Bölüm...
Drama,Fantasy,Historical,Josei,Novel,Romance,Tragedy

Bölüm 110

Yazar: Hanagasumi Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.812


“Bu hadise Shiokan Hanesi’nden bir şifacı yüzünden meydana geldiğine göre, yapabileceğimiz en az şeyin bu olduğunu düşünüyorum.”
Lucas’ın yüzü gölgelendi. Şu anda tecrit hücresine kapatılmış olan Tiuran’ı düşününce, içinde tarifsiz bir hüzün kabardı.
“Tiuran’ın nasıl bir ceza alacağını sanıyorsun?”
“Ekselansları güvenli bir şekilde uyandığına göre, sanırım cezası hapisle sınırlı kalacaktır.”
Daren bunu kayıtsız bir ses tonuyla söyledi.
“O kadın gerçekten büyük şans eseri kurtuldu. Büyük Düşes Hazretleri’nin durumu biraz daha ağır olsaydı, şimdi çoktan darağacına gönderilmiş olurdu.”
Lucas huzursuzca kaşlarını çattı.
Tiuran, on yılı aşkın süredir Shiokan Hanesi’ne sadakatle hizmet etmiş bir maiyetti. Daren’in onun ölümünden böylesine önemsiz bir şeymiş gibi söz etmesi, Lucas’ın içinde hafif bir öfke uyandırdı.
Bu, onun bünyesinin zayıflığı yüzünden meydana geldi. Gerçekten bu kadar ağır cezalandırılması mı gerekiyor?”
“Genç Efendi Lucas.”
Daren’in sesine uyarıcı bir ton karıştı.
Daren, içi gümüş sikkelerle dolu deri keseyi seyyar satıcının eline sanki değersiz bir şey atar gibi bıraktıktan sonra Lucas’ı salonun tenha bir köşesine sürükledi.
“Büyük Düşes Hazretleri’ne karşı kırgınlık beslediğinizin farkındayım. Fakat lütfen düşmanlığınızı bu kadar açık şekilde sergilemeyi bırakın.”
“Ben öyle bir şey yapmıyorum ki…”
“Öyle değil mi? Büyük Düşes Hazretleri’nin sağlığından çok sıradan bir şifacının durumuyla ilgileniyor görünmüyor musunuz?”
Sitemkâr bir ifadeyle konuştu.
“Kendisi İmparator Hazretleri’nin kızıdır ve Doğu Bölgesi’nin hanımefendisidir. Kanunlara göre yalnızca ona zarar vermiş olmak bile ölüm cezasını gerektirir. Şifacının cezasının ev hapsiyle sınırlandırılmış olması bile büyük bir merhamet göstergesidir.”
Lucas gözlerini Daren’in yüzüne dikti.
“Yani İkinci Prenses’i bu bölgenin hanımefendisi olarak kabul ediyor musun?”
“Benim kabul edip etmememin ne önemi var? Gerçek zaten bu.”
Daren geniş omuzlarını silkerek cevap verdi.
“Bu saatten sonra İmparator Hazretleri’nin uygun gördüğü evliliği bozacak değiliz, öyle değil mi? Hoşumuza gitse de gitmese de bunu kabullenmek zorundayız. Şu anda önemli olan, Doğu’nun birliğini güçlendirmek.”
Lucas, Daren’in ciddi bakışlarıyla karşılaşırken yüreğine ağır bir yük çöktü.
Varkas ile birlikte Doğu’nun çeşitli bölgelerini dolaşırken kendisi de bir gerçeğin farkına varmıştı.
Her bölgenin yerel liderleri kendi güçlerini sağlamlaştırmakla o kadar meşguldü ki asayişi ihmal etmişlerdi. Bunun sonucunda yağmacılar Doğu’nun dört bir yanında kol geziyordu.
Elbette yetenekli yöneticiler de vardı. Ancak onlar bile yeni Büyük Dük’e koşulsuz sadakat sunmak yerine temkinli bir mesafe korumayı tercih ediyor gibiydi.
Tıpkı Tyron’un uyardığı gibi, Doğu’daki düzen sessizce çöküyordu. Belki de Varkas gibi güçlü bir liderin ortaya çıkmış olmasını bir şans sayması gerekiyordu.
İstemeden de olsa bu sonuca varan Lucas, başkaldıran bakışlarını yere indirdi.
“Bunu biliyorum.”
Yine de uslu bir çocuk gibi muamele görmek istemediğinden, keskin bir sesle ekledi:
“Ağabeyim Doğulu soyluları hizaya sokarken benim de uslu durmam gerektiğini biliyorum.”
“Lütfen yalnızca bunu yapın.”
Daren’in sesi bir ayının homurtusunu andırıyordu.
Lucas geri adım atmadı. Dudaklarında alaycı bir tebessüm belirdi.
“Zaten yapıyorum. Şu kadından kaçınmak için kanalizasyon faresi gibi oradan oraya koşturduğunu görmüyor musun? Hatta ağabeyimin önünde bile başımı eğiyorum.”
Daren ikna olmamış görünüyordu. Kalın kaşlarını kaldırdı.
Kollarını göğsünde kavuşturup sırtını hafifçe öne eğdi ve Lucas’a tehditkâr bir bakış fırlattı.
“Bu yeterli değil. Resmî ortamlarda da Büyük Dük ve Büyük Düşes’e gereken saygıyı göstermelisiniz. Genç efendi böylesine kaba bir dil kullanmaya devam ederse, Doğu Bölgesi’ndeki disiplin—”
“Tamam, tamam. Anladım işte. Şimdi çeneni kapat da kurtulayım.”
Bıkkınlıktan bunalan Lucas aceleyle merdivenlere yöneldi.
Korkulukların üzerinden baktığında, Daren’in hâlâ ona sert sert baktığını görebiliyordu.
Onu kışkırtırcasına burnundan küçümseyici bir ses çıkardı ve koridorda hızla ilerledi. Ancak bir grup hizmetçiyi fark edince aniden durdu.
Büyük Düşes’in hizmetkârları, onlarca yemekle dolu tepsileri büyük bir dikkatle taşıyordu.
‘Tam bir kraliçe gibi davranıyor.’
Az önce dudaklarını küçümseyerek büken Lucas’ın kaşları çatıldı.
O kadına karşı neden böylesine güçlü bir düşmanlık beslediğini anlayamıyordu. Düşününce, sınırı ilk aşan kişi kendisi değil miydi?
Saçlarının arasından sinirle elini geçirdi.
Lucas, iğrenç bir şekilde davrandığının gayet farkındaydı.
Yine de onunla tartıştığı anı hatırladığında, suçluluk duygusundan önce mantıksız bir öfke yükseliyordu içinde. Belki de bunun sebebi, kadının ona baktığı o andı.
‘...Bana bir böceğe bakar gibi bakmıştı.’
Sanki dünyadaki en tiksindirici şeye bakıyormuş gibi olan o bakışla göz göze geldiği anda, hayatında hiç hissetmediği çirkin bir dürtüye kapılmıştı.
O kibirli kadını ezmek istiyordu.
Onu hüngür hüngür ağlatmak istiyordu.
Böylesine aşağılık bir arzu kanında kaynayıp taşmış, kendisini kontrol edemez hâle getirmişti.
Lucas o yoğun dürtüyü düşünürken midesi bulandı ve yüzünü çevirdi. O sırada korkunç bir gerçeğin farkına vardı: Ondan kaçınmasının tek sebebi Varkas’ın uyarısı değildi.
O kadına yaklaşırsa, kendi içinde sakladığı kirli bir yönle yüzleşmek zorunda kalacakmış gibi hissediyordu.
Ve o yönü asla görmek istemiyordu.
İçini ürperten bu önseziyi kovmaya çalışırcasına, loş koridordan hızla uzaklaştı.

───

“Bir kaşık daha.”
Talia, kendisine uzatılan kaşığı tutan adama iki başlı bir canavara bakar gibi baktı.
Yoksa kötü bir kâbus iblisi Varkas’ın bedenini ele geçirip onun kılığına mı bürünmüştü?
Talia’nın kendisine böylesine şüpheyle baktığının farkında olup olmadığı belli olmayan adam, her zamanki düz ve duygusuz sesiyle konuştu.
“Yemeyeceksen ne diye oyalanıyorsun?”
“...Yeter. Artık yemeyeceğim.”
“Bir kaşık daha.”
“Hayır dedim.”
Dudaklarının önünde vızıldayan bir sinek gibi dolaşan kaşıktan kaçmak için başını sertçe çevirdiği anda, Varkas boşta kalan eliyle çenesini kavradı.
Başı zorla kendisine çevrilince Talia’nın yanakları kızardı. Öfkeyle ona baktı.
Fakat Varkas’ın kılı bile kıpırdamadı.
“Bunu da yerseniz, ardından çok sevdiğiniz meyvelerden tatlı olarak vereceğim.”
“Bu saçmalık! Ne bunu yemek istiyorum ne de o meyveleri—”
İtiraz etmeye çalışırken açılan dudaklarının arasına kaşık giriverdi.
Talia’nın gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
Sanki bir an önce yutmasını istermiş gibi, Varkas kaşığı dilinin ucuna doğru bastırdı.
Sonunda Talia o lapa hâline gelmiş yiyeceği yutmak zorunda kaldı. Kaygan yulaf lapasının boğazından aşağı süzülüşü öylesine kötü hissettirdi ki yüzü tiksintiyle buruşturuldu.
Adama öldürecekmiş gibi baktı.
Ancak Varkas son derece rahat bir ifadeyle ayağa kalkıp kâseyi toplamaya başladı.
Bunu öylesine doğal bir şekilde yapıyordu ki Talia’nın aklına başka bir şüphe düştü.
Hayatı boyunca hizmet görmüş bir adamdı.Kraliyet ailesi dışında kimsenin önünde baş eğmemiş bir adam, nasıl olur da birine yemek yedirmekte bu kadar ustalaşabilirdi?
“Daha önce başka birine yemek yedirdiniz mi?”
Talia gözlerini kısıp aniden sordu.
Yemek kâselerini tepsiye yerleştirmekte olan Varkas omzunun üzerinden kayıtsız bir bakış attı.
Kısa süre sonra son derece doğal bir cevap verdi.
“Evet.”
Talia donup kaldı.
Fakat bir sonraki anda gözleri öfkeyle parladı. Az önce zorla yuttuğu her şeyin geri çıkacağını hissetti.
Buruşan yüzüne zoraki bir tebessüm kondurdu.
“Ne kadar talihsiz. Size bu kadar bağlı bir nişanlıyı terk edip sonunda benim gibi bir kadının başında bakıcılık yapmak zorunda kalmanız...”
Varkas tepsiyi kapının yanına bıraktıktan sonra kayıtsızca konuştu.
“Birinci Prenses Hazretleri, bu kadar ilgiye ihtiyaç duyan biri değildi.”
Ardından ekledi:
“Yemek yedirdiğim şey bir insan değildi; bir attı. Torq tayken, Ekselansları’ndan bile daha fazla bakıma ihtiyaç duyuyordu.”
Talia’nın yüzünde afallamış bir ifade belirdi.
Bu sözler karşısında rahatlaması mı, yoksa daha da öfkelenmesi mi gerektiğini kestiremiyordu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi