Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 294

55.Kısım – Mutlu Anılar (4)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 10 dk Kelime: 2.403

 
Han Sooyoung’un karargâhında kalmaya başlamamın üzerinden iki gün geçmişti.
 
Bu süre zarfında birkaç noktaya odaklanmam gerekiyordu. Birincisi, Han Sooyoung’un ‘Yoo Joonghyuk’un ölümü’ ile tam olarak neyi kastettiğini çözmek; ikincisi ise bu ölüm aracılığıyla nihayetinde neyi başarmak istediğini bulmaktı.
 
Her iki durumda da gerçeğe ulaşmak kolay değildi. Üstelik tek sorun bu da değildi.
 
   [Gerçekten yok mu oldu? Bizim Eden’imiz?]
 
Vahşi bir ruh hali yayan Gabriel’e baktım. “Doğru. Üçüncü turun Metatron’undan buna dair hiçbir şey duymadınız mı?”
 
   […Kâtip, Eden’in yıkılacağını biliyor mu?]
 
Başımı salladım. “Geri dönersen ona kendin sorarsın. Tabii eğer güvenli bir şekilde geri dönebilirsen.”
 
Gabriel ve Jophiel’in sapları titremeye başladı. Bana kızdıklarını sanmıştım ama görünüşe göre kendi aralarında konuşuyorlardı. Uriel peluşunu çıkardım. İyi ve Kötünün Hapsi’ne yakalanmıştı ve önümüzdeki beş gün boyunca gücünü kullanamayacaktı.
 
   Dördüncü Duvar sana bakıyor.
 
Belki Dördüncü Duvar’ın gücünü ödünç alarak ona üçüncü turun anılarını verebilirdim. Ancak Uriel’in benim anılarımla duygulanacağı düşüncesi sadece bir fanteziydi. Muhtemelen anıları gördükten sonra şöyle derdi,■■, ne olmuş yani?
 
1863. turu bizzat yaşamış bir Uriel için üçüncü turun anıları sadece bir roman gibi tınlardı.
 
   “Kim Dokja-ssi, bizimle ava çıkacak mısın?”
 
Başımı kaldırdığımda çelik eldivenlerini takmış duran Lee Hyunsung’u gördüm. “Sizinle gelmemde bir sakınca var mı?”
 
   “Evet, şey... yerden toplanmış bir merminin kimliğini tespit etmenin bir anlamı yoktur.”
 
Lee Hyunsung’un sözlerine gülümsedim. İster üçüncü tur ister 1863. tur olsun, o tuhaf benzetmeleri hâlâ yerli yerindeydi. Lee Hyunsung’un şimdiye kadar kaç kez disiplin koğuşuna kapatılmış olabileceğini hesapladım.
 
   [Karakter Lee Hyunsung’a dair anlayışın arttı.]
 
   [Karakter Lee Hyunsung sana karşı hafif bir yakınlık hissediyor.]
 
İlk senaryoyu hatırlayınca bir an için dalgınlaştım. Lee Hyunsung’un ihtiyatını dağıtmak için bir cümle ekledim. “Daha tetikte olman gerekmez mi? Ben Yoo Joonghyuk’un yoldaşıyım.”
 
   “Um... Kaptan bir şey demedi ve... aslına bakarsan, Dokja-ssi, senin kötü biri olmadığını hissediyorum. Sanırım bu 94 senaryodan sonra kazandığım bir önsezi.”
 
Roman boyunca Lee Hyunsung’un önsezileri çoğunlukla hedefi ıskalardı. Lee Hyunsung ne zaman böyle bir şey söylese, Yoo Joonghyuk’un arkasından bıçaklanacağını düşünürdüm.
 
   “Hey, geldin mi? Bakalım yeteneklerin nelermiş.”
 
Birlikte ava çıkanlar Kim Namwoon ve Lee Jihye idi. Lee Jihye gri bir kapüşon giymişti ve hoşnutsuz bir tavırla bana bakıyordu.
 
   “Çabuk gel. Başlıyoruz.”
 
Ekip üyelerini takip ederek karargâhtan çıktım. Bu avın amacı karargâh çevresindeki isimsiz şeyleri temizlemek ve eşya toplamaktı. Tabii ki Han Sooyoung’un bu avı emretmesinin asıl nedenini biliyordum.
 
   – Önünüzde iki tane var. Biri dokunaçlı, diğeri ise karma türlerden.
 
Han Donghoon’un mesajı duyuldu ve Lee Jihye kılıcını çekti. Tüm dokunaçları yenmek için Anında Öldürmeyi tetikledi, ardından Kim Namwoon ana gövdeyi kara alevleriyle yaktı.
 
Orijinali okurken de hissetmiştim ama bu ikisi gerçekten birbiriyle çok uyumluydu. Canavar küle dönerken korkunç bir çığlık koptu ve Kim Namwoon, Lee Jihye’ye yaklaştı.
 
   “Güzel saldırı.”
 
Kim Namwoon, havalı bir ifadeyle sağ elini Lee Jihye’ye doğru kaldırdı. Lee Jihye ise soğuk gözlerle kılıcını Kim Namwoon’a doğrulttu. Kılıç, Kim Namwoon’un yanağının yanından geçip alevler içinde debelenen isimsiz şeyin kıvranan dokunacına saplandı.
 
Lee Jihye bir sonraki avına doğru hareket etti. Kim Namwoon peşinden koştu. “Hey, beraber gidelim!”
 
Gilyoung ve Yoosung büyüdüklerinde böyle bir ikili olurlar mıydı? Geri dönersem böyle bir sahne görebilirdim.
 
   “Dokja-ssi?”
 
   “Ah, evet. Ben diğer tarafı alacağım.”
 
Hızla Kırılmaz İnanç’ı çektim ve Rüzgârın Yolu’nu etkinleştirdim. Bazı uçan dokunaçlar savunmasız bir anımda sızmaya çalıştı. Bilerek Elektrifikasyon’u kullanmadığımda isimsiz şeylerle uğraşmak biraz zorlayıcıydı.
 
   “Kukuku, zayıf mısın nesin?”
 
Kara alevleri iki elinde toplayan Kim Namwoon, umursamaz bir gülümsemeyle isimsiz şeyleri pataklamaya başladı.
 
   “İzle de öğren!”
 
Kesinlikle muazzam bir savaş gücüydü. Mevcut Kim Namwoon, Abisal Kara Alev Ejderhası’nın gücünün yarısını çekebiliyordu.
 
Sessizce Kim Namwoon’u yüreklendirdim. “Harikasın. Bir tane daha geliyor.”
 
   “Hahaha, yolla gelsin!”
 
   “Vay canına, ne kadar iyi olursan ol, zor değil mi?”
 
   “Neyden bahsediyorsun sen? Hahahaha! Geber!”
 
   “Hey, şurada bir tane daha var...”
 
Kim Namwoon bir şeyleri geç de olsa fark edince kaşları seğirdi. Yanında duran Lee Hyunsung gülümsüyordu. Uzakta, bir canavarı yakalayan Lee Jihye, sanki ona acıyormuş gibi dilini şaklattı. Kim Namwoon’un yüz ifadesi çarpılıp yumruğunu bana doğru kaldırdığı an ona, “Lee Jihye gösteriş budalalarından hoşlanmaz,” dedim.
 
Kim Namwoon’un yüzü saçları kadar beyazladı. Gözleri sanki bir deprem oluyormuş gibi sarsıldı. Aslında en büyük tepkiyi, gözleri fal taşı gibi açılan Lee Hyunsung verdi.
 
...Bu adam bunca turu hiçbir şey fark etmeden geçmişti.
 
Kim Namwoon bir Lee Jihye’ye bir bana baktıktan sonra kekeledi.
 
   “B-Bunu nereden biliyorsun?”
 
   “Bilmesem garip olurdu. Önce saçını boya ve şu sargılardan kurtul. Onların yerine her iki eline de yarım eldiven tak. Avdan sonra ‘güzel saldırı’ gibi laflar etme.”
 
   [Takımyıldızı Abisal Kara Alev Ejderhası senden nefret ediyor.]
 
   “Arkamdaki adam gibi davranman daha faydalı olur.”
 
Kim Namwoon arkamdaki kişiye bakarken gözlerini kırpıştırdı. Yoo Joonghyuk orada boş boş duruyordu. Ceketi yamulmuştu ve yıkanmamıştı ancak yakışıklılığını yine de gizleyemiyordu.
 
   “O adam ‘kötü’. Yine de havalı görünüyor,” diye mırıldandı Sanrı Şeytanı Kim Namwoon. Gülümseyerek cevap verdim. “O kadar da kötü değil. İyi yanları da var.”
 
   “Hah, başka birinden bahsediyor olmalısın. Sahi, nasıl oldu da Yoo Joonghyuk’un yoldaşı oldun?”
 
Kim Namwoon şüpheyle bana bakarken Lee Hyunsung araya girdi. “Dokja-ssi’nin başka bir dünyadan geldiğini duydum.”
 
Belki de Han Sooyoung benden bahsetmişti. Kim Namwoon şaşırmış göründü ve beni işaret etti. “Farklı dünyalar mı? Yani… paralel evrenler gibi mi?”
 
   “Benzer.”
 
Biyoloji bilgisi olmayan Kim Namwoon’un paralel evrenleri bilmesine hayran kaldım. Açıkçası, bu tur hatırladığım turdan farklıydı.
 
   “Bu yüzden seni şimdiye kadar görmemişim. Ee? Neden buraya geldin?”
 
   “Heyecanlısın ama maalesef sana söyleyemem.”
 
   “Peh, peki senin dünyanda ben ne yapıyorum? Lider miyim?”
 
   “Ölüsün.”
 
Kim Namwoon’un yüzü tekrar soldu.
 
   “Şaka yapıyorum. Orada bir gundam inşa ediyorsun. Çok mutlusun.”
 
   “Gundam mı? Ohh...”
 
Lee Jihye geri geldi ve Kim Namwoon’un kafasının arkasına vurdu. “Ne diye boş boş dolanıyorsun? Eşyaları topla.”
 
   “Uh, tamam.”
 
Lee Jihye’nin arkasından eşyaları aceleyle toplayan Kim Namwoon’u izledim ve düşündüm. Belki de ilk senaryoda onu öldürmemeliydim. Eşyaları toplarken bana dönüp fısıldadı, “Affedersin. Bir şey soracağım.”
 
   “Ne?”
 
   “O ceketi bir dakikalığına ödünç verebilir misin?”
 
…Ben ne diyordum ki?
 
   “Görüyorum seni.”
 
Kim Namwoon homurdandı ve eşyaları toplamaya geri döndü. Lee Jihye ona dırdır ediyor, Lee Hyunsung ise kıkırdıyordu.
 
Huzurlu bir manzaraydı. Bu huzurun ortasında, kendi dünyamı güçlü bir şekilde hatırladım. Burada Jung Heewon yoktu. Yoo Sangah veya Lee Gilyoung da yoktu.
 
...Evet, Han Myungoh bile. Bu yüzden geri dönmeliydim.
 
Kısa süre sonra etraftaki tüm eşyaları topladık. Topladığım eşyalara bakıp gülümsedim. İşte oradaydı. 95. senaryoyu tamamlamanın anahtarı olan beş kılıçtan biri. Belki de Han Sooyoung kılıçlardan birinin buralarda olduğunu biliyordu.
 
Ancak kılıcı tuttuğum an şaşkına döndüm. “Affedersin, Hyunsung-ssi.”
 
   “Efendim?”
 
   “Han Sooyoung sana bu kılıcı toplamanızı mı söyledi?”
 
Lee Hyunsung elimdeki kılıca bir göz attı ve yanıtladı, “Ah, evet. O kılıcı arıyoruz.”
 
95. senaryo, ‘beş kılıcın’ anahtar olduğu bir senaryoydu. Mühürlü Kıyamet Ejderhası’nın bu beş kılıçla serbest bırakıldığı bir senaryo. Ama bu kılıç...
 
Kafamdan bir rahatsızlık hissi geçti. Gökyüzüne baktım ve bu yöne doğru gelen Kıyamet Ejderhası’nın Mühürleme Küresi’ni gördüm. Karanlık kürenin içinde uyuyan, Hayatta Kalma Yolları’ndaki en kötü yıkım ejderhasıydı.
 
Normalde Yoo Joonghyuk’un ejderhayı serbest bırakması, ‘Kıyamet Ejderhasının Kurtarıcısı’ dev hikâyesini kazanması ve son senaryoya girmesi gerekiyordu.
 
   O anda, Kim Dokja, Yoo Joonghyuk’un nasıl öldürüleceğini fark etti.
 
Kabzayı tutan elim titredi.
 
   Dahası, Han Sooyoung da tam olarak onunla aynı şeyi düşünüyordu.
 
__________________________________________
 
Gün boyunca Kim Dokja, Hayatta Kalma Yolları’nı tekrar tekrar okudu. Zaten okumuş olduğu sayfaları taradı, gözden kaçırdığı tek bir satır olup olmadığını kontrol etti. Sanki bir şey bulmuş gibiydi. Ya da belki de bulamamıştı. Akıllı telefonuna bakıp defalarca başını tuttu, hatta iç geçirdi. “...Gürültü yapma. Konuşmayı kes.”
 
Bazen Dördüncü Duvar’ı azarlıyordu. Her hâlükârda, Kim Dokja çok çabalıyordu. Bu, bir şeyleri değiştirme çabasıydı; belki de hiç kimsenin anlayamayacağı bir çaba.
 
Kısa süre sonra Kim Dokja’nın gözlerinde küçük bir kararlılık belirdi. Bu, bir-iki günde birikebilecek bir kararlılık değildi. Yalnızca bir hikâyeyi çok uzun süre okumuş birinin sahip olabileceği türden bir kararlılıktı.
 
Bu kararlılıkla Kim Dokja, Hayatta Kalma Yolları’nı okumaya devam etti. Okudu, okudu ve tekrar okudu. Kaç kez okumuştu? Yıldızlar gibi parlayan gözleri yavaş yavaş karardı ve Kim Dokja hafif bir uykuya daldı.
 
Yoo Joonghyuk boş gözlerle bu sahneyi izliyordu. Bitkin düşmüş Kim Dokja’nın sırtı. Düzenli aralıklarla horlama sesi geliyordu.
 
Yoo Joonghyuk’un gözleri eski hâline dönerken çok küçük kıvılcımlar çaktı. Boş gözleri öldürme arzusuyla doldu, bu arzu tam olarak tek bir kişiye yönelmişti. Yoo Joonghyuk, Göğü Yaran Kılıç’ı sessizce hareket ettirdi. Yaklaşırken hiç ses çıkarmadı ve kılıcı Kim Dokja’nın boynuna doğrulttu.
 
  Ha ha öy le bir şey yap ma.
 
Yoo Joonghyuk kaşlarını çattı. Dördüncü Duvar, Kim Dokja’yı hemen uyandıracakmış gibi kıvılcımlar saçtı. Yoo Joonghyuk, Ses İletimi kullanarak illüzyonel duvara bir mesaj gönderdi.
 
   – Onu uyandırma. Eğer uyandırırsan, kafasını hemen uçururum.
 
   Hu um.
 
Dördüncü Duvar’ın çıkardığı kıvılcımlar hızla azaldı. Yoo Joonghyuk kılıcı çekmedi ve Dördüncü Duvar havada karakterler çizmeye başladı.
 
   Ne is ti yor sun?
 
Yoo Joonghyuk hiçbir şey söylemedi. Sanki kelimelerini arıyor ya da ne diyeceğini bilmiyor gibiydi. O sırada Dördüncü Duvar tuhaf bir kahkaha attı.
 
   A ha, an la dım.
 
   “...”
 
   Me rak mı edi yor sun?
 
Yoo Joonghyuk hâlâ cevap vermiyordu ve Dördüncü Duvar her şeyi biliyormuş gibi gülüyordu. Dördüncü Duvar’ın harfleri artmaya başladı. Altın sarısı harfler kısa sürede odayı doldurdu. Yoo Joonghyuk etrafında uçuşan harflere baktı ve onlardan birine uzandı. Harfler eline tepki veriyor gibiydi ve konuşmaya başladılar.
 
   “Ben Dokja.”   
 
   İnsanlara kendimi genellikle böyle tanıtırım, ardından yanlış anlaşılma başlar.
 
Bu, hiç deneyimlemediği bir dünyanın hikâyesiydi. Dördüncü Duvar kıkırdadı.
 
   Çok il ginç.
 
Yoo Joonghyuk sessizce hikâyeyi dinledi. Bu durum gece iyice derinleşene ve şafağın soluk ışığı görülene kadar sürdü.
 
   .
 
   .
 
   .
 
Uyuyan Kim Dokja uyandığında, Yoo Joonghyuk boş gözlerle duvara yaslanmış duruyordu.
 
   “...Uyuyakalmışım, lanet olsun.”
 
Kim Dokja darmadağın saçlarla ayağa kalktı, akıllı telefonunu ve kılıcını aldı. Pencereden dışarı baktığında karargâh birliklerinin çoktan toplandığını gördü. 95. senaryoyu temizlemek için bir araya gelmişlerdi. Ekibin merkezinde, beyaz ceketli Han Sooyoung bu yöne bakıyordu.
 
Bugün, ‘Enkarnasyon Yoo Joonghyuk’un öleceği gündü.
 
 +

Çeviri: Sansanson

+

Bölümleri daha erken okumak için https://novelgecesi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
 
 
 
 
 
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi