Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 24

Tiyatroda
Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 8 dk Kelime: 2.118


Blair’in onu loncada gördüğü zamandan farklı olarak, Mikhail bu kez ilk bakışta bile pahalı olduğu anlaşılan şık bir takım elbise içindeydi.
Üstelik loncada taktığını gördüğü yuvarlak gözlükler de üzerinde yoktu.
Belki de o gözlükler yüz hatlarını yumuşatıyordu; çünkü gözlüksüz hâli, Blair’in daha önce edindiği nazik izlenime kıyasla biraz daha keskin görünüyordu.
“Buraya gelirken herhangi bir zorluk yaşamadığınızı umarım.”
“Yaptığınız düzenlemeler sayesinde her şey sorunsuz geçti.”
Sessizce dışarı çıkmak istediğini şövalyelere kabul ettirmek biraz uğraştırmıştı. Ancak tiyatroya vardıktan sonra arka kapıdan içeri alınması ve bizzat müdür tarafından salona kadar eşlik edilmesi, işin geri kalanını kolaylaştırmıştı.
Bir gün mutlaka bir skandal çıkaracaktı, evet. Fakat bunun için henüz çok erkendi. Şimdilik biraz zahmete katlanmakta sakınca yoktu.
Mikhail elini uzattı. Hayatını bir prenses olarak geçirmiş olan Blair, onun nezaketle sunduğu kolu doğal bir tavırla kabul ederek yerine oturdu.
Mikhail kadehe şarap doldurup ona uzattı. Her hareketi, yıllardır seçkin konuklar ağırlayan birinin doğal rahatlığını yansıtıyordu.
“Teşekkür ederim.”
Blair kadehi aldıktan sonra hiç vakit kaybetmeden asıl konuya geçti.
“Peki... Krallıktaki malikânenin satın alınması tamamlandı mı?”
Tam şarabın özelliklerinden söz etmeye hazırlanan Mikhail, onun doğrudan işe girmesi karşısında hafifçe güldü.
“Ah... Bana soluklanacak fırsat bile tanımıyorsunuz. Biraz kırıldım doğrusu.”
Blair şaşkınca gözlerini kırpıştırdı.
Sonuçta onu görmek istemesinin sebebi zaten bu görevdi. Konuşacak başka ne olabilirdi ki?
Dudaklarında silinmeyen bir tebessümle Mikhail iç cebinden küçük bir madeni para çıkarıp ona uzattı.
“Öyleyse doğrudan konuya gelelim. Malikâne başarıyla satın alındı. Bunu Asenta’ya götürün ve üzerinde yazılı olan yere gidin. Tapuyu size orada teslim edecekler.”
Blair parayı alıp inceledi.
Bir yüzünde Klania dilinde bazı kelimeler yazıyordu. Prenses olarak aldığı eğitim sayesinde yabancı dillere aşinaydı ve yazıyı kolaylıkla okuyabildi.
Klania’nın Son Kadehi.
Muhtemelen mecazi bir anlam taşıyordu.
Mikhail ardından ona küçük bir ahşap plaka uzattı.
“Ve bu da talep ettiğiniz kimlik işareti.”
“Elinize sağlık. Ödemeyi yarın hizmetçim aracılığıyla loncaya göndereceğim.”
“Yardımcı olabildiysem ne mutlu bana.”
Mikhail hafif bir gülümsemeyle karşılık verdi.
O gülümsemeyi görünce Blair, sanki gözlük taktığı zamanki o yumuşak ifadeyi yeniden görebiliyordu.
Tam ona gözlüklerini sormayı düşünüyordu ki sahnenin önüne siyah bir perde indi.
“Görünüşe göre oyun başlamak üzere.”
Kısa bir bekleyişin ardından perde yeniden yükseldi ve oyuncular sahnede belirdi.
Çok geçmeden sahnenin bir köşesinde duran anlatıcı konuşmaya başladı ve oyun resmen başladı.
“Çok ama çok eski zamanlarda, bu dünyayı koruyan kutsal varlıklar vardı. İnsanlar onlara kutsal yaratıklar derdi.
Başka bir dünyadan gelmişlerdi ve sahip oldukları güç insanlardan da iblislerden de katbekat üstündü. Ancak onlar daha fazla güç peşinde koşmaz, zayıflara hükmetmeye çalışmazlardı. Bunun yerine kendilerini dünyanın dengesini ve huzurunu korumaya adarlardı.”
Bu, kutsal yaratıklarla ilgili bir hikâyeydi.
Blair’in çocukluğundan beri sayısız kez karşılaştığı türden bir hikâye.
Batı Kıtası’nda doğup büyüyen herkesin en az bir kez duymuş olduğu masallardan biri.
Evlendikten sonra Delmark Hanesi’nin yeni düşesi olarak ailenin tarihini incelerken de bu hikâyeye yeniden rastlamıştı.
Oyunun başkahramanı Helios, Delmark Hanesi’nin ilk düküne gücünü bahşeden kutsal yaratıktı.
Şimdi, yaşadığı onca şeyden sonra bu hikâyeyi yeniden izlemek ona farklı hissettiriyordu.
Blair’in oyuna dikkat kesildiğini fark eden Mikhail açıklama yaptı.
“Bu, son kutsal yaratık Helios ile onun insan sevgilisi şövalye Arwen’in hikâyesi. Oldukça ilginç bir oyun.”
Oyunun başlangıcı, diğer kutsal yaratıkların aksine insanlara karşı düşmanlık besleyen genç Helios’u ve şövalye Arwen sayesinde zamanla değişen kalbini anlatıyordu.
Arwen’in içten yaklaşımıyla yakınlaşan ikili, dostluk kuruyor ve birlikte bir yolculuğa çıkıyordu.
Sahnedeki görkemli manzaralara eşlik edercesine tiyatro salonunu epik bir müzik doldurdu.
Tam o sırada müziğin arasına başka bir ses karıştı.
Bir kadının ağlamasına benzeyen boğuk bir ses.
Blair şaşkınlıkla başını çevirdi.
Ses yan taraftaki odadan geliyordu.
Gözleri büyüyerek duvara baktı ve birkaç saniye sonra bunun ne olduğunu fark etti.
Bu ses... Yoksa...
Arkasından Mikhail’in sesi duyuldu.
“Bu tiyatro öyle bir yerdir.”
Sanki bu tür durumlara son derece alışkınmış gibi sakince şarabından bir yudum aldı.
“Gizli âşıklar buluşmalarını burada gerçekleştirirler. Bu yüzden Majestelerinin bana verdiği görev için de mükemmel bir mekândı. Oyunun savaş sahneleriyle dolu olmasının sebebi de budur.”
Sahne ne kadar gürültülü olursa, özel salonlardan gelen sesleri bastırmak o kadar kolay oluyordu.
Blair’in yüzü kıpkırmızı kesildi.
Utancından gözlerini bile kaldırıp ona bakamıyordu.
Fakat yüzündeki ifadeler hislerini fazlasıyla ele veriyordu.
Tanrım... İnsanlar nasıl böyle şeyler yapabiliyor?
Böylesine bir durum karşısında bu kadar sarsılan kişinin, boşanmak için ardı ardına skandallar çıkarmayı planlayan kadın olması oldukça ironikti.
Mikhail bu çelişkiyi nedense sevimli buldu.
Fakat kader onunla alay eder gibiydi.
Yan odadan gelen sesler giderek daha da belirginleşti.
Blair artık oyuna odaklanamıyor, bakışlarını sürekli başka yerlere kaçırıyordu.
Mikhail hafifçe gülerek konuyu değiştirdi.
“Boşandıktan sonra başka planlarınız var mı?”
“Bir iş kurmayı düşünüyorum. Fakat ne üzerine olacağına henüz karar vermedim.”
Aslında bu soruyu sadece dikkatini dağıtmak için sormuştu.
Fakat aldığı cevap onu gerçekten şaşırttı.
Hayatı boyunca hiçbir şeyin eksikliğini yaşamamış bir kadının kendi elleriyle iş kurmak istemesi ona tuhaf gelmişti.
“Başlangıç için yeterli sermayeniz var mı?
“Hazırlamak üzereyim. Bu noktada sizin yardımınıza ihtiyacım olacak.”
Blair’in prenseslik döneminden kalan mücevherleri ve değerli eşyalarının büyük kısmı çoktan Mikhail’e verdiği görevler uğruna harcanmıştı.
Bu yüzden para bulmak için başka bir yol düşünmüştü.
Elindeki tek avantajı kullanacaktı.
Geleceğe dair hatıralarını.
Yine de başkasının iş fikrini çalmak gibi bir niyeti yoktu.
Mucizevi şekilde geçmişe dönmüş olsa bile, bunu yalnızca kendi çıkarları için kullanmaması gerektiğini düşünüyordu.
Onun hedeflediği şey farklıydı.
Yanlış hatırlamıyorsam ağabeyimin mabeyincisi yakında birkaç tablo satın alacak.
Bir aile yemeğinde Ivan, mabeyincisinin değersiz görünen birkaç tabloya para harcadığından yakınmıştı.
Fakat iki yıl sonra o tabloların ressamı, nesiller boyunca sanatçıları desteklemesiyle ünlü Piache Markiliği’nin dikkatini çekmiş ve kısa sürede ün kazanmıştı.
Bununla birlikte tabloların değeri de katlanarak artmıştı.
İşte o zaman Ivan depoda unuttuğu tabloları çıkarıp sanat konusundaki keskin gözünü öve öve bitirememişti.
Blair’in planı ise basitti.
Normalde Ivan’ın elde edeceği kazancın küçük bir kısmını kendisine almak.
Hayatı boyunca elindekiler sürekli alınmıştı.
Bu kadarcığına hakkı olduğunu düşünüyordu.
Kâr etmesi iki yıl sürecek ama zaten Asiel’i doğurana kadar göz önünden uzak durmayı planlıyorum.
İş konuşması sona erdikten sonra bile Mikhail sohbeti ustalıkla sürdürdü ve Blair’in dikkatini sürekli yan odadan uzak tuttu.
Lonca ustası olarak yıllarca çeşitli ülkeleri dolaşmıştı.
Anlatacak ilginç hikâyeler konusunda sıkıntısı yoktu.
Blair’in gözleri, akşam boyunca hiç olmadığı kadar parlak bir şekilde parlıyordu.
Bir süre sonra yan odadan gelen sesler tamamen kesildi.
Bunun üzerine Mikhail sohbeti doğal bir şekilde sonlandırdı.
Onun sayesinde Blair, çocukluğundan beri ilk kez izlediği bu oyunun geri kalanının keyfini çıkarabildi.
Nihayet oyun sona erdi.
“İzninizle.”
Mikhail elini uzattı.
Blair elini ona vererek ayağa kalktı.
Fakat kapıya birkaç adım kala Mikhail durdu.
“Ne yazık ki size eşlik edişim burada sona eriyor. Henüz doğru zaman gelmedi.”
Blair birkaç saniye ona baktıktan sonra aniden sordu:
“Soylu musunuz?”
Blair’in hatırladığı gelecekte bile Mikhail’in gerçek kimliği hiçbir zaman ortaya çıkmamıştı.
Bu yüzden onu hep sıradan bir halk insanı sanmıştı.
Oysa karşısındaki adam, aristokrat görgü kurallarını kusursuz derecede biliyordu.
Beklenmedik soru karşısında Mikhail hafifçe gülümsedi.
“Eğer öyle görünüyorsam bunu iltifat kabul ederim.”
Soruyu ustalıkla geçiştirmişti.
Kaçamağı fark eden Blair de daha fazla üstelemedi.
Mikhail, elini nazikçe kaldırıp elinin üzerine hafif bir öpücük kondurdu.
Sonra bıraktı.
“Yakında yeniden görüşmek üzere, leydim.”

───

“Hoş geldiniz, leydim.”
Blair şehirdeki malikâneye döndüğünde Mason ve hizmetkârlardan oluşan bir sıra onu karşılamak için bekliyordu.
İçeri girer girmez sordu:
“Peki ya dük?”
“Ekselanslarının öğleden sonraki programı erken sona erdi. Kısa süre önce konağa döndüler.”
Herdin’in evde olduğunu duyduğu anda Blair’in yüreği sıkıştı.
Tiyatroda Mikhail’le arasında hiçbir şey yaşanmamıştı.
Üstelik Herdin’le olan evlilikleri de yalnızca göstermelik bir sözleşmeden ibaretti.
Ama yine de içini açıklayamadığı bir huzursuzluk kapladı.
Sanki gerçekten bir ilişki yaşamış ve eve dönmüş bir kadın gibi hissediyordu.
Oysa yaptığı her şey, Herdin’in istediği temiz boşanmayı ona verebilmek içindi.
Son günlerde yaptığı gibi, Herdin’le karşılaşmamayı umarak merdivenlerden yukarı çıktı.
Fakat bu kez kader onun tarafında değildi.
Herdin, yatak odasının kapısının önünde bekliyordu.
İki haftadan uzun süredir ortalarda görünmeyen kocası...
Soğuk gözlerle ona bakıyordu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi