eşkıya faaliyetleri iyice arttığı için olduğu söyleniyor. Tüccar kervanlarına yönelik ardı ardına saldırılar yaşanmış.”
Varkas’ın kaşlarının arasına hafif bir çizgi yerleşti. Adam temkinli bir ifadeyle ekledi:
“Dorcaen Lordu bu mesele hakkında görüşmek için bir toplantı talep etti. Ne buyurursunuz?”
“……Pekâlâ. Önce lordla görüşelim.”
Çenesini sıvazlayan Varkas kolayca başını salladı. Onu gizlice izleyen Talia ise omzunun ardından geriye baktı.
Az önce ardında bırakıp atar gibi vazgeçtiği mücevher gözlerinin önünde parıldıyordu.
Ay taşı gibi değersiz bir taşa ihtiyacı olmadığını kendi kendine telkin etmeye çalıştı ama içindeki pişmanlık hissi kolay kolay dinmiyordu. Takas merkezinden ayrıldıktan sonra ana yol kenarında bekleyen arabaya bindiğinde ise huzursuzluk artık yüreğini kemirmeye başlamıştı.
Belki de bir daha o renkte bir mücevher bulamayacaktı. Koltuğuna oturup elindeki yakuta hoşnutsuzlukla baktıktan sonra pencereye yöneldi.
Varkas maiyetindekilerle bir şeyler konuşuyordu. Görünüşe göre az önce aldığı kararı şövalyelerine bildiriyordu.
Hemen yola çıkacak gibi görünmediklerini fark eden Talia, arabanın içindeki saklama bölmesini karıştırmaya başladı. Varkas’ın eşyalarını hızlıca karıştırdıktan sonra içi altın dolu deri bir kese buldu. Hızla onu giysilerinin arasına sakladı ve dikkatlice dışarı çıktı.
Askerler, şehrin nüfuzlu aileleri tarafından gönderilen düğün hediyelerini arabaya yüklemekle meşguldü. Onları kollayarak hızla karşı sokağa geçti.
Takas merkezine yeniden girdiğinde tüccarların tezgâhlarını toplamaya başladığını gördü.
Kapüşonunu iyice indirip kalabalık caddenin arasından ilerledi. Aceleci yürüyüşün etkisiyle, baldır kasları kasılmış; ağrı kalçalarına kadar yayılmıştı. Buna aldırmadan kuyumcu dükkânına girip vitrinin önüne yürüdü.
Varkas’ın gözlerini andıran bir taş kırmızı kadife yastığın üzerinde yumuşak bir ışıkla parlıyordu. Talia onu eline aldı, bir süre inceledi, ardından tüccara döndü.
“Bu taşı satın alıyorum.”
Şaşkınlıkla ona bakmakta olan adamın yüzü geniş bir gülümsemeyle açıldı.
“Gerçekten seçkin bir zevkiniz var. Bu ay taşı, rengi ve deseni son derece nadir bulunan eşsiz bir parçadır. Normalde değeri otuz beş soldemdir ama Büyük Düşes Hazretleri için otuz soldeme bırakacağım.”
Talia, durmaksızın konuşan tüccarı yarım kulak dinlerken deri keseyi açtı. Tam o sırada arkasından kaba bir ses yükseldi:
“Şu adam tam bir dolandırıcı. Tek bir ay taşına otuz altın mı ister?”
Talia başını çevirdiğinde Lucas Raedgo Shiokan’ı görünce gözleri büyüdü.
Lucas, elindeki taşa küçümseyici bir bakış atarak alaycı biçimde sırıttı.
“Beş altın bile etmez.”
“N-ne saçmalıyorsun sen?!”
Adam öfkeyle sesini yükseltti.
“Bu ay taşı son derece nadir ve birinci sınıf bir parçadır! Böyle renk ve desenlerin kolay bulunduğunu mu sanıyorsun?”
“Öyle olsa bile otuz soldem etmez.”
“Otuz soldem bile ucuz sayılır! Açık artırmaya çıkarılsa bundan çok daha fazlasına satılır…!”
Yüzü kıpkırmızı kesilmiş tüccarın önündeki tezgâha Talia bir avuç altın bıraktı.
Kraliyet darphanesinde basılmış altın sikkeler şangırdayarak tezgâha yayıldı. İlk bakışta otuzdan çok daha fazla oldukları belliydi.
Taşı cebine koyarken kibirli bir tavırla konuştu:
“Tek tek saymakla uğraşamam. Üstünü sen halledersin.”
Ardından dönüp dükkândan çıktı.
Dükkânın önünde sert bakışlı süvariler bekliyordu.
Talia başını dik tutarak yanlarından geçti. Ancak birkaç adım bile atamadan Lucas tarafından kolundan tutuldu.
“Hey, böyle düşüncesizce dolaşırsan…!”
“Hey mi?”
Talia’nın sert bakışı üzerine çocuk irkildi ve gözlerini yere indirdi. Son birkaç gündür ondan yediği azarların etkisiydi bu.
Lucas, belli belirsiz bastırdığı öfkeyle kendini düzeltti:
“Koruma olmadan tek başınıza dolaşmamalısınız, Yenge.”
“Zaten geri dönüyordum.”
