Bölüm...
Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy

Bölüm 96

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 8 dk Kelime: 2.038


“İhtiyacınız olan bir şey olursa lütfen haber verin.”
Talia odayı eleştirel bakışlarla süzerken, kapının yanında bekleyen yaşlı adam saygıyla konuştu. Paltosunu çıkarıp duvara gömülü şöminenin yanına asan Varkas ise her zamanki kayıtsız tonuyla isteğini dile getirdi.
“Yıkanmak için biraz su ve sıcak şarap getirirseniz memnun olurum.”
“Derhâl getiriyorum.”
Adam odadan çekilip gidince Talia, kadife minderlerle kaplı sandalyelerden birine kendini bıraktı.
Sabahın erken saatlerinden beri durmaksızın şehir şehir, köy köy dolaşmaktan tükenmişti. Eteğinin nemli ucunu düzeltiyormuş gibi yaparken sızlayan dizlerini usulca ovuşturdu.
Onu göz ucuyla izleyen Varkas alçak bir sesle konuştu.
“Senin için bir şifacı çağıracağım. Günün geri kalanında dinlenmelisin.”
Talia kaşlarını çattı.
“Peki ya sen?”
“Bölge lorduyla bir görüşme yapmayı düşünüyorum. Geç saate kadar sürebilir, o yüzden sen önce dinlen.”
Sanki başka bir şey yaptığın varmış gibi.
Talia’nın sesi istemsizce sertleşmişti.
Son birkaç gündür aynı odayı paylaşıyorlardı ama adamın yatağa girdiğini bir kez bile görmemişti.
Varkas ya şafak sökene kadar çalışıyor ya da yerel lordlarla sabahlara dek ayakta kalıyordu. Sanki onunla aynı odada bulunurken hissettiği o gerginlik tamamen boşunaydı.
Dudaklarını sıkıca bastırarak ona ters ters bakan Talia, sonunda kendini yatağın üzerine bıraktı.
“Kendi başıma dinlenirim. Sen gidip işinle uğraş.”
Varkas bir süre sessizce onu izledi, ardından hafif bir iç çekip kapıyı açarak dışarı çıktı.
Çok geçmeden şatodaki hizmetkârlar ellerinde şarap ve meyve dolu tepsilerle birlikte sıcak suyla doldurulmuş ahşap bir küvet taşıyarak içeri girdiler.
Talia dadısını çağırdı, hafifçe yıkandı ve şarabının yanında bal şerbetine batırılmış birkaç meyve parçası yedi.
Tam şifacıdan uyku getiren otları yakmasını isteyecekti ki kapının dışından gürültülü kahkahalar yükseldi. Görünüşe göre şövalyeler içki âlemi kurmuştu.
Az önceye kadar sıkılmış görünen Talia’nın omuzları bir anda gerildi. Gürültünün arasına tiz bir kadın kahkahası karışmıştı.
Şöminenin önünde uyuklayan dadısını aceleyle sarstı.
“Dadıcı, bu şatonun lordunun kızları mı var?”
“Nereden bileyim ben?”
Kadın şaşkın bir ses tonuyla cevap verdi.
Talia huzursuzca çıkıştı.
“Buraya gelirken hiçbir şey duymadın mı?”
“Pek bilmiyorum. Daha gelir gelmez beni buraya çağırdılar.”
Dadısı ağır bir iç çekti.
“Her neyse, artık odama dönebilir miyim? Benim de biraz dinlenmem gerek.”
Talia onu aşağı göndermeye hazırlanırken dudağını ısırdı.
Kadının yüzüne sinmiş yorgunluğu görünce, içinde kalan cılız vicdanı sızladı.
Yabancı bir yolculuk zaten onu tüketmiş olmalıydı; üstüne bir de banyosuyla ilgilenmek iyice hâlsiz bırakmıştı.
Talia yavaşça başını salladı.
“Pekâlâ. Gidebilirsin.”
Dadısı hemen dışarı çıktı. Talia da fırsattan yararlanıp koridora göz attı.
Dışarıdaki gürültü arttıkça midesi kaygıyla burkuluyordu. Oysa Varkas’ın aptalca bir şey yapmayacağını çok iyi biliyordu.
Endişeyle dudağını kemiren Talia sonunda paltosunu giyip dışarı çıktı.
Titreşen gölgelerin dolaştığı koridordan geçip merdivenlerden inerken çiftler hâlinde oyalanan kadınlarla erkekleri gördü.
Gözlerini kısıp adamların yüzlerini inceledi. Tanıdık hatlarına bakılırsa hepsi Shiokan ailesinin süvari savaşçılarıydı.
İçlerinden biri, hizmetçiye benzeyen genç bir kadını belinden çekip kulağına dudaklarını bastırdı. Hizmetçi kız kızarıp kıkırdadı.
Bu manzarayı tiksintiyle izleyen Talia yüzünü çevirip salonun derinliklerine yürüdü.
Yemek ve içkiyle donatılmış uzun masaların etrafında Varkas’ın yardımcıları oturuyordu. Onlara da neredeyse çıplak denecek kadar açık giyinmiş kadınlar içki servis ediyordu.
Anlaşılan bu yerin lordu, misafirlerini eğlendirme bahanesiyle bir sürü fahişe çağırmıştı.
Salonun tamamını kasvetli bir ifadeyle süzen Talia adımlarını hızlandırarak geniş şölen salonunu geçti.
Aklında tek bir düşünce vardı: Varkas’ı bu pislik yuvasından hemen uzaklaştırmak.
“Majesteleri!”
Ağrıyan bacağını sürüyerek ilerlediği sırada birkaç adım ötesinden tanıdık bir ses işitti.
Talia hızla başını çevirdi ve kalabalığın arasında tanıdık bir yüz görünce gözlerini kıstı.
Bu, Doğu’dan gelen şövalyelerden Tyron’dı.
Adam ensesini kaşıyarak mahcup bir gülümsemeyle yanına yaklaştı.
“Majestelerinin erkenden istirahate çekileceğini duymuştum. Buraya ne vesileyle geldiniz...?”
“Gürültüden duramadım da o yüzden çıktım.”
Salonun içinde Varkas’ı arayan Talia alaycı bir tebessüm gösterdi.
“Eğlencenizi mi böldüm?”
“Hahaha.”
Adam soruyu abartılı bir kahkahayla geçiştirdi.
Talia ona soğuk bir bakış attıktan sonra yeniden kalabalık salona göz gezdirdi.
“Daha önemlisi, Varkas nerede?”
“Ekselansları üçüncü kattaki çalışma odasında. Lord Darken kendisiyle özel görüşme talep etti.”
Salonun her köşesini dikkatle süzen Talia bir anda başını çevirdi.
“Yalnız mı ikisi?”
Ancak o zaman adam neden bu kadar dikkatle salonu taradığını anlamış olmalıydı ki dudaklarında eğlenmiş bir gülümseme belirdi.
“Evet. Ekselansları bütün hizmetçi kızları dışarı çıkardı, o yüzden endişelenmeyin.”
Sanki aklından geçenleri okumuş gibi söyleyince Talia’nın yanakları anında kızardı.
Sesini yükseltti.
“Kim endişeleniyormuş!”
Arkasını dönüp yürüdü ama adam hemen peşinden geldi.
“Tek başınıza gitmemelisiniz. Sizi odanıza kadar geçireyim.”
“Buna ihtiyacım yok.”
“Var.”
Adam kararlı bir tonla konuştu.
“Büyük Düşes Hazretleri’ne bir şey olursa bütün sorumluluk bizim üzerimize kalır. Haydi, gidelim.”
İtiraz etmesine fırsat vermeden kolunu tuttu.
Talia refleksle adamın elini sertçe itti.
“İhtiyacım olmadığını söyledim.”
Beklenmedik tepkisi karşısında adamın kaşları derin çizgilerle gerildi.
Talia onu geride bırakıp kaçarcasına geldiği yöne doğru hızla yürüdü.
Yeniden loş merdivenleri tırmanırken baldırlarına ve uyluklarına kramplar girmeye başladı.
Belli ki bütün gün bacaklarını fazla zorlamıştı. Geç olmuştu ama yine de bir şifacı çağırıp iyileştirme büyüsü yaptırması gerektiğini düşündü.
Hâlâ hafif hafif seğiren bacaklarına yumruklarıyla vurarak uzun koridorda ilerlerken garip bir inilti duyup olduğu yerde durdu. Sese doğru başını çevirdiğinde koridorun sonunda tuhaf şekilli bir gölge gördü.
Birkaç saniye sonra bunun birbirine yapışmış bir erkekle kadın olduğunu anlayabildi.
Midesindeki her şey geri gelecekmiş gibi oldu.
Bulantıyı yutkunarak bastırıp geri çekildi.
Tam o sırada göz göze geldiler.
Az önce dolgun hizmetçiyi hararetle öpen genç adamla.
Talia çığlığını güçlükle bastırdı.
Koridorda ahlaksızca oyalanan kişi Varkas’ın küçük kardeşinden başkası değildi.
Tereddüt eden Talia telaşla arkasını döndü. Ancak dengesini kaybedip sertçe yere düştü.
Şiddetli darbe dizlerinden kalçasına, oradan beline kadar keskin bir acı yaydı. Gözleri yaşla dolarken boğuk bir çığlık çıkardı.
“Yenge!”
Bunu gören Lucas hizmetçiyi bir kenara itip bir hamlede yanına koştu.
Talia kendisini kaldırmak için uzanan eli sertçe savurdu.
“Bana dokunma!”
Lucas irkilerek geri çekildi.
Talia buz gibi bakışlarla ona dikildi, ardından inleyerek ayağa kalkmaya çalıştı.
Bir eliyle duvara yaslanıp ağır ağır ilerlerken olduğu yerde donup kalan Lucas öfkeli bir ifadeyle homurdandı.
“Az önce gördüğün şey yüzünden mi böyle davranıyorsun? İlk teklif eden ben değildim. Bana güzel vakit geçireceğini söyleyip duran oydu, ben de kabul ettim.”
Söyledikleri kulağını tırmalıyordu.
Talia ona tiksinti dolu bir bakış fırlattı.
“Kim bir şey söyledi? Kimsenin sormadığı şeyleri neden anlatıp kulaklarımı kirletiyorsun?”
Lucas’ın yüzü kıpkırmızı kesildi.
Çenesini sıkarak ona sert sert baktı.
“Alt tarafı bir öpücük için neden bu kadar olay çıkarıyorsun? Sen her gece ağabeyimle bundan çok daha beter şeyler yapıyorsun…………….”
Talia’nın eli kırbaç gibi savruldu.
Ancak Lucas saldırıyı önceden tahmin etmiş gibi bileğini anında yakaladı.
“Hah! Sence buna sonsuza kadar katlanacak mıyım? Bir kez daha vurursan ben de artık kendimi tutmam……!”
Tehditkâr biçimde sesini alçaltan genç adam bir anda sustu. Alevler içinde yanıyormuş gibi kızarmış yüzünü fark etmiş olmalıydı.
Şaşkınca gözlerini kırpıştırdı, ardından inanamaz bir sesle mırıldandı.
“Yok artık… siz ikiniz hâlâ hiçbir şey yapmadınız mı… Ugh!”
Lucas, incik kemiğine yediği tekmeyle acıyla iki büklüm oldu.
Talia yumruklarını ardı ardına sırtına indirdi.
Başta çaresizce darbeleri karşılayan Lucas sonunda onu duvara itti.
“Lanet kadın! Ağabeyimin sana hâlâ dokunmamasının sebebi de tam olarak bu işte!”
Öfkeden kaynıyormuş gibi hırladı.
Talia sanki bıçaklanmış gibi irkildi.
Çılgın bir ifadeyle ona tepeden bakan çocuk acımasızca ekledi.
“Yoksa ağabeyim eski nişanlısını unutamıyor olabilir mi? Onunla öyle zevk aldı ki şimdi sana el sürmeye bile…….”
Devamını duymak istemiyordu.
Talia, birkaç gündür yeniden uzatmaya başladığı tırnaklarını Lucas’ın hareket eden dudaklarına geçirdi.
“Ah!” diye bağıran Lucas onun kolunu kavradı.
Çılgınca saldırısı karşısında gerçekten afallamış görünüyordu; ince yapılı bedeni geriye doğru devrildi.
Talia onun karnına oturdu, o iğrenç ağzını zorla açtı ve kaygan dilini parmaklarıyla yakaladı. Güneşte yanmış yüzü patlayacakmışçasına kızarmıştı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi