Yukarı Çık




9.7   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   9.9 

           
Metni okumayı bitirdikten sonra, Başkan rahat bir nefes verdi.

“Görünüşe göre bu sefer başkanlık sansürüne gerek kalmamış.“

“...Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz?“

Edebiyat Kulübü’ndeki üçüncü yılında, Başkan bile Tsukinoki-senpai tarafından yavaş yavaş bozulmuş gibi görünüyordu.

“Peki, Tsuwabuki Festivali hazırlıkları nasıl gidiyor? Büyük gün yarından sonraki gün.“ diye sordu Başkan, endişeli görünerek.

“Satılık fırınlanmış ürünler bu akşama hazır olacak ve mekanı kurmak için daha koca bir yarın var, o yüzden iyi olmalıyız. Ondan sonra, geriye sadece araştırma sergisi metnini beklemek kalıyor.“

Rahat bir tavırla cevap verdim ama içimde endişeden boğuluyordum.

Aynen öyle. En kritik kısım, sergi metni, hala bitmedi.

“Komari-chan sergi metniyle boğuşuyor gibi görünüyor, ha?“

“Ona defalarca yardım edeceğimi söyledim ama o sadece endişelenmememi, yarına kadar bitireceğini söyledi.“

Geriye kalan son görev, metni bir sergi posteri kartonuna geçirmek.

Yarın o kısımla ilgilenmek için üst sınıflardan yardım almamız gerekecek.

Kulüp dergisinin basımı yarıyı geçmişti. Basılan kağıtları ikiye katlıyorduk.

Bu sefer yaptığımız dergi, sadece zımbalanmış basit bir kopya kitapçıktı.

Sessizce kağıt katlarken, duyularımı etrafıma yönelttim.

Basım odasında sadece Başkan ve ben vardık. Dışarıda kimseye dair bir iz yoktu.

“...Başkan. Bu haftaki <Tendochi>’yi izlediniz, değil mi?“

<-Tendochi->, yani <-Doğal mı Hesaplanmış mı: Hangisini Seçiyorsun?->’un kısaltması. Doğal bir aptal kız ile hesapçı bir kızın ana karakter için savaştığı bir okul romantik komedi animesi.

Son bölümde popüler karakter Miku-chan’ın fazla uyuyup sütyenini takmayı unutması... keyifli ama utanç verici bir komedi bölümüydü.

“Miku-chan’ın çok etkileyici bir vücudu var. Ve yine de, o kadar acele etmesine rağmen sütyen takmayı unuttu. Bu gerçekçi bir şekilde olabilecek bir şey mi?“

Başkan kağıt katlamayı bıraktı.

“Senin üst sınıfın olarak, sana açıkça söyleyeceğim, Nukumizu.“

Ağır bir duraklama verdikten sonra, Başkan ciddi bir şekilde konuştu.

“O kadar yükü taşıyan bir kız sütyenini kesinlikle unutmaz.“

Neredeyse sandalyemden fırlayacaktım.

“Başka bir deyişle, Miku-chan’ın okula kasten sütyen takmadan geldiğini mi söylüyorsunuz Başkan?“

Başkan sessizce başını salladı.

Ana kadın kahramanlardan biri düşmüştü. Eğer Miku-chan’ın hesapçı bir kız olduğu ortaya çıkarsa, bu, 2. Bölüm’deki hamam sürprizi, 5. Bölüm’deki camın ardından itiraf sahnesi- her şeyin en başından beri hesaplandığı anlamına geliyordu.

“Ama... ama ben... Miku-chan’ın masumiyetine sonuna kadar inanacağım... Hayır, ona gerçekten inanıyorum!“

Belki de samimi duygularım ona ulaşmıştı. Başkan olgun bir tavırla gülümsedi.

“Evet. Nukumizu, sen inandığın yoldan şaşma. Ben zaten Alice Takımı’ndayım, hani şu düz göğüslü olan.“

“Başkan...!“

Aramızda sıcak bir anlayış rüzgarı esti. Sözsüz bakışlarla birbirimizi onaylarken, basım odasının kapısı aniden büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı.

“İkiniz de buradasınız demek!“

İçeri dalan kişi Tsukinoki-senpai’ydi. Başkan aceleyle ayağa kalktı.

“Hayır, bekle Koto! Az önceki sütyen muhabbetinin seninle bir ilgisi yoktu—“

“Neden bahsediyorsun ya sen?! Mesele Komari-chan! Başı dertte!“

Başkan’ın omuzlarından tutan Tsukinoki-senpai onu sertçe sarstı.

“Şey, Komari’ye bir şey mi oldu?“

Senpai dibime kadar girdi ve ifadesi çaresizdi.

“Komari-chan’ın sınıfta bayıldığını duydum! İkiniz bir şey biliyor musunuz?“

...Bir dakika, Komari bayılmış mı?

“Senpai, lütfen sakin olun. Eğer okulda bir yerde bayıldıysa—“

Telefonumu çıkardım ve tam tahmin ettiğim gibi bir mesaj gelmişti. Kulüp danışmanımız Konuki-sensei’dendi.

“Konuki-sensei’den bir mesaj var. Komari’nin revirde olduğunu söylüyor.“

“Revir mi! Gidiyorum!“

Tsukinoki-senpai odadan fırlamak için hamle yaptı ama Başkan kolunu yakaladı.

“Bekle, senin bugün telafi derslerin yok mu? Eğer ekersen, gerçekten sınıfta kalacaksın.“

“Umrumda değil! Komari-chan’ın yanında olmam lazım—“

“Koto!“

Başkan, Tsukinoki-senpai’yi kendine doğru çevirdi ve iki omzundan sıkıca tuttu.

“Sakinleş. Sen böyle oradan oraya koştururken sınıfta kalırsan, Komari-chan buna hiç sevinmez.“

“Ama... ama eğer olması gerektiği gibi yanında olsaydım...“

Gözyaşları dökülmek üzereyken Tsukinoki-senpai başını eğdi. Başkan nazikçe elini onun başının üzerine koydu.

“Alt sınıflarına biraz daha güven.“

“...Tamam.“

Tsukinoki-senpai itaatkar bir şekilde başını salladı. Başkan sonra ciddi bir ifadeyle bana baktı.

“Nukumizu, önce sen gidip Komari-chan’ı kontrol et. Biz daha sonra geleceğiz.“

“Ha, gitmem sorun olmaz mı?“

Diye sordum, kararsızca. Başkan bana kararlı bir şekilde kafa salladı.

“Elbette. Sana güveniyorum, Başkan Yardımcısı.“

*


Revirin kapısını açtığımda, telefonu kulağına bastırmış olan Konuki-sensei ile göz göze geldim. Telefonu laboratuvar önlüğünün cebine geri koydu ve eliyle yanına gelmemi işaret etti.

“Hoş geldin. Sevimli şövalyemiz de teşrif etti.“

“Sensei, Komari iyi mi—“

Konuki-sensei parmağını dudaklarına götürdü.

“Prenses uyuyor. Sesini alçalt.“

“Şey, Komari’ye ne oldu?“

Konuki-sensei perdelerle çevrili yatağa doğru bir göz attı.

“Aşırı çalışma ve uykusuzluktan dolayı. Yani o iyi, herhangi bir yaralanması yok.“

“...Anlıyorum.“

Rahatlamış bir halde, üzerimdeki gerginliğin akıp gitmesine izin verdim ve bir sandalyeye çöktüm. Sırf uykusuzluktan olduğu için her şey yolunda diyemiyorum. Ama ciddi bir şey olmaması... Sadece bu bile sevinilecek bir durumdu.

Ben Başkan’a mesaj atarken, Konuki-sensei bir ara gelip tam önümde durdu. Her zaman çok yakınıma giriyor...

“Komari-san’ın neden bu kadar uykusuz kaldığını biliyor musun, Nukumizu-kun?“

“Festival hazırlıkları yüzünden uyumuyordu. Sanırım yorgunluk iyice birikti.“

“Anlıyorum, gençlik ha.“

Konuki-sensei hemen yanıma bir sandalye çekip oturdu.

Çok yakın.

“Sizin yaşlarınızda olup biten çok şey var, değil mi? Sınırlarını ne kadar zorlayabileceğini görme isteği... Ben de o yollardan geçtim. Nukumizu-kun, o hikayeyi duymak ister misin?“

“Ah, hayır, gerek yok.“

Gerçekten, ben iyiyim. Lütfen sormamı umuyormuşsun gibi o yüz ifadesini takınma.

İlgi göstermeyeceğimi anlayınca, Konuki-sensei hafif bir hayal kırıklığıyla bacak bacak üstüne attı.

“Her zaman çok soğuksun, Nukumizu-kun. Ama bence bir şeye her şeyini vermek harika bir şey.“

“Şu meşhur gençlik anıları için mi?“

Kendi sözlerim ağzımdan niyetlendiğimden daha sert çıktı ve çıkar çıkmaz pişman oldum. Konuki-sensei nazik bir gülümsemeyle karşılık verdi.

“Evet, sadece anılar. Ne eksik, ne fazla. Ama onlar sadece şu an var edebileceğin türden anılar.“

Nostaljik bir tavırla, Konuki-sensei gözlerini tavana dikti. Bakışlarını takip ettiğimde orada bir leke gördüm.

“Ben de bu okulda pek çok güzel anı bıraktım.“

“...Bıraktınız mı?“

“Öyle. Anıları bir yerlerde bırakırsın ve sadece ara sıra kendine onlara karşı nostalji hissetme izni verirsin. Bu kadarı yeterlidir.“

Tam o sırada, aniden ciddi bir ifadeyle ayağa kalktı. Komari, yatak perdesinin boşluğundan dışarı bakıyordu.

“Komari-san, uyandın mı? Biraz daha dinlenmelisin.“

“K-Küçük k-kız kardeşimi k-kreşten almam l-lazım...“

Dengesiz bir adım atan Komari neredeyse sendeledi. Konuki-sensei hemen onu tutmak için yanına koştu.

“İyi misin? Nukumizu-kun, hemen bir sandalye getir.“

Onun bu sözleri üzerine aceleyle bir tabure kapıp yanlarına getirdim.

Sensei, Komari’nin nazikçe koltuğa oturmasına yardım etti. ...O bir şey söyleyene kadar bacaklarım kımıldamamıştı bile. Bu durum kendimi zavallı hissettirdi.

“Sensei, Komari’nin ailesinden gelip onu almalarını isteyemez miyiz?“

“İş yerindeler ve onlara ulaşamadım. Yine de bir mesaj bıraktım.“

Sensei öne eğildi ve yakından Komari’nin yüzüne baktı.

“Küçük kız kardeşinin kreşini senin için ben ararım. Hangisi olduğunu bana söyleyebilir misin?“

“K-Küçük erkek k-kardeşim de e-evde yalnız. O y-yüzden, her hâlükârda e-eve gitmem l-lazım...“

Komari bir şekilde ayağa kalkmayı başardı ama bacakları titriyordu. Konuki-sensei ona destek olarak nazikçe sırtını sıvazladı.

“Anladım. Seni arabamla eve ben bırakacağım. Ayrıca gidip küçük kız kardeşini de senin yerine ben alırım.“

En mantıklı plan buydu. Eğer okul hemşiresi işin başındaysa endişelenecek bir şey yoktu.

“Nukumizu-kun, Komari-san’ın evinin nerede olduğunu biliyor musun?“

“Ha? Şey, evet.“

...Yoksa olay düşündüğüm yere mi gidiyordu? Konuki-sensei, sanki kalbimin içini görüyormuş gibi başını salladı.

“O zaman sen de bizimle geliyorsun.“

*

Tsuwabuki Lisesi’nden arabayla yaklaşık 15 dakika sürdü. Komari’nin evi, eski bir yerleşim bölgesinin köşesine sıkışmıştı.

Birbirine benzeyen tek katlı evlerin arasında “Komari“ yazılı isimliği bulduk ve zile bastık.

Bir süre beklememize rağmen cevap alamayınca, Komari’nin çantasındaki anahtarı kullanarak sürgülü ön kapıyı açtık ve içeriye göz attık.

“Merhaba...?“

Komari’nin ailesi evde olmamalıydı ama evin içinden gelen kesin bir mevcudiyet vardı.

Doğru ya, küçük bir erkek kardeşinden bahsetmişti. Temkinli bir şekilde içeriye adım attım.

Tık. Bir anahtarın açılma sesiyle birlikte girişin ışığı yandı.

“...Kimsin?“

Orada duran, muhtemelen ilkokul çağlarının başında olan küçük bir çocuktu.

“Şey, ben ablanla aynı okuldan—“

“Abla!“

Çocuk, giriş koridoru boyunca çoraplarıyla fırladı ve yanımdan süzülüp geçti. Başımı çevirdiğimde, Konuki-sensei’nin Komari’yi adeta taşıyarak arabadan inmesine yardım ettiğini gördüm. Çocuk hemen yanlarına koştu ve diğer taraftan destek vererek Komari’nin gövdesini tuttu.

“Aferin sana. Komari-san, kendi başına yürüyebilecek misin?“

Gözleri hâlâ kapalı olan Komari, hafifçe başını salladı. Bir yanında çocuk, diğer yanında Konuki-sensei ile desteklenen Komari, eve doğru ilerledi. Şey... tam olarak ne yapmam gerekiyor ki benim...?

Ben orada öylece donup kalmışken, çocuk bana sanki aptal bir çocuğa bakıyormuş gibi bir bakış fırlattı.

“Biraz yoldan çekilir misiniz bayım?“

Ah, doğru ya. Girişte dikilerek yolu kapatıyordum. Hemen kenara çekildim.

*

...Olaylar nasıl bu noktaya geldi?

Oturma odasından sürgülü bir fusuma kapısıyla ayrılan bir çocuk odasında önümdeki tatamilerin üzerinde düzgünce oturuyordum; Komari ise yatağında, hafifçe nefes alarak uyuyordu.

Ç/N=(Fusuma: Karton ve kâğıt tabakasıyla kaplı kafes benzeri ahşap çerçeveden oluşan dikey dikdörtgen kapıdır. Genellikle geleneksel Japon tarzı odaları ayırmada kullanılmaktadır.)

Konuki-sensei ve Komari’nin erkek kardeşi Susumu-kun, küçük kız kardeşi kreşten almaya gitmişlerdi; evde sadece Komari ve ben yalnız kalmıştık.

Konuki-sensei’nin ona giydirdiği pijamalar yıldız desenli ve pembeydi. O hafif, çocuksu görünüş içimde huzursuz bir şeyler uyandırdı.

Sessiz odada sadece duvar saatinin yumuşak tiktakları duyuluyordu.

Tam gitmeden hemen önce, sensei kulağıma bir şey fısıldamıştı:

“—Nukumizu-kun. Ne yaparsan yap, gözünü Komari-san’dan ayırma.“

“Ha? Ama uyuyor ya. Sadece dinlenmesine izin vermek daha iyi olmaz mı?“

“Bir okul hemşiresi olarak, burada içgüdülerime güveneceğim. Onu yakından izle, tamam mı?“

Nedense, parmağının ucunu yavaşça göğsümün üzerinde gezdirdi.

“Şey, ıı, sensei—“

“Komari-san’ın tek bir nefesi, tek bir kalp atışı bile gözünden kaçmasın, tamam mı...?“

...Fısıltısı ve nefesi kulağımın dibinde asılı kalmıştı.

İçimdeki o belirsiz huzursuzluk hissini silkelemeye çalışarak odaya göz gezdirdim.

6 tatami büyüklüğünde bir odaydı. İki çalışma masası ve bir kitaplık alanı tamamen doldurmuştu.

Sözlüklerin dizili olduğu masa muhtemelen Komari’nindi. 

Ayağa kalkıp masaya yaklaştığımda, üst üste yığılmış bir kitap yığını ve fotokopi kütlesi gördüm.

Bunlar Tsuwabuki Festivali’ndeki sergi için araştırma materyalleri olmalıydı. Her yerlerine yapışkanlı notlar yapıştırılmıştı.

İşaretli bölümlerden birini açtığımda, vurgulanmış pasajların yanında el yazısıyla alınmış notlar buldum.

Ayrıca açık bırakılmış bir defter de vardı; içinde yapı taslağına benzeyen bir akış şeması görünüyordu. Bir bakışta, genel ana hatların zaten halledildiği anlaşılıyordu. Ama bunu asıl metne dönüştürmek devasa bir görev olacaktı…

Başımı kaldırdığımda, duvara iğnelenmiş ders programının yanındaki bir fotoğraf dikkatimi çekti.

Bu yazdan, Edebiyat Kulübü’nün plaja gittiği zamandandı. Mayoları içinde neşeyle gülümseyen Yanami ve Yakishio’nun yanında Komari, kapüşonlu hırkasının içinde açıkça memnuniyetsiz bir ifadeyle duruyordu.

Masasının etrafındaki o sade ve yalın alanın ortasında, bu tek fotoğraf ışıl ışıl parlıyordu.

Başkalarından gelen yardımı inatla reddeden Komari gibi biri için, o tek bir fotoğraf çok önemli olmalıydı—

Tam o sırada, arkamda bir futonun yumuşak hışırtısını duydum.

Çok mu sıcak gelmişti?

Komari kollarını battaniyenin altından dışarı uzattı; pijamasının kollarından küçük parmakları göründü ve bir süre kıpırdandı, sonra tekrar düzenli bir şekilde nefes almaya başladı.

...Kaju’nunkiyle neredeyse aynı boyda, minyon bir vücut. Pijamasının kolunu sanki teselli ararmış gibi sımsıkı tutuşu, onu tıpkı bir çocuk gibi gösteriyordu.

Yine de, o küçük kafasının içi vahşi fanteziler ve hikayelerle doluydu.

Şu anda bile, belki de o rüyasının içinde, kötü kalpli bir soylu hanımefendi modern bilgilerini kullanarak güce yükseliyordu. Ya da belki de—

“Nuku...mizu...“

...Ha? Nukumizu mu? Bir dakika, az önce uykusunda benim adımı mı söyledi? Ben paniklerken, Komari rahat bir tavırla öbür tarafa döndü.

“S-Seni aptal... O bir karnabahar...“

Nasıl bir rüya görüyordu ki?

Görünüşe göre boşuna endişelenmiştim. Komari’nin sırıtan, saf uyuyan yüzünü görünce tüm gerginliğimin akıp gittiğini hissettim.

Duvar saatine göz attığımda, sensei ve Komari’nin küçük kardeşinin kreşe gitmek için evden çıkalı yaklaşık 30 dakika olduğunu gördüm.

Yakın olduğunu söylemişlerdi, yani her an dönebilirlerdi. Hayır, bu noktada çoktan evde olmaları bile tuhaf olmazdı.

Aniden üzerimde bir bakış hissedip arkamdaki sürgülü kapıya döndüm.

“...Sensei, ne yapıyorsunuz?“

Sürgülü kapının aralığından bakan kişi Konuki-sensei’nin yüzüydü. Hemen altında ise Komari’nin küçük kardeşi Susumu-kun’un küçük yüzü onunkiyle yan yana dizilmişti.

“Utanmana gerek yok. Hadi, devam et.“

“Devam edecek bir şey yok. Küçük bir çocuk izliyor, biliyorsunuz değil mi?“

“Haklısın. Düşüncesizlik ettim.“

Konuki-sensei avucunu nazikçe Susumu-kun’un gözlerinin üzerine koydu.

Sorun tam olarak bu değildi sensei...

Çocuk odasından çıkıp oturma odasına geçtim ve sürgülü kapıyı arkamdan kapattım.

“Sadece siz istediğiniz için ona göz kulak oluyordum, sensei.“

“Ara? Ama ortam çok hoştu, öyle değil mi? Değil mi Susumu-kun?“

Sensei’nin dizine oturan Susumu-kun merakla bana baktı.

“Sen ablamın erkek arkadaşı mısın?“

“Ha? Hayır, değilim.“

“O zaman arkadaşı mısın?“

“Şey, yani, sadece aynı kulüpteyiz—“

Pırıl pırıl gözleri bana dikilmişti, refleks olarak bakışlarımı kaçırdım.

“...Evet. Onun arkadaşıyım.“

Susumu-kun’un yüzü anında aydınlandı.

“Hina! Bak, ablamın arkadaşı gelmiş! Korkunç biri değil!“

...Hina mı? Başımı çevirdiğimde, girişle bağlantılı koridordan içeri süzülen küçük bir kız gördüm. 

Sanki Komari’nin minyatür bir versiyonu gibiydi. Uzaktan beni süzdü, sonra hızlıca küçük bir selam verip oradan kaçtı.

Vay canına. Bu kadar sevimli bir yaratık da kim böyle?

“Ara~, Nukumizu-kun. Görünüşe göre Hina-chan senden hoşlandı.“

“Bildiğin benden korkup kaçtı.“

Susumu-kun, Hina-chan’ın arkasından koşarak odadan çıktı.

“Ah, bu arada, Komari-san’ın annesiyle iletişime geçtik. İşten erken ayrılıyormuş, şu an eve geliyormuş.“

Bu büyük bir rahatlama. Annesinin burada olması, benim etrafta dolanmamdan çok daha iyi.

Vücudumdaki gerginlik dağılırken, o sevimli küçük yaratık kapı eşiğinden tekrar içeri baktı.

Korkutucu görünmemeye çalışarak ona dostça gülümsedim.

“Merhaba. Ben Nukumizu, ablanın arkadaşıyım.“

“............“

Kararını vermiş gibi, Hina-chan tıpış tıpış yanıma geldi. Sonra tıpkı Komari’ninki gibi bağlanmış olan saçlarını gösterdi.

“Ablamla aynı.“

“Ha? Ah, evet, çok şirin olmuş.“

Utangaç bir şekilde başını eğen Hina-chan, tekrar arkasını dönüp kaçtı.

...Neydi şimdi bu? Çok sevimliydi ama yine de...

“Gördün mü? Senden hoşlandı.“

Konuki-sensei bana gülümseyerek, Komari’nin kardeşlerinin peşinden gitmek üzere odadan ayrıldı.

Benden hoşlandı, ha...?

Saat şu an akşamın 5:30’u. Komari’nin iyi olması rahatlatıcı ama günün işleri hâlâ tamamen bitmemiş durumda.

Tam da bundan sonra ne yapacağımı düşünürken, çocuk odasının sürgülü kapısı yavaşça açıldı.

Açılan kapı eşiğinde duran kişi Komari’ydi. Yıldız desenli pijamalar. Dağılmış, birbirine girmiş saçlar. Yarı kapalı gözleriyle boşluğa öylece bakıyordu.






“Komari, uyandın mı?“

“Lava...bo...“

Uykulu bir ifadeyle kafa sallayan Komari, aniden gözlerini fal taşı gibi açtı.

“Uah!? N-Neden N-Nukumizu!?“

“Ha? Okulda bayıldın, biz de seni eve getirdik.“

Komari çocuk odasına geri çekildi ve sürgülü kapının aralığından bana ters ters baktı. Sonra, yukarıdan aşağıya doğru kendini süzdü—

“P-P-Pijama...!?“

“Ah, pijamalar mı? Onları Konuki-sensei giydirdi.“

“K-Küçük kız kardeşim...“

“Kız kardeşin mi? Sensei, erkek kardeşinle birlikte onu almaya gitti. Diğer odada oyun oynuyorlar.“

...Komari sessizliğe büründü.

“O-O zaman, N-Nukumizu, s-senin b-burada n-ne işin var...?“

Aslında bunu ben de bilmek isterdim.

Ben kendi kendimi sorgularken, Komari bir şeyler mırıldandı.

“İ-İyiyim ben, g-gerçekten.“

“Öyle mi? Güzel o zaman.“

...Hayır, hayır, hiç de “güzel“ falan değildi.

Bir süredir Komari’nin kendini çok fazla zorladığını biliyordum.

Belirtileri fark etmiştim ama tek yaptığım onun için endişelenmek olmuştu.

Üst sınıflar onu bana emanet etmiş olsa da, ben tamamen işe yaramaz kalmıştım.


Sürgülü kapının arkasından dışarı bakan Komari’ye doğru döndüm.

“Hey, Komari. Araştırma sergisi yazısının taslağını bana gönderir misin?“

“N-Neden...?“

Komari’nin sesinde bir ihtiyat vardı.

“Bayıldın. Daha fazla kendini zorlamana izin veremem. Şimdiye kadar her şeyi sana bıraktığım için üzgünüm.“

“A-Ama Nukumizu...“

“Vücudunu dinlendirmek için zaman ayır. Gerisini bana bırak. Sorun değil, üst sınıflara da kontrol ettireceğim, o yüzden rahatla—“

“Nu! Nukumizu!“

Ani bağırışı odayı dondurdu.

Sürgülü kapının aralığından sesi kısık ve gergin bir şekilde geldi.

“L-Lütfen s-sonuna kadar b-benim y-yazmama izin ver.“

Hâlâ yazmaya devam mı etmek istiyordu?

Ağzımdan çıkmak üzere olan itiraz sözlerini geri yuttum.

“...Ne zamana bitirebileceğini düşünüyorsun?“

“Y-Yarın s-sabaha k-kadar.“

Yani gece boyunca yazacak ha.

Onu tanıdığım kadarıyla, durdurmaya çalışsam bile her hâlükârda yazacaktı. Görmemesine dikkat ederek yüzümde buruk bir gülümsemenin oluşmasına izin verdim.

“Pekala. Bitince verileri kulüpteki herkese gönderirsin.“

“Ü-Üzgünüm.“

“Sorun değil. Ama bana bir konuda söz vermen lazım.“

“Bir... söz mü?“

“Taslak dışındaki her şeyi bize bırakacaksın ve yarın izin yapacaksın. Hiçbir şey düşünme. Sadece dinlen. Onu bitirmene izin vermem için tek şartım bu.“

“A-Ama yarın hazırlık günü.“

“Eh, bırak da en azından bir kez olsun ben de havalı bir an yaşayayım, olmaz mı?“

Aptalca bir replikti.

Sert bir cevap gelmesini bekleyerek kendimi hazırladım ama onun yerine kulaklarıma sessiz bir “tamam“ fısıltısı ulaştı.

Omuzlarımdaki gerginlik, beklentimin aksine sönük bir iç çekişle dağıldı.

Tamam, bu iş çözüldüğüne göre Başkan’la iletişime geçmeliyim— hm?

Komari hâlâ sürgülü kapının arkasından kıpırdamadı. Emin değilmiş gibi sürekli bana kaçamak bakışlar atıp duruyordu.

“Komari, en azından biraz daha uyumalısın, değil mi? Hadi, yatağına dön.“

“H-Hayır, ama...“

“Kardeşlerin Sensei ile birlikte, yani annen eve gelene kadar biraz daha dinlenmelisin. Çekinmene gerek yok.“

“İ-İşte bu yüzden...!“

Komari aniden kapıyı sertçe açtı ve doğrudan yüzüme bir yastık fırlattı.

“L-Lavabo! O-Onu söyledim ya!“

Ayak sesleri koridorda pıtır pıtır uzaklaşırken, yastığı yüzümden sıyırdım.

...Demek karabuğday kabuğu dolgulu yastıkları tercih ediyor, ha.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

9.7   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   9.9