Yukarı Çık




63   Önceki Bölüm 

           
64.Bölüm - Turnuva (8/???)

—————————————————————

Kael locanın korkuluğuna yaslandı.
Gözleri Syr’deydi.
Syr, sadece bir prenses değildi.

O, Kael’in seçtiği yolun bir parçasıydı.

Ve bu yol... sonsuza uzanıyordu.

—————————————————————

...

Syr’in güzel kokusu, Kael’in koynundayken ciğerlerine doldu. Kael, şaşkınlığını üzerinden atmış olsa da gözlerindeki o derin takdir parıltısı sönmemişti.

 az önce bir yıldızı söndürebilecek olan o güç, şimdi sevdiğinin kollarında huzur bulan küçük bir kediye dönüşmüştü.

“Seni izlerken,“ dedi Kael, ellerini Syr’in saçlarında gezdirerek, “kendi yansımamı gördüm. Ama bu yansıma benden daha parlaktı.“

Syr başını kaldırmadan mırıldandı: “Çünkü bu ışık sadece senin değil, Kael. Bu bizim ışığımız.“

Bu duygusal an, arenadaki borazan sesleriyle kesildi. Turnuva tüm hızıyla devam ediyordu ve Syr’in zaferi çıtayı o kadar yükseğe çekmişti ki, sonraki dövüşçüler üzerlerinde devasa bir baskı hissediyordu.

6. Maç: Vaelin Shadow vs. Garet Strong

İki Antik Kademe savaşçı karşı karşıyaydı. Garet, saf fiziksel güç ve dayanıklılığın vücut bulmuş haliydi; her adımı arenayı sarsıyordu. Vaelin ise bir suikastçı geleneğinden geliyordu.

Dövüş başladığında Garet, toprağı yırtan yumruklarla saldırıya geçti. Ancak Vaelin, gölgelerin içine sızarak Garet’in kör noktalarında belirdi. 

Garet’in sarsılmaz zırhı, Vaelin’in “Ruh Kesen“ hançerleri karşısında çaresiz kaldı. Fiziksel hasar almasa da ruhu yavaş yavaş aşınan Garet, on beş dakikalık bir direncin ardından dizlerinin üzerine çöktü.

• Kazanan: Vaelin Shadow

7. Maç: Soren Moonchild vs. Alaric Thorne

Gizemli Kademe’nin iki büyük dehası karşı karşıyaydı. Alaric, kılıç ustalığını “Yerçekimi Büyüsü“ ile birleştirmişti. Soren ise ay ışığını katılaştırarak mızraklara dönüştürebiliyordu.

Arena bir anda ağırlık merkezini kaybetti. Alaric, Soren’in üzerine tonlarca baskı uygulayarak onu yere gömmeye çalıştı. Fakat Soren, ayın çekim gücünü kullanarak kendi ağırlığını sıfırladı ve Alaric’in savunmasını bir ışık hüzmesiyle delip geçti. Alaric, kılıcı kırılmış bir halde geri çekilmek zorunda kaldı.

• Kazanan: Soren Moonchild

8. Maç: Zephyrine vs. Elaria Moonstar

Spikerin sesi, arenadaki sessizliği delerek yükseldi:

“Karşınızda… Gizemli Kademe’nin rüzgâr kızı! Hızı ve keskinliğiyle arenayı biçen savaşçı… ZEPHYRINE!”

Zephyrine sahneye adım attığında, ayakları yere değmiyordu bile. 

Etrafında sürekli dönen ince rüzgâr halkaları vardı; saçları, sanki görünmez bir fırtınanın içinde dans ediyordu. 

Gözleri yeşil-mavi bir fırtına rengindeydi ve dudaklarında alaycı bir tebessüm vardı.

“Moonstar ailesi bugün çok cömert… Bir prensesi ezdikten sonra şimdi de küçük kız kardeşini mi gönderdiniz? Bu turnuva sizin için oyun parkı mı oldu?”

Karşı kapı açıldı.

Elaria Moonstar, sakin adımlarla sahneye çıktı.

Lunaveris, elinde hafifçe parlıyordu. Ay ışığı ve durdurulamaz ateşin birleşimi, kılıcın kenarlarında hâlâ dans ediyordu.

Aura’sı patlamıyordu, sadece… vardı. Sanki varlığı bile arenayı dolduruyordu.

Spikerin sesi titredi:
“Ve rakibi… Efsanevi Kademe’nin durdurulamaz kılıcı… ELARIA MOONSTAR!”

Tribünlerden bir uğultu yükseldi. Syr’in zaferinden sonra kimse Elaria’yı küçümsemeye cesaret edemiyordu. 

Ama Zephyrine’in gözlerinde hâlâ o alaycı parıltı vardı.

“BAŞLASIN!”

Zephyrine ilk hamleyi yaptı.

“Rüzgârın Fırtınası: Keskin Meltem!”

Arenanın her köşesinden binlerce görünmez rüzgâr bıçağı fırladı. 

Bu bıçaklar sadece hava değildi; her biri gerçeklik keskinliğinde, uzayı bile yırtabilecek kadar keskindi. 

Zemin çizgilerle doldu, tribünlerin kalkanları titredi.

Ama Elaria… tek bir adım attı.

Lunaveris: Ay Alevi Biçimi.”

Kılıç, saf ay ateşiyle kaplandı.
Ve Elaria, konseptini aktive etti.

“Ateş Konsepti – Durdurulamaz Kılıç: Benim İradem Durdurulamaz!”

Saniyede 10 ruh yaktı.
+100% saf ve elemental hasar bonusu (her ruh için, toplamda +1.000% bonus).

Rüzgâr bıçakları Elaria’ya çarptığında… parçalandı.

Her bıçak, ay alevine değdiği anda eridi.
Ateş, rüzgârı yutuyordu. Rüzgârın kendisi, Elaria’nın iradesine boyun eğiyordu.

Zephyrine’in gözleri ilk kez şaşkınlıkla büyüdü.

“Bu… bu nasıl mümkün olabilir!?”

Elaria bir adım daha attı.

“Kesintisiz Ay Yarığı.”

Düz bir hat.

Ama bu hat, sadece bir kılıç darbesi değildi.
Uzayı kesen bir irade çizgisiydi.

Zephyrine rüzgâlarını kullanarak Elaria’yı yavaşlatmaya çalıştı.

Ama Elaria’nın konsepti devredeydi.

[İleri Adım Yasası (Pasif): Sersemletme, yavaşlatma, bastırma etkileri %80 azaltılır.]

Zephyrine’in kaçış yolu daraldı.

Ve Ay Yarığı… onu buldu.

Zephyrine’in omzundan başlayarak göğsüne kadar derin bir kesik açıldı.

Kan değil, rüzgâr sızıyordu.

Zephyrine yere indi, dizlerinin üzerine çöktü.

Ama pes etmedi.

“Rüzgârın Nihai Fırtınası: Sonsuz Kasırga!”

Arenanın tamamı bir kasırgaya dönüştü.

Gökten inen rüzgâr sütunları, zemini parçalayan hortumlar, havayı kesen görünmez bıçaklar… her şey Elaria’yı hedef aldı.

Elaria gözlerini kapadı.
Ve fısıldadı:
“Sonsuz Boşluk Kılıcı: Birinci Adım – Boyutsal Kesiş.”

Kılıç indi.

Bu kez sadece bir çizgi değildi.

Arenanın ortasında bir yarık açıldı.

Uzay, gerçek bir yara gibi açıldı.
Kasırga yarığın içine çekildi.
Rüzgâr sütunları yok oldu.
Hortumlar dağıldı.

Zephyrine’in tüm saldırısı… boşluğa gömüldü.

Elaria gözlerini açtı.
Göz bebekleri alev alevdi.

“Benim iradem… durdurulamaz.”

Bir adım attı.

Lunaveris, Zephyrine’in boğazına dayandı.
Zephyrine’in gözleri yaşla doldu.

“…Ben… kaybettim.”

Elaria kılıcını indirdi.

Spikerin sesi arenayı yardı:
“KAZANAN… ELARIA MOONSTAR!”

Tribünler patladı.

Ama bu patlama, şoktan çok… hayranlıktı.
İki Moonstar kızı, iki gün üst üste… imkânsızı başarmıştı.

Elaria arenanın ortasında durdu.
Bakışları locaya, Kael’e kaydı.
Ve hafifçe gülümsedi.

O gülümseme… “Ben de senin kadar güçlü olmak istiyorum” diyordu.

Locada Kael başını eğdi.

“Güzel iş… Elaria.”

...

Elaria arenadan çıkarken, sanki geçtiği yerlerdeki hava hâlâ ay aleviyle kavruluyordu. Tribünlerdeki on binlerce kişi, az önce tanık oldukları o mutlak iradeyi sindirmeye çalışıyordu. 

Elaria locaya ulaştığında, Nimara ve Celeste’den önce, Syr onu karşıladı. İki kız kardeş, iki güç abidesi; biri yıldızların ışığını, diğeri durdurulamaz ateşi temsil ediyordu.

Syr, Elaria’nın elini tuttu ve gülümsedi.

“İraden... Kael’inkine o kadar yakındı ki, bir an onun savaştığını sandım.“

Elaria başını hafifçe yana eğdi, terlemiş saçlarını geriye itti. 

“Onun yanında yürümek için sadece takip etmek yetmez, Syr. Onun gibi parçalamayı da öğrenmeliyim.“

...

Kızların konuşmasından sonra, Kael, Elaria’nın yanına geldi ve elini omzuna koydu. 

Dokunuşuyla birlikte, Elaria’nın konsept kullanımından dolayı yorulan ruhu anında yatıştı. [İmparatorun Dokunuşu] sessizce çalıştı.

“Konseptini çok iyi yönettin,“ dedi Kael, sesi locadaki herkesin üzerinde bir otorite gibi yayılarak. “Durdurulamazlık sadece kılıçta değil, zihindedir. Bugün bunu kanıtladın.“

Elaria, Kael’in bu takdiriyle gözleri parlayarak yerine oturdu. 

Ancak turnuva durmak bilmiyordu. Spikerin sesi, arenadaki hasarı onaran büyücülerin çekilmesiyle yeniden yükseldi.

9. Maç: Ormyr Khaelen vs. Casius Thorne

Arenada atmosfer bir anda buz kesti. Ormyr Khaelen sahneye çıktığında, tribünlerdeki bağırışlar bıçakla kesilmiş gibi dindi. Antik Kademe - Zirve. Ormyr, Khaelen ailesinin gizli silahıydı ve her adımıyla arenadaki gerçekliği ağırlaştırıyordu.

Casius Thorne, Antik Kademe bir savaşçı olmasına rağmen, rakibinin yaydığı o saf yıkım aurası karşısında kılıcını çekerken ellerinin titremesine engel olamadı.

“Başlayın!“

Casius, [Toprak İmparatorunun Zırhı] becerisini aktive ederek kendini devasa bir kaya kütlesine çevirdi. Ancak Ormyr sadece elini şıklattı. 

[Yıkım Elementi: Mutlak Çöküş]. Casius’un aşılmaz denilen zırhı, atomik seviyede parçalanarak toz haline geldi. Casius, daha ne olduğunu anlayamadan Ormyr’in parmakları boğazına dayandı.

“Zayıfsın,“ dedi Ormyr, sesi bir mezar sessizliğindeydi. Casius bayılarak yere düştü.

• Kazanan: Ormyr Khaelen

Kael’in gözleri Ormyr’in üzerindeydi.

10. Maç: Valerius vs. Marcus Vane

İki Gizemli Kademe savaşçının taktiksel savaşıydı. Marcus Vane, Zephyros’un akrabasıydı ve benzer bir gölge tekniği kullanıyordu. 

Ancak Valerius, [Işığın Gazabı] becerisiyle arenayı o kadar parlak bir hale getirdi ki, Marcus’un saklanacak tek bir gölgesi bile kalmadı. 

Maç, Valerius’un ışık mızraklarıyla Marcus’u köşeye sıkıştırmasıyla sona erdi.

• Kazanan: Valerius

11. Maç: Ignis Pyre vs. Lucius Malcor

Ateşin ve zehrin çarpışması. Lucius, arenayı öldürücü mor bir sisle kaplasa da, Ignis Pyre’nin [Cehennem Odunu] ateşi tüm zehri oksijeniyle birlikte yaktı. 

Lucius, nefes darlığı çekerek arenadan çekilmek zorunda kaldı.

• Kazanan: Ignis Pyre

12. Maç: Jaxen vs. Kaelen Dusk

İki Gizemli Kademe kılıç ustası. Jaxen, her 5. vuruşta patlayan bir şok dalgası yaratırken, Kaelen Dusk, rakibinin enerjisini emen bir kılıç stiline sahipti.

Dövüş tam 20 dakika sürdü. Sonunda Jaxen, Kaelen’in enerji emme sınırını aşan devasa bir patlama yaratarak galibiyeti aldı.

• Kazanan: Jaxen

13. Maç: Victor Ironbound vs. Silas Vane

Victor, metal elementi üzerindeki hakimiyetiyle Silas’ın gölge bıçaklarını havada mıknatıs gibi yakaladı ve onları eriterek Silas’ın etrafında bir kafese dönüştürdü.

• Kazanan: Victor Ironbound

14. Maç: Theron vs. Orion

İki Antik Kademe devi. Orion, Antik Kademe’nin zirvesindeydi ve vücudunu yıldız tozuyla güçlendirmişti. 

Theron ise saf fiziksel kuvvetiyle biliniyordu. Orion, [Yıldız Çarpışması] tekniğiyle arenayı enkaza çevirdi ve Theron’un dayanıklılığını aşarak onu nakavt etti.

• Kazanan: Orion

15. Maç: Helios vs. Baelin

Helios, Gizemli Kademe olmasına rağmen, Antik Kademe olan Baelin’e karşı inanılmaz bir direnç gösterdi. Ancak Baelin’in [Kadim Ejderha Nefesi] saldırısı, Helios’un güneş kalkanlarını eriterek maçı sonlandırdı.

• Kazanan: Baelin

Spiker nefes nefese kalmıştı: 
“Ve hanımlar beyler! Bugünün son ve en beklenen karşılaşmasına geliyoruz! Bir yanda Moonstar ailesinin yükselen yıldızı, efsaneleri deviren kadın... CELESTE MOONSTAR!“

Celeste yerinden kalktı. Üzerindeki siyah savaş zırhı, vücuduna kusursuzca oturmuştu. 

Gözleri, arenadaki kan ve tozun ortasında birer safir gibi parlıyordu.

“Ve karşısında...“ Spikerin sesi bir an duraksadı, sanki ismi söylemeye korkuyormuş gibi. 

“Kendi kurallarını yazan adam... Galaksilerin titrediği isim... KAEL OKSİLEON!“

Kael yavaşça ayağa kalktı. Locadaki herkes heyecanlanmıştı. 

Bu bir dövüşten fazlasıydı, bu, iki zirvenin birbirini tartmasıydı.

Kael, Celeste’nin yanına geldiğinde durdu. Elini havaya kaldırdı ve parmaklarının ucunda o mor, rafine mana kıvılcımını bir saniyeliğine gösterdi.

“Hazır mısın Celeste?“ dedi Kael, sesi sadece onun duyabileceği bir frekansta, derin ve güven vericiydi. 

“Sana söz verdiğim gibi... bugün, dahada ileriye gideceğim.“

Celeste sırıttı, elini Kael’in göğsüne koydu ve hafifçe itti. “Frenleri sök at Kael. Eğer bugün beni gerçekten zorlamazsan, seni asla affetmem.“

İkili, arenanın zıt kapılarından aşağıya süzüldüler. Arena, daha onlar adım atmadan bu devasa enerjinin baskısıyla çatırdamaya başlamıştı.

Tüm seyirciler direkt olarak gerçeğini izlerken..

 Evrende bulunan bazı üst kademe Gezegenler, bu maçı izlemek için ekranların başına kilitlenmişti.

...

Kael ve Celeste arenanın tam ortasında, birbirlerine yaklaşık otuz metre mesafede durdular.

Arenanın zemini hâlâ önceki maçların izlerini taşıyordu

Etrafta mana parçacıkları uçuşuyor ve arenada hafif bir etki yayıyorlardı.

Ama hepsi, ikisinin aurasının baskısı altında silikleşmeye başlamıştı.

Celeste’nin etrafında siyah-mor bir sis gibi Boşluk Ateşi kıvrılıyordu. Ateş değil, yok oluşun kendisiydi.  

Işığı emiyor, havayı ağırlaştırıyor, seyircilerin nefesini kesiyordu. 

Gözleri safir kırmızısıydı ama içinde siyah-mor bir boşluk dans ediyordu.

Kael’in ise aurası… yok gibiydi.
Sadece duruyordu.

Ama duruşu bile arenayı titretiyordu. Parmaklarının ucunda dönen mor kıvılcım, trilyonlarca mananın tek bir damlasıydı – ve o damla bile, gerçekliği hafifçe büküyordu.

Spikerin sesi çatallaşarak yükseldi:
“DAHİLER TURNUVASI BUGÜNKÜ FİNALİ!
CELESTE MOONSTAR… VE KAEL OKSİLEON!
BAŞLASIN!”

Celeste ilk hamleyi yapmadı.
Sadece gülümsedi.

“Frenleri sök dedim, Kael.
Hadi… göster bana o ‘Sonsuz Sonsuzluk’ dediğin şeyi.”

Kael’in dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi.

“Seninle dövüşmek… her zaman farklı hissettiriyor.”

Ve o an… başladı.
Kael tek bir adım attı.

Ama o adım, arenanın yarısını kat etti.

[Uzay Elementi: %100] – İmparator Aşama Uzay Hakimiyeti.

Mesafe yok oldu.

Celeste’nin önünde belirdi.

Celeste’nin gözleri parladı.

“Boşluk Ateşi: Yiyici.”

Etrafındaki siyah-mor alev, Kael’in uzattığı eli yutmaya çalıştı.
Ama Kael’in parmakları alevin içine girdi… ve alev, Kael’in manasına dokunduğu anda titredi.
Kael usulca fısıldadı:
“Mana Sıkıştırma.”

Trilyonlarca manasını anında, tek bir noktada sıkıştırdı.

Ve o nokta… Boşluk Ateşi’ni itmeye başladı.
Celeste’nin gözleri büyüdü.

“Bu… benim ateşim… seni yutmalıydı.”

Kael başını hafifçe yana eğdi.

“Yutamaz.
Çünkü benim manam… senin açlığından daha büyük.”

Celeste geri çekilmedi.

Güldü, aç bir gülüş.

“O zaman… beni doyur.”

Ve o an Celeste’nin konsepti tam anlamıyla serbest kaldı.

“Boşluk Ateşi: Berserk Modu.”

[+30.000% Hasar Bonusu
+15.000% Saf Hasar Bonusu]

Siyah alevler kontrolden çıktı.

Arenanın her köşesine yayıldı.

Tribünlerin kalkanları çatırdamaya başladı.
Seyirciler panikle geri çekildi.

Alevler Kael’i yutmaya çalıştı.

Ama Kael… hareketsiz duruyordu.
Ve sonra… konuştu.

“Zamanın Mutlak Buyruğu: Yavaşlatma.”

Dünya dondu.

Celeste’nin alevleri havada asılı kaldı.

Zaman, Kael’in iradesine boyun eğdi.

Kael yavaşça Celeste’ye yaklaştı.

Adımları sessizdi.

Zamanın içinde yürüyordu.

Celeste’nin gözleri hâlâ hareket edebiliyordu– çünkü Kael ona izin vermişti.

“Bu… hile,” diye fısıldadı Celeste, sesi yavaş çekilmiş gibiydi.

Kael gülümsedi.

“Hayır.
Bu sadece… benim kurallarım.”

Ve elini Celeste’nin yanağına koydu.

[İmparatorun Göksel Yaşam Yükselişi.]

Celeste’nin vücudundaki tüm yorgunluk, tüm açlık… silindi.
Ama aynı anda… Kael’in parmaklarından siyah bir damla aktı.

Kaos Elementi.
“Kaosun Mutlak Buyruğu: Bozunum.”

Celeste’nin Boşluk Ateşi titredi.

Yok oluş… bozulmaya başladı.

Alevler kendi içlerinde çatladı.

Celeste’nin gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Kael, sen…”

Kael

Seni… tamamlıyorum.”

Ve o an… zaman normale döndü.

Celeste’nin alevleri patladı– ama bu patlama yok oluş değil, saf güçtü.

Boşluk Ateşi + Kael’in kaosu birleşti.
Arenanın ortasında dev bir kara delik oluştu.

Ama bu kara delik… yok etmiyordu.
Güç topluyordu.

Çerveden Mana Partiküllerini topluyordu ve yanında Kael’den ise küçük bir parça..

Seyirciler çığlık attı.

Tribünler çatırdadı.

Ama Kael ve Celeste… gülümsüyordu.
Celeste elini Kael’in göğsüne koydu.

“Beraber… daha güçlüyüz.”

Kael başını salladı.

“Evet.”

...

Tekillik patladı.

Patlama… arenayı yuttu.

Ama kimse ölmedi.

Çünkü Kael ve Celeste… patlamayı kontrol ediyordu.

Toz bulutu dağıldığında…

Hava temizdi.

Bütün kalıntılar, Mana parçacıkları tamamiyle, Celeste ve Kael’in Kara deliği tarafından emilmişti.

Ve ortada… sadece ikisi duruyordu.

Celeste nefes nefese Kael’e baktı.

“Berabere mi?”

Kael güldü.

“Evet.”

Kael, Celeste’ye doğru baktı

“..Berabere.”

Ve o an… Celeste Kael’in elini tuttu.
Ve ikisi birlikte locaya yükseldi.
Spikerin sesi titreyerek yükseldi:

“DAHİLER TURNUVASI FİNALİ… BERABERE BİTTİ!
CELESTE MOONSTAR VE KAEL OKSİLEON… KAZANAN YOK!”

Ama kimse buna inanmadı.
Çünkü kazanan… zaten belliydi.
Güç değil.
Bağdı.


...

[ İsim: Celeste Moonstar
Yaş: 14 → 15
Tür: Üstün Elf
Durum: Sağlıklı

Yetiştirme: Efsanevi[19T/1Quad] → Efsanevi [376T/1Quad] 

Beden Arındırma: Efsanevi[9T/1Quad] → Efsanevi [488T/1Quad] 

———○ Ruh vb. ○———

Ruhsal Yoğunluk: 27.685.619 → 40.000.000

———○ Fizik ○———
+
Üstün Elf(Efsanevi)

———○ Elementler ○———
+
• Su Elementi: 100%
•Ateş Elementi: 100%
•Rüzgâr Elementi: 100%
•Toprak Elementi: 100%
•Buz Elementi: 100%
•Doğa Elementi: 100%
•Yıldırım Elementi: 100%
•Işık Elementi: 10% → 89%
• Karanlık Elementi: 100%
•Boşluk Elementi: 100%
•Yaşam Elementi: 1% → 23%
• Uzay Elementi: 88% → 100%
•Ölüm Elementi: 21% → 67%

———○ Konseptler ○———
+
•Ateş Konsepti - Boşluk Ateşi 
•Boşluk Konsepti - ...

———○ İstatikler ○———

Can:998M/1B(99%) → 10B/10B(100%)
               
Mana:1,1T/1,1T(100%) → 100T/100T(100%)

Güç:999.999[MAX+]

Canlılık:999.999[MAX+]

Çeviklik:999.999[MAX+]

Zeka:999.999[MAX+]

———○ Beceriler ○———
- ]

Kael, Celeste’nin değişen aurasını sessizce izledi.

Işığın titreşimi artık daha yoğundu. Daha saf.

Derin bir nefes verdi.

“Bunun gerçekten işe yaramasını beklemiyordum…” dedi sakince.

Bakışları bir anlığına boşluğa kaydı.

“Boşluk Ateşi’nin o… yiyici etkisini ilk gördüğüm andan beri bir şey düşünüyordum.”

Celeste kaşlarını hafifçe çattı.
Kael devam etti

“Kendime çok zarar vermeden, sana güç kazandırmanın bir yolu olmalıydı.
Yok eden şeyi… besleyici bir forma zorlamak.”

Elini hafifçe açtı. Avucunda kısa süreliğine karanlık-mor bir titreşim belirdi.

“Boşluk her şeyi yer.
Ama kaos… yönlendirilebilir.”

Bir an durdu.

“Yiyici özü, senin çekirdeğinle çarpıştırdım.
Yok etmesine izin vermedim.
Sadece… sınırlarını genişletmesini sağladım.”

Celeste’nin gözleri büyüdü.

“Bu yüzden mana artışın patladı.
Bu yüzden element uyumun sıçradı.”

Sonra hafifçe omuz silkti.

“Tabii bu bedelsiz değil.”

O an Kael’in aurası fark edilir biçimde inceldi.

[Sistem Bildirimi:
Mana: 350T → 312T
Ruhsal Yoğunluk: 30.000.000 → 28.400.000]

Mana-Hücrelerinin bazıları yok oldu.

Ama yüzünde en ufak bir zorlanma yoktu.

“Yiyici özü stabilize etmek için kendi manamı köprü yaptım.
Ruh yoğunluğumun bir kısmını da… tampon olarak kullandım.
Tabi Ruh’um sayesinde canlılığındada biraz artma yaşandı.”

Celeste bir adım attı.

“Bu—”

Kael elini kaldırdı.

“Abartma.
Bu seviyede mana kaybı benim için luzümsüz.
Ruh yoğunluğu da… birkaç gün içinde toparlanır.”

Gözleri tekrar Celeste’ninkilere kilitlendi.

“Senin çekirdeğin ise kalıcı olarak genişledi.”

Hafifçe gülümsedi.

“Yani kârlı olan sadece sen değilsin.. biziz.”

...

Bölüm Sonu

•Tekpi Bırakmayı

•Yorum Atmayı, unutmayın!

Yazar Notu: Hem yorum yapmıyorsunuz hemde tepki atmıyorsunuz.. ben siz hiçbir şekilde tepki vermezken, serimin iyi gidip gitmediğini nasıl anlayacağım?
Bazılarınız “dövüş, savaş“ istiyordu, 8 bölümdür yazıyorum ama onlardan ses, seda yok.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

63   Önceki Bölüm