Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 17

Sıradan Bir Çocuk
Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 9 dk Kelime: 2.274



Herdin’in atası, Delmark Hanesi’nin ilk dükü, imparatorluğun kurtarıcısı olarak anılırdı. Son Büyük Büyü Savaşı sırasında imparatorluğu savunan bir kahramandı.
İmparatorluğu koruyacak güce erişebilmek için kutsal bir yaratıkla, artık yalnızca efsanelerde adı geçen bir ilahi mahlûkla anlaşma yapmıştı.
Bu anlaşmanın bedeli, hem aura hem de büyüyü aynı anda taşıyabilecek kadar güçlü bir bedene sahip olmaktı.
Normal şartlarda bir insan ya aura ya da büyü kullanabilirdi. İkisini birden kullanmak mümkün değildi.
Fakat Delmark’ın ilk dükü, kutsal yaratıkla kurduğu bağ sayesinde her ikisine de hükmedebilmiş ve savaşın gidişatını değiştiren güç de bu olmuştu.
Ne var ki büyük güçler her zaman bir bedel talep ederdi.
Aura ile büyüyü birlikte kullanmak, ateşle yağı aynı kazanda buluşturmak gibiydi. Doğru yönetildiğinde birbirlerini güçlendirirlerdi; fakat en ufak bir hata felakete yol açar, güç kontrolden çıkardı.
İlk dükün elde ettiği bu kudret, nesilden nesile Delmark soyunda aktarılmıştı.
Çoğu zaman ülkeyi kurtarabilecek kadar büyük bir kuvvet olmuştu bu. Ancak kimi zaman da trajedilere sebep olmuştu.
Herdin’in babası, önceki dük de bu gücü miras alanlardan biriydi. Ataları gibi o da sahip olduğu kudreti halkı ve imparatorluğu için kullanmıştı.
İmparatorluktaki herkes ondan hem korkar hem de ona hayranlık duyardı.
Fakat felaket hiç beklenmedik bir anda gelmişti.
Herdin on iki yaşındayken, ailesiyle çıktığı bir seyahat sırasında annesi bir canavar tarafından öldürülmüş halde bulunmuştu.
Eşinin cansız bedenini gören önceki dük aklını yitirmişti. Ormandaki bütün canavarları katledene dek durmamış, ardından da oğlunu dönüşeceği şeyden korumak için kendi hayatına son vermişti.
Bir zamanlar herkesin saygı duyduğu Delmark Hanesi’nin çöküşü böyle başlamıştı.
Bu trajedi, başkalarının acılarını dedikodu malzemesi yapan insanların dilinde hızla yayılmıştı.
Ve söylentiler, imparatorluk sarayında yaşayan Blair’e kadar ulaşmıştı.
İnsanlar Delmark Hanesi’nin düşüşü için üzülüyormuş gibi görünseler de, arkasından fısıldaşıyorlardı. Herdin’in de babasının gücünü miras aldığına göre bir gün aynı şekilde kontrolden çıkıp korkunç bir katliam gerçekleştirebileceğini konuşuyorlardı.
Ama bu oyunu gerçekten kazanmak istiyorum...
Sonunda Blair’in inatçı tarafı korkusuna üstün geldi ve Herdin’e biraz daha yaklaştı.
Kartların üst kenarının üzerinden, derin bir gölü andıran koyu mavi gözleri net bir şekilde seçilebiliyordu. Uzun kirpikleri gözlerinin üzerine gölge düşürüyordu.
Yakışıklıymış.
Herdin’i ilk kez yakından gören Blair, onun söylentilerde anlatıldığı kadar korkunç biri olmadığını düşündü. Biraz ürkütücü görünüyordu belki ama sonuçta sıradan bir çocuk gibiydi.
Tam o anda, elindeki kartlara bakmakta olan Herdin başını kaldırıp gözlerini onun gözleriyle buluşturdu.
O parlak mavi bakışlar Blair’i öylesine şaşırttı ki, irkilerek geri çekildi ve eli hangi karta denk geldiyse onu çekiverdi.
Eyvah.
Panikle çekebileceği onca kart arasından gidip tek kalan eşsiz kartı seçmişti.
Neyse ki bir sonraki turda Esmeralda o kartı aldı ve Blair oyunu kazandı. Sonunda tek kalan kart Herdin’in elinde kaldı.
Gerçekte Herdin oyunu bitirmek için bilerek kaybetmişti ama Blair o sırada bunun farkında değildi.
Rekabetçi ruhu iyice alevlenen Blair kartları yeniden karıştırmak üzereyken Herdin konuştu.
“Ben artık gitmeliyim.”
“Ah, vakit ne çabuk geçmiş.”
“Yarın görüşürüz, Majesteleri.”
Esmeralda endişeli gözlerle ona bakarak karşılık verdi.
“Herdin. Nasıl hissettiğini biliyorum ama yarınki törene katılmak için kendini zorlamak zorunda değilsin.”
“Bir sorun yok.”
Herdin, Esmeralda ile Blair’e kusursuz bir selam verdikten sonra yerinden kalktı.
O ayrıldıktan sonra salonda yalnızca Esmeralda ve Blair kalmıştı; Blair’in en başta istediği gibi.
Esmeralda fırsatı bekliyormuş gibi yumuşak bir sesle sordu:
“Peki, Herdin hakkında ne düşünüyorsun? Sizce arkadaş olabilir misiniz?”
Blair cevap vermeden önce tereddüt etti.
Dürüst olmak gerekirse Herdin’le arkadaş olabileceğini düşünmüyordu. Onunla tanışınca, şimdiye kadar karşılaştığı herkesten ne kadar farklı olduğunu anlamıştı.
Biraz önceki tavırları onu gerçekten sarsmıştı. Diğer insanlar gibi sıcak davranmaya çalışmamış, bir kez olsun gülümsememişti. Herdin sayesinde Blair hayatında ilk kez şunu öğrenmişti: Düzgün giyinmek, kibar konuşmak ve kusursuz görünmek, bir insanın iyi biri olduğu anlamına gelmiyordu.
Elbette söylentilerde anlatıldığı kadar korkunç değildi. Ama ne açıdan bakarsa baksın, iyi kalpli biri gibi de görünmüyordu. Ne kadar nazik davranırsa davransın, içinde keskin ve ürkütücü bir şeyler vardı.
Yine de Esmeralda’yı hayal kırıklığına uğratmak istemediği için yalan söyledi.
“Şey... Pek konuşmuyor, o yüzden anlamak zor ama... bence iyi biri gibi görünüyor.”
Fakat parmakları durmadan kıpırdanıyor, gözleri de Esmeralda’nın bakışlarından kaçmak için sürekli başka yerlere kayıyordu.
“Yalan söylemek kötü bir alışkanlıktır, Blair.”
Esmeralda’nın nazik uyarısı üzerine Blair suçüstü yakalanmış gibi hissetti.
Sonunda gerçeği söylemekten başka çaresi kalmadı.
“Aslında... Dük Delmark kibar ama biraz görgüsüz biri gibi geldi bana.”
Blair’in bu son derece dürüst yorumu karşısında Esmeralda kahkahaya boğuldu.
“Neyse ki Herdin bunu duymadı.”
Ancak o zaman biraz fazla açık sözlü davranmış olabileceğini fark eden Blair telaşla ekledi:
“A-ama bugün onu ilk kez gördüm. Hem siz onun için bu kadar endişeleniyorsanız, eminim iyi biridir. Gerçekten öyle düşünüyorum.”
Blair’in Herdin’i daha iyi göstermeye çalışmasını izleyen Esmeralda gülümseyerek onu yanına çağırdı.
Blair bu işaretin ne anlama geldiğini biliyordu. Hemen gidip onun yanına oturdu.
Esmeralda saçlarını yumuşakça okşarken konuştu.
“Aslında Herdin pek sıcak bir çocuk değildir. Çok fazla acı taşıyor ve bu yüzden insanlarla birlikte olmak onun için zor.”
Blair, saçlarını okşayan ele doğru başını yasladı. Esmeralda’nın kendisine bakan mavi gözlerinde her zamanki sıcaklık vardı.
“Ama acı çekiyor olması, senin rahatsız olmana katlanmak zorunda olduğun anlamına da gelmez, Blair.”
Esmeralda, Blair’in yuvarlak alnına hafif bir öpücük kondurdu ve fısıldadı:
“Çünkü sen de onun kadar değerlisin.”
Bu şefkat dolu sözler Blair’i çok mutlu etmişti.
Ve aynı zamanda biraz da hüzünlendirmişti.
Çünkü Katrina ona hiçbir zaman böyle şeyler söylememişti.
Yine de Blair, Esmeralda’ya gülümseyerek baktı.

───

Ertesi gün yeni yıl doğdu.
Sabah saatlerinde imparatorluk ailesi ve soylu haneler, tanrılara sunulacak avı avlamak için kış ormanına gitmişti. Öğleden sonra tapınakta ayin düzenlenmiş, akşam ise imparatorluk sarayındaki büyük ziyafetle gün sona erecekti.
Sabahki av ve öğleden sonraki kutsal törenler tamamen yetişkinlere ait olduğundan Blair bütün günü Ivan ve kuzenleriyle geçirip ancak akşamki ziyafet için saraya gelmişti.
Blair; babası, İmparatoriçe Esmeralda, annesi Katrina ve Ivan’la birlikte oturuyor, soyluların yeni yıl tebriğini kabul ediyordu.
Tekdüze ve sıkıcı tebrik töreni sürüp giderken, bir anda salonda bir uğultu yükseldi.
Bu ani değişime şaşıran Blair, sıradaki kişinin kim olduğunu görünce sebebini anladı.
Gelen kişi Herdin’di.
Kazadan sonra üç yıl boyunca kendini dış dünyadan soyutlayan genç dük, ilk kez resmî bir toplantıya katılıyordu.
Soylular onun imparatora doğru yürüyüşünü izlerken kendi aralarında fısıldaşmaya başladılar.
“Ah, genç dük... Yani Ekselansları gerçekten gelmiş. Ziyafete katılmayacağını sanıyordum.”
“Doğrusu ben de. Sabahki ava ve tapınaktaki törene katılmasına bile şaşırmıştım.”
“Sonuçta artık Delmark Hanesi’nin başı. Hanesini yeniden ayağa kaldırmalı ve Majestelerine güçlü bir destek olmalı. Ama kolay olmayacaktır.”
İlk bakışta söyledikleri genç Herdin’e duyulan sempati gibi görünüyordu.
Oysa gerçekte onlar için bu, yalnızca iştah açıcı bir dedikodu konusuydu.
Blair, onların sözlerini dinlerken gözlerini Herdin’den ayırmadı.
“Majestelerinin hükmü altında yeni yılı karşılamak büyük bir onurdur. Bu yıl da lütfunuzla imparatorluğa bereket getirmeye devam etmenizi dilerim.”
İmparatorun ve bütün soyluların önünde, hanesinin reisi olarak duran Herdin gençti.
Fakat duruşu, diğer hiçbir hane reisinden aşağı kalmıyordu.
Hatta bu kadar genç olması, sahip olduğu asaleti daha da belirgin kılıyordu.
Ama yine de...
Bir hanenin lideri olarak görevlerini kusursuzca yerine getirirken neden sanki ince bir bıçağın ağzında yürüyormuş gibi görünüyordu?
Herdin görevini tamamlayıp güvenle geri çekildikten sonra bile Blair’in gözleri onun üzerinde kaldı.
İmparatorluk ailesine yapılan tebrikler sona erince ziyafet başladı.
Soylular küçük gruplar hâlinde toplanıp sohbet ederken Herdin tek başına kaldı.
Kimse yanına gitmiyordu ama pek çok göz ve fısıltı onun üzerine çevrilmişti.
“Delmark’ın genç dükü... Yani Ekselansları. Önceki dük kendi canına kıydığında oradaymış, değil mi?”
“Aman Tanrım. Zavallı çocuk. Hâlâ ayakta durabiliyor olması bile mucize.”
“Takdire şayan doğrusu... Ama öte yandan... Daha çocuk. Bu kadar soğukkanlı olması biraz ürkütücü değil mi?”
Herkes ailesinin başına gelen felaket ve gelecekte ne olabileceği hakkında konuşuyordu.
Delmark Hanesi’nin düşüşüne üzülüyor, bundan keyif alıyor ve aynı zamanda korkuyorlardı.
“Rachel, ona yaklaşma. Ya babası gibi birden aklını kaybedip herkesi öldürmeye kalkarsa?”
Eğer Esmeralda orada olsaydı, hiçbiri böyle konuşmaya cesaret edemezdi.
Ama ne yazık ki kendisini iyi hissetmediği için yeni yıl tebriklerini kabul ettikten sonra erken ayrılmıştı.
Bu da koca ziyafet salonunda Herdin’in yanında duran tek bir kişinin bile kalmadığı anlamına geliyordu.
Blair, bütün bu sözleri sessizce dinleyen Herdin’e bakarken endişelendi.
Yüzünde her zamanki ifadesiz maske vardı.
Ama bütün bunları duyduktan sonra gerçekten iyi olabilir miydi?
Bir süre sonra insanlar Herdin ve Delmark Hanesi hakkında konuşmaktan sıkılıp başka konulara geçtiler.
Sanki önlerindeki yemeğin bir sonraki tabağına geçmişlerdi.
İlgi tamamen dağıldığında Herdin sessizce salondan ayrıldı.
Ziyafet salonundan çıkan o boş bakışlı çocuğun görüntüsü Blair’in aklından çıkmadı.
Bu yüzden o da peşinden bahçeye çıktı.
Dışarı adımını atar atmaz keskin kış rüzgârı yanaklarını bıçak gibi kesti.
Gece ışıklarıyla hafifçe aydınlanan bahçe sessizdi.
Yaz mevsimi olsaydı ziyafetten kaçıp dışarı çıkan pek çok misafir olurdu. Fakat bu dondurucu soğukta ortalıkta kimse görünmüyordu.
Nereye gitti?
Blair etrafına bakınırken, çok uzak olmayan bir yerden acı dolu bir inleme duydu

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi