MANGA-TR
Bölüm 150
Bölüm...
Action,Adventure,Fantasy,Romance

Bölüm 150

Avcı Grubu
Yazar: Raban Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.443

Bölüm 150 – Avcı Grubu
Çeviri: Raban
 
Kızıl Kule… Bunca zamandır peşini bırakmayan, kaçamadığı o tekinsiz gölge. Labirent’in merkezinde yükselen, hatta belki de Labirent’in bizzat kaynağı olan o devasa kule… Ta uzaklardan bile insanın yüreğine uğursuz bir korku salıyordu.
 
Cassie’nin kehanetinin son kısmında bahsettiği o kule.
 
Tabii ya… o lanet Geçit, o lanet kuleden başka nerede olacaktı ki!
 
Sunny derin bir of çekti.
 
Bu hiç hoşuna gitmemişti ama o kadar şaşırdığı da söylenemezdi. Ne de olsa Eğitmen Rock onları uyarmıştı: Rüya Diyarı’nda insanların yaşadığı bir Hisar bulamazlarsa yada insanlardan uzak bir bölgeye düşerlerse Geçit’i, bölgenin en belirgin yapısının içinde ya da çevresinde aramalılardı.
 
Kızıl Kule, gökle yeri birbirine bağlayan bir sütun gibi bütün Unutulmuş Kıyı’nın üzerinde yükseliyordu. O lanet kuleden daha dikkat çekici bir yapı hayal etmek zordu. Cassie kuleden ilk defa bahsettiği o günden beri içten içe bir gün o ürkütücü yapıya girmek zorunda kalacağından şüphelenmişti.
 
Parlak Şato’da bir Geçit olmadığı ortaya çıkınca bu şüphesi daha da güçlenmişti.
 
Ama bir dakika… Eğitmen Rock’ın söylediği başka bir şey daha vardı.
 
‘Muhafızlarını yenmek için birlikte hareket edin… aynen böyle söylemişti, değil mi? Peki o halde Kızıl Kule’yi koruyan şey acaba ne?’
 
Nephis’e bakıp kasvetli bir sesle sordu:
 
“Kule’nin içinde ne var? Hoşumuza gidecek bir şey olmadığı belli. Yoksa bin küsür Uyuyan, oraya gitmek yerine vahşi canavarlarla dolu bir şehirde yaşamayı seçmezdi.”
 
Değişen Yıldız yavaşça başını salladı. Yüzündeki donuk ifade değişmemişti, bakışlarını başka tarafa çevirdi.
 
“Düşmüş bir Dehşet.”
 
Sunny’nin kalbi durdu…
 
…yada duracak gibi oldu.
 
Düşmüş Dehşet mi dedi o… İnsanların adından bile korktuğu Zalimlerden bir sınıf üstün olan, altı kudretli ruh çekirdeğiyle, aklının almayacağı büyüklükteki gücüyle korkunç bir Kâbus Yaratığı…
 
Gerçekten de bin küsür Uyuyanı Karanlık Şehir’de tutmaya fazlasıyla yeterdi.
 
“Yani oraya gitmek düpedüz intihar.”
 
Ne kadar Uyuyan bir araya gelirse gelsin, Düşmüş bir Dehşet’i yenmeyi hayal edemezdi. Böyle bir karşılaşmadan sağ çıkma ihtimalleri dahi yoktu; zafer kazanmaları ise söz konusu bile olamazdı. Bunun yanıında, Gunlaug’ın yok edilemez zırhını delmek işten bile değildi.
 
İmkânsızdı...
 
Sunny acı acı güldü. Ne büyük bir ironiydi! Bu cehenneme hapsolmak yetmezmiş gibi, özgürlüğe açılan yolu her gün seyretmek zorundaydılar. Üstelik ona asla ulaşamayacaklarını bile bile…
 
Bu gerçekten de zalimce bir işkenceydi. Hatta Sunny’ye kalırsa burası cehennemden bir çukurdu.
 
Alacakaranlık Kulesi’ni neden kimsenin sevmediğini şimdi daha iyi anlıyordu. Orada yaşamak insanı delirtirdi.
 
Gerçekten de burada sonsuza dek hapsolmuşlardı.
 
Nephis iç çekti.
 
“Parlak Şato’nun ilk hükümdarı, Labirent’ten çıkış yolunu bulmak için büyük bir keşif seferi düzenlemiş. Hiçbiri geri dönememiş. İkinci hükümdar, yani kadim hisarı ele geçiren ilk gruptan hayatta kalan son kişi ise doğrudan Geçit’e ulaşmayı denemiş. Onunla gidenlerden de kimse dönmemiş, hepsi ölmüş. Bir daha da kimse buradan çıkmayı denememiş.”
 
Üçü de uzun süre konuşmadı. Üzerlerine ağır ve kasvetli bir hava çökmüştü. Unutulmuş Kıyı’daki bu küçük insan yerleşiminde kısada olsa bir zaman geçirip yeterince bilgi topladıktan sonra artık gerçekliği inkâr edemezlerdi.
 
Effie’nin onlara anlattığı her şey doğruydu.
 
Ömürlerinin geri kalanını burada geçireceklerdi…
 
Tabii uzun yaşayacakları şüpheliydi.
 
Sunny iç çekip Değişen Yıldız’a baktı.
 
“Peki… planımız ne?”
 
Nephis pencereden dışarı, harabeye dönmüş şehrin manzarasına baktı. Sunny, gelecekleri üzerine çoktan uzun uzun düşündüğünden emindi. Tek umudu, vardığı sonucun çok da delice bir şey olmamasıydı.
 
Bir süre sonra Nephis konuştu:
 
“Bir avcı grubu kuracağız.”
 
…Eh, korktuğu kadar kötü değildi.
 
Bağımsız avcılara dönüşmeleri uzun ve tehlikeli bir süreç olacaktı ama en azından yapılabilirdi. Akıllıca davranıp dikkatli olmaları yeterliydi.
 
Sunny başının arkasını kaşıdı.
 
“Karanlık Şehir’e hiçbir şey bilmeden girmek çok tehlikeli olur.”
 
Nephis omuz silkip ona döndü.
 
“Haklısın. Bize bir Yol Bulucu lazım.”
 
Tecrübeli biri, onlara işin inceliklerini öğretebilecek biri… Bu hem hazırlık sürecini hızlandırır hem de avlanmayı daha güvenli hale getirirdi.
 
Mantıklıydı.
 
“Aklında biri mi var?”
 
Nephis başını salladı.
 
“Aslına bakarsan evet. Yanına sonra gideriz. Önce sen bana…”
 
Gözlerinde yoğun bir parıltı belirdi.
 
“…Şatoda öğrendiğin her şeyi bütün ayrıntılarıyla anlat. Her ismi, her Yönelimi… Öğrenebildiğin bütün Yetenekleri ve Kusurları. İnsanların kime kin beslediğini, neyin peşinde olduklarını, gizli amaçlarını, her ne biliyorsan benim de öğrenmem gerekiyor. Hiçbir şeyi atlama.”
 
Sunny gülümsedi.
 
“Sorun değil, anlatırım. Ama baştan söyleyeyim, bu epey zaman alacak. Vaktimi etrafı didikleyerek geçirdim, biliyorsun.”
 
Sunny, Yönelimini kazandığı günden beri ilk kez yapmayı istediği şeyi gerçekten yapabilmişti: Casus olmak; onlar gibi gizlice hareket etmek, kimseye çaktırmadan, herhangi bir tehlikeye girmeden sinsice bilgi toplamak.
 
Aylarca süren kanlı savaşların ve doğrudan doğruya mücadele ettiği, çatıştığı o zor günlerin ardından bunu yapmak tuhaf bir biçimde tatmin ediciydi.
 
Değişen Yıldız başını salladı.
 
“Acelemiz yok.”
 
 
***
 
 
Birkaç saat sonra Sunny, dallanıp budaklanan uzun raporunun sonuna yaklaşıyordu. Artık konuşmaktan sesi kısılmıştı.
 
“…aslında dış yerleşimden gelen avcı Jubei’nin, başka bir insanı canavarlara yem etmekle suçladığı Yol Bulucu’nun ta kendisi. Tam bir g*t. İnanılmaz derecede tehlikeli bir savaşçı, işinde de çok iyi ama olay özel hayatına gelince… herif kumarbazın teki; en arsızından, hiç iflah olmaz. Elindeki bütün Ruh Parçacıklarını Aiko’nun kumarhanesinde harcıyor, iş borç ödemeye gelince de reddediyor. İtiraz edeni de dövüyor.”
 
Bir an durup nefeslendi ve öfkeyle devam etti:
 
“Bazıları bütün meselenin, güçlü bir canavarı avlayıp kumar borcunun bir kısmını kapatmak istemesi yüzünden çıktığını söylüyor. Yavşak herif.”
 
Sunny bir süre düşündü, ardından ensesini ovaladı.
 
“Şey… Sanırım anlatacaklarım aşağı yukarı bu kadar. Elbette öğrenmeyi başaramadığım daha bir sürü şey var.”
 
Nephis derin düşüncelere dalmış, Sunny’nin önüne yığdığı bilgi dağını sindirmeye çalışıyordu. Yüzü soğuk ve mesafeliydi.
 
Arkadaşından tepki gelmeyeceğini anlayan Cassie, Sunny’nin omzunu sıvazlayıp gülümsedi.
 
“Çok iyi iş çıkardın, Sunny! Gerçekten inanılmazsın.”
 
Sunny gözlerini kırpıştırdı. Biraz utanarak bakışlarını başka tarafa çevirdi.
 
“Biliyorum… yani şey… Zaten hatırlarsan yönelimim de asıl bu işe yarıyor. Açıkçası bütün bu canavar öldürme olayları falan, yeteneklerim hep heba oluyor.”
 
‘Aslında… bir köşeye sinip bütün işi gölgeme yaptırsam ne güzel oluırdu.’
 
Gölge başını hafifçe çevirip ona tehditkâr bir bakış attı.
 
Belli ki hoşuna gitmemişti.
 
Sunny’nin keyfi yerine gelince gülümseyerek Nephis’e döndü.
 
“Peki… Grubumuza katmak istediğin şu Yol Bulucu kim? Dış yerleşimde çok fazla tecrübeli avcı yok zaten, değil mi? Üstelik eminim hepsinin kendi avcı grubu vardır. Birini bize katılmaya nasıl ikna edeceğiz?”
 
Değişen Yıldız bir an duraksadı. Ardından tuhaf derecede gergin bir sesle konuştu:
 
“Evet. İşini bilen herkesin kendi grubu var… biri hariç. Ama onu ikna etmek kolay olmayacak.”
 
İç çekip ekledi:
 
“Aslında onu zaten tanıyorsun. Effie.”

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi