Bölüm 66
Herdin, yatağın yanındaki sandalyeye oturmuş, sessizce Blair’i izliyordu.
Blair derin bir uykuya dalmıştı; üzerinde gezinen bakışların farkında bile değildi. Her ne görüyorsa, ince dudakları belli belirsiz kıpırdıyor, zaman zaman da uykusunda hafifçe dönüyordu.
Her hareket edişinde battaniye biraz daha aşağı kayıyor, solgun omzunu ve oradan zarifçe uzanan ince boynunu ortaya çıkarıyordu.
Boynunda, Herdin’in bir gece önce bıraktığı kızıl izler hâlâ bütün açıklığıyla duruyordu.
Herdin’in bakışları derinleşti.
Bir önceki gece zihninde yeniden canlandı.
Onu kendinden geçiren teninin kokusu...
Birbirine değen yumuşacık bedenleri...
Adını fısıldayan sesi...
Ve kendisine bakan o gözler...
Bütün gece ona doymamış gibi, o anın anıları zihninden geçer geçmez karnının derinliklerinden yeniden yakıcı bir sıcaklık yükseldi.
Kendi uyuyan karısına karşı bile böyle arzu duyan bir deliymiş gibi hisseden Herdin, kendisiyle alay edercesine hafifçe güldü ve bakışlarını başka yöne çevirdi.
Tam o sırada komodinin üzerinde duran bir kitap gözüne ilişti.
Bir coğrafya kitabıydı.
Yalnızca Ardel çevresindeki ülkeleri değil, doğu kıtasını ve denizin ötesindeki ada devletlerini de anlatan kapsamlı bir eserdi.
Kitabı görür görmez Herdin’in bakışları soğudu.
Elini uzatıp kitabı açacakken yumuşak bir ses duyuldu.
“...Herdin?“
Ne zaman uyandığını fark etmediği Blair, gözlerini açmış, ona bakıyordu.
Hâlâ uykunun ağırlığını taşıyan gözlerini ovuşturarak sordu:
“Bugün sarayda meclis toplantın olduğunu söylememiş miydin?“
“Biraz vaktim var.“
Herdin eline aldığı kitabı tekrar yerine bıraktı, ardından yatağa çıktı.
Sanki bunun devamı son derece doğal bir şeymiş gibi eğilip Blair’in savunmasız dudaklarını öptü.
Blair’in nefesi bir anda düzensizleşti; dişlerinin arasından belli belirsiz, titrek bir inleme döküldü.
Aynı anda Herdin’in eli battaniyenin altına süzüldü ve usulca bedeninde dolaşmaya başladı.
Bu, onlar için artık yabancı olmayan bir sabahtı.
İlk kez yaşanmıyordu.
Fakat Herdin yarı doğrulmuş bedenini tamamen onun üzerine eğip üstüne çıkmaya hazırlanırken, henüz tam anlamıyla ayılmamış olan Blair sessizce onun elinden sıyrıldı ve battaniyeyi sıkıca üzerine çekti.
Herdin hiçbir şey sormadı.
Sadece ona baktı.
Blair içine kapanır gibi kıvrıldı, gözlerini ondan kaçırarak dile getirilmeyen soruya cevap verdi.
“Şey... Kendimi pek iyi hissetmiyorum.“
Herdin avucunu onun alnına koydu.
Neyse ki ateşi yoktu.
Fakat zaten narin bir bünyeye sahip olan Blair’in böyle hissetmesi de şaşırtıcı değildi.
Herdin doğrulup battaniyeyi tekrar omuzlarına kadar örttü.
“Hekimi çağıracağım.“
“Hayır... Buna gerek yok. O kadar kötü değilim.“
Blair’in kararlı reddi üzerine Herdin bir süre yüzünün rengini dikkatle inceledi, sonra daha fazla ısrar etmedi.
“Eğer daha da kötü hissedersen hemen haber ver.“
“...Veririm.“
“Öyleyse ben gidiyorum.“
Herdin onun görüş alanından çekildi.
Kısa süre sonra kapı açılıp kapandı.
Oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Blair, az önce yaşananları düşünmeye başladı.
Tam da bu zamanlar değil miydi...
Herdin’in ondan uzaklaşmaya başladığı dönem.
Önceki yaşamında kiraz çiçeklerinin böyle birer birer döküldüğü günlerde Herdin yavaş yavaş ondan uzaklaşmıştı.
Ama bu kez...
Şimdiye kadar bunun en küçük bir belirtisi bile yoktu.
Başlangıçta gerçeği ortaya çıkarmak için ona yakın davranan adam...
Neden birdenbire fikrini değiştirmişti?
Sebebini Blair de bilmiyordu.
“Acaba İmparatoriçe Sarayı’ndaki yangının ardındaki gerçeği araştırmasına yardım etmeyi kabul ettiğim için mi gelecek değişti?“
Herdin’in ona sıcak davranması elbette güzeldi.
Fakat gelecek gerçekten değişmişse, bu da beraberinde başka bir sorunu getiriyordu.
Asiel’e hamile kaldığı dönem...
Herdin’in ondan uzaklaşmaya başlamasından epey sonraydı.
Bir süre boyunca eve neredeyse uğramamış, sonunda yağmurlu bir gecede keskin alkol kokusuyla geri dönmüştü.
Normalde herkesten fazla içebilen adam, o gece tamamen başka bir hâlde görünüyordu.
Tam o sırada Blair odasından çıkıp kütüphaneye gitmek üzereydi.
Koridorda karşılaşmışlardı.
Herdin onu odasına kadar götürmüş ve ardından geceyi onunla geçirmişti.
Asiel işte o tamamen beklenmedik gecede dünyaya gelmeye başlamıştı.
Bu yüzden Blair, Asiel’in hangi geceye ait olduğunu en ince ayrıntısına kadar hatırlıyordu.
Blair, son zamanlarda her geceyi onunla bu şekilde geçirmeye devam ederse, doğum kontrol ilacını ne zaman bırakması gerektiğini hesaplamanın zorlaşacağını düşündü.
İlacı bırakır bırakmaz etkisinin tamamen ortadan kalkmayacağını da biliyordu.
“Bir süreliğine ondan uzak durmak için bir bahane mi bulmalıyım?“
Bir süre bunu düşündü, sonra başını iki yana sallayıp düşüncelerini bir kenara bıraktı.
Doğrulup yatağın yanındaki zil ipini çekti.
Her şeyden önce güne başlaması gerekiyordu.
Gitmesi gereken bir yer vardı.
Blair yataktan indi, geceliğini üzerine geçirdi ve çekmecenin başına yürüdü.
Çekmecenin içinde, birkaç gün önce Mikhail’in gönderdiği not duruyordu.
[Saat 13.00. Vermont Sokağı.]
Herdin, boşanma sebebi olarak bir skandal kullanılmasından pek hoşnut görünmüyordu.
Ama Blair’in aklına gelen başka gerçekçi bir yöntem de yoktu.
Şimdilik bununla yetinmek zorundaydı.
Tam o sırada kapı çalındı.
Gelen muhtemelen Lina ya da Meli’ydi; yüzünü yıkaması için su getirmiş olmalıydılar.
Blair, Mikhail’in notunu yeniden çekmeceye koydu ve kapıya döndü.
“Gelin.“
~~~
Başkentin merkez meydanından iki sokak içeride, öğle vakti bile bomboş kalan ıssız bir cadde uzanıyordu.
Kumar...
Uyuşturucu...
Yasa dışı tefecilik...
Aklınıza gelebilecek her türlü kirli iş burada dönüyordu.
Parlak ışığın ardında en koyu karanlığın saklanması gibi...
Böyle işlerin döndüğü bir yer için geceler hareketli, gündüzler ise sessiz geçerdi.
Elbette gündüzleri de dükkânlar açık tutulurdu.
Ama bu daha çok göstermelikti.
İçeri giren çıkan neredeyse olmazdı.
Bugün de her zamanki gibi loncanın kapısını açık bırakıp kestiren adam, kapının üzerindeki zil çalınca irkilerek uyandı.
“Hoş geldiniz...“
Fakat içeri giren müşteriyi görür görmez gözlerindeki canlılık yeniden söndü.
Gündüz vakti gelen kişi, cübbesinin kapüşonuyla yüzünün yarısını gizlemişti.
Yine de ince yapısından ve seçilebilen yüz hatlarından onun bir kadın olduğu belliydi.
Az önce müşteri geldi diye duyduğu heyecan bir anda yok oldu.
Genç kadınların getirdiği işler çoğunlukla uğraşmaya bile değmeyecek can sıkıcı meseleler olurdu.
“Kocamı takip edin, beni aldatıyor.“
“Bana kanıt bulun.“
“O kadının kim olduğunu öğrenin.“
Hep buna benzer işler...
Üstelik çoğu zaman paranın kontrolü erkeklerde olduğu için kadınların ödeyebileceği ücret de sınırlı olurdu.
Üç beş kuruşluk bir iş uğruna, bir de insanların aile meselelerine bulaşma riski...
Karşısındaki kadın da pek zengin görünmüyordu.
Yine aynı türden bir müşteri olduğunu düşünen adam, canı sıkılmış bir ifadeyle kulağını kaşıdı.
“Ne yaptırmak istiyorsun?“
“Birini gözetim altına almanızı istiyorum. Ücret konusunda endişelenmenize gerek yok.“
Kadın tek kelime daha etmeden ağır bir kese bırakıp tezgâhın üzerine koydu.
İçi altın dolu bir keseydi.
Az önce birkaç bakır para ya da değersiz birkaç ziynet eşyası bekleyen adamın gözleri neredeyse yuvalarından fırlayacaktı.
“Bu, gözetleme masraflarıyla peşinatı kapsıyor. Her somut bilgi getirdiğinizde bunun üzerine daha fazlasını ekleyeceğim.“
Adam, işin karşılığında teklif edilen paranın büyüklüğü karşısında yutkundu.
Yine de şüphesini gizleyemedi.
“Bundan fazlasını da gerçekten ödeyebilir misin?“
Kadın tek kelime etmeden cübbesinin içinden bir şey çıkarıp ona gösterdi.
“Bu yeterli olur mu?“
“Bu... bu da ne...“
Adam, uzatılan şeyi görünce gözlerini iyice açtı.
Üzerinde ilahi simge bulunan bir rozetti.
Yalnızca tanrılar tarafından seçilmiş, kutsal güç taşıyan rahiplere verilen bir nişan...
Bir rahibe olduğuna göre kimliği tapınakta kayıtlıydı.
Üstelik rahipler her ay hatırı sayılır bir maaş alırlardı.
Demek ki ödemeyi yapabilecek güce sahipti.
“Kimi takip edeceğiz?“
Adamın sesi artık son derece saygılıydı.
Kapüşonun altında kalan kadının kırmızı dudakları kısa bir an tereddüt etti.
Sonra herkesin tanıdığı bir isim söyledi.
“Şu anki Delmark Düşesi... Blair Delmark. Kimlerle görüştüğünü ve nereye gittiğini öğrenmek istiyorum.“
Adam fark ettirmeden bir kez daha yutkundu.
Bu kez ağır olan yalnızca para değil, hedefin ismiydi.
“Her hafta uğrayacağım. Raporlarınızı o zaman teslim edersiniz.“
İsteğini ileten kadın arkasını dönüp loncadan çıktı.
Kapıda bekleyen kiralık faytona biner binmez araç hareket etti.
Ancak o zaman cübbesinin kapüşonunu geriye itti.
İçinden göz kamaştıran gümüş rengi saçlar döküldü.
Miela, artık meydana ulaşmış olan faytonun penceresinden dışarı baktı.
Güneş yumuşaktı.
Rüzgâr sakince esiyordu.
Sanki tanrıların kendisi onu koruyup kolluyordu.
Her şey yolunda gidecekti.
Buna emindi.
“İnsan denen varlık ne kadar kusursuz görünürse görünsün, biraz kurcalandığında mutlaka bir açık verir. Ben de bunu kullanacağım... Dük’ü bu sefil evlilikten kurtaracak bir şey mutlaka bulacağım.“
Tam umut dolu düşüncelere kapılmışken fayton aniden durdu.
Ön taraftan başka bir fayton geçiyordu.
Miela, durmuş faytonun içinden dışarıyı seyrederken bakışları yanlarına yaklaşan diğer faytona kaydı.
Ve orada hiç beklemediği birini gördü.
“...Düşes?“
Kadın başını yanında oturan biriyle konuşmak için çevirmişti.
Bu yüzden yüzünü tam seçemiyordu.
Ama o siluet...
Kesinlikle Blair’di.
Yanındaki kişi ise Herdin değildi.
Tanımadığı bir adamdı.
Olağanüstü yakışıklı sayılabilecek bu yabancı, yüzünde gülümsemeyle Blair’le sohbet ediyordu.
Miela, karşısındaki beklenmedik manzaradan gözlerini alamadı.
Tam o sırada Blair’e bakan adam da onun bakışlarını fark etti.
Yeşil gözleri bir anda buz gibi kesildi.
Adamın bakışlarındaki değişimi hisseden Blair dönüp Miela’nın bulunduğu tarafa bakmak üzereyken, adam uzanıp faytonun perdesini kapattı.
Bir sonraki anda durmuş olan fayton yeniden hareket ederek uzaklaştı.
Gözlerini boşluğa dikmiş hâlde uzaklaşan arabayı izleyen Miela, sonunda fark etti.
Bu, eline geçen fırsattı.
Mikhail ile Blair’in birlikte vardıkları yer, başkentin dışındaki ormanlık alana gizlenmiş küçük bir villaydı.
“Duyduğuma göre bazı soylular, ’iş için gidiyoruz’ bahanesiyle böyle yerler kiralayıp gizli buluşmalarını burada gerçekleştirirmiş.“
Meraklı gözlerle villayı inceleyen Blair’e kısa bir açıklama yapan Mikhail, ardından faytondan ilk inen kişi oldu ve elini uzatarak onun da aşağı inmesine yardım etti.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.