Bölüm 35
Cheng Shi gözlerini açtığında, çatı katında olmadığını fark etti.
Yüreği ağzına geldi ve aklından geçen ilk düşünce şu oldu: Yanılmış olabilir miyim? Yoksa Xu Lu başından beri doğruyu mu söylüyordu?
Ancak çevresinin farkına vardıkça—yıldızlı bir gökyüzünün ortasında süzülüyor, tüm evren ayaklarının altına seriliyordu—bu düşünceyi hızla kafasından atıp uzaklaştırdı.
Yanılmamıştı.
Bedeni gizemli bir güç tarafından nakledilmişti.
Bu gücü daha önceki sınavlarda diğer oyunculardan duymuştu. Söylenene göre, bir [Tanrı] takipçilerinden birini kayırdığında, insanların idrak edebileceği bir surette tecelli edebilir ve sınavın sonunda onu huzuruna çağırabilirdi.
“Hadi canım, bu gerçek miymiş?“
Cheng Shi’nin zihni inançsızlıkla çalkalandı. Diğer oyuncuların bu tür ilahi karşılaşmalardan bahsederken şaka yaptıklarını düşünmüştü her zaman.
Ancak şimdi, nefesini tutup tepesindeki göz kamaştırıcı yıldızları izlerken ve onların arasında kendi hamisini ararken, aniden tam önünde devasa, dehşet verici bir çift göz açıldı.
Bu bakışın saf şiddeti, ruhuna doğrudan çarpan bir tsunami gibi onu vurdu ve olduğu yerde felç etti.
İçinde galaksilerin girdaplar çizdiği, bir boşluk kadar kara olan bu gözlerin yanında Cheng Shi, sonsuz evrende süzülen alelade bir toz zerresi gibi hissetti kendini.
Güm—güm—güm.
Göğsü deliler gibi dövülüyordu.
Kalp atışlarının hızlandığını, yıldızların altındaki o boşluğun ritmiyle kısa sürede senkronize olduğunu hissedebiliyordu. Sadece birkaç nefeslik sürede, “insan“ olmaya dair tüm algısını yitirmeye başladı.
Sanki ruhu bedeninden ayrılıyordu.
Şok içinde aşağı bakan Cheng Shi, fiziksel formunun gerçekten de geride bırakıldığını gördü—bedeni hissiz ve ifadesiz bir şekilde orada asılı duruyordu. Bu esnada şimdiki formu—şeffaf ve ruhani—bir hayalet gibi süzülmekteydi.
Ancak o an, üzerindeki o ezici korku ve baskı dağılmaya başladı. Cheng Shi bilincinin kontrolünü yavaş yavaş yeniden kazandı.
Ve tam o anda, önündeki o sarmallarla ve dağınık yıldızlarla bezeli gözden, ebediyetten yankılanıyormuş gibi gelen soğuk, değişmez bir ses yükseldi.
“Cheng. Shi.“
Bu ses Cheng Shi’nin hayatında duyduğu hiçbir şeye benzemiyordu; sadece bunu işitmek bile sanki bir hiçliğin içinde emilip gidecekmiş gibi hissettiriyordu.
İçgüdüsel olarak titremek istedi. Aşağıya kaçamak bir bakış attı ve evet, bedeninin gerçekten de titrediğini gördü. Ancak mevcut ruhani durumunda korkuyu gerçekten hissedemiyordu. Bu yüzden usulca yanıtladı:
“Evet.“
Ama hemen ardından, bunun yeterli olmadığını sezdi. Hiç kimse [Tanrılar]’ın karşısında dikilip de sıradan bir insanın soğukkanlılığını koruyamazdı. En azından henüz yeterince güçlü olmayan Cheng Shi gibi biri bunu yapamazdı.
Bu yüzden, tam bir dalkavuk gibi hızla ekledi:
“Boşluğa övgüler olsun, Hamime övgüler olsun. Sizin tarafınızdan huzura çağrılmak benim için büyük bir lütuftur.“
Hayatta kalmak her şeyden önemliydi—bunda utanılacak bir şey yoktu.
Fakat şaşırtıcı bir şekilde, o devasa göz hafifçe yana kaydı ve alaycı bir kıkırtı koyuverdi.
“Aptal insan. Daha kendi hamini bile tanıyamıyorsun ama yine de övgüler düzmeye cüret ediyorsun.“
“!!!“
[Aldatma] değil miydi yani!
Cheng Shi’nin gözleri dehşetle açıldı, ancak zihni çılgınca yarışırken bakışları hemen kısıldı. Tereddütle sordu:
“[Zaman]?“
Göz, bu tanrının ismini duyar duymaz bir saatin akrep ve yelkovanı gibi bir anlığına döndü ve ardından daha soğuk bir tonla yanıtladı:
“Sahte bir isim zikrettiğin için seni ölüme mahkum ediyorum.“
Bu sözler söylenir söylenmez, Cheng Shi’nin ruhani formu anında boşluğun içinde un ufak oldu. Sanki hiç var olmamış gibiydi.
Fiziksel bedeni de toza dönüşerek kozmik rüzgarlarla sonsuz uçuruma doğru savruldu.
O devasa göz, sanki birinin kaderindeki bükülmeyi izliyormuş gibi bir kez daha sarmallar çizdi ve tatmin olmuş bir şekilde kapandı.
Sanki tüm bu olanlar hiç yaşanmamıştı.
Zaman geçti.
Belki bir asır, belki de sadece bir saniye. Zamanın kaotik akışında ne kadar sürdüğünü kestirmek imkansızdı. Ancak en nihayetinde, göz aynı konumda yeniden açıldı.
Bu sefer, gözün kenarları sanki eğleniyormuş gibi hafifçe yukarı doğru kıvrılmıştı.
“Aman tanrım, çok da gecikmemişim.“
Sarmallar ve yıldızlarla dolu göz kırpıştı ve her kırpışmada, Cheng Shi’nin bedeninin bir zamanlar bulunduğu yerde yeni parlak yıldız tozu kümeleri belirdi. Yıldız tozları görünmez bir gücün altında bir araya gelip kaynaşarak bir insan suretine büründü.
Ve yıldız tozundan var olan bu beden sonunda tamamlandığında... Yıldızların altında yeni baştan şekillenen bu “çamurdan figür“ gözlerini açtı.
“Hah— Hah—“
Cheng Shi nefes nefese kalmıştı, alnından terler süzülüyordu. Önündeki göze dik dik baktı, dişlerini sıktı ve boğazından tek bir kelime koparıp çıkardı:
“Siktir!“
Göz bir anlığına şaşırarak kırpıştı, ardından daha da büyük bir kahkaha patlattı.
“İnsan diline dair anlayışıma dayanarak söylüyorum, bu kelime sanki [Doğum]’un güçlerini paylaşmak istediğini mi ima ediyor?“
Göz, muzipçe dalga geçerek yavaş daireler çizdi:
“Yoksa beni [Yozlaşma]’nın şehvetli derinliklerine çekip, birtakım... ağza alınmayacak işlere—ah dur, ’tanrıya yakışmayacak’ işlere mi kalkışmak niyetindesin?“
Cheng Shi, bu sözleri idrak ederken yüzü ifadesizleşti ve az önce salıvermek üzere olduğu lanet okuma serisini yuttu.
Bu varlık her neyse, konuşma tontonu ve davranışları kesinlikle az öncekiyle aynı değildi. Zihni hızla parçaları birleştirdi. Bakışları kararırken kısık bir sesle sordu:
“Kendi takipçinin başka bir [Tanrı] tarafından öldürülmesini arkana yaslanıp izledin. Hamim olarak sormak zorundayım—vaat ettiğin o koruma neredeydi?“
Göz bir ileri bir geri hareket etti, yeniden güldü.
“Demek kim olduğumu çözdün. Ama sana bir konuda düzeltme yapmama izin ver. Ben senin öldürülüşünü izlemedim. Buraya gözlerim kapalı geldim.“
“?“
Cheng Shi kalakaldı.
Görünüşe göre, kendi yüzsüzlüğünün bir sebebi vardı. “İmam yellenirse cemaat sıçar“ lafı hiç bu kadar cuk oturmamıştı.
Ama...!!! Şu an konumuz bile bu değildi!!!
Cheng Shi ağlasa mı gülse mi bilemedi. Yine de, en azından tek bir şeyi kesinleştirmişti. Karşısındaki varlık ona yanıt vermiş, kendisini onun hamisi olarak kabul etmişti.
[Aldatma].
Ve “ilahi huzura çağrı“ denilen şey, hayal ettiği kadar ciddi ve görkemli değildi. Az önce yaşanan o şey sayılmazdı tabii.
“O halde, kafası karışmış takipçine az önce ne olduğunu anlatabilir misin? O diğer [Tanrı]... kimdi?“
“İnsanlarla bu kadar çabuk mu samimi olursun?“
“?“
Cheng Shi her zamanki haline bürünerek tersledi:
“Sosyal anksiyetem var benim. İnsanlarla aram iyi değildir.“
“Duygularını anlayabiliyorum. O halde sırf seni kurtardım ve tesadüfen senin haminim diye mi bu kadar... Nasıl derler siz insanlar... Bu kadar pervasız davranıyorsun?“
Cheng Shi başını iki yana sallayarak [Hile]’nin bu değerlendirmesini reddetti.
“Bununla hiçbir alakası yok.“
“?“
“Çünkü sen bir insan değilsin.“
“Hahaha!“
Yıldızlı gecede neşeli bir kahkaha yankılandı. Sarmallar ve yıldızlarla dolu göz kontrolsüzce seğirdi, o kadar şiddetli gülüyordu ki göz kırpma ritmini bile koruyamadı; eğlencesinden ötürü bükülüp yamuldu.
[Tanrı], nadide ve kıymetli bir eseri inceliyormuş gibi, tamamen eğlenmiş bir halde Cheng Shi’ye baktı.
“Beni bu kadar memnun eden ikinci eserimsin.“
Cheng Shi, sakin ifadesini koruyarak kaşını kaldırdı, ancak “eser“ kelimesi içini huzursuz etmeye yetmişti.
“Peki o ilk şanslı kişi kimdi?“
“’Zhen Xin’ adında büyüleyici bir genç kız. Sizin tabirinizle, kendisi benim [Seçilmiş Kişim].“
Cheng Shi’nin gözbebekleri küçüldü. [Tanrılar] kendi [Seçilmiş Kişiler]’ini biliyorlardı. Elbette, [Tanrılar]’ın her şeyi bilmesi gerekirdi. Ancak bir [Tanrı]’nın, oyunculardan sanki birer ticari malmış gibi—hem de yüzüne karşı—bahsetmesini duymak Cheng Shi’yi... rahatsız etmişti.
“Oh? Sadece alelade bir oyuncu muamelesi görmek seni biraz öfkelendirmiş gibi?“
Cheng Shi’nin o şakacı tavrı uçup gitti. Omuz silkti ve tam dayaklık bir tonda konuşarak meydan okurca mırıldandı:
“Buna izin yok mu? Kusura bakma, elimde değil.“
“Öfke, yalnızca insanın kendini aldatma biçimidir. Bir varlık ne kadar kırılgansa, acizliğini öfkeyle gizlemeye o kadar çok çabalar.“
Göz, Cheng Shi’nin zihninden geçenleri tartarak yumuşakça güldü:
“O [Tanrı]’dan intikam almak istiyor musun?“
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.