“Yine de bana haber vermeliydiniz. Böyle gizlice kaybolursanız ben ne yapacağım?”
Talia omzundaki eli sertçe itti.
“Ben Shiokan ailesinin tutsağı değilim. Attığım her adımı size bildirmek zorunda da değilim.”
“Ben onu demek istemedim. Ya başınıza kötü bir şey gelseydi…!”
Onun söylenmelerini görmezden gelen Talia meydana doğru yürüdü.
Bu sırada şövalyeler hazırlıklarını tamamlamış olacak ki çoktan atlarına binmişti.
Talia aceleyle arabaya yöneldi. Tam o sırada yakınlarda bir soyluyla konuşmakta olan Varkas ona soğuk bir bakış attı.
Talia istemsizce yutkundu.
Habersizce ortadan kaybolduğu için öfkelenmiş miydi?
Gerginlikle beklediği anda Varkas hafifçe iç çekip başıyla kısa bir işaret verdi.
“Arabaya bin. Ben at üstünde gideceğim.”
Bunu söyledikten sonra şövalyelerin yanına yürüdü. Talia da rahatlamış bir nefes alarak arabaya çıktı.
Kısa süre sonra hareketsiz duran araba ana yolda ilerlemeye başladı.
Talia paltosunun içine sakladığı taşı çıkardı. Gümüşü andıran mavilikteki mineral loş gölgelerin arasında hafifçe ışıldıyordu.
Sanki hayatında ilk kez bir mücevher görüyormuş gibi uzun süre ona baktı; ardından yeniden cebine koyup pencereye çevrildi.
Birkaç saat önce berrak olan gökyüzü şimdi koyu gri bulutlarla örtülmüştü. Yazın sıcaklığını tamamen kaybetmiş serin hava, kurumuş otların kokusunu taşıyordu. Havadaki ağır nem yaklaşan yağmurun habercisiydi.
Tahmin ettiği gibi araba şehir merkezinden çıkıp sur kapılarını geçtiğinde yoğunlaşan bulutlar ince bir yağmura dönüştü.
Talia yanağını soğuk cam yüzeye yaslayıp ileriyi izledi.
Hafif yağmurun örttüğü yumuşak tepelerin üzerinde, sert görünümlü bir kale yükseliyordu. Burası Dorcaen Kalesi olmalıydı.
“Hoş geldiniz!”
Kale kapısına vardıklarında ayı postundan bir pelerin giymiş adam binadan aceleyle dışarı çıktı. Gür ve bakımsız siyah sakallı orta yaşlı bir adamdı.
Grubun önünde ilerleyen Varkas’a saygıyla eğildi.
“Sizinle tanışmak büyük bir şereftir, Hazretleri. Ben bu bölgenin yöneticisi Uzan Darken.”
Varkas atından atlayarak sakin bir ifadeyle selamını kabul etti.
“Ben Varkas Raedgo Shiokan.”
Yeni hükümdarını meraklı gözlerle süzen adam yumuşak bir tebessüm etti.
“Uzun yolculuğunuzdan ötürü yorgun düşmüş olmalısınız. Buyurun, lütfen içeri geçin. Şerefinize görkemli bir ziyafet hazırlattık.”
“Nezaketiniz için teşekkür ederim.”
Kısa selamlaşmaların ardından Varkas dizginleri bir hizmetkâra verdi ve Talia’ya yaklaştı.
İnce yağmur altında dalgın biçimde duran Talia’nın omuzları yorgunca düşmüşmüştü. Varkas pelerininin eteklerini açarak başının üzerinde bir siper oluşturdu.
Bu manzarayı ilgiyle izleyen lord ihtiyatlı bir sesle konuştu:
“Demek bu güzel hanımefendi Büyük Düşes Hazretleri. Tanışmak büyük bir memnuniyet, Majesteleri. Bana rahatça Uzan diyebilirsiniz.”
Talia yalnızca hafifçe başını eğerek karşılık verdi.
Adam kısa bir an mahcup görünse de hemen gülümsemesini toparlayıp iltifatlarına devam etti.
“Böylesine asil bir konuğu ağırlamak sonsuz bir onurdur. Konaklamanız boyunca rahat etmeniz için elimden geleni yapacağım.”
“Bu kadar nezaket yeter. Bana odamı gösterin. Daha ne kadar yağmur altında bekletmeyi düşünüyorsunuz?”
Onun sert cevabı üzerine adam telaşla merdivenlere yöneldi.
“Aman Tanrım, affedin beni Büyük Düşes Hazretleri. Lütfen, bu taraftan.”
Peşinden devasa taş binanın içine girdiklerinde yanan odun ve mum kokusu burunlarını doldurdu.
Talia kendini Varkas’ın yanına yaklaştırarak kasvetli eski kaleyi inceledi.
Yapı, görünüşe göre On Krallık Çağı’nda inşa edilmişti; kalenin içi derin bir karanlığa gömülmüş, rutubetli ve ağır bir havayla kaplanmıştı.
“Bu odayı kullanabilirsiniz.”
Kalenin lordu onları ikinci kattaki bir odaya götürdü. Oldukça rahat ve özenle döşenmiş bir yatak odasıydı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi