Yukarı Çık




64   Önceki Bölüm 

           
65.Bölüm - And Edilmiş Gece

—————————————————————

Gözleri tekrar Celeste’ninkilere kilitlendi.

“Senin çekirdeğin ise kalıcı olarak genişledi.”

Hafifçe gülümsedi.

“Yani kârlı olan sadece sen değilsin.. biziz.”

—————————————————————

...

3.GÜN (1 - 16 MAÇLAR)

• 1.Maç: Seraphine Oxyleon (Antik Kademe – Zirve.) Vs Thalric (Gizemli Kademe ) → Kazanan: Seraphine Oxyleon

• 2.Maç: Valen Vayne (Gizemli Kademe) Vs Liora (Antik Kademe) → Kazanan: Liora

• 3.Maç: Myra Frost (Antik Kademe) Vs Roland Ironheart (Antik Kademe) → Kazanan: Myra Frost

• 4.Maç: Nyx Whisper (Gizemli Kademe) Vs Elowen Leaf (Gizemli Kademe) → Kazanan: Nyx Whisper 

• 5.Maç: Aenwyn Moonlight (Elmas Kademe) Vs Draken Storm (Gizemli Kademe) → Kazanan: Aenwyn Moonlight 

• 6.Maç: Vaelin Shadow (Antik Kademe) Vs Garet Strong (Antik Kademe) → Kazanan: Vaelin Shadow

• 7.Maç: Soren Moonchild (Gizemli Kademe) Vs Alaric Thorne (Gizemli Kademe) → Kazanan: Soren Moonchild

• 8.Maç: Zephyrine (Gizemli Kademe) Vs Elaria Moonstar (Efsanevi Kademe) → Elaria Moonstar 

• 9.Maç: Ormyr Khaelen (Antik Kademe – Zirve) Vs Casius Thorne (Antik Kademe) → Kazanan: Ormyr Khaelen

• 10.Maç: Valerius (Gizemli Kademe) Vs Marcus Vane (Gizemli Kademe) → Kazanan: Valerius

• 11.Maç: Ignis Pyre (Gizemli Kademe) Vs Lucius Malcor (Gizemli Kademe) → Kazanan: Ignis Pyre

• 12.Maç: Jaxen (Gizemli Kademe) Vs Kaelen Dusk (Gizemli Kademe) → Kazanan: Jaxen

• 13.Maç: Victor Ironbound (Gizemli Kademe) Vs Silas Vane (Gizemli Kademe) → Kazanan: Victor Ironbound

• 14.Maç: Theron (Antik Kademe) Vs Orion (Antik Kademe - Zirve) → Kazanan: Orion

• 15.Maç: Helios (Gizemli Kademe) Vs Baelin (Antik Kademe) → Kazanan: Baelin

• 16.Maç: Celeste Moonstar (Efsanevi Kademe) Vs Kael Oksileon (Gümüş Kademe) → Kazanan: Kael Oksileon 

(Yazar Notu: Bana “Kazananı, Kael olarak yazdın?“ Diye sormayın, geçen bölümdeki “beraberliğin“ daha çok gösterimlik olduğunu anlayabilirsiniz.
Öyle yazmak istedim.)

4.GÜN (1 - 8 MAÇLAR)

• 1.Maç: Seraphine Oxyleon (Antik Kademe – Zirve.) Vs Liora (Antik Kademe)

• 2.Maç: Myra Frost (Antik Kademe) Vs Nyx Whisper (Gizemli Kademe) 

• 3.Maç: Aenwyn Moonlight (Elmas Kademe) Vs Vaelin Shadow (Antik Kademe) 

• 4.Maç: Soren Moonchild (Gizemli Kademe) Vs Elaria Moonstar (Efsanevi Kademe)

• 5.Maç: Ormyr Khaelen (Antik Kademe – Zirve) Vs Valerius (Gizemli Kademe)

• 6.Maç: Ignis Pyre (Gizemli Kademe) Vs Jaxen (Gizemli Kademe) 

• 7.Maç: Victor Ironbound (Gizemli Kademe) Vs Orion (Antik Kademe - Zirve) 

• 8.Maç: Baelin (Antik Kademe) Vs Kael Oksileon (Gümüş Kademe) 

...

Arenada yükselen toz bulutu yavaş yavaş dağılırken, az önce gerçekleşen devasa enerji çarpışmasının bir mirası hâlâ havada asılı kalmıştı.

Gökyüzünde dalgalanan bir Aurora.

Mor, altın ve siyahın iç içe geçtiği o göksel ışıklar, Kael ve Celeste’nin birkaç dakika önce gerçekliği nasıl büktüğünün sessiz tanıklarıydı.

Parçalanmış zeminin ortasında, Kael ve Celeste birbirlerinden birkaç metre uzaklıkta duruyorlardı.

Hakem titreyen sesiyle sonucu ilan etmişti.

“Beraber… bitti…”

Sonrasında ise puan tablosuna göre kazananın Kael olduğunu söylemişti.

Ama orada bulunan herkes biliyordu ki bu yalnızca bir resmiyetti.
Asıl mesele, yıkımın ortasında duran o iki figür arasındaki bağdı.

İkisi birlikte locaya doğru yürürken, Kael’in adımları her zamanki gibi sessiz ve vakurdu.

Celeste’ninkiler ise hâlâ savaşın bıraktığı adrenalinin etkisindeydi.

Kael hafifçe başını yana çevirdi.

“Eğlendin mi?”

Celeste ona baktı.

“Eğlenmek mi?”

Bir an güldü.

“Kael… neredeyse uzay-zaman dokusunda bir yırtık açıyorduk.”

Omuzlarını hafifçe silkti.

“...ama evet.”

Gözleri parladı.

“Seninle dövüşmek gerçekten.. eğlenceliydi.”

Kael hafifçe sırıttı.

Elini uzatıp Celeste’nin başını okşadı.
Bir şey söylemedi.

Çünkü bazen sessizlik, en karmaşık duydulardan bile daha fazla şey anlatırdı.

Locaya döndüklerinde atmosfer eskisine göre farklıydı.

Kael’in gözleri istemsizce bir noktaya kaydı.
Nimara.

Ona bir yırtıcı gibi bakan o keskin bakışları görmezden gelmek zordu.

Syr bunu fark etmişti.

Ama Elaria hiçbir şey anlamamıştı.

Neşeyle Kael ve Celeste’nin yanına yaklaştı.

“Ben bir şey soracağım!”

Merakı yine mantığının önüne geçmişti.
Bakışları önce Celeste’ye, sonra Kael’e kaydı.

“Az önce arenada olan şey… gerçekten neydi?”

Celeste kaşını kaldırdı.

“Hangisi?”

Elaria iki kolunu yana açarak neredeyse isyan etti.

“Hangisi mi?!”

Derin bir nefes aldı.

“Tabii ki o kara delik gibi görünen şey! Işığı bile yutuyordu! Gerçeklik etrafında büzüşüyordu!”

...

Bu konuşma sürerken Nimara sessizce onları izliyordu.

Sonunda öne çıktı.

Gözleri Kael’inkilerle buluştuğu anda, odadaki hava aniden değişti.
Sanki görünmez bir anlaşma yapılmıştı.

Herkes sustu.

Nimara’nın bakışlarında bir hatırlatma vardı.

Dün gece yarım kalan… yarına ertelenen o söz.

“Çeyrek ve yarı finaller yarın,” dedi Nimara.
Sesi kadife gibi yumuşak ama kararlıydı.
Kael’e doğru hafifçe eğildi.

Sözlerini neredeyse yalnızca onun duyabileceği kadar alçak bir sesle söyledi.

“Bugün çok şey oldu.”

Bir an durdu.

“Ama bu gece…”

Gözleri Kael’inkilere kilitlendi.

“Bu gece sadece bize ait olmalı.”

Bu bir rica değildi.

Bir kesinlikti.

Kael cevap vermedi.

Sadece hafifçe gülümsedi.

Ama gözleri zaten her şeyi anlatıyordu.

...

Bir süre sonra herkes birlikte evlerine doğru yürüdü.

Velathar’ın yarım küresi akşamın koyu tonlarına bürünüyordu.

Kısa süre sonra ışıklar sönmeye başlayacak ve şehrin yarısı geceye gömülecekti.

Bazıları için bu uyku vaktiydi.

Bazıları içinse antrenman zamanı.

Ama bu gece…
Bu gece Kael ve Nimara’nıngecesi olacaktı.

Akşam tamamen çöktüğünde Moonlight Malikanesi sessizleşmişti.

Herkes kendi odasına çekilmişti.

Kael balkon kapısını açmış, serin rüzgârın tenine değmesine izin veriyordu.

Bir süre sonra kapı yavaşça açıldı.

Nimara içeri girdi.

Sessiz adımlarla Kael’e doğru yürüdü.
Arkasına geçti.

Kollarını Kael’in beline doladı.

Başını onun çıplak sırtına yasladığında, Kael’in damarlarında dolaşan o rafine mananın nabız gibi atışını hissedebiliyordu.

Mana hücreleriyle dolu o beden…
Sanki yaşayan bir enerji okyanusuydu.

Nimara’nın sıcak nefesi Kael’in sırtında hafif bir rüzgâr gibi dolaştı.

Kael gözlerini kapatmadı.

Bakışları hâlâ Velathar’ın geceye gömülen gökyüzündeydi.

Aşağıda şehir yavaş yavaş aydınlanıyordu.

Mor kristal lambalar…

Havada süzülen platformlar…

Uzak kulelerin pencereleri…

Hepsi tek tek parlamaya başlamıştı.

Nimara’nın kolları hâlâ Kael’in belindeydi.

Sessizlik birkaç saniye sürdü.

Sonunda Nimara konuştu.

“Bugün gerçekten çok uzun bir gündü, Kael.”

Kael hafifçe başını salladı.

“Evet… öyleydi.”

Sessizlik yeniden aralarına girdi.

Nimara yavaşça konuştu.

“Bu akşam…”

Sesi daha yumuşaktı.

“Sadece beni görmeni istiyorum.”

Başını biraz daha Kael’in sırtına yasladı.

“Beni hissetmeni istiyorum… Kael.”

Kael yüzünü ona çevirdi.

“Nimara… ben seni her zaman görüyorum.”

Bir an durdu.

“Ve hissediyorum.”

Yumuşak bir gülümseme belirdi.

“Siz hepiniz benim için değerlisiniz.”

Nimara’nın gözleri hafifçe daraldı.

Siz…

Bakışları daha yoğunlaştı.

“İşte ben de bundan bahsediyorum.”

Bir adım geri çekildi.

“Bu akşam siz değil.”

Kael’in gözlerine baktı.

“Bu akşam sadece sen olsun istiyorum.”

Sesi hafif ama açgözlüydü.

“Benden başka kimseye bakma.
Benden başka kimseyi düşünme.”

Derin bir nefes aldı.

“Ve sadece bu akşam için…”

Gözleri Kael’in gözlerine kilitlendi.

“Tamamen bana bak, Kael.”

Kael birkaç saniye sessiz kaldı.

Ne söylemesi gerektiğinden emin değildi.
Bu yüzden kalbinden geçenleri söyledi.

“Nimara…”

Bir an durdu.

“Gelecekte… diğerleriyle birlikte olduğum bir anda…”

Bakışları yumuşadı.

“Seni unutursam… hoşuna gider miydi?”
Nimara’nın sözleri yarıda kaldı.

“Benim demek iste—”

Kael başını hafifçe salladı.

“Ne demek istediğini anlıyorum.”

Sesi sakindi.

“Ama biz hepimiz bir aileyiz.
Biz biriz.”

Gözleri nazik ama kararlıydı.

“Bu yüzden böyle bir durumda olsak bile, geçici olsa bile…”

“Kimseyi unutmamı isteme.”

Nimara’nın bakışları yumuşadı.

Sessizlik birkaç saniye sürdü.

Sonunda gözlerini indirdi.

Nimara’nın sesi neredeyse bir fısıltıydı.

“…ben özür dilerim.”

Kael cevap vermedi.

Sadece birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra yavaşça döndü ve Nimara’nın ellerini kendi ellerinin içine aldı.

Nimara şaşırmıştı.

Kael nadiren böyle doğrudan temas başlatırdı.

“Özür dileyecek bir şey yok,” dedi Kael sakin bir sesle.

Rüzgâr balkonun açık kapısından içeri giriyor, perdeleri hafifçe dalgalandırıyordu.
Aşağıda Velathar’ın gece manzarası büyüleyiciydi.

Ama Nimara’nın gözleri yalnızca Kael’i görüyordu.

“Bazen…” dedi Nimara, kelimeleri dikkatle seçerek, “seni paylaşmak zorunda olduğumu hatırlamak zor oluyor.”

Kael kaşını hafifçe kaldırdı.

“Paylaşmak?”

Nimara kısa bir gülümseme attı.

“Yanlış kelime.”

Bir adım daha yaklaştı.

“Sen kimsenin değilsin… bunu biliyorum.”

Gözleri Kael’in gözlerine kilitlendi.

“Ama yine de…”

Derin bir nefes aldı.

“Bazen sadece… bana ait bir an olsun istiyorum.”

Sessizlik oluştu.

Kael’in bakışları yumuşadı.

“Bugün seni izledim.” dedi Nimara aniden.

Kael başını biraz yana eğdi.

“Evet.”

“Celeste ile dövüşürken.”

Nimara’nın gözlerinde hâlâ o sahnenin yansıması vardı.
“O an… bir saniyeliğine gerçekten korktum.”

Kael bunu beklemiyordu.

“Korktun?”

Nimara başını salladı.

“Çünkü o an ikiniz de… çok uzağa gidiyordunuz.”

Gözleri karanlık gökyüzüne kaydı.

“Gerçeklik bükülüyordu Kael, bu benim asla ulaşamayacağım bir aşama.. en azından şuanda.”

Sonra tekrar ona baktı.

“Ve sen… hiç tereddüt etmedin.”

Kael kısa bir süre düşündü.

“Tereddüt etseydim kaybederdim.”

Nimara başını hafifçe salladı.

“Hayır.”

Bir adım daha yaklaştı.

Artık aralarında neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.

“Sen kaybetmekten korkmuyorsun.”

Kael cevap vermedi.

Nimara’nın parmakları Kael’in göğsüne dokundu.

Yavaşça.

Sanki orada atan kalbi hissetmek ister gibi.

“Sen sadece… durmayı bilmiyorsun.”

Kael hafifçe güldü.

“Bu bir suç mu?”

Nimara da gülümsedi.

“Hayır.”

Sonra bakışları biraz daha yumuşadı.

“Bu yüzden sana hayranım zaten.”

Rüzgâr yeniden içeri doldu.

Ay ışığı Nimara’nın saçlarına vuruyor, onları gümüş gibi parlatıyordu.

Kael bir süre onu izledi.

Sonra sordu.

“Nimara.”

“Evet?”

“Bu gece neden bu kadar… ciddi görünüyorsun?”

Nimara birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra hafifçe omuz silkti.

“Çünkü yarın…”

“Yarın?”

“Çeyrek finaller.”

Kael başını salladı.

“Ve?”

Nimara’nın gözleri daraldı.

“Ve sen yine kendini tutmayacaksın.”

Kael bu sefer açıkça gülümsedi.

“Bu turnuva bunun için değil mi zaten?”

Nimara başını iki yana salladı.

“Hayır.”

Bir adım daha yaklaştı.

Şimdi neredeyse nefesleri birbirine değiyordu.

“Bu turnuva sadece güç göstermek için.”

Parmaklarını Kael’in eline doladı.

“Sen ise… sınırları parçalamak için savaşıyorsun.”

Kael’in bakışları derinleşti.

Nimara devam etti.

“Bugün arenada bir an vardı.”

“Hangisi?”

“Celeste o karanlık çekimi oluşturduğunda.”

Kael hatırladı.

O an.

Gerçekliğin büküldüğü o saniye.

Nimara’nın sesi tekrar yumuşadı.

“O anda... sen gülümsedin.”

Kael hafifçe kaşını kaldırdı.

“Fark ettin mi?”

“Evet.”

Nimara gözlerini kaçırmadı.

“O gülümseme… birinin sınırını zorladığında attığın gülümsemeydi.”

Bir an sustu.

Sonra fısıldadı.

“Ve bu beni hem korkuttu.. hem de sana biraz daha aşık etti.”

Sessizlik.

Bu sefer daha uzun sürdü.

Kael’in yüzünde çok nadir görülen o sakin ifade vardı.

Sonra elini kaldırdı.

Nimara’nın saçlarının arasına götürdü.
Nazikçe.

“Biliyor musun…” dedi Kael.

“Ne?”

“Sen düşündüğünden daha cesursun.”

Nimara hafifçe güldü.

“Gerçekten mi?”

Kael başını salladı.

“Çünkü çoğu insan.. o gülümsemeyi gördüğünde kaçardı.”

Nimara Kael’in göğsüne yaslandı.

“Ben çoğu insan değilim.”

Sonra başını kaldırdı.

Gözleri yeniden onun gözlerine kilitlendi.

“Ve bu gece…”

Sesi tekrar yumuşadı.

“Ben kaçmak istemiyorum.”

Birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.

Velathar’ın gece ışıkları aşağıda parlıyordu.
Dünya sessizleşmiş gibiydi.

Nimara yavaşça Kael’e biraz daha yaklaştı.
Fısıldadı.

“Bu gece…”

“…sadece bizim gecemiz.”

Ve o anda odadaki sessizlik artık başka bir şeye dönüşmeye başlamıştı.

... 

[+18 Sahne] 

(Not: Hayatım boyunca ilk defa seks sahnesi yazıyorum ve bakirim nasıl olur pek bilmiyorum.. ama elimdne geleni yapacağım \(^o^)/)


Kael ve Nimara, dudaklarını yavaşça birbirine mühürlediler.

Öpüşme önce nazik, neredeyse temkinliydi.
Nimara’nın dudakları titriyordu– sabrının sınırında, yıllardır beklediği o anın gerçekliği karşısında.

Kael ise kontrollüydü her dokunuşu hesaplı, ama altında yatan o kadim enerjiyi bastırmak için kendini zorluyordu.

Dilleri birbirine değdiğinde ikisi de aynı anda derin bir nefes aldı.

Sanki o temasla birlikte içlerindeki mana akımları da birbirine karıştı.

Nimara’nın elleri Kael’in sırtına kaydı, tırnakları hafifçe deriye battı– acı değil, “buradayım” deme şekliydi.

Kael bir an geri çekildi, sadece alnını Nimara’nın alnına yasladı.

“Bu gece… gerçekten geri dönüş yok,” dedi fısıltıyla.

Nimara’nın gözleri yarı kapalıydı, nefesi hızlanmıştı.

“Geri dönmek istemiyorum zaten.”

Kael gülümsedi– o tehlikeli, içten gülümseme.
Ve o anda ikisini de yatağa ışınladı.
Oda bir anda değişti.

Kael, etrafına ince bir ayna-boyut ördü, içerideki hiçbir ses veya inleme dışarıya sızmayacaktı.

Duvarlar hafifçe dalgalandı, ay ışığı kırılıp odanın her köşesine dağıldı.

Sanki gerçeklik kendilerini izlemek için bir aynaya dönüşmüştü.

Nimara yatağa sırtüstü uzandığında, geceliği omuzlarından kaydı.

Teninin soluk rengi ay ışığında neredeyse parlıyordu.

Ortaya çıkmış dik göğüslerinin güzelliği.
Kavisli, kum saati gibi olan vücudu.
Ve belliki bakımı yapılmış olan bir, hazinesi.

Gözleri Kael’i bırakmıyordu– aç, sabırlı ve kararlı.

Kael üstüne eğildi, ellerini yatağa dayadı.

Yüzleri birbirine o kadar yakındı ki nefesleri karışıyordu.

“verdiğimiz söz…” dedi Kael usulca.
“…bugün tutulacak.”

Nimara’nın elleri Kael’in göğsüne gitti, parmakları kaslarının arasında gezindi.

“Ben o sözü unutmadım,” diye fısıldadı.

“Ve seni bekledim.”

Kael’in dudakları yeniden Nimara’nınkileri buldu– bu sefer daha derin, daha aç.

Nimara inledi, sesi odada yankılandı.

Elleri Kael’in sırtına dolandı, tırnakları daha derine battı.

Kael’in eli yavaşça aşağı kaydı
Nimara’nın bacakları hafifçe ayrıldı, davetkâr ama aynı zamanda meydan okuyan bir hareketle.

Kael’in parmakları iç bacağına değdiğinde Nimara’nın nefesi kesildi.

Aşk suları çoktan akmaya başlamıştı sıcak, ıslak ve davetkâr.

Kael duraksamadı.

Parmakları yavaşça içeri girdi, Nimara’nın en hassas noktasına dokundu.

Nimara’nın sırtı yay gibi gerildi, inlemesi odada yankılandı.

“Kael…”

Adı bir dua gibi çıktı dudaklarından.

Kael’in diğer eli Nimara’nın göğsüne gitti, meme ucunu hafifçe sıktı.

Nimara’nın kalçaları istemsizce yukarı kalktı, daha fazlasını istiyordu.

Kael eğildi, dudaklarını Nimara’nın boynuna gömdü.

Dişleri hafifçe deriye battı– acı değil, sahiplenme.

Nimara’nın elleri Kael’in saçlarına dolandı, onu kendine çekti.

İçime gir,” diye fısıldadı, sesi titriyordu.
“Lütfen… artık bekleyemem.”

Kael doğruldu, gözleri Nimara’nınkilerle buluştu.

Ve o anda… her şeyi bıraktı.

Pantolonunu çıkardı, sertliği zaten hazırdı.
Nimara’nın gözleri büyüdü hem hayranlık, hem açlıkla.

Kael yavaşça üstüne eğildi.

Ucu Nimara’nın girişine değdiğinde ikisi de aynı anda inledi.

Yavaşça içeri girdi.

Nimara’nın gözleri kapandı, ağzı hafifçe açıldı.

Acı ve zevk bir aradaydı ama acı kısa sürdü.
Çünkü Kael’in manası, Nimara’nın bedenine sızdı.

[İmparator Aşama Yaşam] sessizce çalıştı her hücre yenilendi, her sinir uç hassasiyeti arttı.

Nimara’nın inlemesi zevke dönüştü.
Kael tamamen içine girdiğinde ikisi de dondu.

Bir an… sadece birbirlerini hissettiler.

Sonra Kael hareket etmeye başladı.

Yavaş, derin, ritmik.

Nimara’nın kalçaları ona eşlik etti, her itişte daha derine aldı.

Elleri Kael’in sırtına gömüldü, tırnakları iz bıraktı.

Kael hızlandı.

Nimara’nın inlemeleri artık kontrolsüzdü.

“Kael… daha hızlı…”

Kael’in gözleri karardı.

Ve o anda… gerçekten dizginleri bıraktı.
Hareketleri vahşileşti.

Nimara’nın çığlıkları odayı doldurdu.

Ama kimse duymuyordu ayna-boyut her şeyi yutuyordu.

Kael’in eli Nimara’nın boğazına gitti sıkmadı, sadece tuttu.

Sahiplenme.

Nimara’nın gözleri yaşla doldu zevkten.
“Benimsin,” diye fısıldadı Kael, sesi boğuktu.

Nimara başını salladı, kelimeler boğazında düğümlendi.

“Seninim… tamamiyle seninim... Kael~

Yarım saatin sonunda, orgazm ikisini aynı anda vurdu.

Nimara’nın bedeni yay gibi gerildi, çığlığı odada yankılandı.

Kael derinlere boşaldı sıcak, yoğun, bitmek bilmeyen.

İkisi de titreyerek birbirine sarıldı.

Nefes nefese kaldılar.

Nimara’nın gözleri hâlâ yaşlıydı, ama bu kez mutluluktan.

Kael yavaşça dışarı çıktı, yanına uzandı.

Nimara hemen ona sarıldı, başını göğsüne yasladı.

Sessizlik.

Sonra Nimara fısıldadı:
“Bu gece… sözünü tuttun.”

Kael saçlarını okşadı.

“Ve daha bitmedi.”

Nimara gülümsedi.

“İyi.”

Çünkü biliyordu.

Bu sadece başlangıçtı.

...

Güneş, Velathar’ın ufuk çizgisini altın bir bıçak gibi yardığında, gökyüzü önce koyu mor bir kadifeden pembeye, oradan da saf turuncuya dönüştü. 

Işık önce yüksek kulelerin camlarını tutuşturdu, sonra malikanenin bahçesindeki kristal çiçeklere vurarak her birini içten içe parlatan küçük güneşlere çevirdi. 

Rüzgâr hafifti servi ağaçlarının iğneleri arasında ıslık çalıyor, çeşmenin suyunu hafifçe dalgalandırıyordu. 

Sabah, sanki dün geceki fırtınadan habersiz, tertemiz ve sessizdi.

Oda hâlâ loştu. Perdeler aralığından sızan altın ışık, yatağın üstünde ince şeritler çiziyordu.

Kael ve Nimara hâlâ birbirine sarılıydı. Çarşaflar buruşuk, yastıklar yere düşmüş, hava ağır bir misk ve ter kokusuyla doluydu saatlerce süren, doymak bilmeyen bir sevişmenin kokusu.

Nimara’nın saçları Kael’in göğsüne dağılmış, bir kolu onun beline dolanmıştı. Kael’in eli ise hâlâ Nimara’nın kalçasında, parmakları hafifçe tenine gömülüydü.

İkisinin de nefesi düzenliydi ama derin bedenleri yorgunluktan değil, aşırı doygunluktan ağırlaşmıştı.

Yatak, onların birbirine karışmış kokularıyla, teriyle, aşk sularıyla ıslanmıştı. Çarşafların ortasında koyu lekeler bırakmıştı gece. 

Saatlerce durmadan sevişmişlerdi; önce yavaş, sonra vahşi, sonra yine yavaş… ta ki ikisi de tükenene kadar. 

Nimara’nın boynunda, omuzlarında, iç bacaklarında kırmızı izler vardı Kael’in dişlerinin, ellerinin, dudaklarının izleri. Kael’in sırtında ise Nimara’nın tırnaklarının bıraktığı uzun, kırmızı çizgiler.

Nimara uyanmadan önce hafifçe kıpırdandı, burnunu Kael’in boynuna gömdü ve mırıldandı

“…hâlâ içimdeymişsin gibi…”

Kael gözlerini açtı, gülümsedi. Elini Nimara’nın saçlarına götürdü, yavaşça okşadı.

“İyi uyudun mu?”

Nimara başını kaldırdı, gözleri hâlâ uykulu ama mutlu.

“Uyumadım ki… sadece bayıldım.”

İkisi de güldü–sessiz, yorgun, ama derin bir gülüş.

Sabahın ilk ışıkları tam odanın ortasına vurduğunda, Kael fısıldadı

“Bugün… çeyrek ve yarı finaller var.”

Nimara gözlerini kapadı, yeniden Kael’in göğsüne yaslandı.

“O zaman bugün de kazan.”

Kael’in eli Nimara’nın sırtında gezindi.

“Senin için… her şeyi kazanırım.”

Ve o an, ikisi de biliyordu

Gece bitmemişti.

Sadece bir ara vermişlerdi.

...

Bölüm Sonu

•Tekpi Bırakmayı

•Yorum Atmayı, unutmayın!

(+18 Sahneyi okuduysanız ?/10 puanlayın ve fikirlerinizi belirtin)

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

64   Önceki Bölüm