Bölüm...
Drama, Fantasy, Historical, Isekai, Josei, Novel, Romance

Bölüm 71

Yazar: Hanagasumi Grup: Bağımsız Okuma süresi: 8 dk Kelime: 2.010


Küçük Blair, oturduğu yerden boynunu olabildiğince uzatarak Esmeralda’nın bulunduğu tarafa baktı.
Az önce Esmeralda’nın döşeme tahtalarından birini kaldırıp altına bir şey gömdüğünü görmüştü.
“Yerin altına ne sakladınız?“
“...Her şeyi gördün mü?“
“Yoksa... bir hazine avı mı?“
Blair’in, büyük bir ciddiyetle kısa bir süre düşündükten sonra verdiği bu cevap üzerine Esmeralda kahkahasını tutamadı.
“Evet... öyle de sayılır. Benim için çok değerli bir şey.“
“Nedir o?“
“Bir sır. Hem de çok önemli bir sır.“
Esmeralda işaret parmağını dudaklarına götürüp sessiz olmasını işaret etti.
“O hâlde... az önce gördüğün şeyi sır olarak saklayabilir misin?“
“Sır mı?“
“Evet. Bunu ne annene, ne babana, ne de ağabeyine söyleyeceksin. Elbette başka hiç kimseye de. Nedimelerime ya da hizmetçilere bile.“
“Yani bunu sadece ben mi biliyorum?“
“Aynen öyle. Sadece sen biliyorsun, Blair. Herdin bile bilmiyor.“
Esmeralda’nın sözleri üzerine Blair’in gözleri parladı.
Birisiyle sır paylaşmak, o kişiyle daha da yakınlaşmak demekti.
Demek ki Esmeralda için o kadar özel biriydi.
“Bana söz verir misin?“
“Elbette! Ben sır saklamayı çok iyi bilirim. Anna’nın sırrını da Karen’ın sırrını da kimseye söylemedim.“
Blair’in kendinden son derece emin bir ifadeyle bunu söyleyişini tarifsiz derecede sevimli bulan Esmeralda elini uzattı.
Ne demek istediğini anlayan Blair de serçe parmağını onun serçe parmağına doladı.
“Söz!“
“Evet. Söz.“
Başparmaklarını birbirine bastırarak sözlerini mühürledikten sonra Blair elini geri çekince, Esmeralda hafifçe gülümsedi ve onun saçlarını okşadı.
Dokunuşu tarifsiz bir şefkat taşıyordu.
O yumuşak elin altında usulca oturan Blair’in ağırlaşan göz kapakları, kendi iradesi dışında yavaşça kapandı.
Uykuya dalışını izleyen o sıcak bakışlar, kapanan göz kapaklarının ardında bir anlığına titreşir gibi oldu... sonra her şey karanlığa gömüldü.
“Haah...!“
Blair, düzensiz nefesler alarak aniden uyandı.
Dışarısı hâlâ karanlıktı; şafak söktü denilemeyecek kadar erkendi.
Titreyen gözlerle kendi ellerine baktı.
Esmeralda’nın kendisine dokunan eli... ona bakan o sıcak gözler... o şefkatli dokunuş...
Hepsi hâlâ dün yaşanmış kadar canlıydı.
Bunu nasıl olur da hatırlamadan yaşayabildim?
Üstelik bu, yangın gününe ait bir anı bile değildi; buna rağmen yıllarca zihninden tamamen silinmişti.
Yıllardır unutulmuş bir hatıranın birdenbire geri dönmesi...
Muhtemelen bunun nedeni hipnozdu. Bunu tetiklemiş olabilecek başka hiçbir şey yoktu.
Sebebi ne olursa olsun, geri dönen bu anının anlamı yalnızca bir taneydi.
İmparatoriçe, İmparatoriçe Sarayı’nda geride bir şey bırakmış.
Elbette bu yalnızca onun kıymet verdiği bir eşya ya da kötü günler için sakladığı bir birikim de olabilirdi.
Ama Blair’in içinde tuhaf bir his vardı.
İmparatoriçe Sarayı’nın döşemesinin altında, o gün çıkan yangınla bağlantılı son derece önemli bir şeyin saklı olduğuna dair açıklayamadığı bir sezgi...
Bunu destekleyen tek bir kanıtı bile yoktu.
Sadece içgüdüsel bir histi.
Ne olursa olsun, İmparatoriçe’nin bıraktığı şeyi bulmalıyım.
Esmeralda’nın kullandığı İmparatoriçe Sarayı, yangından sonra tamamen terk edilmişti.
Onun ardından İmparatoriçe olan Katrina, “uğursuz“ diyerek o sarayı kullanmayı reddetmişti. Sarayın yeni bir sahibi de olmadığından, onarılması için acil bir gerekçe bulunmamıştı.
Yani şimdi oraya giderse, Esmeralda’nın geride bıraktığı şeyi bulabilirdi.
Ama gündüz gidersem annem mutlaka öğrenir.
Blair bir süre karanlık pencereye baktı. Ardından kararlı gözlerle yatağından kalktı.
Güneş doğmadan hemen önceki bu saatlerde Katrina hâlâ uyuyor olacaktı.
Elindeki tek fırsat buydu.
                                    ~~~
Şafağın solgun gri ışıkları ufku yeni yeni aydınlatmaya başladığında, Blair’i taşıyan Delmark Dükalığı’nın arabası imparatorluk sarayının önünde durdu.
Kapıda nöbet tutan muhafızlar esneyip uykularını dağıtmaya çalışırken onu görünce şaşkınlıkla irkildiler.
“Bu saatte sizi buraya getiren nedir, Düşes Hazretleri?“
“Annemle acilen görüşmem gerekiyor.“
Muhafızlar bu kadar erken saatte neyin bu kadar acil olabileceğini merak ettiler; fakat annesini görmek isteyen bir kızı geri çevirecek sebepleri yoktu.
Araba hızla sarayın kapılarından geçti.
Ancak yöneldiği yer İmparatoriçe Ana’nın sarayı değil, yıllardır terk edilmiş İmparatoriçe Sarayı’ydı.
Arabadan inen Blair, arabacıya beklemesini söyledikten sonra girişte tek başına durdu.
Tam on yıldır ayağını basmadığı İmparatoriçe Sarayı...
On yıldır kaçıp durduğu anılarla, ne kadar silik olurlarsa olsunlar, artık yüzleşme vakti gelmişti.
Kapıya uzun süre baktı.
Sonunda kararını vermiş gibi kapalı kapıyı itti ve içeri girdi.
Gıcııırt...
Yangından sonra yıllarca kaderine terk edilen binanın içinde, is izleri hâlâ her yere sinmişti.
Blair, çocukluk anılarının silik izlerini takip ederek Esmeralda’nın yatak odasına çıkan merdivenleri tırmanmaya başladı.
Basamakları birer birer çıkarken, geçmişteki küçük Blair neşeyle yanından koşarak geçti ve merdivenleri ondan önce çıktı.
Onun hafif ve sekerek ilerleyen adımlarını takip eden Blair, çok iyi bildiği koridora ulaştı.
Ancak hafızasındaki huzurlu koridorun yerini şimdi, siyaha dönmüş yanık izleriyle kaplı kasvetli bir manzara almıştı.
Küçük Blair, şafağın gri ışıkları koridora dolarken bir süre yürüdü; sonra bir kapının önünde durdu ve bir sonraki anda kapının içinden geçerek gözden kayboldu.
Aynı anda onu takip eden yetişkin Blair’in adımları da durdu.
Burası...
Esmeralda’nın odasıydı.
Kapıyı açıp içeri girdiğinde karşılaştığı manzara, hafızasındaki düzenli ve huzurlu odadan tamamen farklıydı.
Odadaki her şey...
Yer yer kömür karasına dönmüş hâliyle, sanki yangının çıktığı günde donup kalmıştı.
Zaman yalnızca Blair için akmaya devam etmiş gibiydi.
Bu düşünce ona tarif edemediği tuhaf bir his verdi.
Bir süre sessizce etrafı seyrettikten sonra saraya gelmeden önce gördüğü rüyayı hatırladı ve Esmeralda’nın yatağına doğru yürüdü.
Tam buralarda olmalı.
Rüyasında yattığı yere bakılırsa Esmeralda bir şeyi tam bu civara gömmüştü.
Ayağının topuğuyla zemini hafifçe yokladı.
Mermer döşemelerin arasında, diğerlerinden farklı ses veren bir taş vardı.
Parmaklarını taşın kenarlarında gezdirince, yanındaki taşlarla arasındaki boşluğun diğerlerinden biraz daha geniş olduğunu fark etti.
Bir manivela sokulabilecek kadar...
Blair odada kullanabileceği bir eşya aramaya başladı.
Bulabildiği her şeyi denedi.
Bir tarak...
Bir ayna...
Bir şamdan...
Hepsini tek tek aralığa sokmayı denedi.
Sonunda taşı yerinden kaldırmayı başardı.
Altında kilitli demir bir kutu vardı.
“Gerçekten... buradaymış.“
Kimsenin bulmadan, hatırladığı gibi olduğu yerde durduğunu görünce önce rahatladı.
Ancak hemen ardından yeni bir sorunla karşılaştı.
Kutuyu açacak anahtarın nerede olduğunu bilmiyordu.
Anahtarı nereye saklamış olabilir?
Blair kendini Esmeralda’nın yerine koyarak düşündü.
Esmeralda, kutunun varlığını yalnızca Blair’in bildiğini söylemişti.
Bu durumda anahtarı hizmetçilerin tesadüfen bulabileceği bir yere koymuş olamazdı.
Muhtemelen kimsenin kolay kolay uzanamayacağı...
Hizmetçilerin temizlik bile yapmadığı gizli bir yere...
Yanık izleriyle kaplı odayı dikkatle incelerken rüyadaki bir sahne yeniden aklına geldi.
Benim uyandığımı fark eder etmez yanıma gelmişti. Ama saçımı okşadığı elinde hiçbir şey yoktu.
Yatakla koltuk arasındaki bir yerde anahtarı saklamıştı.
Yoksa...
Bir an düşündü.
Sonra aklına bir fikir geldi.
Yatağın altına uzanıp karyolanın alt kısmını eliyle yokladı.
Anahtar yerde olsaydı, temizlik yapan hizmetçiler onu kısa sürede bulurdu.
Ama karyolanın altına sabitlenmiş olsaydı...
Yetişkin birinin göz hizasından görünmezdi.
Ancak özellikle eliyle yoklayan biri fark edebilirdi.
Parmaklarını dikkatle gezdirirken, tahmin ettiği gibi sert bir şeye dokundu.
Onu yerinden söktü.
Bir anahtar...
Blair derin ama sakin bir nefes aldı.
Anahtarı demir kutunun kilidine yerleştirdi.
İlk başta biraz sertti.
Fakat biraz kuvvet uygulayınca mekanizmaya tam oturdu.
Anahtar döndü.
Kutu açıldı.
İçinde...
Belgeler vardı.
Blair onları dikkatlice dışarı çıkardı.
Ortalık henüz tam aydınlanmadığı için yazıları seçemiyordu.
Fakat en üstteki sayfadaki belirgin desen hemen gözüne çarptı.
Bir büyü çemberi...?
Altında Esmeralda’nın tanıdık el yazısıyla tek satır bulunuyordu.
“Kutsal yaratıkla uzun zaman önce kopmuş sözleşmenin ikinci şartını yeniden bağlayabilecek bir kara büyü türü olduğu söyleniyor. Acaba...“
Yazıları daha iyi okuyabilmek için sayfayı şafak ışığına doğru kaldırdığı sırada, uzaktan hafif bir çan sesi duyuldu.
Saat altıyı haber veren çandı.
Şafak sökmek üzere.
Sabah olduğunda buraya geldiği haberi mutlaka Katrina’nın kulağına gidecekti.
Oyalanacak vakti yoktu.
Üstelik bunlar, ailesinin kutsal yaratıkla yaptığı sözleşmeyle ilgiliyse...
Herdin bu konuda ondan çok daha fazla bilgi sahibiydi.
Blair burada işini bitirip dük malikânesine dönmeye karar verdi.
Kutuyu bulunduğu yerden çıkaramazdı.
Bu yüzden kapağını tekrar kapattı; yalnızca anahtarı ve içindeki belgeleri yanına aldı.
Odadan ayrılmadan önce ise son kez dönüp harabeye dönüşmüş odaya baktı.
İçinde küçük de olsa bir umut vardı.
Belki yangının yaşandığı yere gelirsem başka anılarım da geri döner diye düşünmüştü.
Ama sonunda başka hiçbir şey hatırlayamadı.
Bu oda hâlâ onun için yalnızca geçmişe duyduğu özlemi hatırlatan bir yerdi.
Esmeralda’nın geride bıraktığı izlere sessizce bakarken kendi kendine söz verdi.
Bu kez kaçmayacağım, Majesteleri.
Ardından arkasını dönüp İmparatoriçe Sarayı’ndan çıktı ve arabaya bindi.
Bu akıl almaz saatte peşinden gelmek zorunda kalan arabacı, uyuklarken irkilerek uyandı ve hemen dizginleri çekti.
Araba hızla imparatorluk sarayından uzaklaştı.
Blair belgeleri yeniden açtı.
İkinci sayfayı okumaya çalıştıysa da, arabanın şiddetli sarsıntısı yüzünden harfleri seçemedi.
Sonunda okumaktan vazgeçip düşüncelere daldı.
Esmeralda neden kutsal yaratıkla yapılan sözleşmenin ikinci şartını araştırıyordu?
Ve bu belgeleri neden gizlice saklamıştı?
Blair’in bildiği kadarıyla Delmark ailesinin kutsal yaratıkla yaptığı sözleşmeyle o günkü yangın arasında doğrudan bir bağlantı yoktu.
Belki de bu belgelerin yangınla ilgili olduğuna dair içindeki his tamamen yanlıştı.
Yine de önce bunları Herdin’e göstermeliyim.
Tam belgeleri yeniden toparlarken...
GÜÜM!
Arabayı şiddetle sarsan korkunç bir çarpışmayla Blair’in bedeni sertçe yan duvara savruldu.
Nefes almasını bile engelleyen dayanılmaz acının içinde Blair bilincini kaybetti.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi