Yukarı Çık




105   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 106 - Canavar Yaratmak
Çeviri: Raban
 
Sunny’nin dikkatli bakışları altında, Yankı değişmeye başladı.

Gölge Çekirdeği’nden süzülen ışık, taş yaratığın bedenine sızıyor gibiydi; karanlık bir ihtişamla parlıyordu. Plaka zırhının altından gölgemsi sisler yükseliyor, ağır ağır zırhla bütünleşiyordu. Taş Azize, hayaletimsi siyah alevler içinde yeniden şekilleniyor gibiydi.

Bedeninde kalan azıcık renk de silinip gitti; yerini bütünüyle karanlığa bıraktı. Yalnızca yakut gözlerinde yanan iki kızıl ateş kaldı — rengi hafifçe değişmiş, daha da tehditkâr bir hâl almıştı. Elbette tüm bu değişimler yüzeyseldi. Sunny, Dokumacı’nın yasaklı soyundan bir parçayı miras almamış ve o travmatik dönüşümü geçirmemiş olsaydı, gördüğü tek şey bunlar olurdu.

Ancak ilahi kandan gelen o bir damlayı tüketmenin verdiği acıyla değişmiş olan gözleri sayesinde, çok daha fazlasını görebiliyordu.

Derinlerde, Yankı’nın özü de değişiyordu; dış görünüşünden çok daha köklü ve temel bir biçimde.

Elmas iplikleri bağlayan ve bu bağlantıların çapaları olan kor ışık topları, parlaklıklarını yitirmişti; Gölge Çekirdeği gibi şeffaf ve boş görünmeye başlamıştı. Elmas iplikler yok olmuş, yerini karanlık bir denize bırakmıştı. Bu karanlığın bir biçimi, bir şekli vardı; Taş Azize’nin vücut hatlarını kusursuzca takip ediyordu.

Bir zamanlar büyülü iplerin üstlendiği rolü zorla ele geçiriyordu.Sanki artık onun içinde yaşayan bir gölge vardı.

Görünüş olarak eski haline benzese de, bu yeni varlık bütünüyle farklı bir varoluşa sahipti. Sunny daha önce böyle bir şey görmemişti.

Ne de olsa onu yaratan, kendi Yönelimiydi.

Bu sırada dönüşüm süreci sona yaklaşıyordu. Gölge Çekirdeği’nden inen karanlık ışık hüzmesi silikleşti, yansıması sessiz denizin durgun sularında boğulup kayboldu. Siyah alevler çoktan Azize’nin taştan zırhı tarafından tamamen emilmiş, granit teninin karanlık ışıltısıyla birlikte yok olmuştu.

Sunny, Taş Azize’ye baktı. Mat siyah zırhı içinde, siperliğinin derin gölgelerinde yanan iki yakut alevle, saf karanlığın vücut bulmuş hâli gibiydi — cehennemin derinliklerinden çıkıp gökyüzüne savaş açmak üzere gönderilmiş soylu bir iblis gibiydi. Ancak en büyük değişim, varlığında hissediliyordu.

Daha önce Yankı, içi boş bir kabuk gibiydi; yaşayan bir varlıktan ziyade sihirli bir araçtı. Şimdi ise kızıl gözlerinde gizemli bir iradenin izleri vardı; karanlık ruhunun — yada bu korkunç canavarın ruh yerine sahip olduğu şey her neyse — derinliklerinde yeni doğmuş bir bilinç kıvılcımının yandığını hissettiren silik ama belirgin bir duygu…

Bu, bir Gölgeydi.

Bu düşünce Sunny’nin zihninde belirdiği anda, Ruh Denizi’nin karanlık suları üzerinde Büyü’nün hafif ama tanıdık sesi yankılandı:

[Bir Gölge Canavar yarattınız, Taş Azize.]

 
***

 
Bu sözler Sunny’yi gülümsetti. Ancak bir sonraki an gülümsemesi silindi; yerini acı dolu bir ifade aldı.

Süreç tamamlandıktan sonra tüm bedenine yayılan bir boşluk hissetmişti. Kendini… zayıflamış hissediyordu. Yüz Gölge Parçacığı kaybetmişti ve şimdi etkisini hissetmeye başlamıştı. Parçacıkları bu şekilde harcamanın, son aylarda kazandığı gücünü tersine çevireceğini biliyordu ama yine de kötü hissetmişti.

Labirentte yolculuk yaptığı zamanlardaki hâline kıyasla hâlâ çok çok daha güçlüydü; ancak fiziksel gücünün bir kısmını açıkça yitirmişti ve bu da içinde buruk bir pişmanlık duygusu bırakıyordu.
Hayır, hayır… tabii ki bunun olacağını biliyordu ve buna rağmen yine de denemeyi seçmişti.

Ve buna kesinlikle değmişti.

Fiziksel durumundaki değişime üzülmeyi bırakan Sunny, Gölgesi’nin etrafında dolaşıp onu farklı açılardan inceledi. Taş Azize’nin gözleri sessizce hareketlerini takip ediyor, iki kızıl alevin kırıntıları sakin denizin kara sularına yansıyordu.

‘Bu… inanılmaz. Acaba neler yapabiliyor…’

Rünleri çağıran Sunny, Yankılarını tanımlayan dizelerin hemen altında parlayan yeni bir dize fark etti.

Gölgeler: [Taş Azize]

Yeni evcil canavarı hakkında daha fazlasını öğrenme heyecanıyla rünlere odaklanmak üzereyken bir an durdu ve az da olsa mahcup bir ifadeyle kendi gölgesine baktı.

“Şey, ah… nasılsın, dostum? Özür dilerim ama, hani… kıskanmadın, değil mi?”

Gölge başını çevirdi ve onu tanımıyormuş gibi davrandı. Hizmetinde yeni bir gölgenin olmasını umursamıyormuş gibi görünüyordu — üstelik bu yeni Gölge’nin adı büyük harflerle başlıyordu.

“Şey, ben sadece… üzülmene gerek olmadığını söylemek istedim. Sen hâlâ benim için çok değerlisin! Evet belki Taş Azize güçlü canavarları dahi kılıcıyla ufak ufak doğramakta zorlanmayacak birisi ama sen de hâlâ… şeysin, ımm… son derece yetenekli bir gözcü ve en güvendiğim sırdaşımsın. Evet. Seni takdir ediyorum.”

Bir süre gölgeye baktı; hiçbir tepki gelmeyince işine döndü.

‘Bu da biraz kendini geliştirse iyi olacak yani!’

Rünlere odaklanan Sunny, Gölge’nin açıklamasını okumaya başladı:

Gölge: Taş Azize.

Gölge Rütbesi: Uyanmış.

Gölge Sınıfı: Canavar.

Gölge Nitelikleri: [Savaş Ustası], [Dayanıklılık], [İlahi Kıvılcım].

Sunny gözlerini kırpıştırdı. Taş Azize’nin İlahi Niteliği, sanki onunkine evrilmiş gibiydi. Bu, onun efendisi olmasından mı kaynaklanıyordu? Hoş bir sürprizdi. Yine de önceki hâlinden tam olarak ne farkı olduğunu henüz anlayamamıştı.

Kaşlarını çatarak parlayan rünleri incelemeye devam etti:

Gölge Açıklaması:
[Gölge Azize, Unutulmuş Kıyı’nın lanetli karanlığında, hain Işıktan Yoksun tarafından yaratıldı.]

‘Yine mi şu ihanet meselesi… Başka bir lakap alsam olmaz mı, ha?’

Ama bir saniye sonra bu küçük derdini tamamen unuttu.

Çünkü bir sonraki rün satırı, gerçekten beklemedik bir şeyi gösteriyordu.

Açıklamanın hemen altında, tanıdık bir dizi rün parlıyordu:

[Gölge Parçacıkları: 0/200.]

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

105   Önceki Bölüm