Çok yağmur yağıyordu ve kasvetliydi. Doğrusunu söylemek gerekirse, yılın en sevmediğim zamanıydı.
“Yağmur yağıyor, ha?“
“Bardaktan boşalırcasına yağıyor...“
Öğlene kadar hava bulutluydu ve katlanılabilirdi ama akşam saatlerinde kovadan dökülürcesine yağmaya başladı.
Yağmur yere sertçe vuruyordu. Şemsiyesiz eve asla varamazdım.
Her sabah hava durumunu kontrol eden benim şemsiye getirmeyi unutmam imkansızdı. Elinde güzel kırmızı bir şemsiye olan Chinatsu-chan için de aynısı geçerliydi.
Eve gitmek için şemsiyemi açtım. Chinatsu-chan da kendi şemsiyesini açmaya çalıştı ama nedense kapattı.
“Hey, sorun ne? Bir şey mi unuttun?“
Sınıfa geri dönmek için bir şey mi hatırlamıştı? Bunu düşünüyordum ve Chinatsu-chan başını iki yana salladı.
“Hımm evet. Şemsiyemi unuttum...“
Aklıma gelmeyen bu cevap beni bir anlığına dondurdu.
“O da ne, o zaman elindeki ne?“
“B-bunu yanlışlıkla başkasınınkini almış olabilirim.“
“Ama Chinatsu-chan’ın o şemsiyeyi daha önce kullandığını gördüm.“
“B-bu bir tesadüf değil mi? Aynı renkte başka şemsiyeler de vardır.“
“Üzerinde ismin yazılı olmasına rağmen mi?“
“Ah.“
Şemsiyenin sapına güzel el yazısıyla “Chinatsu“ ismini yazmıştı. Kaybetmemek için ismini yazması çok tatlıydı.
“...“
Chinatsu-chan kulaklarına kadar kıpkırmızı olmuştu. Yalanı ortaya çıktığında utandığı hali de çok sevimliydi.
Ve sonra pes edip itiraf etti.
“Özür dilerim... Senden bir şey isteyecektim, Masa-kun... Yalan söyledim.“
“Benden ne yapmamı istiyorsun?“
Chinatsu-chan benden ne isterse yapmaya hazırdım. İstek Chinatsu’yu Koshien’e götürmek olsa bile, bir beyzbol mangasındaki ana karakterden daha hızlı bir gelişimle Chinatsu-chan’ın isteğini yerine getireceğimi gösterirdim.
(Ç/N: Koshien= Japonya Lise Beyzbol Şampiyonası)
Chinatsu-chan mırıldandı ve söylemekte zorlanıyor gibi görünüyordu ama sonra yağmur sesini neredeyse bastıracak kadar yüksek bir sesle söyledi.
“B-Ben Aiagasa denemek istiyorum... onun gibi bir şey...“
Aiagasa. Bir erkek ve bir kadının tek bir şemsiye altında birbirine sokulduğu o şey. Bu sadece çiftler için izin verilen yasak bir yöntemdi. Eğer bir bakir bunu görürse, kaçınılmaz olarak ciddi hasara neden olurdu.
“Şey, küçük bir kız olduğumdan beri hayalimdi. Özür dilerim, bunu söylemek garipti...“
“Hiç de garip değil. Ben de seninle aynı şeyi yapmak istiyorum, Chinatsu-chan.“
Sevdiğin kızın sevimli hayali. Bunu gerçekleştirmezsem kendime nasıl senin erkek arkadaşın diyebilirim!
Açık şemsiyeyi hafifçe eğdim. Bu şekilde Chinatsu-chan’ı kendime çektim.
“Tamam, geliyorum...“
“Evet... acele etme...“
“Masa-kun’un şemsiyesi... çok büyük.“
“Evet! Aslında bulabildiğim en büyüğünü aldım ki Chinatsu-chan’ı her zaman içine sığdırabileyim...“
“Ö-öyle mi... Benim için, bu kadar büyük. Ah!“
“N-Neyin var?“
“Biraz ıslandım... İyiyim, devam edebilirim...“
“T-tamam, eğer çok hızlı gidiyorsam söylemekten çekinme, tamam mı? Yavaşlarım.“
Chinatsu-chan ile bir şemsiyeyi paylaşarak yağmurlu sokakta yürümek.
Yağmur yüzünden soğuk olmalıydı ama birbirimizin vücut ısısını hissedecek kadar yakın olduğumuzda vücutlarımız ısınmaya başladı.
Duyabildiğim tek şey Chinatsu-chan’ın sesi ve yağmurun sesiydi.
Sanki kendi dünyamızdaymışız gibiydi. Bunu düşünmek sıcaklığını daha da fazla hissettirdi ve kendimi onun yanında olmanın verdiği güvenlik hissine teslim etmek istedim.
“Dikkat et!“
Böyle gardımı düşürmüş olmalıyım. Çok geç olana kadar fark etmedim.
Bir araba sesi. Tepki vermek için başımı çevirdiğimde yaklaşan bir kamyon gördüm.
Daha yakından bakınca mesafe bir trafik kazası için endişelenecek kadar olmasa da, üzerime tam güçle su sıçradı.
“Masa-kun, iyi misin!?“
“İyiyim. Islandın mı, Chinatsu-chan?“
“Hiç ıslanmadım. Masa-kun beni vücuduyla korudu.“
Chinatsu-chan’ın ıslanmadığına sevindim.
Kamyonun dikkatsiz sürüşü yüzünden baştan aşağı sırılsıklam olmuştum. Eğer yakında eve gidip banyo yapmazsam şifayı kapacaktım.
“Benim hatırım için... Masa-kun, çok naziksin...“
“Sadece sana karşı naziğim, Chinatsu-chan...“
“Hıh~“
Chinatsu-chan benden yüzünü çevirdi. Ama çok geçmeden endişeli gözlerini bana dikti.
“...Benim yüzümden sırılsıklam oldun.“
“Sadece vücudum kendiliğinden hareket etti.“
“Eğer hasta olursan başın derde girer.“
Bunu söyledikten sonra Chinatsu-chan, sanki aklına iyi bir fikir gelmiş gibi neşeli bir ses tonuyla konuştu.
“Masa-kun, evime gelir misin? Seni ısıtırım, böylece üşütmezsin.“
“Eh?“
“Evime gel“ şeklindeki ani davetle sesim içime kaçtı.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.